TÜRKİYE CUMHURİYETİ İNKILAP TARİHİ ve ATATÜRKÇÜLÜK 1

1. ÜNİTE   XX. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİ VE DÜNYA

1. 1. MUSTAFA KEMAL’İN HAYATI

1.1.1. Mustafa Kemal’in Ailesi

Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik’te Ahmet Subaşı Mahallesi’nde dünyaya geldi. Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi çiftinin dördüncü çocuklarıydı (Görsel 1.3). Mustafa Kemal, Ali Rıza Efendi ile Zübeyde
Hanım’ın; Fatma, Ömer, Ahmet, Mustafa, Makbule ve Naciye adlarındaki altı çocuğundan biridir. Mustafa ve Makbule dışındaki diğer çocukları küçük yaşta vefat etmişlerdir.

1. 1. 2. Bir Önder Yetişiyor

Mahalle Mektebi ve Şemsi Efendi Okulu

Mustafa Kemal okul çağına geldiğinde önce Mahalle Mektebine başladı. Daha sonra Şemsi Efendi İlkokuluna devam etti. Şemsi Efendi İlkokulunda derslerde yeni öğretim yöntemleri ve okumayı kolaylaştıracak ders araç ve gereçleri kullanılıyordu.

Zübeyde Hanım’ın hiçbir şekilde istememesine rağmen o artık askerî rüştiyede okumak istiyordu. Mustafa Kemal, Selanik Askerî Rüştiyesine girdi ve askerî öğrenimi başladı.

1896’da Selanik Askerî Rüştiyesini bitiren Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadi sınavlarına girerek bu okula girmeye hak kazandı ve yatılı okul öğrencisi
oldu.

Edebiyata ve özellikle şiire olan ilgisi onu Namık Kemal ve Tevfik Fikret’in eserlerini okumaya yöneltti. Bu eserler sayesinde içinde var olan vatan ve millet
sevgisi daha da pekişti.

Tarih ve özellikle Türk tarihi, Mustafa Kemal’in ilgi alanlarındandı. Tarihi sevmesinde ve tarih merakının olmasında hocası Kolağası Mehmet Tevfik Bey’in etkisi büyük oldu. Mustafa Kemal yıllar sonra bu öğretmeni için: “Minnet borcum var, bana yeni bir ufuk açtı.” diyerek ondan saygıyla söz etmiştir.

Mustafa Kemal 13 Mart 1899’da İstanbul’da harp okuluna başladı. Mustafa Kemal’in harp okulundaki öğrenimi sırasında eğitiminde ve yetişmesinde etkili olan başlıca hocaları; Yüzbaşı Naci Bey, Fransızca Öğretmeni Necip Asım Bey, Talim Öğretmeni Rahmi Paşa, Binbaşı Fazıl Bey ve Teğmen Osman Efendi’ydi.

Ali Fuat (Cebesoy), Kazım (Karabekir), Refet (Bele), Cafer Tayyar (Eğilmez), Nuri (Conker), Mehmet Arif (Ayıcı), Ali Fethi (Okyar) gibi Millî Mücadele
Dönemi’nin ünlü subayları, aralarında bir ya da iki devre fark bulunsa da, Mustafa Kemal’le aynı dönemde harp okulunda bulunmuşlardır.

Matematik Öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey, bir gün ona, ileride bütün dünyanın öğreneceği Kemal ismini verdi: “Oğlum, senin adın Mustafa. Benim
de öyle. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra senin adın ‘Mustafa Kemal’ olsun…”

Harp okulunu başarıyla bitiren Mustafa Kemal, aynı yıl teğmen rütbesi ile İstanbul’da Harp Akademisinde öğrenime başladı.

1. 1. 3. Mustafa Kemal’in Fikir Hayatını Etkileyen Gelişmeler

İz Bırakan Şehirler

Selanik: Mustafa Kemal’in doğup büyüdüğü ve günümüzde Yunanistan’ın sınırları içerisinde kalan Selanik, Makedonya’nın sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan en gelişmiş şehriydi.

Manastır: Selanik’ten sonra Makedonya’nın diğer bir önemli şehri olan Manastır, ekonomik açıdan gelişmiş bir şehirdi. Manastır, önemli bir ticaret, yönetim
ve ordu merkeziydi.

İstanbul: Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisini bitirdikten sonra harp okulunda eğitim almak için İstanbul’a gitti. İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti olması nedeniyle sosyal, ekonomik ve siyasi açıdan büyük bir öneme sahipti. Mustafa Kemal, başkentte bulunduğu süre boyunca ülkede meydana gelen tüm gelişmeleri de yakından takip edebilme fırsatı buldu.

Mustafa Kemal 1907 yılında Manastır’daki 3. Ordu’ya atandı. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi.

Şam: Mustafa Kemal’in ilk görev yeri, 1905 yılında atanmış olduğu Şam’daki V. Ordu’dur. Makedonya’ya göre Şam, sosyal ve ekonomik yönden geri kalmış bir yerdi. Mustafa Kemal’in atandığı V. Ordu’ya bağlı olarak kurulan süvari alaylarına bu bölgedeki çatışmaları önlemek ve ayaklanmaları bastırmak görevi
verilmişti.

Şam’da askerlik görevinin yanı sıra siyasi faaliyetlerini de sürdüren Mustafa Kemal, burada Vatan ve Hürriyet Cemiyetini kurdu. Ali Fuat’ın (Cebesoy)
desteğiyle Beyrut’ta cemiyetin bir şubesini açtı. Suriye’de istediği gibi faaliyetlerini sürdüremeyen Mustafa Kemal, gizlice Selanik’e geçti ve orada da cemiyetin başka bir şubesini açtı.

Sofya: Mustafa Kemal, Balkan Savaşları’ndan sonra Sofya’ya ateşemiliter olarak atandı. Sofya’daki görevi esnasında Bulgaristan’da yaşayan Türkleri ziyaret edip onlarla yakından ilgilendi, onların kültürel hayatlarının gelişmesi için çaba sarf etti. 

M. Kemal’in Fikir Hayatını Etkileyen Yazarlar, Düşünürler ve Fikir Akımları
Ziya GökalpMilliyetçilik
Namık KemalVatanseverlik
Mehmet Emin YurdakulMilliyetçilik
Tevfik Fikretİnkılapçılık
J.J. RousseauYurttaşlık Bilinci
MontesquieuCumhuriyetçilik
VoltaireBilimsellik, Akılcılık

1.2. XX. YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİ

1. 2. 1. Siyasi Durum

II. Meşrutiyet’in İlanı: İttihat ve Terakki Cemiyeti, mason ve İtalyan Carbonari (Karbonari) teşkilatlarını örnek alarak kurulan bir örgüttür. Gizli faaliyet gösteren cemiyet üyeleri II.Abdülhamid’e karşıydı. Devleti dağılmaktan kurtarmak için bir an önce Meşrutiyet’in ilan edilmesi gerektiğini düşünen cemiyet üyeleri ayaklandılar. İttihat ve Terakki Cemiyetinin faaliyetleri neticesinde II. Abdülhamit yeniden Meşrutiyet’i ilan etti (23 Temmuz 1908) ve Kanun-ı Esasi (1876 Anayasası) yeniden yürürlüğe girdi.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde İttihat ve Terakki Cemiyeti dışında; Osmanlı Ahrar Fırkası, İttihad-ı Muhammedi Fırkası, Fedakaran-ı Millet, Heyeti-i Müttefika-i Osmaniye Fırkası gibi birçok cemiyet kurularak ilk kez çok partili hayata da geçildi.

Meşrutiyet yönetimine karşı olanlar tarafından 31 Mart Ayaklanması (13 Nisan 1909) çıkarıldı. Ayaklanma komutanlığını Mahmut Şevket Paşa’nın yaptığı kurmay başkanlığını Mustafa Kemal’in yaptığı Selanik’ten gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. Bu olaydan sonra II. Abdülhamit tahttan indirildi ve yerine Mehmet Reşat (V. Mehmet) tahta çıkarıldı.

Trablusgarp Savaşı: İtalya da Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki son toprağı olan Trablusgarp’a yöneldi ve Osmanlı Devleti’ne ültimatom vererek bu toprakların kendisine teslim edilmesini istedi. Osmanlı Devleti bu isteği kabul etmeyince İtalya, Osmanlı’ya savaş ilan etti (1911). Mustafa Kemal, Enver Bey ve Fethi Bey gibi gönüllü subaylar, Trablusgarp’a giderek halkı örgütleyip İtalyanlara karşı başarılı bir şekilde mücadele ettiler. Mustafa Kemal, Derne ve Tobruk’ta; Enver Bey, Bingazi’de önemli başarılar kazandılar.

I. Balkan Savaşı’nın başlaması üzerine Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı. İtalya ile Osmanlı Devleti arasında Ouchy (Uşi) Antlaşması imzalandı (18 Ekim 1912). Trablusgarp İtalya’ya bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki varlığı sona erdi. On İki Ada da geçici olarak İtalya’ya bırakıldı.

Balkan Savaşları: Karadağ’ın saldırısıyla başlayan I. Balkan Savaşı’nda; Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan’ın da savaşa katılmasıyla birlikte Osmanlı Devleti kısa sürede yenilgiye uğradı. Büyük devletlerin arabuluculuğu neticesinde yapılan Londra Antlaşması (30 Mayıs 1913) ile Osmanlı Devleti, Midye- Enez hattının batısında kalan topraklarını kaybetti. 

II. Balkan Savaşı sonucunda Balkan Devletleri Bükreş Antlaşması (10 Ağustos 1913) ile Osmanlı Devleti’nden aldıkları yerleri aralarında paylaştılar. Osmanlı Devleti Bulgaristan ile İstanbul, Yunanistan ile Atina ve Sırbistan ile İstanbul antlaşmalarını imzaladı. Sonuç olarak Balkan devletlerinin sınırları değişti. Osmanlı Devleti Makedonya, Arnavutluk, Ege Adaları gibi Balkan topraklarının büyük bir kısmını kaybetti.

İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913) (Osmanlı-Bulgaristan): İki devlet arasında Meriç Nehri sınıra esas kabul edildi. Böylece Edirne, Kırklareli ve Dimetoka Osmanlı Devleti’nde kaldı.
Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) (Osmanlı-Yunanistan): Taraflar, 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’nın beşinci maddesi uyarınca, Ege Adaları’nın geleceğini Büyük Devletler’in kararına bıraktı.
İstanbul Antlaşması (13 Mart 1913) (Osmanlı-Sırbistan): Osmanlı ile Sırbistan arasında ortak sınır kalmadı. Makedonya’nın Sırbistan’a bırakılan topraklarında kalan Müslüman ve Türk ahalinin hak ve hukuku ile ilgili anlaşmaya varıldı.

1. 2. 2. Sosyal durum

Özellikle Balkan Savaşları sonrasında kaybedilen topraklarda büyük kitleler hâlinde Türkler bırakıldı. Bu topraklarda kalan Türkler, gördükleri baskılar karşısında Anadolu’ya göç etti. Doğu Anadolu’da işgale uğrayan yerlerden halk daha güvenli gördüğü başka kentlere göç etmeye başlamıştı. Göçün yaratmış olduğu karmaşa da sosyal hayatı olumsuz etkiledi.

Savaşın ilanından sonra fiyatların yükselmesi halkın alım gücünü düşürdü. Çünkü Osmanlı Devleti bir tarım devleti olmakla beraber şeker, un gibi gündelik yaşamda son derece önemli olan tarım ürünlerini ithal eder durumdaydı.

Olumlu gelişmeler olarak da;  Osmanlı Devleti’nde 1860’lardan itibaren demir yollarının hizmete girmesiyle şehirler arası ulaşım gelişir. XIX. yüzyılda posta teşkilatının kurulması, telgrafın yaygınlaşması ve gazetelerin çıkarılmasıyla
haberleşmede önemli gelişmeler sağlandı. Yaşanan bu gelişmeler şehirlerin önemini artırdı.

1. 2. 3. Ekonomik Durum

Avrupa devletleri Sanayi İnkılabı’yla beraber hızla ekonomik büyüme sağlarken Osmanlı Devleti kendi sanayileşmesini gerçekleştiremedi. Avrupalı ülkelerin rekabetiyle açık pazar haline dönüştü.

Osmanlı Devleti’nin ekonomisi, tarıma dayalıydı. Fakat uzun süren savaşlar, yaşanan toprak kayıpları ve tarımda çalışması gereken nüfusun cephelerde olmasından dolayı tarıma dayalı ekonomi olumsuz etkilendi.

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin mali sıkıntıları giderek arttı ve Kırım Savaşı’nda ilk kez dışarıdan borç alındı. Kırım Savaşı’yla ilk defa yapılan dış borçlanmanın ardından yirmi yıl içinde on beş farklı dış borçlanma daha yapıldı.

