TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 -3,4. ÜNİTE ÖZETİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 -3,4. ÜNİTE ÖZETİ

3. ÜNİTE  ŞİİR

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki dönemlerde oluşturdukları edebiyata verilen isimdir.

Sözlü Edebiyat Dönemi: Eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir. Bu törenler şaman, kam, baksı, oyun ve ozan adını alan kişiler tarafından yönetilir, bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi.

Koşuk: Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitlik gibi temalar işlenir. Nazım birimi dörtlüktür. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb). Bu türün halk edebiyatındaki karşılığı koşma, divan edebiyatındaki karşılığı ise gazeldir.

Sagu: “Yuğ” adı verilen törenlerde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir. Şekil olarak koşukla aynıdır. Halk edebiyatında ağıt, divan edebiyatında mersiyenin karşılığıdır.

İlk İslami ürünler; Kutadgu Bilig (11. yy.), Divan-ı Lügati’t Türk (11.yy.), Atabet’ül Hakayık, Divan-ı Hikmet (12.yy).
Kutadgu Bilig bilgiye, akla, adalete, dünyaya ve ahirete, hayata ve ölüme, insan tavır ve davranışlarına, Türk devlet geleneğine ve teşkilatına yönelik bilgiler, saptamalar ve değerlendirmeler içerir. Bununla birlikte ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatır. Yusuf Has Hacip tarafından yazılan mutlu olmanın yollarını anlatan ve devlet yöneticilerine öğütler içeren eser,

Türk Edebiyatı’nın ilk mesnevisidir. Özellikleri:
• İslami Dönem Türk Edebiyatının ilk eseridir.
• Edebiyatımızda ilk mesnevi örneğidir.
• Edebiyatımızda aruz ölçüsüyle yazılan ilk eserdir.
• Edebiyatımızda ilk didaktik (öğretici) eserdir.
• İlk siyasetname örneğidir.
• Mutluluk veren bilgi anlamına gelir.
• Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
• Hakaniye Türkçesiyle yazılmıştır.
• Alegorik bir eserdir.

• Üç nüshası vardır: Mısır, Viyana, Fergana.

Kutadgu Bilig, dört kişinin karşılıklı konuşmalarla dört kavramı simgelemesi üzerine kurulmuştur. Yusuf Has Hacip eserinin baş kısımlarında bu dört kişiden bahseder ve onları okuyucuya tanıtır. Bu kişiler şunlardır:
1. Kün Togdı: Hükümdar “doğan güneş” adaleti, doğruluğu temsil eder.
2. Ay Toldı: Vezir “dolunay” saadeti, mutluluğu temsil eder.
3. Ögdülmiş: Vezirin oğlu “övülmüş”, aklı temsil eder.
4. Odgurmış: Vezirin kardeşi “uyanmış” akıbeti, hayatın sonunu temsil eder.

Kaşgarlı Mahmut, geniş bir araştırma sonucunda meydana getirdiği eserine XI. yüzyıl Orta Asya Türk halkı arasında yaşamakta olan halk edebiyatı ürünlerinden canlı örnekler de almış, böylece birçok kültür malzemesinin yok olmasını önlemiştir. Bu örnekler birtakım atasözlerinden, sosyal ve ahlaki manzumelerden, koşuklardan, sagulardan ve destanlardan seçilmiş parçalardan meydana gelir. Divanu Lügati’t-Türk’te Türkçe kelimelerin sayısı 7500’den fazladır.

Atabet’ül Hakayık, Edip Ahmet Yükneki tarafından ahlak ve din konularını öğretmek amacıyla yazılan kaside ve dörtlüklerden oluşan didaktik eserdir. Hakaniye lehçesiyle ele alınan eser, bir gelenek olan zamanın hükümdarına,
Muhammed Dad İspehsalar Bey’e, sunulmuştur. Eser 40 beyit ve 101 dörtlükten oluşur. Eserde beyitler kaside biçiminde düz kafiye örgüsüyle “aa, ba, ca, da…” şeklinde dörtlükler ise mâni tipi uyak örgüsüyle yani aaba şeklinde yazılmıştır.

Ahmet Yesevî, hayatının sonuna kadar İslam tasavvufunun savunucusu olmuş, Yesevîye tarikatını kurarak Anadolu’da İslamiyet’in yayılmasında etkili olmuştur. Divan-ı Hikmet, 12. yy.da Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı’nın kurucusu kabul edilen Ahmet Yesevî tarafından söylenmiş “hikmet” adı verilen şiirlerin toplandığı eserdir. Ahmet Yesevi’den neredeyse 900. yıl sonra bize kadar ulaşan “Hikmetler” Türk dünyasının manevi hayatında çok önemli bir yere sahiptir.
Hakaniye lehçesiyle yazılmış olan eserde Arapça ve Farsça kelimeler de bulunmaktadır. Eserde hem dörtlüklere hem de beyitlere yer verilerek hem hece hem de aruz kullanılmıştır. 144 dörtlük ve bir münacaattan oluşur. Şiir türü olarak lirik ve didaktik özellikler taşıyan hikmetlerde işlenen konular tamamen dinî içeriklidir. 

Dinî-Tasavvufi (Tekke) Halk Edebiyatı: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra 12. yüzyılda Türkistan’da Ahmet Yesevi ile başlayan halk edebiyatı koludur. 13. yüzyılda şeyhler tekkelerini kurmuş, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi tarikat çevreleri oluşmuştur.

