TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 -1,2 ÜNİTE

1.ÜNİTE GİRİŞ

TARİH–EDEBİYAT İLİŞKİSİ

Tarih bilimi veya tarihçi, genelde insanlığın, özelde toplumların geçmişte karşı karşıya kaldığı önemli olayları ayrıntısına girmeden konu edinir. Edebiyat ise daha çok tarihin anlatmadığı sıradan kişi ve olaylarla, bunların bıraktığı izlerin ayrıntılarıyla ilgilenir. 

Tarihî şahsiyetlerin tarihte üstlendikleri rolün dışında yaşantılarına ait örneklerin belli bir olay örgüsü içinde anlatımı edebiyat biliminin, edebiyatçıların, roman ve hikâye sanatının işleri arasında yer alır. Edebî eserin tarih öğretmek gibi bir işlevi olmasa da tarih ilmini anlama ve sevdirme yolunda etkin bir rolü vardır. Bu bağlamda tarihçinin yazdıklarıyla sunulan bir tarihî olay veya şahsiyet, edebiyat ve edebî mahsuller vasıtasıyla ilgi alanı hâline getirilebilir. Örneğin, Fatih Sultan Mehmet gibi bir devlet adamı ve çağ değiştiren İstanbul’un fethi gibi önemli bir olay ile ilgili kronolojik bilgiler vererek aktaran bilim tarihtir. Ancak Fatih’in ve fethin toplum hayatına yansıyan yönlerine edebiyat ışık tutmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğunu, yaşantısını, kişisel mizacını, hassasiyetlerini, duygu ve düşüncelerini, devlet teşekkülüne ve idari mekanizmaya ilişkin telkin ve tavsiyelerini, eserlerini ve bu eserlere yansıyan görüşlerini edebiyat bilimi aktarmaktadır.

Edebiyatın Dinle İlişkisi

İnsanların hayatlarını kuşatan, ahiretlerini mamur etme iddiası taşıyan dinin, edebiyatı etkilememesi düşünülemez. Düşünülemez çünkü din, öğretisiyle insanlara hem bir hayat tasavvuru sunar hem de bu öğretide kullandığı dille ve bir şey anlatırken seçtiği sembollerle, yaptığı benzetmelerle bir zihin de inşa eder. Din tarafından zihni inşa edilen bu insanın ise hem hayatında hem de eserlerinde dinin etkisi bir şekilde görünür kaçınılmaz olarak.
Türk edebiyatının her döneminde dinin etkisi görülür. Diğer dinlerde de özellikle dinî metinlerdeki ifadeler ve din adamlarının etkileyici konuşmaları edebiyata katkı sağlamıştır. İslam’ın gelişine kadar olan dönemlerde de destanlarda dinî etki ağır basar. Ayrıca bu dönemlerde yine ilahiler de vardır. Yani din, edebiyat üzerinde etkilidir. İslamiyet’in geldiği dönemdeki şiirlerde de dinin etkisi vardır.

Kelime Anlamları:

mahsul: Ürün.
materyal: Gereç.
müspet: Olumlu.
tasavvur: Düşünme

TÜRK EDEBİYATI TARİHİNİN DEVİRLERE AYRILMASI

devir: Kendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası.

erk: Bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar.

Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasında Başlıca Ölçütler
1. Coğrafi değişim: Kavimler göçüyle birlikte Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru yaptıkları göçlerle geniş bir coğrafyaya yayılmaları ve farklı coğrafi ortamlarda bulunmaları, Türk edebiyatını etkilemiştir.
2. Kültürel değişim: Türklerin tarih boyunca karşılaştıkları farklı kültürlerden etkilenmeleri Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında önemli bir ölçüttür. Türk edebiyatı, başlangıçtan günümüze kadar esas olarak üç farklı medeniyetin
etkisinde gelişmiştir: Orta Asya medeniyeti (Atlı göçebe-bozkır kültürü), İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti.
3. Din değişimi: Türklerin Göktanrı (Şamanizm), Budizm, Manihaizm gibi dinlerden sonra İslam dinini benimsemeleri Türk edebiyatını derinden etkilemiştir. Özellikle İslamiyetin kabulü sonucunda hem içerik hem de şekil bakımından
farklı bir edebiyat anlayışı ortaya çıkmıştır.
4. Dil değişimi: Coğrafi ve kültürel değişmelere paralel olarak Türkçenin lehçe ve şive ayrılıklarıyla birlikte çeşitli dallara ayrılması, Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında etkili olmuştur. 