Osmanlı Devleti, aldığı borçların faizini bile ödeyemeyince iflas ettiğini açıkladı. 20 Aralık 1881’de yayımlanan Muharrem Kararnamesi ile alacaklı olan devletler Düyûn-ı Umûmiye İdaresini (Genel Borçlar İdaresi) kurdular. Bu idarenin kurulmasıyla Osmanlı maliyesi alacaklı devletlerin denetimi altına girdi. Bu olumsuz gelişmelerin ardından Osmanlı Devleti ekonomik bağımsızlığını kaybetti.

1. 3. 1.  I. Dünya Savaşı’nın Nedenleri ve Savaşın Gelişimi

Savaşın en önemli nedenlerinden olan Fransız İhtilali (1789), tüm dünyada etkisini göstererek birçok ulus üzerinde etkili olmuştur. Bu düşünceden etkilenen ulusların millî devlet kurma düşünceleri doğrultusunda bağımsızlık savaşları başlamıştır.

Almanya’nın önderliğinde Avusturya-Macaristan ve İtalya bir araya gelerek 1882’de Üçlü İttifak (Bağlaşma) Devletleri’ni oluşturdu. Bu birlikteliğe karşı İngiltere ve Fransa İtilaf (Anlaşma) Devletleri’ni kurdu. Daha sonra İtilaf Devletleri’ne Rusya’nın da katılmasıyla 1907’de Üçlü İtilaf Devletleri kurulmuş oldu.

Savaşın Genel Nedenleri
Milliyetçilik akımı
Sömürgecilik yarışı
Ham madde ve pazar arayışı
Devletlerarası bloklaşma
Silahlanma yarışı
Savaşın Özel Nedenleri
. Japonya’nın Uzak Doğu’da sömürgeler elde etmek istemesi
. Fransa’nın Sedan Savaşı’nda, Almanya’ya kaptırdığı kömür yatakları açısından zengin olan Alsace Lorraine’i (Alsas Loren) geri almak istemesi
. Avusturya-Macaristan’ın kendisi için tehlike olarak gördüğü Sırbistan’ı ortadan kaldırıp Doğu’ya doğru genişlemek ve Rusya’yı Balkanlar’dan uzaklaştırmak istemesi
. Rusya’nın Balkanlar’daki bütün Slavları kendi idaresinde birleştirme isteği (Panislavizm politikası) ve sıcak denizlere ulaşma amacı
. Almanya ve İtalya’nın siyasi birliklerini tamamlaması ve sömürgecilik rekabetine katılmaları
. İngiltere ve Almanya arasındaki siyasal ve ekonomik rekabeti
. İtalya’nın Akdeniz ve çevresinde yeni sömürgeler ele geçirmek istemesi

Savaşın Başlaması: 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand (Franz Ferdinand) ve eşi, bir Sırp milliyetçisi tarafından suikast sonucu öldürüldü. Bu olay, İttifak ve İtilaf devletlerini savaşa sürükledi. 28 Temmuz 1914’te Avusturya-Macaristan, Sırbistan’a savaş ilan etti. Almanya, Avusturya-Macaristan’ın yanında yer alarak savaşa katıldı. Rusya ise Sırbistan’ın tarafında yer aldı. Almanya’nın Fransa ve Belçika’ya saldırması üzerine, İngiltere harekete geçerek Almanya’ya savaş açtı.

Avrupa’da savaşın başlamasıyla birlikte Japonya da Asya’daki yayılmasını hızlandırmak için, İngiltere’nin yanında yer alarak Almanya’ya savaş ilan etti.

İtilaf Devletleriİttifak Devletleri
Savaş Başlamadan Önceİngiltere, Fransa, RusyaAlmanya, İtalya Avusturya-Macaristan
Savaş Başladıktan Sonraİngiltere, Fransa, Rusya, İtalya, Sırbistan, ABD Romanya, Japonya,
Yunanistan
Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Bulgaristan

1. 3. 2. I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti

İtilaf Devletleri’nin yanında yer almayı hedefleyen Osmanlı Devleti’nin talebi reddedildi. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını aralarında paylaşmayı amaçladıkları için Osmanlı Devleti’nin savaşa katılmayıp tarafsız kalmasından yanaydı.

Osmanlı Devleti, İtilaf Devletleri’ne yaptığı ittifak önerisinin reddedilmesi üzerine Almanya’ya yakınlaştı. İttihat ve Terakki yöneticileri, Almanya’ya karşı sempati duyuyorlardı ve Almanların savaşı kazanacağına kesin gözüyle bakıyorlardı.

Akdeniz’de bulunan Almanların iki savaş gemisi olan Goeben (Goben) ve Breslau (Brislav), İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale’ye sığınmaları, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesine yol açan olayların başlangıcı oldu. Osmanlı
Devleti, bu gemileri satın aldığını açıkladı ve Goeben’e Yavuz, Breslau’a da Midilli adını verip gemilere Türk bayrağını çekti. Karadeniz’e açılan bu gemiler, Rusya’nın Sivastopol, Odesa gibi limanlarını top ateşine tuttu (29 Ekim 1914).

Osmanlı Devleti’nin savaşa katılmasıyla savaş daha geniş bir alana yayıldı. V. Mehmet Reşad, halife sıfatıyla cihat ilan etti; Müslümanları İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı savaşa çağırdı. Fakat olumlu bir karşılık alınamadı.

1. 3. 3. Cephelerde Osmanlı Devleti

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Savaştığı Cepheler
Taarruz Cepheleri 
Kafkas Cephesi
Kanal Cephesi
Savunma Cepheleri

Çanakkale Cephesi

Irak Cephesi

Hicaz-Yemen Cephesi

Suriye-Filistin Cephesi

Yardım Cepheleri

Galiçya Cephesi

Makedonya Cephesi

Romanya Cephesi

Kafkas Cephesi ve 1915 Olayları

Osmanlı Devleti ilk olarak Doğu Anadolu’da, Kafkas Cephesi’nde, Ruslara karşı savaştı. Enver Paşa, 22 Aralık 1914’te Sarıkamış Harekâtı’nı başlattı.

Enver Paşa komutasındaki Türk kuvvetleri, Ruslara karşı taarruza geçti. Allahuekber Dağları’nı aşmaya çalışan binlerce Türk askeri, ağır kış koşulları ve salgın hastalıklar nedeniyle düşmanla henüz savaşamadan şehit oldu. Osmanlı ordusunun yaşadığı bu felaketten sonra Ruslar, Ermenilerin de desteğini alarak Van, Muş, Bitlis, Erzincan ve Trabzon’u ele geçirdi. Çanakkale zaferinden sonra 1916’da Kafkas Cephesi’ne atanan Mustafa Kemal, Ruslara karşı başarılı bir şekilde mücadele edip Muş ve Bitlis’i düşman işgalinden kurtardı. Cephede savaşlar devam ederken Rusya’da Bolşevik İhtilali çıktı (Ekim 1917). Çarlık rejimi yıkılıp yerine kurulan Sovyet Rusya, savaşa devam etmedi ve Brest Litowsk Antlaşması ile savaştan çekildi. Bu antlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği topraklardan çekilen Sovyet Rusya daha önceden almış olduğu Kars, Ardahan ve Batum’u (Elviye-i Selase) Osmanlı Devleti’ne geri verdi.

Bolşevik İhtilali: 1917 yılında Rusya’da çarlık yönetimine son veren ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kuruluşuna yol açan ihtilale verilen isimdir.
Turancılık: Dünyadaki bütün Türkleri tek bir bayrak altında toplama düşüncesine verilen isimdir.
Anzak: Australian and New Zealand Army Corps (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) kelimelerinin baş harflerinden oluşur. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde İngilizlere destek vermek amacıyla savaşmışlardır.

1915 Olayları: Osmanlı Devleti, Kafkas Cephesi’nde Ruslara, Çanakkale Cephesi’nde İngiliz ve Fransızlara karşı savaşırken, aynı anda Ermeni çetelerinin de içerideki saldırıları karşısında zor durumda kaldı. Ruslar, silahlandırdıkları Ermenilerin, Osmanlı topraklarında yaptıkları katliam ve saldırılarından yararlanıp Doğu Anadolu içlerine kadar ilerledi. Osmanlı Dâhiliye Nezaretinin, 24 Nisan 1915’te yayınladığı bir genelgeyle Hınçak ve Taşnak komite büroları kapatıldı
ve bu komitelerin üyeleri de tutuklandı. Ermenilerin, 1915 olaylarının yıl dönümü olarak her yıl andıkları “24 Nisan” bu genelgenin yayınlandığı tarihi işaret eder. Osmanlı Devleti’nin bu genelge ile yaptığı tutuklamaları, Ermeniler katliam olarak göstermeye çalışmaktadırlar.

İç güvenliği sağlamak hem de cephelerde Türk askerinin güvenliğini artırmak için, 27 Mayıs 1915’te Sevk ve İskân (Tehcir ya da Zorunlu Göç) Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla Ermeniler arasından Ruslarla iş birliği içinde olanlar, çeteciler ve isyan hareketine karışanlar zorunlu olarak göçe tabi tutuldu.  Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı sona erince, 31 Aralık 1918’de Geri Dönüş Kararnamesi yayınladı. Göçe tabi tutulan Ermenilerden isteyenler geri dönmüş, mal ve mülklerini de geri almışlardır.

Kafkas İslam Ordusu: Kafkas İslam Ordusu’yla Bolşevik ve Ermeni Taşnak birlikleri arasında önemli muharebeler yaşandı. Bakü şehrini Türklere vermek istemeyen Bolşevik, Taşnak ve İngiliz birlikleri direnişe başladı. Ama 15 Eylül 1918’de, Kafkas İslâm Ordusu Halil (Kut) Paşa komutasında Bakü’ye girdi. Böylece şehir düşmandan temizlendi. Bu harekât boyunca Türk ordusu, Azerbaycan’ı kurtarmak için 1130 şehit verdi.

Kanal Cephesi:  Osmanlı Devleti, Mısır’ı da geri almayı amaçlamaktaydı. Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1915’te taarruza geçti. Sina Çölü’nü aşmayı başaran Osmanlı kuvvetleri, Süveyş Kanalı’na saldırdı. Fakat İngilizler karşısında başarısız olan Osmanlı kuvvetleri geri çekildi. 1916’da ikinci bir taarruza geçildiyse de başarılı olunamadı. İngiltere 1917’de saldırıya geçip Sina Yarımadası’nı alarak Suriye’ye kadar ilerledi.

Çanakkale Cephesi:  İtilaf Devletleri’nin Çanakkale Cephesi’ni açmasındaki amaçları; İstanbul ve Boğazları ele geçirip Osmanlı’yı savaş dışı bırakmak, müttefikleri olan Rusya’ya gerekli askerî ve ekonomik yardımları yapmak, Rusya’nın buğdayından faydalanmak ve bu cephede kazanılacak başarıyla birlikte hâlâ tarafsız olan Balkan Devletleri’ni kendi yanlarında savaşa çekmekti.

İtilaf Devletleri, Çanakkale’yi önce denizden geçmeyi denediler. İngiltere ve Fransa donanmalarından oluşan büyük bir filo, 19 Şubat 1915’te Kumkale ve Seddülbahir tabyalarını bombalamaya başladı. 18 Mart 1915’te İtilaf donanması,
Çanakkale Boğazı’nı geçmek için harekete geçti.  Ancak bir gece öncesinden Nusret Mayın Gemisi ile Boğaz’a döşenen mayınlar ve kahraman Türk topçusunun başarısı sayesinde İtilaf donanması büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. “18 Mart Kahramanı” olarak anılan Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Tümgeneral Cevat Çobanlı’nın bu zaferde büyük katkısı vardır.

25 Nisan 1915’te çoğunluğu Anzaklardan oluşan İtilaf ordusu, Seddülbahir, Kumkale ve Arıburnu’na çıkarma harekâtı düzenledi. 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal ve emrindeki Türk ordusu; Anafartalar, Conkbayırı, Arıburnu ve Kireçtepe’de destan yazarak düşmana geçit vermediler.

I. Dünya Savaşı süresince Osmanlı Devleti’nin zafer kazandığı tek cephe Çanakkale Cephesi’dir. “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınan Mustafa Kemal’in bu cephedeki başarısı, Millî Mücadele’nin de lideri olmasında etkili oldu.

Hicaz-Yemen Cephesi:  İngilizlerin desteğini sağlayan bazı Arap kabileleri, Osmanlı egemenliğine karşı ayaklandılar. Az sayıda kuvvetle çölün ortasında yiyecek, hastalık gibi pek çok sıkıntılarla birlikte, Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası uzun süre devam etti. Mondros Ateşkes Anlasması imzalanmasına rağmen Fahrettin Paşa uzun süre teslim olmayıp direnişini sürdürdü. Savaşın sonunda Osmanlı Devleti bu topraklardan çekilmek zorunda kaldı. V. Mehmet Reşad’ın halife sıfatıyla yaptığı cihat çağrısı, Araplar üzerinde istenilen etkiyi göstermedi. Bu durum İslamcılık (Ümmetçilik) politikasının etkisini kaybettiğini göstermiştir.