Mevlana’nın tasavvuf anlayışı etrafında şekillenen Mevlevilik, daha çok aydın kesimde ve şehir, kasaba merkezlerinde yayılmıştır. Hacı Bektaş Veli’nin tasavvuf anlayışı etrafında şekillenen Bektaşilik, daha çok halk tabakası arasında yayılmıştır.

Yunus Emre, tasavvufi halk edebiyatının ve ilahi türünün en büyük sanatçısıdır. 1240-1320 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. “Divan” ve “Risalet’ün Nushiyye” adlı iki eseri vardır. Hacı Bektaş ve Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etmiştir. Son derece sade bir üslupla derin anlamlara sahip dizeler yazmıştır. Halk dilinin deyiş ve özelliklerini de şiirlerinde kullanmıştır Şiirlerinde hem dörtlük hem beyit nazım birimine hem hece hem de aruza yer vermiştir. Anadolu’da o kadar çok sevilmiştir ki birçok yerde mezarı olduğu iddia edilmiştir. Şiirlerinde temel nokta aşk ve hoşgörüdür. İlahi türünün en güzel örneklerini vermiştir. Çoğunlukla hece ölçüsü kullanmıştır. “Risaletü’n Nushiyye” adlı
eseri aruz ölçüsüyledir. Bütün insanlığı kucaklayıcı felsefesinden dolayı UNESCO, 1991 yılını Yunus Emre Sevgi Yılı ilan ederek şairimizin dünyaca tanınmasını sağlamıştır.

Eserleri: Divan, Risaletü’n Nushiyye (Nasihatler Kitabı).

Nefes, Bektaşî şairlerin tasavvufi şiirleridir. Nazım birimi dörtlük, ölçü hecedir. Düz uyak örgüsü ve yarım uyak kullanılır. Nefeslerde genellikle Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler bulunur.

Pir Sultan Abdal: 16. yüzyılda yaşamış halk ozanıdır. Pir Sultan Abdal’ın asıl adı Haydar’dır ve Horasan’dan çıkıp Sivas’a göç eden bir Türkmen aşiretine mensuptur. Dizeleriyle halkın gönül kapılarını açan, şiirlerinde samimi, anlaşılabilir bir dil kullanan Pir Sultan halk edebiyatımızın önemli bir saz ve söz ustasıdır. Şiirlerinde Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali, On İki İmam, ehlibeyt sevgisinin yanı sıra tabiat ve insan sevgisini, yaşadığı dönemdeki toplumsal sorunları konu etmiştir. Pir Sultan Abdal’a ait çok sayıda şiir bulunmaktadır.

Anonim Halk Şiiri: Halkın içinde ortaklaşa bir şekilde oluşturulan anonim ürünleri içeren edebiyattır. Bu edebiyatta mâni, türkü, bilmece, ninni, ağıt gibi kimin tarafından oluşturulduğu bilinmeyen ürünler yer alır. Bu ürünleri ortaya koyan birileri mutlaka vardır. Zamanla bu ürünlerin sahipleri unutulmuştur ve ürünler halkın ortak malı olmuştur.

Mâni, anonim Türk halk edebiyatının tek dörtlükten oluşan nazım şeklidir. Mâniler ezgiyle söylenir. Konusu daha çok aşk olan mânilerde ayrılık, öğüt, eleştiri, ölüm gibikonuların da işlendiği görülür. Mânilerin uyak düzeni (aaxa) şeklindedir. Mânide ilk iki dize konuyla ilgisi olmayan doldurma dizelerdir. Bu söyleyene kolaylık sağlamak içindir. Temel duygu son dizede ortaya çıkar. Mâniler, birinci dizelerindeki hece sayısının eksik olması dize sayısı ve uyaklarının cinaslı olmasına göre adlar alır.

Düz mâni, dört dizeli, yedi heceli ve “aaxa” şeklinde uyak düzeni olan mânilerdir.
Gidene bak gidene
Güller sarmış dikene
Mevlâ sabırlar versin
Gizli sevda çekene
Cinaslı-Kesik mâni, yaygın olarak dört-beş dizeden oluşan, ilk dizesi yedi heceden daha az ve cinaslı uyakların kullanıldığı mânilere “cinaslı mâni” ya da “kesik mâni” adı verilir.
Karadan
Yârim gider gemiyle
Ben giderim karadan
Ciğerim göz göz oldu
Görünmüyor karadan
Hak beni ayırmasın
Kaşı gözü karadan
Yedekli mâni, dört veya beşten fazla dizeyle kurulan mânilere “yedekli mâni” veya “artık mâni” denir. Yedekli mânilerde cinas kullanılmaz.
Derdim var beller gibi
Söylemem eller gibi
Kalbimin hüzünü var
Yıkılmış eller gibi
Gözlerimden yaş akar
Bulanmış seller gibi
Türkü, ezgiyle söylenen anonim halk edebiyatı nazım şeklidir. Türkülerin çoğu halkın sözlü geleneğinde doğup gelişir fakat âşık şiirleri gibi düzenleyicisi belli olan türküler de vardır. Türkü Anadolu’nun bazı yerlerinde “yır” adıyla da anılır. Türkülerde genellikle aşk, ayrılık, özlem, gurbet, ölüm gibi lirik konular işlenir. Türkü halk edebiyatının en zengin alanıdır.
Türkü bentleri yapı ve sözleri bakımından iki bölümden oluşur. Birinci bölüm türkünün asıl sözlerinin olduğu bölümdür ki bent adı verilir. İkinci bölüm ise her bendin sonunda yinelenen nakarattır. Bu bölüme bağlama ya da kavuştak denir. Bentler ve kavuştaklar kendi aralarında uyaklanırlar. Türküler hece ölçüsünün her kalıbıyla söylenir. Genellikle yedili, sekizli ve on birli hece kalıpları kullanılır.