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ
1. İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı
a) Sözlü Edebiyat Dönemi
b) Yazılı Edebiyat Dönemi
2. İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı
a) Divan Edebiyatı
b) Halk Edebiyatı
• Anonim Halk Edebiyatı
• Âşık Edebiyatı
• Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı
3. Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı
a) Tanzimat Edebiyatı
b) Servetifünun Edebiyatı
c) Fecriati Edebiyatı
ç) Millî Edebiyat
d) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

1. İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı
İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önce oluşturdukları edebiyattır. Bu dönem edebiyatı yazılı ve sözlü edebiyat olmak üzere ikiye ayırılır:
a) Sözlü Edebiyat Dönemi

Her millet gibi Türkler de ilk edebî ürünlerini sözlü olarak ortaya koymuşlardır (Örnek; Bozkurt Destanı). Sözlü edebî ürünleri; sav, sağu, koşuk ve destanlardır. Bu ürünler yazının henüz kullanılmadığı dönemlerde ortaya çıkmıştır.
Sözlü edebiyat, Türklerin göçebe yaşam tarzına dayalı günlük hayatlarında ve özellikle bir araya geldikleri törenlerde oluşturdukları ürünlerdir. Yarım kafiye ve hece ölçüsüyle söylenen şiirlerin (sagu, koşuk, destan) nazım birimi dörtlüktür. Şairlere; ozan, kam, baksı, oyun, şaman gibi adlar verilir. Kahramanlık, savaşlar, tabiat ve aşk temalarının ele alındığı bu dönem şiirleri kopuz denilen saz eşliğinde söylenirdi. Savlar günümüzdeki atasözlerinin karşılığıdır. Bu sözler Türklerin gelenek, görenek ve inançlarını ortaya koyar. Sözlü edebiyat ürünlerinin birçoğu günümüze kadar Divanı Lügat’it–Türk sayesinde gelmiştir.

b) Yazılı Edebiyat Dönemi

Hem uygarlık tarihimiz hem de edebiyatımız açısından önemli eserler olan Orhun Abideleri (Yazıtları) 8. yüzyılda yazılmıştır. Nitekim Yenisey Yazıtları’nın da aynı alfabe ile yazıldığı bilinmektedir. Bu yazıtlar dışında Uygurlar Dönemi’nde yazılmış dinî içerikli metinler de vardır.

Bu metinler Budizm ve Manihaizm dinlerinin esaslarını anlatan metinlerdir. Bu dönemde yazılan “Prens Kalyanamkara ve Papamkara(İyi Düşünceli Şehzâde İle Kötü Düşünceli Şehzâde), Altun Yaruk ve Sekiz Yükmek” adlı eserler, Budizm’i anlatan dinî metinlerdir. “Irk Bitig” adlı eser ise bir fal kitabıdır.

Yazılı dönemin genel özellikleri şunlardır:
• Türklerin yazıyı kullanmasıyla başlar.
• Eserlerde edebî bir dil kullanılmıştır.
• Bu dönemde yazılan eserler Türk milletinin tarihî, sosyal ve kültürel özelliklerini yansıtır.
• Bu dönemde hem dinî hem din dışı konular işlenmiştir.
• Göktürk Dönemi eserlerde dil yabancı dillerin etkisinden uzaktır. Uygur Dönemi’ne ait eserlerde ise az da olsa yabancı etkiler görülmeye başlanır.

2. İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı

İslam düşüncesi, kendi bünyesine sonradan dâhil olan her milletin üzerinde etkili olduğu gibi Türk milletinin de fikrî, siyasi ve sosyal yapısı üzerinde etkili olmuştur. Bütün bunların yanında İslam medeniyeti; Türk edebiyatını da etkilemiştir. Bunun özellikle divan edebiyatında açıkça gözlemlendiğinden daha önce söz etmiştik. İslamiyet’in Türk edebiyatı üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olduğunu anlamak için İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı’nı incelemek gerekir. Süleyman Çelebi’nin halk tarafından daha çok “Mevlit” olarak bilinen ve asıl adı “Vesîletü’n-Necât” olan mesnevisi İslam etkisinde yazılmış önemli bir eserdir.

İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı, kendi içinde divan edebiyatı ve halk edebiyatı biçiminde iki ana döneme ayrılır.

Divan edebiyatı: 13-19. yüzyıllar arasındaki dönemdir. Bu edebiyata, şairlerinin şiirlerini “divan” adı verilen eserlerde toplamaları dolayısıyla divan edebiyatı denir. Divan edebiyatında nesirden çok nazım önemlidir. Bu edebiyatta şekil ve içerik bakımından belli başlı özellikler vardır: aruz ölçüsünün kullanılması, nazım biçiminin genellikle beyit olması, mazmunlara yer verilmesi… 

Halk edebiyatı: Tarih öncesi çağlardan başlayarak zamanımıza dek süregelen sözlü edebiyat geleneğiyle oluşan edebiyattır. Halk edebiyatı ürünleri ya söylendikleri sırada ya da sonradan başkaları tarafından yazıya geçirilmiştir. Halk edebiyatı konu, şekil ve dil bakımından yabancı etkilerden uzaktır. En çok ele alınan temalar; halkın yaşantısının bir parçası olan aşk, tabiat, ayrılık, hasret, ölüm, yiğitlik ve dinî kavramlardır. Nazım birimi dörtlüktür. Ölçü, millî ölçümüz olan hece ölçüsüdür. Hecenin en çok 7’li, 8’li ve 11’li kalıpları kullanılmıştır. Daha çok yarım uyak ya da redie ahenk sağlanır. Dil halkın kullandığı Türkçedir. Türkü, koşma, mâni, ninni, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes vb. halk edebiyatı nazım biçimleridir. 
Türk halk edebiyatı üç gelenekten oluşmuştur:
• Anonim Halk Edebiyatı
• Âşık Edebiyatı
• Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı

3. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı

Tanzimat Dönemi, 1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesiyle başlayan medeniyet, kültür değişikliği ve bu değişikliğin dayandığı Batılılaşma olgusunun belirlediği bir gelişim süreci olarak değerlendirilebilir. Dönemin belirgin özellikleri olarak; kişilerin alafranga tarzı yaşam biçimlerini, Fransızca öğrenmeye meraklarını, Batı özentisi ve eğitimsizliğin yaratmış olduğu trajikomik olayları sayabiliriz. 19. yüzyılda Batı’daki fikir akımlarıyla da tanıştıktan sonra kültür ve medeniyet değişimi gündeme gelmiş; sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta meydana gelen değişiklikler özellikle 1860’tan sonra belli dönemler hâlinde günümüze kadar süren yeni bir edebiyat başlatmıştır.

Bu dönemleri şu şekilde sıralayabiliriz:
a) Tanzimat Edebiyatı
b) Servetifünun Edebiyatı
c) Fecriati Edebiyatı
ç) Millî Edebiyat
d) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

TARİHTEN BUGÜNE TÜRK DİLİ ALANI

Türk dili bugün batıda Balkanların uçlarından doğuda Büyük Okyanus’a, kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden, güneyde Tibet’e kadar uzanan çok geniş bir alanda dağınık olarak konuşulmaktadır.