Irak Cephesi:  İngilizler 1915 Eylül’ünde Bağdat’ın 160 kilometre güneyindeki Kut’ül Amâre’ye kadar ilerleyip burayı ele geçirdiler. Fakat Türk kuvvetleri, Selman-ı Pak Muharebesi’nde büyük bir başarı gösterip Kut’ül Amâre’deki İngiliz kuvvetlerini kuşattı. Aldıkları desteğe rağmen üst üste mağlup olan İngiliz kuvvetleri, Türk kuşatmasını kıramadı. İngiliz kuvvetleri 29 Nisan 1916’da Halil Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerine teslim oldu. Kut’ül Amâre’deki İngiliz tümeni, komutanı General Townshend (Tavsınt) ile birlikte esir alındı.

Suriye-Filistin Cephesi:  Yıldırım Orduları bünyesindeki VII. Ordu’nun komutanı olan Mustafa Kemal, İngilizlerin taarruzu karşısında geri çekilerek Antakya’dan Halep’in kuzeyine uzanan bir savunma hattı kurup İngilizleri burada durdurmayı başardı. Ayrıca isyancı Arap güçleri ile 26 Ekim 1918’de yaptığı Katma Savaşı’nı kazanan Mustafa Kemal, Halep’in beş kilometre kadar kuzeyindeki bölgeyi Türk sınırı olarak belirledi. Böylece ileride kurulacak yeni Türk Devleti’nin
millî hududu da Türk askerinin süngüleriyle fiilen burada tespit edilmiş oldu. Mondros Ateşkes Anlasması’nın imzalanmasının ardından Mustafa Kemal 31 Ekim’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı’na atandı. Bu ateşkes anlaşmasının
imzalanmasından sonra İngilizler Suriye’yi tamamen kontrolleri altına aldı.

Galiçya, Makedonya ve Romanya Cepheleri: Osmanlı Devleti’nin kendi sınırları dışında savaştığı cephelerdir. Müttefikleri Bulgaristan, Almanya ve Avusturya-Macaristan’a yardım etmek amacıyla savaşmıştır.

1. 3. 4. Savaş Sona Ererken

1917’de yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Rusya’daki Bolşevik İhtilali’dir. İktidara gelen Bolşevik yönetimi, İttifak Devletleri ile 3 Mart 1918’de Brest Litowsk Antlaşması’nı imzalayarak savaştan çekildi. Bolşevik yönetimi, Çarlık hükûmetinin bütün gizli antlaşmalarını dünya kamuoyuna açıkladı. Böylece Osmanlı Devleti’nin paylaşıldığı gizli antlaşmalar da açığa çıktı.

Amerikan ticaret gemilerinin, Alman denizaltıları tarafından batırılması üzerine ABD, Almanya’ya savaş ilan etti (2 Nisan 1917). ABD savaşa katılınca müttefiklerine yardım etmek amacıyla Avrupa’ya kuvvet gönderdi. Böylece savaş kısa sürede İtilaf Devletleri’nin lehine sonuçlandı. ABD, I. Dünya Savaşı’na katılarak aynı zamanda ilk kez Monroe (Monrö) Doktrini’nden de ayrılmıştır.

İngiliz, Fransız ve Sırp kuvvetlerinin ortak taarruzu neticesinde Bulgaristan yenildi. Selanik Ateşkes Anlaşması (29 Eylül 1918) ile Bulgaristan savaştan çekildi. Bulgaristan’ın savaştan çekilmesiyle İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Boğazlar üzerine harekete geçmek için hazırlandı. Osmanlı Devleti bu tehlike karşısında ateşkes istedi ve Mondros Ateşkes Anlasması’nı İtilaf Devletleri ile imzaladı (30 Ekim 1918).

1. 4. MONDROS ATEŞKES ANLAŞMASI (30 EKİM 1918)

1. 4. 1. Mondros Ateşkes Anlaşması’nın Maddeleri ve Uygulanması

Mondros Ateşkes Anlasması’nın bazı maddeleri şunlardır:
1. Boğazlar İtilaf Devletleri’ne açılacak, Karadeniz’e girişler serbest olacak, Karadeniz ve Çanakkale’deki istihkâmlar İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.
2. Osmanlı orduları terhis edilecek; ordunun taşıt, araç gereç, silah ve cephanesine İtilaf Devletleri tarafından el konulacak.
3. Osmanlı Devleti’nin elindeki tüm savaş esirleri ile esir ya da tutuklu bulunan bütün Ermeniler serbest bırakılacak fakat İtilaf Devletleri’nin elindeki Türk savaş esirleri geri verilmeyecek.
4. İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durum karşısında, herhangi bir stratejik noktayı işgal hakkına sahip olacak (Madde 7).
5. Vilayet-i Sitte denilen altı doğu ilinde (Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Harput, Diyarbakır) herhangi bir karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri buraları işgal hakkına sahip olacak (Madde 24).
6. Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.
7. Tüm liman ve tersaneler İtilaf Devletleri’nin kontrolünde olacak.
8. Hükûmet haberleşmesi dışındaki telsiz, telgraf ve kablolar (iletişim hatları) İtilaf Devletleri’nin denetimi altında olacak.
9. İran içlerinde ve Kafkasya’da bulunan Osmanlı kuvvetleri, I. Dünya Savaşı’ndan önceki sınırlara çekilecek.
10. Kömür, akaryakıt ve benzer kaynaklarda, ülkenin ihtiyaçları karşılandıktan sonra, İtilaf Devletleri’ne satın alma kolaylığı sağlanacak.
11. Suriye, Irak, Hicaz, Yemen, Asir, Trablusgarp ve Bingazi’de Osmanlı kuvvetleri ve subayları en yakın İtilaf Devletleri komutanlığına teslim olacak.

1. 4. 2. Mondros Ateşkes Anlaşması’na Yönelik Tepkiler

İstanbul Hükûmeti’nin Tepkisi: Mondros’tan sonra hükûmette yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti istifa etti. Tevfik Paşa yeni hükûmeti kurdu. Padişah anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak Mebusan Meclisini dağıttı. İşgalcilerin baskıları karşısında Tevfik Paşa Hükûmeti de padişaha istifasını sundu ve yerine İngilizleri destekleyen politikalar izleyen Damat Ferit Paşa Hükûmeti kuruldu.

Mustafa Kemal’in Tepkisi: Mustafa Kemal, antlaşmanın çok ağır şartlar içerdiği ve bağımsızlıkla bağdaşmayan bir antlaşma olduğu konusunda İstanbul Hükûmeti’ni uyarmaya çalıştı. İngilizlerin İskenderun’a yönelmesi üzerine, emrindeki kuvvetlerle işgallere karşı koyma kararı alan Mustafa Kemal, İstanbul Hükûmeti’nin tepkisiyle karşılaştı. İstanbul Hükûmeti, İngilizlerin ateşkes şartlarına göre hareket ettiğini, karşı koymak yerine ateşkesi bozmamak adına İskenderun’un teslim edilmesini istedi. Böylece 9 Kasım 1918’de İskenderun, İngilizler tarafından işgal edildi.

10 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı lağvedildi ve Mustafa Kemal, Harbiye Bakanlığı emrine alınarak İstanbul’a çağrıldı. 13 Kasım 1918’de Mustafa Kemal, İstanbul’a geldiğinde Dolmabahçe Sarayı önlerinde demirli olan işgal donanmasını görünce: “Geldikleri gibi giderler.” sözleriyle tepkisini gösterdi.

Halkın Tepkisi: Halk, işgal güçleri karşısında bulundukları bölgeleri korumak için direniş cemiyetleri kurdu, miting ve protestolarla işgallerin haksızlığını tüm dünyaya duyurmaya çalıştı. Daha sonra Kuvay-ı Millîye’yi oluşturan halk işgalci güçlere karşı silahlı mücadeleye geçerek yaşadıkları toprakları korumaya çalıştı.

1. 4. 3. Yeni Bir Dünya Hayali

1917 yılında İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa katılan ABD’nin başkanı Woodrow Wilson (Vudruv Vilsın), her iki tarafın da çıkarlarını gözettiği iddiasıyla 14 maddelik bir bildiri duyurdu. Barış sağlanırken nelerin gözetileceğinin ve barıştan sonra dünyanın yeni düzeninin nasıl olacağını tespit etmek üzere ortaya atılan Wilson İlkeleri’nin bazı maddeleri şunlardır:
1. Barış antlaşmalarında ve diplomaside açıklık olacak.
2. Ekonomik sınırlandırılmalar kaldırılacak.
3. Ülkelerin silahsızlanmalarını sağlayacak karşılıklı güvenceler verilecek.
4. Galip devletler mağlup devletlerden toprak ya da savaş tazminatı almayacak.
5. Devletlerarası barışı sağlamak amacıyla Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kurulacak.
6. Osmanlı Devleti’nin Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerinde Osmanlı egemenliği sağlanacak, Türklerin çoğunlukta olmadığı bölgelerde ise buradaki milletlerin kendi kendini yönetme hakkı olacak. Boğazlar bütün milletlerin gemilerine açık olacak ve bu durum milletlerarası kontrol altında olacak. (12. Madde)

Osmanlı Devleti de Mondros Ateşkes Anlasması’nı imzalarken Wilson İlkeleri’nin 12. Maddes’ini kurtuluş olarak gördü. İtilaf Devletleri, Wilson İlkeleri’ne ters düşmemek için Mondros’un 7. maddesini bahane edip işgal faaliyetlerini hızlı
bir şekilde gerçekleştirdi.

1. 4. 4. Barışa Son Veren Barış

Osmanlı Devleti’nin topraklarının paylaşımı, konferansta en fazla tartışılan konu olmasına rağmen savaşı kazanan devletler arasındaki çıkar çatışmalarından dolayı, Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması daha sonraya bırakıldı. Osmanlı dışındaki İttifak Devletleri’yle I. Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşmalar imzalandı. Bu antlaşmalarla savaşın galibi olan İtilaf Devletleri tarafından savaşı kaybeden İttifak Devletleri’ne siyasi, askerî ve ekonomik olarak ağır şartlar dayatıldı.

I. Dünya Savaşı’nı Bitiren Barış Antlaşmaları
Devletler 

Almanya

Avusturya

Macaristan

Bulgaristan

Antlaşmalar

Versailles (Versay) Antlaşması (28 Haziran 1919)

Saint Germain (Sen Jermen) Antlaşması (10 Eylül 1919)

Triannon (Tiriyanon) Antlaşması (4 Haziran 1920)

Neuilly (Nöyyi) Antlaşması (27 Kasım 1919)

Almanya ile imzalanan Versailles (Versay) Antlaşması’na göre:
1. Almanya, Fransa ve Belçika’dan daha önceden aldığı bütün toprakları geri verecek.
2. Almanya’nın bütün sömürgeleri İngiltere, Fransa ve Japonya arasında paylaşılacak.
3. Almanya’da zorunlu askerlik kaldırılacak, Alman ordusu 100 bin kişiye indirilecek. Deniz kuvvetleri sınırlandırılacak. Denizaltı ve savaş uçağı yapması yasaklanacak.
4. Almanya savaş tazminatı (tamirat borcu adı altında) ödeyecek.

Avusturya ile imzalanan Saint Germain (Sen Jermen) Antlaşması’na göre:
1. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalandı. Macaristan, Çekoslovakya ve Yugoslavya bağımsız oldu. Galiçya Polonya’ya; Hırvatistan Yugoslavya’ya; Tirol ve Trieste İtalya’ya; Bukoniva Romanya’ya bırakılacak.
2. Milletler Cemiyetinin izni olmadan Almanya ile birleşmeyecek.
3. Avusturya’da zorunlu askerlik kaldırılacak ve Avusturya ordusu 30 bin kişiyle sınırlandırılacak.
4. Avusturya savaş tazminatı ödeyecek.

Bulgaristan ile imzalanan Neuilly (Nöyyi) Antlaşması’na göre:
1. Güney Dobruca Romanya’ya; Gümülcine ve Dedeağaç Yunanistan’a; Tsaribrod ve Srurmitsa Yugoslavya’ya bırakılacak.
2. Bulgaristan’da zorunlu askerlik kaldırılacak. Ordusu 25 bin kişi ile sınırlandırılacak, deniz ve hava kuvveti oluşturması yasaklanacak.
3. Bulgaristan savaş tazminatı ödeyecek.