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri: 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’da âşık denen kişilerce ortaya konan, kendine özgü biçim ve içeriği olan halk edebiyatı koludur. Âşık edebiyatı, İslamiyet’ten önceki sözlü edebiyatın devamı sayılabilir. İslamiyet’ten önce “ozan, baksı, kam, şaman” diye anılan şairler, İslamiyet’ten sonra âşık adını almıştır. 

17. yüzyıldan itibaren kimi âşıklar hecenin yanında aruzu da kullanmaya başlamışlardır. “Âşık Ömer, Kâtibî, Gevherî, Dertli, Bayburtlu Zihni” şiirlerinde hem heceyi hem de aruzu kullanmıştır.

Âşık Edebiyatı Nazım Şekilleri

Koşma, halk edebiyatının en sevilen ve yaygın türüdür. Genellikle 11’li hece ölçüsü kullanılır, nazım birimi dörtlük, birim sayısı 3-5 arasındadır. Koşmaların uyak düzeni (xaxa, bbba,ccca…) ya da (abab,cccb,dddb…) şeklindedir. Koşmanın divan edebiyatındaki gazele benzetilmesinin nedeni; her iki nazım şeklinin de “aşk, sevgi, güzellik, doğa güzelliği” gibi konuları işlemesidir.

Semai, koşmadan sonra en çok ilgi gören nazım şeklidir. Özel bir ezgiyle söylenir. Semai, koşmaya benzer. Temel fark semaide sekizli, koşmada on birli hece ölçüsünün kullanılmasıdır. Semailerde az sözle çok şey anlatmak esastır.

Varsağı, kafiye düzeni koşmaya benzer. Nazım birimi dörtlük, nazım birimi sayısı 3-5 arasındadır. Genellikle hecenin 8’li kalıbıyla söylenir. Bu yönüyle semaiye benzer, aralarındaki temel fark ezgileridir.Varsağıda yiğitçe bir söyleyiş göze çarpar. Şiire kahramanlık, yiğitlik, mertlik havası vermek için “aman hey, be hey, hey gidi!” gibi ünlemler kullanılır.

Destan, âşık edebiyatı nazım şekillerindendir. Nazım birimi dörtlüktür, birim sayısı birkaç ya da yüzlerce dörtlükten oluşabilir. Destanların uyak örgüsü koşma gibidir, hecenin on birli kalıbı kullanılır. Destanlarda, toplumun hafızasına kazınmış olaylar “kahramanlık, savaş, göç, doğal felaketler…” görülür.

Karacaoğlan: 17. yüzyıl halk şairi Karacaoğlan’ın yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Karacaoğlan’ın şiiri daha çok aşk ve doğa üzerine kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok kullandığı temalardır. Şiirlerinde doğanın çok iyi gözlemlenmesinden kaynaklı olarak benzetmeler kullanır. Güneydoğu Anadolu, Çukurova, Toroslar ve Gavur Dağları yörelerinde yaşayan Türkmen aşiretlerinin yaşayış, duyuş ve düşünüş özellikleri şiirlerine yansır. İlk kez onun şiirinde sevgililerin adları söylenir: Elif, Ayşa, Zeynep, Hürü, Döndü, Döne, Esma, Emine, Hatice…
Karacaoğlan’ın dili, aynı dönemde yaşayan birçok şairin aksine yalın ve temizdir. Şiirlerini hece ölçüsünün 11’li (6+5), 8’li (4+4) kalıplarıyla söylemiştir. Karacaoğlan; Pir Sultan Abdal, Aşık Garip, Köroğlu, Öksüz Dede, Kul Mehmet’ten etkilenmiştir. Şairin bugüne kadar beş yüzün üzerinde şiiri yazılı kaynaklara geçirilmiştir.

Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da İslam etkisinde gelişen ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerini Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatına bırakan edebiyattır. Bu edebiyatın ortaya çıkmasında Arap ve İran edebiyatının etkisi büyüktür.

Divan edebiyatı, şiir ve nesir alanında dinî, sosyal, kültürel ve tarihî birçok kaynaktan beslenmiştir. Bunlar; Kur’an, hadisler, kısas-ı enbiya, evliya menkıbeleri, tasavvuf, şehname, tarihî olaylar, kişiler ve günlük hayata dair kaynaklardır.

Divan edebiyatında soyut anlatım ön plandadır. Duygu ve düşünceler mazmun adı verilen kalıplaşmış benzetmelerle ifade edilmiştir.

Divan şiirinde en çok kullanılan nazım birimi beyittir. Beyitler kendi içinde anlam bütünlüğüne sahiptir. Bütünde değil parçada anlam bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Büyük çoğunluğu aruz ölçüsüyle kaleme alınan divan şiirlerinde, Arap ve İran edebiyatından alınan nazım şekilleri kullanılmıştır. Divan şiirinde nazire geleneği yaygındır. Nazire, bir şairin başka bir şairden etkilenerek aynı ölçü ve uyak ile yazdığı şiirlerdir.

Divan edebiyatı nazım şekilleri; gazel, kaside, mesnevi, kıt’a, müstezat, rubai, tuyuğ, murabba, şarkı, terkibibent, terciibent…
Divan edebiyatı nazım şekillerinden gazel; divan şiirinde aşk, kadın, şarap konularında yazılan lirik şiirlerdir. Nazım birimi beyit, birim sayısı 5-15 arasındadır. Uyak örgüsü (aa, ba,ca,da…) şeklindedir. Gazelin ilk beytine “matla” son beytine “makta”, en güzel beytine “beytül gazel” denir. Gazelin son beytinde şairin mahlası geçer. Aralarında konu birliği bulunan gazellere “yek ahenk”, her beyti aynı güzellikte olan gazellere “yek avaz” gazel denir. Mahlas genellikle makta beyitte (son beyitte) yer alır. Bazı gazellerde iç kafiyeye yer verilir. Dize ortaları uyaklı olan, ortadan ikiye bölünüp dörtlük yapılabilecek şekilde yazılan gazellere musammat gazel denir.

Konularına göre gazeller çeşitli adlar alır.

Âşıkâne gazel: Aşkla ilgili acı,mutluluk gibi duyguların dile getirildiği gazellerdir. Bu gazellere en iyi örnek Fuzuli’dir.
Rindane gazel: Yaşamı, içkiyi konu alan gazellerdir. Baki örnek verilebilir.
Şuhane gazel: “Nedimane” gazel de denir. Sevgiliyi aşkın verdiği zevkleri, zarif ve çapkın bir edayla anlatan gazellerdir. Nedim’in gazelleri buna güzel örnektir.
Hakimane gazel: Öğretici, öğüt verici nitelikte gazellerdir. “Hikemi tarz” olarak da bilinen bu tarz gazellerin öncüsü Nabi’dir.

Bakî (1526-1600): Osmanlı Divan Edebiyatı’nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getirmiş ve yaşarken “sultanü’şşuârâ” (şairler sultanı) unvanını almıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü anlatan “Kanuni Mersiyesi”ni yazmıştır. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır. Şiirlerinde tasavvufa değil, dünyevi aşka önem verdi.
Duru ve temiz bir İstanbul Türkçesinin yanı sıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı. Başında münacaat ve na’t bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkibibend, 1 terciibend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır. Çevirileri ve dinî konularda eserleri de var.
Eserleri: Dîvân-(4508 beyitlik, en önemli eseri), Fazâ’ilü’l-Cihad, Fazâil’i-Mekke, Hadîs-i Erbain Tercümesi…

Kaside, divan şiirinde din ve devlet büyüklerini övmek için yazılmış şiirlerdir. Nazım birimi beyit, birim sayısı 33-99 arasındadır. Aruz ölçüsüyle yazılır. Kafiye şeması gazel gibidir: aa- ba- ca- da-… Kasidenin ilk beytine “matla”, son beytine “makta”, en güzel beytine “beytü’l-kasîd”, şairin mahlasının geçtiği beyte “taç beyit” adı verilir.

Kasidenin bölümleri şunlardır:

1. Nesib ya da Teşbib: Kasidenin giriş bölümüdür. 15-20 beyit kadar olan bu bölümde, konuyla ilgisi olmayan durumların (bahar, kış, ramazan vb.) tasvirleri yapılır.
2. Girizgâh: Kasidenin, nesib bölümünden asıl bölüm olan methiye bölümüne geçerken söylenen beyit ya da beyitlerden oluşan bölümdür. Bu bölüm iki bölümü birleştiren basamak görevindedir.
3. Methiye: Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür. Kasidenin asıl bölümüdür. Beyit sayısı sunulan kişiye ve şaire göre değişir.
4. Tegazzül: Gazel söyleme anlamına gelir. Kasidede, kaside ile aynı ölçü ve uyakta bir gazel söylenmesidir. Bu bölümün her kasidede bulunması zorunlu değildir.
5. Fahriye: Kasidede şairin kendisini, sanatını övdüğü bölümdür
6. Dua: Kasidenin son bölümüdür. Bu bölümde övülen kişi ile ilgili iyi dileklerde bulunulur, dua edilir.

Kasideler;

• Rediflerine (gül redifli kasideler “verdiye”) ,
• Nesiblerine (giriş bölümünde bahar anlatılılanlar “bahariye”) ve
• Konularına (Tevhit;Allah’ın birliğini anlatan kasideler, Münacaat; Allah’a yakarış ve niyaz bildiren kasideler, Naat; Hz.Muhammed’i övmek için yazılan kasideler, Medhiye; padişah, sadrazam, şeyhülislam…gibi devrin büyüklerini anlatan kasideler, Hicviye; bir kimseyi olay veya durumu yermek için yazılan kasideler, Mersiye; önde gelen birinin ölümünden duyulan acıyı dile getiren kasideler) göre ad alırlar.

“Su Kasidesi” adlı naat örneği Fuzuli’nin Türkçe Divan’ındadır.

Fuzûlî (1480? – 1556) Azeri asıllı Türk şair. Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden islami bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Türkçe divanının ön sözünde, “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.
Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır. Leyla ve Mecnun mesnevisi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevilerden
biridir. Kanuni’nin Bağdat’ı fethinden sonra padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca ünlü mektubu Şikayetnãme’yi yazmıştır. Şikayetnamesinde;
“Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar” der.