Macaristan ile imzalanan Triannon (Tiriyanon) Antlaşması’na göre:
1. Presburg bölgesi Çekoslovakya’ya; Bosna Hersek Yugoslavya’ya; Transilvanya Romanya’ya; Burgerland Avusturya’ya bırakılacak.
2. Macaristan’da zorunlu askerlik kaldırılacak, ordusu 35 bin kişi ile sınırlandırılacak, deniz ve hava kuvveti oluşturması yasaklanacak.
3. Macaristan savaş tazminatı ödeyecek.

2. ÜNİTE  MİLLÎ MÜCADELE

2. 1. İŞGALLERİN BAŞLAMASI VE MİLLÎ MÜCADELE’YE HAZIRLIK

2. 1. 1. Ateşkes Dönemi

İtilaf Devletleri, Paris Barış Konferansı’ndan önce, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalanmasının hemen ardından antlaşmanın 7. maddesine dayanarak işgallere başlamışlardı. İlk olarak Musul, İngilizler tarafından işgal edilmişti. Fransızlar da Çukurova’ya doğru ilerlediler. Hatay’ın Dörtyol ilçesinde, Fransızlara karşı, silahlı ilk halk direniş hareketi de başlamıştı.

2. 1. 2. İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919)

İngiltere’nin büyük desteği neticesinde Paris Barış Konferansı’nda, Yunan ordusunun İzmir’i işgali kararlaştırıldı. İzmir’in işgal edileceği söylentisi üzerine İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Redd-i İlhak Cemiyeti, halkı harekete geçirmeye çalıştı. 15 Mayıs 1919 sabahında, bir İngiliz gemisinin desteğindeki Yunan ordusu İzmir’e asker çıkardı. İzmirli Rumlar, ellerinde Yunan bayrakları ve çiçeklerle işgalci Yunan ordusunu karşıladılar.

Hukuk-u Beşer gazetesi yazarı Hasan Tahsin, silahını ateşleyerek Yunan bayrağını taşıyan askeri vurdu. Böylece İzmir’de ilk silahlı direniş başlarken Hasan Tahsin de şehit düştü.  İzmir’in işgali ile yetinmeyen Yunan ordusu, iç kısımlara
doğru ilerleyişe geçerek Aydın, Nazilli, Akhisar ve Ayvalık’ı işgal etti.

On binlerce İstanbullunun katıldığı Fatih, Kadıköy ve Sultanahmet mitingleri yapıldı. Fatih Mitingi’nde Halide Edip (Adıvar); Sultanahmet Mitingi’nde Nakiye (Elgün), Halide Edip (Adıvar), Mehmet Emin (Yurdakul), Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve Selim Sırrı (Tarcan); Kadıköy Mitingi’nde Münevver Saime Hanım yaptıkları konuşmalarla halkın millî duygularını coşturdular. Bu konuşmalar gazeteler aracılığıyla bütün yurda yayıldı.

2. 1. 3. Kuvay-ı Millîye Direnişi: Bağımsızlık Ruhu

Türk milleti, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra başlayan işgallere, azınlıkların emellerine ve taşkınlıklarına karşı, vatanı koruma ve bağımsız yaşama isteği doğrultusunda örgütlenmeye başladı. Bunun sonucu olarak ortaya
çıkan direniş hareketine ve teşkilata Kuvay-ı Millîye (Millî Kuvvetler) adı verilmiştir.

İşgallere karşı ilk direniş hareketi, 19 Aralık 1918’de Fransızlara karşı, Güney Cephesinde, Hatay’ın Dörtyol ilçesinde başladı. Urfa, Antep ve Maraş’ta Fransızlara ve Ermenilere karşı yapılan savaşlar, Millî Mücadele tarihimizde
destanlaşmıştır.

Kuvay-ı Millîye birlikleri, Yunan ordusuna ve Rum çetelerine karşı mücadele ederek işgal güçlerinin ilerleyişini yavaşlattılar. Türk köylerini, Rum ve Ermeni çetelerinin baskınlarından korudular. Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından sonra, 1920’de düzenli orduya geçilmesi kararı ile Kuvay-ı Millîye birlikleri yerini subayların emir ve komutası altındaki düzenli birliklere bıraktı.

2. 1. 4. Cemiyetler: Direniş ve Kurtuluş Yolları Arayışı

İşgallere karşı direnmeyi amaçlayan halk  Kuvay-ı Milliye’yi kurarken, kurtuluşu İstanbul Hükûmeti’nin politikalarına bağlı kalmakta ya da güçlü bir devletin koruması altına girmekte bulan cemiyetler de kurulmuştur. Kuruluş amaçları
yönünden ele alındığında, yararlı ve zararlı cemiyetler adı verilen bu kuruluşlar üç başlık altında incelenmektedir:

1. Azınlıkların kurduğu cemiyetler
2. Millî varlığa düşman cemiyetler
3. Millî cemiyetler

Azınlıkların Kurduğu Cemiyetler

İtilaf Devletleri’yle işbirliği yaparak, çıkardıkları kargaşa ve isyanlarla da yeni işgallere bahane yaratacak zemin hazırlayıp Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakmayı planlıyorlardı. Bu cemiyetlerin başlıcaları şunlardır:

Mavri Mira: Megali İdea (Büyük Ülkü) amacıyla hareket ediyordu. Ana hedefi Bizans İmparatorluğu sınırlarına yeniden ulaştırmaktı. İstanbul’da Patrikhaneye bağlı olarak çalışıyordu.

Etniki Eterya: 1821’de Filiki Eterya adıyla Yunan isyanını Patrikhane ile birlikte çıkaran cemiyettir. Daha sonra Etniki Eterya adını almıştır. Ateşkes Anlaşması Dönemi’nde Batı Anadolu’da Rum nüfusunun artırılması ve Trabzon dolaylarında Pontus Rum Devleti’nin kurulması için çalışmıştır.

Pontus Rum Cemiyeti: Cemiyetin asıl amacı, Karadeniz Bölgesi’nde Samsun merkez olmak üzere bir Pontus Rum Devleti kurmaktı.

Taşnak Sütyun ve Hınçak Cemiyetleri: Amaçları Doğu Anadolu’da ve Çukurova yöresinde Ermeni Devleti kurmaktı. Ermeni Patriği Zaven Efendi tarafından yönetilen Hınçak Komitesi, Mavri Mira Cemiyeti ile de iş birliği yaptı. ABD’nin desteğini almaya çalıştılar. 

Alyans İsrailit ve Makabi Cemiyetleri: Bu cemiyetlerin amacı Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulmasını sağlamaktı. Osmanlı Devleti’nde yaşayan Yahudilerin ticari çıkarları için uğraşmıştır.

Millî Varlığa Düşman Cemiyetler

Kürt Teali Cemiyeti: İngilizlerin desteği ile İstanbul’da kurulan bu cemiyetin amacı, bağımsız bir Kürt devleti kurmaktı.
İslam Teali Cemiyeti: İstanbul’da bazı medrese hocaları önderliğinde kurulan bu cemiyetin amacı, hilafet ve saltanatı güçlendirerek kurtuluşu sağlamaktı.
Wilson Prensipleri Cemiyeti: Halide Edip, Ahmet Emin, Refik Halit gibi Osmanlı aydınları tarafından kurulan cemiyet, kurtuluşun ancak Amerika mandasına girmekle mümkün olabileceğini savunuyordu (Görsel 2.7).
İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngilizlerin desteği ile İstanbul’da kurulmuştur. Millî varlığa düşman cemiyetler arasındaki en etkililerinden biridir. Başta Sadrazam Damat Ferit Paşa ve bazı devlet adamlarınca desteklenmiştir.Cemiyetin ana gayesi, Osmanlı ve İngiliz dostluğunu güçlendirmek ve İngiltere’nin koruyuculuğu altına girmeyi sağlayabilmekti. Cemiyetin üyeleri, Anadolu’da başlayan Kurtuluş Mücadelesi’ne bu nedenle karşı çıkmıştır.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası: 1911’de İttihat ve Terakki’ye karşı olanların kurduğu partidir. Anadolu’da başlayan kurtuluş hareketini İttihatçıların işi olarak gördükleri için bu harekete karşı çıkmışlardır. 
Sulh ve Selamet-i Osmani Fırkası: Ulemadan bir grup tarafından İstanbul’da kurulmuştur. Ülkenin kurtuluşunun ancak padişah ve halifenin emirlerine uymakla mümkün olacağını savunmuşlardır.

Millî Cemiyetler

İstanbul Hükûmeti’nin aciz kalması karşısında Türk aydınları harekete geçtiler. Vatanı koruma ve bağımsız yaşama isteği doğrultusunda cemiyetler kurdular. Bölgesel amaçlı kurulan bu cemiyetlerin ortak bazı özellikleri şunlardır:

1. Bölgelerinin Türklüğünü kanıtlamak çabasındaydılar. Bunun için de tarihsel gerçeklerle birlikte nüfus çoğunluğuna önem vermişlerdir.
2. Wilson İlkeleri’nin 12. Madde’sinden yararlanmak istemişlerdir. 
3. Bölge halkının desteğini ve birliği sağlamak için geniş katılımlı kongreler düzenlemişlerdir.
4. Haklarını savunmak, isteklerini iletmek için Paris Barış Konferansı’na ve İstanbul’daki İtilaf Devletleri temsilcilerine heyetler göndermişlerdir.
5. Bölgelerini işgalcilere ve azınlıklara karşı savunmuşlardır.

Bu cemiyetlerin en önemlileri şunlardır:

Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Merkezi Edirne’dedir. Bölgenin Yunanistan’a bırakılmasına karşı mücadele etmiştir.

Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti): Merkezi İstanbul’dadır. Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni Devleti kurulması planlarını önlemek ve bölge halkının haklarını savunmak için mücadele etmişlerdir. Erzurum Kongresi, bu cemiyet tarafından düzenlenmiştir.

İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: İzmir’de kurulmuştur. İzmir ve Ege Bölgesi’nin Türklere ait olduğunu dünyaya kanıtlamak ve bölgenin Yunanistan’a verilmesini önlemek amacıyla mücadele etmiştir.

İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti: Önce Müdafa-i Hukuk adını taşıyan bu cemiyet, İzmir’in Yunanistan tarafından işgal edileceğinin öğrenilmesi üzerine kurulmuştur. Bu işgale karşı silahlı mücadeleyi başlatmıştır.

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Millîye Cemiyeti: Trabzon ve civarının Rumlara verilerek bu bölgede Pontus Rum Devleti’nin kurulmasını önlemek; işgallere ve Pontus çetelerine karşı silahlı direnişte bulunmak üzere kurulmuştur. Erzurum Kongresi’nin toplanmasında Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile birlikte önemli rol oynamıştır.

Kilikyalılar Cemiyeti: Merkezi İstanbul’dur. Adana ve çevresini işgal eden Fransızlar ve Fransız ordusunda yer alan Ermenilerin saldırılarına karşı bölgede silahlı direnişi başlatmıştır. Pozantı Kongresi’ni toplamıştır.

Millî Kongre Cemiyeti: İstanbul’da kurulan bu cemiyetin diğer cemiyetlerden farkı, ülke genelinde partiler üstü bir örgütlenmeyi sağlamaktı. Cemiyetin amacı, Türkler aleyhine basın ve yayın yoluyla yapılan olumsuz propagandaları
engellemekti.

2. 1. 5. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919)

Karadeniz bölgesinde Pontus Rum çetelerinin Türk ve Müslüman halka saldırıları artmıştı. Yaşanan çatışmalardan Türkleri sorumlu tutan İngiltere, bölgede huzur ve güvenlik sağlanmadığı takdirde bölgeyi işgal edeceğini İstanbul Hükûmeti’ne bir nota ile bildirdi. Padişah ve Hükûmet tarafından güvenilir ve iyi bir asker olarak tanınması, İttihatçıların siyasetine uzak duran bir komutan olarak bilinmesi gibi nedenlerle Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişliği’ne tayin edildi. Mustafa Kemal Paşa, olağanüstü yetkilerle donatılıp sivil makamlara da emretme yetkisi verildi. Görevi Samsun ve civarında güvenliği sağlamak, Osmanlı birliklerinin Mondros Ateşkes Anlaşması gereği dağıtılmasını hızlandırmak, Türklerin elinde kalan silah ve cephaneyi toplamaktı. Mustafa Kemal Paşa, kurmay heyetiyle birlikte 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma Vapuru ile hareket ederek 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. Bu tarih Millî Mücadele’nin fiilen başladığı tarihtir.

2. 1. 6. Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919)

Mustafa Kemal Paşa 28 Mayıs 1919’da sivil ve askerî yöneticilere yolladığı Havza Genelgesi’nde işgallerin protesto edilmesi için mitingler yapılmasını, İtilaf Devletleri temsilciliklerine uyarı telgrafları gönderilmesini, ayrıca Hristiyan azınlığa karşı saldırı ve düşmanlıklarda bulunulmamasını istemiştir. Havza’da Mustafa Kemal Paşa’nın da katıldığı bir miting düzenlenmiştir (30 Mayıs 1919). İşgallere karşı gösterilen tepkilerden rahatsız olan İngilizler, Damat Ferit Paşa Hükûmeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal’in geri çağrılmasını istedi (8 Haziran 1919). Mustafa Kemal Paşa, kendisini geri çağıran Harbiye Nezaretine oyalayıcı bir cevap vererek Amasya’ya geldi.

2. 1. 7. Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)

Mustafa Kemal Paşa tarafından önceden hazırlanmış metin üzerinde yapılan değerlendirmeler sonrasında Amasya Genelgesi hazırlandı. Konya’da bulunan Ordu Müfettişi Cemal Paşa ile Erzurum’da bulunan Kazım Karabekir Paşa’nın da
telgrafla onayları alındıktan sonra, 22 Haziran 1919’da genelge tüm ilgililere duyuruldu.

Amasya Genelgesi’nin önemli maddeleri şunlardır:

1. Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.
2. İstanbul Hükûmeti, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok olmuş gibi göstermektedir.
3. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4. Milletin durumunu saptamak ve sesini dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak millî bir kurulun varlığı gereklidir.
5. Anadolu’nun en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin acele olarak toplanması kararlaştırılmıştır.
6. Bunun için bütün illerin her sancağından, halkın güvenini kazanmış üç temsilcinin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.
7. Her olasılığa karşı bu durum millî bir sır gibi tutulmalı ve temsilciler gerekli görülen yerlerde kimliklerini gizleyerek gelmelidir.
8. Doğu illeri adına 10 Temmuz’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır. O güne kadar diğer il temsilcileri Sivas’a ulaşabilirlerse, Erzurum Kongresi temsilcileri de Sivas’ta yapılacak genel kongreye katılmak üzere yola çıkacaklardır.
9. Temsilciler Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.
10. Askerî ve millî örgütler hiçbir şekilde lağvedilmeyecektir.

Bu genelge millî egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır.

2. 1. 8. Erzurum Kongresi (23 Temmuz-7 Ağustos 1919)

Erzurum Kongresi, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyetinin katkılarıyla toplanmıştır. Kongrenin toplanma amacı Doğu Anadolu’da Ermeni Devleti ve Doğu Karadeniz’de Pontus Rum Devleti kurulma çalışmalarına karşı alınacak önlemleri kararlaştırmak ve gerekli işbirliğini sağlamaktı.

23 Temmuz’da Mustafa Kemal Paşa başkanlığında başlayan kongre 7 Ağustos 1919’da çalışmalarına son vermiştir.

Erzurum Kongresi sonunda alınan kararlar şunlardır:
1. Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür bölünemez.
2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir.
3. Vatanın ve istiklalin muhafaza ve teminine İstanbul Hükûmeti muktedir olmadığı takdirde, gayeyi temin için Anadolu’da geçici bir hükûmet kurulacaktır.
4. Kuvay-ı Millîye’yi etkin ve millî iradeyi egemen kılmak esastır.
5. Hristiyan azınlıklara siyasi hâkimiyet ve sosyal dengemizi bozan ayrıcalıklar verilemez.
6. Manda ve himaye kabul kabul edilemez.
7. Mebusan Meclisinin derhâl toplanmasına ve hükûmet işlerinin meclisin denetimi altında yürütülmesine çalışılacaktır.
8. İşgal emeli taşımayan devletlerin yardımları kabul edilecektir.

Manda ve himaye konusu ilk kez Erzurum Kongresi’nde reddedilmiştir.

2. 1. 9. Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)

Sivas’ta millî bir kongre toplanması, Amasya Genelgesi ile kararlaştırılmıştı. İtilaf Devletleri’nin ve İstanbul Hükûmeti’nin her türlü tehdit ve engellemelerine rağmen kongre 4 Eylül 1919’da Sivas Lisesinde yapıldı.

Sivas Kongresi, 11 Eylül’de çalışmalarını tamamladı. Erzurum Kongresi’nde alınan kararlar genişletilerek ve bölgesel ifadeler değiştirilerek bütün memleketi kapsayacak hâle getirildi. Bu kararlardan farklı olarak ülkedeki bütün millî cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi. Ayrıca ulusal direnişin sesini duyuracak olan İrade-i Millîye adında bir gazete çıkarılmasına karar verildi.

Damat Ferit Paşa ülkeyi yönetemez hâle gelince istifa etmek zorunda kaldı (30 Eylül 1919). Bu durum Temsil Heyeti’nin İstanbul karşısında elde ettiği ilk siyasi başarıdır.

2. 1. 10. Amasya Görüşmeleri (20–22 Ekim 1919)

Mustafa Kemal Paşa, yeni hükûmeti kurmuş olan ve Anadolu hareketine daha ılımlı bakan Ali Rıza Paşa’ya telgraf çekti. Erzurum ve Sivas kongrelerinde kabul edilmiş olan kararlarla oluşan millî teşkilata saygılı olunması şartıyla kendisine yardım vaadinde bulundu. Bunun üzerine İstanbul Hükûmeti, Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı Temsil Heyeti ile görüşmek amacıyla Amasya’ya gönderme kararı aldı. Mustafa Kemal, Rauf Orbay ve Bekir Sami Beyler ile Salih Paşa arasında 20-

22 Ekim 1919’da yapılan görüşmelerde alınan kararların bazıları şunlardır:
1. Hiçbir himaye ve manda kabul edilmeyecektir. Türk vatanının bütünlüğü ve bağımsızlığı korunacaktır.
2. Müslüman olmayan topluluklara, devletin siyasi egemenliğini ve sosyal dengesini bozacak ayrıcalıklar verilmeyecektir.
3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İstanbul Hükûmeti’nce tanınacaktır.
4. İtilaf Devletleri’yle yapılacak barış görüşmelerine Temsil Heyeti’nin de uygun gördüğü temsilciler gönderilecektir.
5. Osmanlı Mebusan Meclisinin güvenlik bakımından İstanbul’da toplanması uygun olmadığından Anadolu’nun güvenli bir yerinde toplanmalıdır.

Amasya’da yapılan bu görüşme ve hazırlanan protokol ile İstanbul Hükûmeti, Temsil Heyeti’ni resmen tanımış oluyordu. Fakat meclisin İstanbul dışında toplanması hükmü, Kanun-ı Esasi’ye uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi. Osmanlı yönetimi sadece Mebusan Meclisinin açılmasını uygulamaya koydu.

2. 1. 11. Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919)

Mebusan Meclisinin İstanbul’da açılması kararlaştırıldıktan sonra ülkenin her yerinde seçimler yapıldı. Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal, Sivas’ta bir toplantı düzenleyerek Temsil Heyeti yetkilileri ve komutanlarla gelişmeleri değerlendirdi. Yapılan görüşmeler sonucunda Ankara’nın Millî Mücadele’nin merkezi olması kararlaştırıldı. Anadolu’nun ortasında ve güvenli bir yerinde olması, haberleşme olanaklarının iyi olması, demiryolunun Ankara’ya kadar ulaşması, mücadelenin verileceği Batı Cephesi’ne yakınlığı alınan bu kararda etkili olmuştur.

2. 1. 12. Son Osmanlı Mebusan Meclisi ve Misak-ı Millî (12–28 Ocak 1920)

Mustafa Kemal, Erzurum mebusu seçilmiş olmasına rağmen tutuklanma olasılığına karşı İstanbul’a gitmedi. Ankara’da görüştüğü milletvekillerinden bazı isteklerde bulundu. Bunlar; Meclis’te bir Müdafaa-i Hukuk Grubu oluşturulması,
Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan kararların kabul edilmesi ve kendisinin meclis başkanı olarak seçilmesiydi. Böylece içeriye ve dış dünyaya karşı, Kuvay-ı Millîyecilerin egemen olduğu bir mecliste, milletin istekleri dışında bir uygulamanın mümkün olamayacağı mesajı verilmiş olacaktı. Mustafa Kemal’in Meclis başkanı olmak istemesinin sebebi ise o zamanki anayasa olan Kanun-ı Esasi tarafından meclis başkanına verilen yetkilerden dolayıydı.

Kanun-ı Esasi’ye göre herhangi bir olumsuzluk karşısında, meclis başkanı ülkenin güvenli bir yerinde meclisin toplanma çağrısını yapma yetkisine sahipti.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi, 28 Ocak 1920’de yaptığı gizli bir toplantıda, Misak-ı Millî (Millî Ant) metnini kabul etti. Misak-ı Millî’nin bazı maddeleri şunlardır:
1. Osmanlı Devleti’nin Mondros Ateşkes Anlaşması’nı imzaladığı (30 Ekim 1918) tarihte düşman işgaline uğramamış yerler bir bütündür, bölünemez.
2. Halkın oyu ile anavatana katılan üç sancak; Kars, Ardahan ve Batum’da gerekirse yine halk oylamasına başvurulabilir.
3. Batı Trakya’nın durumu halkın serbestçe vereceği oya göre belirlenmelidir.
4. İstanbul ve Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden korunmalıdır. Bu esas kabul edildikten sonra ticaret gemilerinin Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan geçişi, ilgili devletlerin birlikte verecekleri karara bağlıdır.
5. Azınlık hakları komşu ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanması şartıyla kabul edilecektir.
6. Millî ve ekonomik gelişmemizi engelleyen siyasi, adli ve mali sınırlamalar (kapitülasyonlar) kaldırılmalıdır.

Misak-ı Millî’nin kabulüyle ulusal sınırlar belirlendi. Sivas’ta yapılan millî kongrede alınan kararlar, Mebusan Meclisi tarafından da kabul edildi.

İstanbul’un Resmen İşgali (16 Mart 1920)

İtilaf Devletleri, kontrolleri altındaki İstanbul’da toplanan meclisten böyle kararların alınmasını beklemiyorlardı. İstanbul Hükûmeti’ne ve Meclis’e kararların geri alınması için baskı yaptılar. Yapılan baskıları kabul etmeyen Ali Rıza Paşa Hükûmeti istifa etti. Yerine kurulan Salih Paşa Hükûmeti’ne de baskılarını devam ettirdilerse de istediklerini elde edemeyince, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ettiler. 11 Nisan 1920’de Padişah Vahdettin’in buyruğuyla
Mebusan Meclisi dağıtıldı. Bu durum Ankara’da BMM’nin açılmasını sağladı.

Padişah, 5 Nisan 1920’de Damat Ferit Paşa’yı tekrar Sadrazamlığa getirdi. Damat Ferit Paşa, Millî Mücadele yanlılarının din ve vatan düşmanı asiler oldukları ve öldürülmelerinin dinen sakıncası olmadığı yönünde Şeyhülislam’dan
fetva aldı. Fetvalar, İngiliz ve Yunan uçakları ile Anadolu’ya dağıtıldı.
Kuvay-ı Millîyeci liderler, İstanbul’da kurulan mahkemelerde gıyaben yargılanarak idam cezalarına çarptırıldı. İngilizlerden de alınan yardımlarla oluşturulan ordular, Millî Mücadeleci liderlerin üzerine gönderildi.

2. 2. BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILMASI (23 Nisan 1920)

Mustafa Kemal, 19 Mart 1919’da illere ve kolordu komutanlarına bir genelge göndererek olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin Ankara’da toplanacağını bildirdi. Meclis, 23 Nisan 1920 Cuma günü, milletvekillerinin Hacıbayram Camii’nde halkla beraber cuma namazını kılmalarının ardından açıldı. 115 milletvekilinin katıldığı ilk gün toplantısına en yaşlı üye sıfatıyla, Sinop Milletvekili Şerif Bey başkanlık yaptı. 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan toplantıda ise Mustafa Kemal, meclis başkanı seçildi.

Meclis’te kabul edilen “1 No.lu Kararlar” şunları içermektedir:
1. Hükûmet kurmak zorunludur.
2. Geçici olarak bir hükûmet başkanı tanımak ya da bir padişah vekili ortaya koymak uygun değildir.
3. Büyük Millet Meclisinin üstünde bir güç yoktur.
4. Büyük Millet Meclisi, yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.
5. Mecliste seçilecek ve vekil olarak görevlendirilecek bir kurul hükûmet işlerine bakar. Meclis başkanı bu kurulun da başkanıdır.
6. Padişah ve Halife baskı ve zordan kurtulduğu zaman Meclisin düzenleyeceği yasal ilkeler içinde durumunu alır.

I. BMM, hem yeni bir devlet kurması hem yeni bir anayasa kabul etmesi nedeniyle, kurucu meclis özelliği taşımaktadır. Birinci meclis, savaş koşullarında kararların hızlı alınıp uygulanmasını sağlamak amacıyla güçler birliği ilkesini benimsemiştir.