Eserleri: Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere üç dilde de eserler vermiştir. Divan, Beng ü Bade, Leyla ile Mecnun, Kırk Hadis, Hz. Ali Divanı , Hadikatü’s-Süeda, Mektuplar (Mektubat), Divan, Enis’ül-Kalb, Heft Cam (sâkinâme), Rind ü Zahid, Risale-i Muamma, Dîvan (manzum), Matlau’l-itikad (mensur)…

Şarkı, divan şiirine Türklerin kazandırdığı, halk edebiyatındaki türkü ve koşmadan esinlenerek oluşturdukları nazım şeklidir. Dörtlüklerle yazılan bu nazım şeklinin bentlerle yazılan şekilleri de vardır. Bent sayısı 3 ile 5 arasında değişir. Bestelenmek için yazıldığından bent sayısı fazla değildir. Şarkıların konusu genellikle “aşk, sevgili, eğlence” gibi din dışı konulardır. Şarkıda her bendin üçüncü dizesine miyan (orta) ya da miyanhane; sonda tekrarlanan dizeye de nakarat denir. Şarkının uyak düzeni (aaax, bbbx…) şeklindedir.
Lale Devri şairi Nedim, bu türün en büyük şairidir. Nedim şiirlerinde mahallileşme akımını ustaca kullanmıştır. Mahallileşme akımının başlıca özellikleri şunlardır:

• Halkın konuştuğu İstanbul Türkçesine özgü söyleyiş özelliklerinin, deyim ve mecazların şiire girmesi,
• Divan şiirinin soyut dünyası dışına çıkılarak şiirde günlük yaşamı yansıtan ögelere yer verilmesi; örneğin, yaşanan mekânlara ve gerçek sevgililere ilişkin betimlemeler yapılması,

Nedim: Türk edebiyatında “şarkı” denilince akla gelen ilk şairdir. Asıl adı Ahmet’tir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Müderrislik, İbrahim Paşa’nın kütüphanesinde müdürlük yapmıştır. Lale Devri’ne tanık olmuştur. 1730 Patrona Halil isyanında ölmüştür.
Nedim, divan şiirine yenilik getirmiş, bu şiirin soyut dünyasından çıkarak dış dünyayı ve duyguları gerçek yönleriyle vermeye çalışmıştır. Halk zevkinin inceliklerine dikkat etmiş, halk deyimlerini ve söyleyişlerini şiirlerinde kullanmıştır. İstanbul Türkçesi onunla büyük ölçüde şiir dili hâline gelmiştir. Klasik şiirin mazmunlarının yanında yeni mazmunlar oluşturmuştur. Şiirlerinde maddi ve beşeri aşkı, şen şakrak ve çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir. Güçlü tasvirleri, ince hayalleri ve güzel anlatımıyla yaşadığı Lale Devri’ni ve eğlencelerini başarılı bir şekilde anlatmıştır. Farsça şiirleri de olan şairin hece vezniyle bir de türküsü vardır. Divan’ından başka Arapçadan bazı tercüme nesirleri vardır.

Dil Bilgisi

İsim Tamlamaları
En az iki tane ismin oluşturduğu tamlamalardır. Bu tamlamalarda birinci isim “tamlayan’’ ikinci isim ise “tamlanan’’ adını alır. Tamlayan ilgi ekini, tamlanan ise iyelik ekini alır.
Tamlayan ekleri (ilgi hâli eki): -ın, -in, -un, -ün, -(n)ın, -(n)in, -(n)un, -(n)ün.
Tamlanan ekleri (iyelik eki): -ı, -i, -u, -ü, -(s)ı, -(s)i, -(s)u, -(s)ü.

Belirtili İsim Tamlaması
Dağların     suyu        aktı

(tamlayan) (tamlanan)
Birinci isim tamlayan ekini (-ın,-in,-un,-ün) ikinci isim de tamlanan ekini (-ı,-i,-u,-ü) aldığında bu kelime grubu belirtili isim tamlaması olur.
UYARI: İsim tamlamalarında iki unsurun da isim olması gerekir.

Belirtili İsim Tamlamalarının Özellikleri

• Belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan yer değiştirebilir.
Bırakmıyor yaka Yunus’un.
                  (tamlanan) (tamlayan)
• Belirtili isim tamlamalarının tamlayanı ya da tamlananı zamir olabilir.
Güllerin      bazıları               Herkesin       fikri
(isim,          zamir)               (zamir,            isim) 
(tamlayan, tamlanan)         (tamlayan, tamlanan)

• Tamlayan ile tamlanan arasına başka kelimeler girebilir.
Sevgilinin bahçede açılan nar çiçeğini (Tamlayan ve tamlanan arasına sıfat-fiil girmiştir.)
(tamlayan)                        (tamlanan)

• İsim tamlamalarında birden fazla tamlayan ya da tamlanan bulunabilir.

Sevgilinin ince uzun boyu fıstık çamı yürüyüş tarzı
(tamlayan)               (tamlanan)                     (tamlanan)

2. Belirtisiz İsim Tamlaması

saadet              yolu
(tamlayan)      (tamlanan)
Tamlayanın ek almadığı sadece tamlananın ek aldığı isim tamlamalarıdır.