2. 2. 1. Büyük Millet Meclisine Karşı Ayaklanmalar

Ülkede çıkan isyanlar, Damat Ferit Paşa Hükûmeti’nin kurulmasıyla daha da arttı. Damat Ferit Paşa Anadolu’da oluşan ulusal gücü yok etmek için her türlü yolu deniyordu. Millî Mücadele yanlısı kişiler görevden alındı. Millî güçleri dağıtmak için İtilaf Devletleri’nden yardımlar alınarak askerî birlikler kuruldu. Kuvay-ı İnzibatiye (Halifelik Ordusu) adıyla kurulan bu kuvvetler Kuvay-ı Millîyeciler üzerine gönderildi. Savaşlardan yılmış yoksul halkı isyanlara teşvik etmek için Padişah ve halifeye bağlıkları kullanılarak, millî güçlerin kanunsuz bir şekilde halktan para ve asker topladıkları propagandası yapılıyordu. Şeyhülislam’dan aldıkları fetva ile de Kuvay-ı Millîyeciler vatan haini ve din düşmanı ilan edildi. Ayrıca bu fetva, gazetelerle ve düşman uçaklarıyla bütün ülkeye dağıtıldı.

2. 2. 2. BMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler

Büyük Millet Meclisi, varlığını sürdürebilmek ve otoritesini sağlayabilmek için, Meclis’in açılmasından altı gün sonra Vatana İhanet Kanunu’nu (Hıyanet-i Vataniye Kanunu) çıkardı (29 Nisan 1920). Bu kanuna göre; Meclis’in kararlarına karşı gelenlerin, düşmana hizmet eden ve bozgunculuk yapanların idamla cezalandırılması kabul edildi.

11 Eylül 1920’de İstiklal Mahkemeleri kurularak isyancılar sert bir şekilde cezalandırıldı.

I. İnönü Muharebesi’ni kazanan düzenli ordunun oluşturulmasında İstiklal Mahkemelerinin de payı vardı. Mahkemeler, on binlerce kişiyi cepheye göndererek Millî Mücadele’nin kazanılmasında katkı sağladılar.

1920-1924 yılları arasında 14 İstiklal mahkemesi görev yaptı. 1925-1927 yılları arasında cumhuriyet rejiminin ve inkılapların tehlikeye düştüğü düşüncesiyle İstiklal Mahkemeleri yeniden faaliyete geçirildi.

2. 3. SEVR ANTLAŞMASI (10 Ağustos 1920)

Misak-ı Millî’nin ilanı ve BMM’nin açılması gibi gelişmeler üzerine; İtilaf Devletleri temsilcileri San Remo Konferansı’nda (18-26 Nisan 1920) bir araya gelerek, Osmanlı Devleti ile yapılacak anlaşmanın şartlarını hazırladılar. Hazırlanan antlaşma metni, Paris’te Osmanlı heyetine verildi. Cevap için bir ay süre tanınan heyet, anlaşma şartlarını çok ağır bulduğunu açıklayarak antlaşma metnini kabul etmedi. Bu gelişme üzerine İngilizlerin desteğindeki Yunan ordusu, 22 Haziran 1920’de harekete geçerek Bursa, Balıkesir ve Uşak’ı işgal etti. 20 Temmuz 1920’den itibaren de Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli işgal edildi. İngilizler de Mudanya ve Bandırma’ya asker çıkardı. 

Mebusan Meclisi kapalı olduğu için Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa, eski komutan ve nazırlardan oluşan bir Saltanat Şûrası toplandı (22 Temmuz 1920). Toplanan şûra üyelerinden yalnız Topçu Feriki (Korgeneral) Rıza Paşa, Sevr Antlaşması’nın maddelerinin çok ağır şartlar taşıdığını ileri sürerek imzalanmasına karşı çıktı.

Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis’den oluşan bir Osmanlı heyeti Paris’e giderek, Sevres (Sevr) kasabasında antlaşmayı imzaladı.

433 maddeden oluşan antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:
1. Doğu Trakya ve Batı Anadolu, Yunanlara verilecekti.
2. Anadolu’nun doğusunda bir Ermenistan ve Kürdistan kurulacaktı.
3. Mardin, Urfa, Antep ve Suriye Fransızlara bırakılacak; Adana’dan Kayseri ve Sivas’a kadar olan bölge Fransız nüfuzunda olacaktı.
4. Aydın ve Çine Çayı’ndan itibaren Batı Anadolu, İtalyanlara bırakılacaktı.
5. Arap toprakları, İngiltere ve Fransa’nın mandası altına alınacaktı.
6. Boğazlar uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecekti.
7. Kapitülasyonlardan tüm İtilaf Devletleri yararlanacaktı.
8. Mecburi askerlik kalkacak ve sadece 50 bin 700 asker bulunacaktı.
9. İstanbul başkent olarak kalacak ancak Türkler anlaşma şartlarına uymazsa İstanbul da ellerinden alınacaktı.

Antlaşma BMM tarafından reddedildi. Antlaşmayı imzalayanlar ve onaylayanlar vatan haini ilan edildi.

2. 4. MİLLÎ MÜCADELEDE CEPHELER

Millî Mücadele Doğu, Güney ve Batı olmak üzere üç cephede gerçekleşti. Doğu Cephesi’nde Kazım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordu, Ermenilerle mücadele etti. Güney Cephesi’nde Fransızlar ve onların desteklediği
Ermenilere karşı direnişi Kuvay-ı Millîye üstlenmişti. Batı Cephesi’nde ise Yunanlara karşı önce Kuvay-ı Millîye daha sonra ise düzenli ordu mücadele etti.

3. ÜNİTE  ATATÜRKÇÜLÜK VE TÜRK İNKILABI

3. 1. TÜRK İNKILABI

XX. yüzyılda, Atatürk önderliğinde birçok alanda yeni kurumlar oluşturuldu. Çağın gereklerine uymayan eski kurumlar yenilendi. Türk milletinin tarihî birikimleri esas alınarak yapılan tüm bu çağdaşlaşma çabalarına Türk inkılabı adı verilir. Türk inkılabının esasları Atatürkçü düşünce sistemini oluşturur ve Atatürk ilkeleri şeklinde somutlaşmıştır.

3. 2. 1. Cumhuriyetçilik

Atatürkçü düşünce sisteminin dayanağı olan en temel ilke cumhuriyetçiliktir. Cumhuriyet, milletin egemenliğini kendi elinde tuttuğu bir devlet şeklidir. 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla cumhuriyet yönetimine doğru giden süreç hızlanmıştır. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla yeni Türkiye Devleti resmî olarak, millî egemenliğe dayalı bir yönetime kavuşmuştur. Atatürk, cumhuriyet düşüncesini: “Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir.” sözü ile özetlemiştir.

3. 2. 2. Milliyetçilik

Atatürk’e göre millet, aynı kültüre ve birlikte yaşama arzusuna sahip bir topluluktur. Buradan hareketle, Atatürkçü düşünce Türk milletinin varoluşunu ortak bir tarihe, dile, kültüre, birlikte yaşama arzusuna ve vatan kavramına dayandırır.

Atatürkçü düşüncenin milliyetçilik ilkesi, ırkçılığı kabul etmez. Atatürk’ün: “Ne Mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişi bunun en güzel biçimde özetlenmesidir.

3. 2. 3. Halkçılık

Aynı ülkede yaşayan, aynı kültürel özellikleri paylaşan, aynı uyruktaki insan topluluğuna halk adı verilir. Halkçılık ilkesi sosyal alanda Türkiye Cumhuriyeti’nin bireylerinin mutlu ve refah içinde olmasını hedefler. Sosyal adalet, sosyal güvence ve ekonomik yönden güçsüz kesimlerin korunmasını esas alan sosyal devlet anlayışı halkçılığın bir gereğidir, toplumdaki sınıf ve gruplara ayrıcalık tanımadığından sınıf mücadelesini reddeder.

3. 2. 4. Devletçilik

Devletçiliğin esası, başta ekonomi olmak üzere her alanda devletin planlamacı bir tutum takınmasıdır. Planlama tutumunun ana hedefi ise milleti refaha kavuşturmak ve ülkenin kalkınmasını sağlamaktır.

3. 2. 5. Laiklik

Bir kavram olarak laiklik, dinî olanla dünyevi olanın birbirinden ayrılmasıdır. Fakat laiklik ilkesi yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla sınırlı kalmaz. Laik bir devlet bireyin tüm inanç ve ibadet hakkını tanır. Bunun
yanında vatandaşlarının inançlarını özgürce yaşaması için gereken tüm tedbirleri de alır. Atatürk bu yaklaşımı: “Türk Devleti laiktir. Her ergin dinini seçmekte serbesttir.” sözü ile özetlemiştir.

3. 2. 6. İnkılapçılık

Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişikliklere inkılap denmektedir. Atatürkçü düşüncede de inkılap düşüncesi, böyle karşılık bulmuştur. Buna bağlı olarak Atatürkçü düşüncede inkılapçılık
ilkesi Türk toplumunu çağın gerisinde bırakan kurumları ortadan kaldırmak veya bu kurumları yeni gelişmelere uygun hâle getirmektir.

3. 3. SİYASİ ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

3. 3. 1. Saltanatın Kaldırılması

Ülkenin tek siyasi otoritesi olan TBMM Hükûmeti’nin bu fiilî durumunu resmî hâle getirmek için TBMM üyeleri tarafından bir kanun teklifi hazırlandı. Bu kanun teklifi, saltanat ve halifeliğin birbirinden ayrılmasını ve saltanat makamının kaldırılmasını içeriyordu. Fakat meclisteki bazı üyeler bu teklife karşı çıktılar. Kanun teklifini komisyonlara havale ederek zaman kazanmaya çalıştılar. Meclisteki havanın gerginleştiğini gören Atatürk’ün yaptığı konuşmayla 1 Kasım 1922’de TBMM, saltanatın kaldırılmasına ilişkin kanun teklifini kabul etti. Böylece saltanat kaldırıldı ve Osmanlı Devleti son buldu. Halifelik makamı ise Osmanlı hanedanına bırakılmak şartıyla siyasi yetkisinden ayrılmış olarak yerinde kaldı.

3. 3. 2. Ankara’nın Başkent Oluşu

TBMM’nin açıldığı 23 Nisan 1920’den itibaren zaten fiilî başkent konumunda olan Ankara, TBMM’de 13 Ekim 1923’te “Türkiye Devleti’nin Makarr-ı İdaresi Ankara Şehridir.” şeklinde çıkan kanunla resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oldu.

3. 3. 3. Cumhuriyetin İlanı

23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması cumhuriyet yönetimine doğru giden siyasi adımların atılmasını sağlamıştı.

28 Ekim akşamı Atatürk yakın çalışma arkadaşlarını yemeğe davet etti ve onlara cumhuriyeti ilan etme düşüncesini açıkladı. Bu düşünce olumlu karşılandı. Ertesi gün TBMM’ye sunulmak üzere, İsmet İnönü ile bir kanun tasarısı hazırlandı. Bu tasarı: “Türkiye Devleti’nin şekli cumhuriyettir, Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur.” şeklindeydi. 29 Ekim 1923’te hükûmet krizi üzerine tartışmalar devam etti fakat bir sonuca varılamadı. Meclis başkanı olarak Atatürk, duruma ilişkin bir konuşma yaptıktan sonra hazırlanan tasarıyı meclise sundu. Söz alan konuşmacıların da hararetle bu tasarıyı desteklemesi üzerine, 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilan edildi.

3. 3. 4. Halifeliğin Kaldırılması

Halifeliğin kaldırılmasında, halifeliğin cumhuriyet düşüncesine ters düşmesi yanında dönemin siyasi şartları da etkili oldu. Özellikle yeni rejime ters düşen bazı siyasi isimlerin İstanbul’da Halife etrafında yoğunlaşması, Cumhuriyet yönetimini bu konuda harekete geçirdi.
3 Mart 1924’te dönemin Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının verdiği kanun teklifi TBMM tarafından kabul edildi ve böylece halifelik makamı kaldırıldı.

Aynı gün TBMM’ye sunulan kanun tekliflerinin kabulü ile Erkan-ı Harbiye Reisliği ile Şer’iye ve Evkaf Vekâletleri de kaldırıldı. Böylece ordu ve din işleri siyasetten ayrıldı.

3. 3. 5. Anayasa Hareketleri

Millî Mücadele yıllarında, 1921’de kabul edilen Teşkilat-ı Esasîye adı verilen anayasa, savaş döneminin olağanüstü şartlarında yapıldığından, yeni dönemin ihtiyaçlarını karşılayamıyordu. Bu sebeple bir anayasa komisyonu oluşturuldu. Komisyonun çalışmaları sonucu yeni bir anayasa hazırlandı ve 20 Nisan 1924’te bu anayasa TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girdi.
1924 Anayasası ile birlikte:
1. Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu kabul edilmiştir.
2. Türkiye Devleti’nin bir cumhuriyet olduğu belirtilmiştir.
3. Türkiye Cumhuriyeti’nin dininin İslam, başkentinin Ankara, resmî dilinin Türkçe olduğu kabul edilmiştir.
4. Yasama TBMM’ye, yürütme Cumhurbaşkanı ve hükûmete, yargı ise bağımsız mahkemelere bırakılmıştır.
5. Kamu özgürlükleri düzenlenmiştir.

1924 Anayasası, 27 Mayıs 1960 askerî darbesine kadar yürürlükte kalmıştır.

Zaman içerisinde 1924 Anayasasında şu değişiklikler yapılmıştır:
1. 1928’de “Devletin dini İslam’dır.” ibaresi anayasadan çıkarılmıştır.
2. Kadınlara 1930’da belediyede seçimlerinde, 1933’te muhtarlık seçimlerinde, 1934’te de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir.
3. 1937’de Atatürk ilkeleri anayasaya girmiştir.

1921 ve 1924 Anayasaları Arasındaki Farklılıklar
Maddeler 1921 Anayasası 1924 Anayasası
Madde 1Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. İdare usulü halkın kaderini bizzat ve
bilfiil idare etmesi esasına dayanır.
Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir
Madde 2Yürütme gücü ve yasama yetkisi milletin yegâne ve hakiki temsilcisi olan
Büyük Millet Meclisinde toplanır.
Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır.
Resmî dili Türkçedir. Başkenti Ankara’dır.
Madde 3Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur ve hükûmeti
“Büyük Millet Meclisi Hükûmeti” ünvanını taşır.
Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.

3. 4. HUKUK ALANINDAKİ YENİLİKLER

3. 4. 1. Çağdaş Hukuk Sistemine Geçilmesi

Türkiye Cumhuriyeti, millî ve üniter bir devlet anlayışını benimsediğinden dolayı hukuk alanında birliği sağlayıcı adımlar atmayı hedeflemişti. Bu hedef doğrultusunda Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin hukuk sistemleri incelendi ve bazıları Türk milletinin yapısına en uygun hâle getirilerek hukuk alanında yeni düzenlemeler yapıldı. Böylece hukuk sisteminin akılcı, bilimsel, laik ve millî esaslara dayandırılması, yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin idari yapısını çağdaşlaştırmıştır. Türk toplumunda birlik sağlayarak millî bünyeyi güçlendirmiştir.

Yıl Kabul Edilen KanunUyarlama Yapılan Ülke
17 Şubat 1926Türk Medeni Kanunu kabul edildi.İsviçre
1 Mart 1926Türk Ceza Kanunu kabul edildi.İtalya
29 Mayıs 1926Ticaret Kanunu (deniz ticareti) kabul edildi.İsviçre
15 Mayıs 1929Ticaret Kanunu (kara ticareti) kabul edildi.Almanya
30 Haziran 1932İcra ve İflas Kanunu kabul edildi.İsviçre

3. 4. 2. Türk Medeni Kanunu

17 Şubat 1926’da TBMM, çıkardığı kanunla Türk Medeni Kanunu’nu kabul etti. Kanun 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi. Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile aile yapısı çağdaş toplumlara göre yeniden düzenlendi. Türk toplumunda hukuksal eşitlik sağlandı ve böylece hukuk sisteminin laikleştirilmesi konusunda önemli bir adım atıldı. Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile;

1. Din, dil, ırk ve cinsiyet gözetmeksizin bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kanun önünde eşitlik getirildi.
2. Türk kadını toplumsal hayatta her türlü sosyal haklara kavuştu.
3. Türk kadını çeşitli mesleklerde çalışma hakkı kazandı.
4. Tek eşlilik kuralı getirildi.
5. Kadınlara da boşanma hakkı verildi.
6. Evliliğin resmî nikah memuru huzurunda yapılması kabul edildi.
7. Kadınlara, mirastan eşit pay alma hakkı tanındı.

3. 5. EĞİTİM VE KÜLTÜR ALANINDA YAPILAN İNKILAPLAR

Mustafa Kemal Paşa 1 Mart 1922’de Ankara Maarif Kongresi’nde yaptığı konuşmada yeni dönemin eğitim anlayışını şöyle özetlemişti: “Bir millî eğitim programından bahsederken eski devrin hurafelerinden ve fikri özelliklerimizle
hiç de ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, Doğu’dan ve Batı’dan gelebilen bütün etkilerden tamamıyla uzak, millî karakter ve tarihimize uygun bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tamamıyla gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir. Gelişigüzel bir yabancı kültür şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir.”. Bu anlayış doğrultusunda Mustafa Kemal Paşa, eğitim-öğretim alanında atılacak somut adımları ve yapılması planlanan yenilikleri 1 Mart 1922’de TBMM’nin açılış konuşmasında şöyle sıralamıştır:

1. Milletimizin zekâsının gelişmesi ve böylece uygun olan medeniyet düzeyine ulaşmasını sağlamak.
2. Yüce görevleri yürütecek elemanları yetiştirmek ve millî kültürümüzü yüceltmek.

3. İlk öğretim ve son öğretim aşamaları arasında, orta öğretim kurmak.
4. Orta öğretimde ülkenin ihtiyaç duyduğu çeşitli hizmet ve sanat elemanlarını
yetiştirmek ve yüksek eğitime aday hazırlamak.
5. Orta öğretimin eğitim ve öğretim yöntemlerini pratik ve uygulamalı hâle
getirmek.
6. Kadınların da erkeklerle aynı öğretim aşamalarından geçirilerek, yetişmelerine
önem vermek.
7. Gelecek uygulamalara temel olacak programları hazırlamak.

3. 5. 1. Tevhid-i Tedrisat Kanunu

Cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra 3 Mart 1924’te TBMM, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu kabul etti. Bu kanuna göre Türkiye Cumhuriyeti’ndeki bütün okulların programlarının ve eğitim sisteminin düzenlenmesi Millî Eğitim Bakanlığına bırakıldı.

Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra Millî Eğitim Bakanlığı yaptığı inceleme sonucunda, 11 Mart 1924’te medreselerin kapatılmasına karar verdi. Bu adım eğitimin laikleşmesi yönünde atılmış büyük bir adım oldu.

3. 5. 2. Harf İnkılabı

Mustafa Kemal’in bu çabası doğrultusunda çalışmalar yapan Dil Encümeni, farklı alfabeleri inceleyerek kendisine bir rapor sundu. Bu rapor üzerine Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1928’de İstanbul Gülhane Parkı’nda halka hitap ederek harf inkılabını şöyle duyurdu: “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz.” Mustafa Kemal, bütün yurttaşlara yeni harflerle okuma yazma öğretilmesini istedi.

Bu yeni harf seferberliği halk arasında iyice benimsendikten sonra 1 Kasım 1928’de yeni harflerin kullanılması bir kanunla resmî hâle geldi. 3 Kasım 1928’de yürürlüğe giren kanunla bütün resmî yazışmaların yeni Türk harfleri ile yapılması yasal zorunluluk oldu.

3. 5. 3. Tarih Alanındaki Çalışmalar

Atatürk’e göre, millî kültürün temelleri esas olarak millî tarihte aranmalıdır. Yeni Türk tarih görüşüne “Türk Tarih Tezi” denmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarih görüşü olan Türk Tarih Tezi, hanedan eksenli tarih yerine millet eksenli tarih yazımını esas almıştır.

Türk Tarih Tetkik Cemiyetinin ana hedefi Türk tarih tezi doğrultusunda:
1. Türk milletinin medeniyetin beşiği Orta Asya’dan çıktığını,
2. Türklerin dünyadaki pek çok medeniyetin kurulup gelişmesindeki katkılarını, bilimsel yöntemleri kullanarak kanıtlamaktır.

Bu amaçla oluşturulan Türk Tarih Heyeti “Türk Tarihinin Ana Hatları” adlı bilimsel eseri meydana getirmiştir. Ardından 15 Nisan 1931’de Türk Tarihini Tetkik Cemiyeti (Türk Tarih Kurumu) kurulmuştur. Bu kurumun görevi, Türk
tarihini bilimsel yöntemle incelemek, millî ve uluslararası kongrelerde Türk Tarih Tezi’ni açıklamaktır.

Türk Tarih Tezi’nin ortaya konulması ve Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kurulmasının ardından bizzat Atatürk’ün katılımıyla 2 Temmuz 1932’de I.Türk Tarih Kongresi toplandı. Türk Tarih Tezi’i çalışmalarına süreklilik getirecek bilim insanı yetiştirmek için de 9 Ocak 1936’da Ankara’da Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi kuruldu.

3. 5. 4. Dil Alanındaki Çalışmalar

Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde milliyetçilik ilkesi doğrultusunda dilin sadeleştirilmesi konusu tekrar ele alındı ve daha sistemli bir hâle getirildi. Atatürk, “Dil işlerini düşünecek zaman gelmiştir.” diyerek dilde sadeleşme hareketinin başlaması gerektiğine değinmişti. Bu doğrultuda, 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında, Atatürk’ün de katılımıyla I. Türk Dili Kurultayı toplandı. Hemen ardından 12 Ekim 1932’de Türk Dili Tektik Cemiyeti (Türk  Dil Kurumu) kuruldu.

Bu kurumun kuruluş hedefi:
1. Türk dilinden yabancı kelimelerin atılmasıdır.
2. Aydınların dili ile halk dili arasındaki kopukluğun giderilmesidir.
3. Konuşma dili ile yazı dilinin birleştirilmesidir.
4. Halk ağzından derlemelerin yapılması kararlaştırılmıştı.
5. Kitaplardan taramalar yapılması gerekliliği belirtilmişti.

Aynı zamanda Türk Dili Tektik Cemiyetinin amacı, millî ve uluslararası kongrelerde Türk dilinin zenginliğini ortaya çıkarmaktı. Türk Dili Tektik Cemiyeti’nin 1936’da ortaya koyduğu “Güneş Dil Teorisi” de bu bu doğrultuda oluşturulan somut bir örnektir.

3. 5. 5. Üniversite Reformu

Yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Darülfünûnun Türk inkılabının geliştirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında yetkin olmadığı görüldü. Bu sebeple 1931 yılında Atatürk, Darülfünûnda yeni bir düzenleme yapılması kararına vardı. Düzenlemenin nasıl yapılacağı konusunda yabancı bir uzmandan yararlanılması uygun görüldü.

16 Ocak 1932’de Cenevre Üniversitesinden Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Albert Malche (Albert Malke) incelemelerde bulundu ve hazırladığı raporu Millî Eğitim Bakanlığına sundu.

Prof. Malche’nin raporu ve Atatürk’ün emriyle Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bir düzenleme yapıldı. Bu düzenleme 31 Mayıs 1932’de TBMM’de kanun haline gelerek yürürlüğe girdi. Bu kanunla Darülfünûn kapandı ve 31 Temmuz 1933 itibariyle İstanbul Üniversitesi kuruldu. İstanbul Üniversitesinin kurulmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti 1925’te Ankara Hukuk Mektebinin açılmasından sonra, çağın ihtiyaçları doğrultusunda bilimsel çalışmalar yapacak ve bilim insanı yetiştirecek bir yükseköğretim kurumuna daha sahip oldu.
Ardından 1936 yılında Dil ve Tarih, Coğrafya Mektebinin açılması, Atatürk önderliğindeki cumhuriyet yönetiminin bilimsel gelişmelere verdiği önemin somut birer kanıtıdır.

3. 5. 6. Güzel Sanatlar ve Spor

Atatürk’e göre bir milletin ilerlemesini sağlamaktadır. Atatürk bu konuyu: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” sözü ile ifade etmiştir.

Resim alanında, klasik sanatlar yanında çağdaş Batı resmi ile ilgili çalışmaların yapılmasına zemin hazırlanmıştır. 1926’da açılan Gazi Eğitim Enstitiüsünde resim bölümü açılmıştır. 1928’de Osmanlı döneminden kalan Sanayi-i Nefise Mektebi, Güzel Sanatlar Akademisine dönüştürülerek çağdaş bir nitelik kazandırılmıştır. 1937’de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açılmıştır.

Osmanlı Dönemi’nde çalışma yapılmayan heykelcilik, Cumhuriyet Dönemi’nde bir hayli ilerleme göstermiştir. Atatürk’ün, Mimar Sinan’ı kastederek, Türk Tarih Kurumuna söylediği “Sinan’ın heykelini yapınız.” sözü, Türk büyüklerinin
heykellerinin yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu çalışmalar çerçevesinde ilk Atatürk heykeli, İstanbul’da Sarayburnu’na dikilmiştir. Yenigün gazetesinin açtığı kampanyanın sonucunda 1927’de Ankara’ya bir Zafer Anıtı yapılmıştır. 1928 yılında ise İstanbul Taksim Meydanı’nda, Taksim Cumhuriyet Anıtı açılmıştır.