Belirtisiz İsim Tamlamalarının Özellikleri
• Belirtisiz isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına hiçbir kelime girmez.
• Belirtisiz isim tamlamalarında yer isimleri oldukça fazladır.
Zigana Geçidi, Ok Meydanı…
• Bazı birleşik kelimeler belirtisiz isim tamlaması şeklinde oluşturulabilir.
Gülyağını fazla sürmüşsün. (gül+yağ-ı)

3. Zincirleme İsim Tamlaması
Sevgilinin gül     bahçesi
(tamlayan)        (tamlanan) belirtisiz isim tamlaması
Sevgilinin gül bahçesinin rengi. zincirleme isim tamlaması
(tamlayan)    (tamlanan) (tamlanan)
Zincirleme isim tamlaması, ikiden fazla isimden oluşan isim tamlamalarıdır. Önceden oluşturulmuş olan bir isim tamlamasına yeni bir unsur (tamlayan ya da tamlanan) daha eklenmesiyle veya iki isim tamlamasının birleştirilmesiyle elde edilir.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 -3. ÜNİTE KONU TESTİ (YENİ MÜFREDAT)

4. ÜNİTE  DESTAN / EFSANE

Destanlar; savaş, göç ve doğal yıkımlar gibi önemli olayların etkisiyle söylenmiş yiğitlik ve olağanüstülüklerle dolu uzun, manzum hikâyelerdir. Destanlar milletlerin yaratılışını, gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini anlatır. Aynı zamanda ulusların ilk sözlü ürünleridir. Mekân ve zaman kavramları bulunsa da çok belirgin değildir. Daha çok olağanüstü özelliklere sahip, kahramanlar ve bu kahramanların etrafında gelişen olaylar ön plandadır. Bu manzum hikâyeler ilahî bakış açısıyla yazılan epik şiirin ilk örnekleridir.

Destanlar doğal ve yapma destan olarak ikiye ayrılır:

1. Doğal destanlar: Doğal destanların söyleyeni belli değildir. Yazının bulunmadığı dönemlerde ortaya çıkmış destanlardır. Doğal destanlar üç aşamadan oluşur:
• Doğuş, oluşum aşaması: Milletlerin tarihini derinden etkileyen olayların ve kahramanların ortaya çıktığı zamandır.
• Yayılma aşaması: Yaşanan olaylar ve olaylar içindeki kahramanlar, sözlü gelenek yoluyla ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılır.
• Derleme aşaması: Sözlü gelenekteki destanların şairler tarafından derlenmesidir.
2. Yapma destanlar: Bu destanlar belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun ve manzum olarak ele aldığı doğal destanlara benzeyen eserlerdir.

Dünya Edebiyatındaki Doğal Destanlar

Yunan Edebiyatı: İlyada ve Odysseia,
İran Edebiyatı: Şehname,
Fin Edebiyatı: Kalevala,
Hint Edebiyatı: Mahabharata, Ramayana,
Alman Edebiyatı: Nibelungen,
İngiliz Edebiyatı: Beowulf,
Rus Edebiyatı: İgor,
İspanyol Edebiyatı: La Cid,
Fransız Edebiyatı: Chansen de Röland,
Japon Edebiyatı: Şinto,
Sümer Edebiyatı: Gılgamış (Bilinen ilk destan)…

Efsane; kişi, yer ve olayları konu alan, ,inandırıcılık özelliğine sahip olmakla birlikte, olağanüstülüklere yer veren, kaynaklarını genellikle geçmişten alan kısa ve anonim anlatılardır. Hayalî hikâye ve söylence olarak da tanımlanır. Halk kültürünün değerli verimlerinden olan efsanelerin ayrıca, gelenek ve görenekleri korumak, insanlara ders vermek, kişilere ve yerlere saygınlık kazandırmak gibi toplum yaşamında önemli işlevleri vardır. Bir diğer özelliği ise efsanelere halkın inanmasıdır. Bu yönüyle efsaneler masallardan ayrılır.

Efsaneler oluşurken mitolojik kökler, tarihî kökler, dinî kökler, hayalî ve fantastik köklerden beslenir. Anadolu kaynaklı efsanelerin hemen hemen hepsi yaşanmış olayları yansıtır ve yaşamış kişileri konu alır.

Anadolu kaynaklı efsanelere örnekler:
Truva Atı (Çanakkale)
Sümela Manastırı efsanesi (Trabzon)
Kız Kulesi efsanesi (İstanbul)
Balıklı Göl efsanesi (Urfa)
Gelin Kayası, Yusufçuk Kuşu, Çoban Çeşmesi gibi birçok efsane günümüzde halk arasında hâlâ söylenen efsanelerdir.

Oğuz Kağan Destanı, MÖ 209-174 yılları arasında hükümdarlık yapan Hun hükümdarı Mete’nin doğumunun, savaşlarının ve Türk birliğini kurmasının anlatıldığı destandır. Sekizli ve on ikili hece ölçüsü kullanılmıştır. Eserde Oğuz Kağan’ın hükmettiği boyları yirmi dört kola ayırması, bu boylara isimler ve toprak vermesi, Oğuz Kağan’ın bütün dünyaya hâkim olmak istemesi, ülkesini oğulları arasında paylaştırması anlatılır. Ayrıca Türklerin devlet anlayışı ve sosyal hayatlarıyla ilgili; avcılık, ok ve kargı kullanma, göçebelik, atı evcilleştirme, hayvancılıkla uğraşma gibi unsurlara ait birçok ipuçlarını da görmek mümkündür. Eserde sade dil kullanılmış, destanların özellikleri olan ışık, ağaç, kurt, ak sakallı ihtiyar gibi mitolojik ögelere yer verilmiştir.