Müzik alanında klasik Türk müziği yanında halk müziği araştırmaları ve çok sesli Batı müziği çalışmalarına yer verilmiştir. 1924’te Musiki Muallim Mektebi (Müzik Öğretmen Okulu) kurulmuştur. 1932’de Cumhurbaşkanlığı Filarmoni
Orkestrası kurulmuş, 1934’te Millî Musiki Akademisi, 1936’da Ankara Konservatuvarı açılmıştır.

Tiyatro alanındaysa Osmanlı döneminde faaliyet gösteren Darülbedayi, 1934’te çağın gereklerine göre İstanbul Şehir Tiyatrosuna dönüştürülmüştür.

Atatürk, Türk milleti için spor faaliyetlerinin önemini şöyle anlatmıştır: “Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenleme görevinde bulunanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yükseltmeyi düşünürken, sadece gösteriş için herhangi bir müsabakada kazanmak amacıyla spor yapmazlar. Esas olan, bütün her yaştaki Türkler için beden eğitimini sağlamaktır. ‘Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur.’ sözünü atalarımız boşuna söylememişlerdir.”

3. 6. TOPLUMSAL ALANDA YAPILAN İNKILAPLAR

3. 6. 1. Şapka İnkılabı ve Kıyafette Yapılan Düzenlemeler

Şapka ve kıyafetteki en büyük adım 24 Ağustos 1925’te Atatürk’ün Kastamonu’ya yaptığı gezide atıldı. Kastamonu’ya başında bir şapka ile giden Atatürk, burada şapka ile ilgili bir konuşma yaptı. Ardından İnebolu’da yaptığı konuşmada:
“Medeni ve uluslararası kıyafet bizim için çok cevherli milletimiz için layık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket elbette bunların tamamlayıcısı olmak üzere başta kenarlıklı başlık. Bunu açıkça söylemek isterim bu başlığın ismine şapka denir.” diyerek yeni dönemin kıyafet anlayışını açığa kavuşturdu.

TBMM, 25 Kasım 1925’te şapka giyilmesi hakkındaki kanunu kabul etti.

Aynı zamanda eski döneme ait cübbe, sarık gibi kıyafetlerin din adamları dışında kullanılması kanunla yasaklandı. 3 Aralık 1934’te çıkarılan başka bir kanunla, dinî kıyafetlerin din adamları tarafından yalnızca badethanelerde kullanılabilmesi zorunluluğu getirildi.

3. 6. 2. Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması

Atatürk, Kastamonu gezisinde bu konudaki düşüncesini: “Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır.” diyerek açıkça ifade etmişti. Bu doğrultuda 30 Kasım 1925’te TBMM’de kabul edilen kanunla tarikatlar, tekkeler, zaviyeler ve türbeler kapatıldı. Aynı zamanda şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyitlik, babalık, müritlik ve türbedarlık unvanları da yasaklandı.

3. 6. 3. Takvim, Saat ve Ölçülerde Yapılan Değişiklikler

1925’te bir kanunla Hicri ve Rumi takvim bırakılarak artık evrensel bir takvim haline gelen Miladi takvim kabul edildi. Kabul edilen Miladi takvim 1 Ocak 1926’dan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî takvimi olarak yürürlüğe girdi. Ayrıca ezani saat denilen 12 saat dilimini esas alan saat yerine, 24 saat dilimini esas alan alafranga saat birimi kabul edildi. 1928’de yeni Türk harfleri kabul edildi. Bunun yanında batılı ülkelerin kullandığı rakamlar da kabul edildi.

1931’de yapılan yasal düzenlemeyle bu alanda da dünyanın yaygın olarak kabul ettiği metre ve kilogram gibi ölçü birimleri kabul edildi.

1935’te yasal bir düzenleme yapılarak hafta tatili cuma gününden pazar gününe alındı.

3. 6. 4. Soyadı Kanununun Kabulü

21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu kabul edildi. Kanuna göre herkes iki yıl içinde bir soyadı olmak zorundaydı. Alınacak soyadları Türkçe olacaktı.

3. 6. 5. Türk Kadınına Verilen Haklar

Kadınların sosyal hayatta erkeklerle eşit konuma yükseltilmesinde ilk adım 1926’da Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile atıldı. Çağdaş bir Medeni Kanun’un kabulü ile kadınlara sağlanan haklar yasal güvenceye kavuştu. Eğitim alanında ise 1927-1928 öğretim yılından itibaren karma eğitime geçildi.

Kadınların siyasal eşitliğe kavuşturacak ilk adım 1930’da Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verilmesiyle atıldı. 1933’te Türk kadını muhtarlık seçimlerine katılma hakkı elde etti. 5 Aralık 1934’te kadınlar genel
seçimlerde de seçme ve seçilme haklarını kazandılar. Böylelikle Türk kadını hem sosyal hayatta hem de siyasal hayatta tam bir eşitliğe kavuştu. Türk kadınlarının genel seçimlerde ilk oy kullanması 1935’te gerçekleşti ve milletvekili
seçilerek TBMM’ye giren 18 kadın vekil milletin temsilcisi oldu.

3. 7. EKONOMİ ALANINDAKİ GELİŞMELER

3. 7. 1. İzmir İktisat Kongresi

17 Şubat 1923’te yeni Türk Devleti’nin ekonomi politikasını belirlemek ve ülkeyi kalkındırmak için İzmir İktisat Kongresi toplandı. Kongreye sanayici, tüccar, esnaf ve çiftçi temsilcileri katıldı. Atatürk, kongrenin açılış konuşmasında
ülke ekonomisine bir yön verilmesi gereğini hatırlattı. Aynı zamanda yeni Türkiye’nin devlet anlayışını da: “Yeni Türkiye Devleti cihangir bir devlet olmayacaktır. Fakat yeni Türkiye Devleti, bir ekonomik devlet olacaktır.” sözü ile işaret etmiş oldu. Misak-ı İktisadi’den sonra sanayici, tüccar, esnaf ve çiftçi temsilcileri ekonomik bağımsızlık için alınması gereken önlemleri sıraladılar.

Kongre sonucunda millî ekonominin kurulması için şu kararlar alındı:
1. Devlet, özel sektörün gerçekleştiremediği girişimlere bizzat el atarak ekonomik görevini yerine getirecek.
2. Yurt içi ham madde üretimine dayalı sanayi dalları kurulacak.
3. Özel girişime kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulacak.
4. Küçük üretimden, fabrikalara geçilecek.
5. Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılacak.
6. Sanayi desteklenecek ve millî bankalar kurulacak.

3. 7. 2. Sanayi ve Ticaret Alanındaki Gelişmeler

Devlet, dışa bağımlılığı azaltmak adına birinci derece ihtiyaç maddelerini üretebilmek için harekete geçti. 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı. Bu kanunla devlet, özel girişime destek sağlamayı millî sermayeyi güçlendirmeyi yerli sanayiyi kurmayı amaçladı. Teşvik-i Sanayi Kanunu ile millî sermayeye ucuz devlet arazisi ve binaları tahsis edilecek, taşıma indirimleri ve vergi muafiyeti sağlanacaktı. Bu kanun 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’na kadar özellikle çimento, şeker ve dokuma sektörlerinde üretim artışını sağladı. Ancak Dünya Ekonomik Bunalımı kanunun tam anlamıyla uygulanmasını engelledi.

Ticaret ve sanayinin gelişmesini sağlamak için atılan bir diğer adım da 26 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankasının kurulmasıydı. Banka, bakanlar kurulu kararıyla kurulmasına rağmen özel bir bankaydı. İş Bankası, ticaret ve sanayi
yatırımlarını desteklemiş; daha sonra kurulan bankalara da örnek olmuştur. 19 Nisan 1925’te Ticaret Bakanlığı tarafından Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu. Bankaya, sanayi kuruluşlarına yatırım yapmak, maden imtiyazlarını alıp işletmek görevleri verildi. Ayrıca bu sektöre mali destek vermesi için Etibank kuruldu. Yeraltı kaynaklarının araştırılması için MTA (Maden Tetkik Arama) Enstitüsü kuruldu. Bunu takip eden yıllarda tekstil sektörüne öncülük etmesi amacıyla 1933’te Sümerbank kuruldu.

Ekonomide devletçilik anlayışı doğrultusunda sanayiyi geliştirmek için Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) adı verilen, işletmesini devletin üstlendiği ekonomi kuruluşları kuruldu. Dokuma, cam ve şişe, kâğıt ve demir-çelik işletmeleri Türkiye’nin sanayileşmesine katkı sağlayan önemli kuruluşlardı.

3. 7. 3. Tarım Alanındaki Gelişmeler

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda halkın yarıdan fazlası tarımla uğraşıyordu. Fakat zamanın modern tarım teknikleri kullanılmadan eski yöntemlerle tarım yapılıyordu. Köylüler, ağır ve zorlu koşullarda büyük emekler harcayarak ancak
geçinebilecekleri kadar ürün elde edebiliyorlardı. Ayrıca köylüden “aşar” adıyla ürettikleri ürünün % 10’u vergi olarak alınmaktaydı. Zamanla bu oran  daha da ağırlaşarak % 12.5’e çıkmıştı.

Devlet tarım konusuna öncelik verdi. 1925’te çıkarılan bir kanunla aşar vergisi kaldırıldı. Bunun yanı sıra Ziraat Bankası yeniden yapılandırıldı. Ziraat Bankası çiftçilere kredi vermesi için bir kamu kuruluşuna dönüştürüldü. Yine 1929’da Zirai Kredi Kooperatifleri kanunu çıkarıldı. 

Ankara’da, Yüksek Ziraat Enstitüsü kurularak çiftçilere modern tarım yapmayı öğretecek uzmanlar yetiştirilmesi hedeflendi. 1926’da çıkarılan bir kanunla da ziraatte kullanılan taşıtlar ve makineler için gereken akaryakıt ve zirai ilaçların gümrük vergisi kaldırıldı. Böylece modern tarım teşvik edildi. Tarım hayatının düzenlenmesi ve modernleşmesi için bizzat Atatürk öncülük yaptı. Ankara’da kurulan Atatürk Orman Çiftliği, modern tarım yöntemlerinin uygulandığı bir örnek oldu.

3. 7. 4. Ulaştırma Alanındaki Gelişmeler

Cumhuriyet Dönemi’nde Türkiye, tamamen kendi kaynaklarını kullanarak 1925-1933 yılları arasında 2048 km demir yolu yaptı. 1939 yılına gelindiğinde demir yolları 3000 km’yi aşmıştı. Ayrıca demir yollarının işletmeleri yabancı sermayeden alınarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) aracılığı ile devlet denetimine alındı.

1 Temmuz 1926’da çıkarılan Kabotaj Kanunu ile Türk kara sularında yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına gemi işletme hakkı verildi. Bu kanun, milliyetçilik ilkesi doğrultusunda atılan bir adımdı. Bu kanunun sağladığı güvenceyle ilerleyen yıllarda Türk deniz ticaret filosu kurulmaya başlandı. Bu alandaki çalışmalara mali destek sağlamak için Denizbank kuruldu.

3. 7. 5. Sağlık Alanındaki Gelişmeler

Cumhuriyet Dönemi’nin millî sağlık politikası; vatandaşların sağlığını korumak, ölüm oranını azaltmak, nüfusu artırmak, bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek ve bu yolla bireylerin sağlıklı yetişmesini sağlamaktı. Numune hastaneleri, sağlık ocakları, doğumevleri açıldı. Sağlık hizmetlerini köylere kadar götürmek ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek hedef olarak belirlendi. 1928 yılında halk sağlığının korunmasına yönelik temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek üzere Hıfzıssıhha Müessesesi kuruldu. 1930’da Umumi Hıfzıssıhha Kanunu çıkarıldı. Hıfzıssıhha Kanunu ile kolera, veba, tifo, tifüs, zehirlenme, çiçek, difteri, kızıl gibi hastalıkların ilgili birimlere bildirilme mecburiyeti getirildi. Bu tür salgın hastalıklar parasız tedavi edilmeye başlandı.

1877’de “Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti” olarak kurulan, 1923’te ise “Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti” adını alan sağlık ve yardım kuruluşuna Atatürk tarafından Kızılay adı verildi. Kuruluş, 1935’te “Türkiye Kızılay Cemiyeti” ve 1947’de “Türkiye Kızılay Derneği” adını alarak sağlık ve sosyal yardım faaliyetlerini sürdürdü. Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedefine uygun olarak 1924’te Ebe Okulu, 1925’te ise Kızılay Hemşire Okulu açıldı. 1924’te İstanbul ve Sivas’ta sağlık memurları yetiştiren okullar açıldı.

AÖL KUŞLARI & AÇIKOKU
AÖL KUŞLARI
https://www.facebook.com/groups/456242131453717

2 thoughts on “TÜRKİYE CUMHURİYETİ İNKILAP TARİHİ ve ATATÜRKÇÜLÜK 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*