Türk Destanlarının Özellikleri
• Çin, İran, Arap, Bizans ve Batı kaynaklarından derlenmiştir.
• Baksı, ozan, yırçı, şair adı verilen kişiler tarafından saz eşliğinde söylenir.
• Alp, bilge, kadın ve alp-eren tipleri görülür.
• Türk destanlarında “gök börü (bozkurt), ağaç, ışık, at, düş, kırklar, mağara ve pir” motifleri kullanılır.

İslamiyet Öncesi Türk Destanları

1. Altay-Yakut Türkleri: Yaratılış Destanı

2. Saka Türkleri
• Alp Er Tunga Destanı • Şu Destanı
3. Hun-Oğuz Türkleri
• Oğuz Kağan Destanı • Attilâ Destanı
4. Göktürk Destanları
• Bozkurt Destanı • Ergenekon Destanı
5. Siyenpi Destanı
6. Uygur Destanları
• Türeyiş Destanı • Göç Destanı

İslamiyet Sonrası Türk Destanları

1. Kırgız-Kazak: Manas Destanı
2. Türk-Moğol: Cengiz Han Destanı
3. Tatar-Kırım: Timur ve Edige Destanları
4. Karahanlı Dönemi: Saltuk Buğra Han Destanı
5. Selçuklu-Beylikler-Osmanlı Dönemi
• Seyyit Battal Gazi Destanı
• Danişment Gazi Destanı
• Köroğlu Destanı
Dede Korkut Destanı ve Manas Destanı geçiş dönemine ait olduğundan bu destanlarda İslamiyet öncesi ve İslami unsurlar iç içedir.

Bahaeddin Ögel (1923-1989): Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. Aynı fakültede “Uygurların Menşe Efsaneleri, Uygur Devletinin Kuruluşu” konulu doktora tezini tamamlamıştır. 1964’te profesörlüğe yükselmiştir. Üniversite hayatı boyunca önemli eserler vermiş ve sayısız öğrenci yetiştirmiştir.
Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında çeşitli bilimsel kurul, komisyon ve jürilerde görev almıştır. Almanca, İngilizce, Fransızca, Çinçe, Farsça dillerini iyi derecede bilen Türk kültür tarihi sahasında verdiği eserlerle tanınan Ögel saygın bir tarihçidir.
Eserleri: Türk Kültür Tarihine Giriş (Dokuz cilt), İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Türk Mitolojisi, Kaynakları ve Açıklamaları ile Destanlar, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, Türklerde Devlet Anlayışı.

Türklerin Anadolu’yu vatan edinmelerinden sonra üç tane önemli destanları olmuştur. Bu eserler; Battal Gazi Destanı, Danişment Gazi Destanı ve Saltuk Gazi Destanı’dır.

Battal Gazi Destanı’nın, konu bakımından Türklerle ilgili olmamasına rağmen Türkler tarafından çok sevilmesinin sebebi, Battal Gazi’nin İslamiyet’in yayılması uğruna kahramanlık göstermesi ve kahramanlığın mekânının Anadolu olmasıdır.

Ahmet Kabaklı (1924-2001): İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde yüksek tahsilini tamamladı. Diyarbakır ve Manisa Liselerinde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1956 yılında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi. 1974’te emekliye ayrıldı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975). Türk Edebiyatı Cemiyetinde ve Türk Edebiyatı Dergisinde yöneticilik yaptı.
Eserleri: Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre, Mevlana, Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş, Türk Edebiyatı 5 Cilt, Alperen, Millete Vurulan Canlı Pranga: Bürokrasi, Sultanuşşuara Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Ejderha Taşı, Şair-i Cihan Nedim…

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Üç Şehitler Destanı’nda, Türk ulusunun vatanı ve bağımsızlığı uğrunda destanlaşan Kurtuluş Savaşı’nı coşkun bir dille anlatır. Ulusumuzun yiğitliğini, özentisiz, yalın bir dille ama destanlaşan biçimde dile getirir.

Yapma destan bir şairin, toplumu etkileyen herhangi bir olayı doğal destanlara benzeterek söylemesi sonucu oluşan destanlardır.

Dünya Edebiyatındaki Yapma Destanlar
Latin Edebiyatı: Aeneis (Vergilius)
İngiliz Edebiyatı: Kaybolmuş Cennet (J. Milton)
Fransız edebiyatı: Henriade (Voltaire )
Portekiz edebiyatı: OsLusiadas (Camoens )
İtalyan Edebiyatı: Kurtarılmış Kudüs (T. Tasso), İlahi Komedya (Dante), Çılgın Orlando (Ariosto)

Türk edebiyatında yapma destanlara örnekler
İstanbul Fetih Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çanakkele Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca
Çanakkale Şehitlerine, Mehmet Akif Ersoy
Genç Osman Destanı, Kayıkçı Kul Mustafa
Kuvayi Milliye Destanı, Nazım Hikmet
Kurtuluş Savaşı Destanı, Cahit Külebi
Sakarya Meydan Savaşı, Ceyhun Atuf Kansu

Fazıl Hüsnü Dağlarca ( 1914-2008 ): İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Anadolu illerinde yaptı. Harp okulunu 1935’te bitiren şair, piyade subayı olarak yurdun çeşitli yerlerinde bulundu. 1950’de askerlikten ayrılıp serbest hayata geçti. Dağlarca’nın ilk şiir kitabı Havaya Çizilen Dünya’dır. İlk şiirlerinde Necip Fazıl Kısakürek’in etkisinde kalmış kendi şiir çizgisine yönelişi “Çocuk ve Allah” ve “Daha” kitaplarıyla olmuştur.
Dağlarca’nın şiirleri; toplumcu-gerçekçi şiirleri, felsefi-lirik şiirler, destanlar ve çocuk şiirleri olarak sınıflandırılabilir.Bireysel tutkularla toplumsal gerçekleri ; bol mecazlar, hayaller ve imgelerle ortaya koyan şairin şiirleri genellikle epik-lirik-didaktik ve toplumsal gerçeklik çerçevesindedir.
Eserleri: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Daha, Toprak Ana…

Dil Bilgisi

Sıfat Tamlamaları
Bir veya daha fazla sıfatın bir (veya daha fazla) ismi sayı, renk, biçim, hareket, durum, sayı ve yer bakımından nitelediği veya belirttiği kelime gruplarına sıfat tamlaması denir.

Sıfat Tamlamalarının Özellikleri
Sıfat tamlamalarında birinci kelimeye tamlayan; ikincisine de tamlanan denir. Tamlayan, tamlananın anlamını bütünler. Tamlayan, yani sıfat yardımcı unsurdur; tamlanan, yani isim de asıl unsurdur. Tamlayan başta gelir, tamlanan sondadır. İsim tamlamasında olduğu gibi sıfat tamlamasında da tamlananla tamlayanın nereden ayrılacağı iyice kavranmalı, anlam her zaman ön planda tutulmalıdır.

Kayanın doruğunda her dem       ak            bulutlar    dolanır.
 tamlayan   tamlanan

Bu             kayanın çok uzağından           bir             yol          geçer.
tamlayan tamlanan                             tamlayan   tamlanan

sarp kayalar
sıfat tamlaması
Sıfatla isim eksiz birleşir. Yani tamlama eki yoktur.

Bütün sıfatlarla sıfat tamlaması yapılabilir:
Niteleme Sıfatıyla
kocaman / iri gözleri
yakın arkadaş…
İşaret sıfatıyla
Bu soruya cevap veremiyordu.
Öteki köyleri dolaştı.
Beriki masaları da taşıdılar.
Asıl sayı sıfatıyla
Her gün iki saat dağlarda gezinirmiş.
Bir ağaç bile diksen iyi olur.
Yüz yıl öncesini hayal bile edemezsin.
Sıra sayı sıfatıyla
birinci gün, ikinci gelişimiz…
Kesir sayı sıfatıyla
yarım ekmek, çeyrek (dörtte bir) ekmek…
Üleştirme sayı sıfatlarıyla
İkişer kavun, birer gün arayla…
Belgisiz sıfatlarla
kimi insanlar, bir yaz gecesi, her soru, birtakım insanlar, birkaç kişi, bütün varlıklar…
Soru sıfatlarıyla
Kaç gün sonra geleceksin?
Ne gün geleceksiniz?
Sıfat-fiillerle veya sıfat-fiil gruplarıyla
Penceresinden kavak ağaçları görünen / bir köy okulu
Ağaçları silkeleyen / rüzgâr
uçuşan / polenler

Uyarı: Sıfat ve zarfların anlamlarını, miktar ve derece bakımından tamamlayan zarfların meydana getirdiği kelime grupları da birer sıfat tamlamasıdır.
çok güzel, pek doğru, daha gösterişli…
Uyarı: Sıfat tamlamasında sıfatla isim arasına noktalama işareti konmaz.
Genç adama gülümseyerek baktı. (genç: sıfat)
Genç, adama gülümseyerek baktı. (genç: isim, özne)
Uyarı: Birkaç sıfat, arka arkaya sıralanarak bir ismi niteleyebilir veya belirtebilir:
Karanlık, korkutucu ve soğuk bir yerdi.
İnatçı, vakur,dimdik bir duruşu vardı.
Aynı şekilde bir sıfat birden fazla isme ait olabilir:
Yüksek dağlar, tepeler, yaylalar, o bölgenin coğrafi yapısını oluşturur.
Uyarı: Tamlanan, tamlayan ya da her ikisi birden kelime grubu olabilir. Sıfat tamlaması da başka bir sıfat tamlamasında tamlayan ya da tamlanan olabilir:
Şu / yelekli adam
Yumuşak ve ürkek /bakışlar
Kayalara takılan / şu beyaz bulutlar

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 – 4. ÜNİTE KONU TESTİ ((YENİ MÜFREDAT)

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUNA GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

  • “Didaktik Şiir” nedir?

    Düşüncenin ağır bastığı, bilgi vermeyi amaçlayan öğretici şiirlere Didaktik Şiir denir.

  • “giriban” nedir?

    Elbise yakası.

  • Roma Sürgünü nedir?

    Pers Krallığı, Bâbillileri yenilgiye uğrattıktan sonra, sürgündeki İsrâiloğulları’nın Yahuda ’ya dönmelerine izin vermiştir (MÖ 538). Bu süreçte Kudüs’teki eski mâbedin […]

  • AÖL Sanat Tarihi 1

    1. Ünite SANAT TARİHİNE GİRİŞ SANAT NEDİR? Sanat; bir duygunun, düşüncenin, izlenimin çeşitli yöntemler ve malzemelerle üretilip, dışa vurumudur. SANAT […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*