Bu diller arasındaki benzerlikleri inceleyen Avrupalı dil bilginleri, söz konusu dilleri derin bir surette inceleyerek onların akrabalığı ve ortak menşei konusunda çeşitli teoriler ortaya atmışlar ve bu dilleri Ural-Altay ve Altay adları altında toplamışlardır.

Türk Dilinin Tarihsel Dönemleri
1. Altay Dil Birliği Dönemi
2. İlk Türkçe Dönemi-Çuvaş-Türk Dil Birliği Dönemi
3. Ana Türkçe Dönemi (Proto-Türkçe)
4. Eski Türkçe Dönemi (6-10.yy.)
5. Orta Türkçe Dönemi (11-16. yy.)
6. Yeni Türkçe Dönemi (16. yy. ve sonrası)
7. Modern Türkçe dönemi (20. yy. ve sonrası)

1) Altay Dil Birliği Dönemi
Türkçe-Moğolca, Mançu Tunguz ve Kore dillerinin ana bir dil oluşturduğu hipotetik,
farazi bir dönemdir. Bu dönemin başlangıç ve bitiş tarihleri bilinmemektedir.
2) İlk Türkçe Dönemi-Çuvaş-Türk Dil Birliği Dönemi
Dönemin başlangıcı kesin olarak bilinmemekle birlikte; milattan önce birkaç bin yıllık dönemi kapsadığı tahmin edilmekte ve milat sıralarında sona erdiği düşünülmektedir. Türkçenin Ana Altaycadan ayrıldıktan sonraki ilk dönemi kabul edilebilir. Bu döneme Çuvaş-Türk dil birliği dönemi adı da verilmektedir.
3) Ana Türkçe Dönemi (Proto-Türkçe)
Milat sıralarında başladığı kabul edilen Ana Türkçe (veya Proto-Türkçe) dönemi ise Hun çağı ile ilişkilendirilmektedir.
4) Eski Türkçe Dönemi (6-10.yy.)
Eski Türkçe dönemi kendi içinde uzun bir dönemdir. Bu dönem bugünkü bilgilerimiz ışığında Türk dilinin en eski yazılı belgelerinin bulunduğu dönemi kapsamaktadır.

5) Orta Türkçe Dönemi (11-16. yy.)

Türklerin 10. yüzyılda İslamiyet’i kabul etmesiyle Eski Türkçe döneminden itibaren süregelen yazı dili geleneği değişmemiş, aynen devam etmiştir. (…) Orta Türkçenin başlangıç dönemini oluşturan ve yine Eski Türkçenin üzerinde temellenen Karahanlı Türkçesi, Karahanlı devletinin yazı dili idi. Karahanlıların İslam dinini kabul etmelerinden sonra başkent Kaşgar önemli bir kültür merkezi hâline gelmiştir. Söz varlığında Arapçanın ve Farsçanın etkileri artmıştır. Türk dili tarihi açısından en önemli iki eser Divan-ı Lügat’it-Türk ve Kutadgu Bilig’tir. Bugünkü Türkiye Türkçesinin yazılı tarihî gelişimini Anadolu’da 13. yüzyıldan itibaren başlatabiliriz. Eski Anadolu Türkçesi veya eski Oğuz Türkçesi olarak adlandırabileceğimiz bu tarihî devre 13 ve 15. yüzyıllar arasında Anadolu’da yerleşen Oğuz Türklerinin kendi lehçeleri temelinde kurdukları yazı dilidir.

6) Yeni Türkçe Dönemi (16. yy. ve sonrası)
Modern Türk yazı dilleri döneminin bir önceki saasını oluşturan Yeni Türkçe dönemi 16. yüzyıldan itibaren Türk dili alanında mahallî dil özelliklerinin mevcut yazı diline girmeye başladığı dönemdir. 20. yüzyıldaki modern Türk yazı dillerinin temelleri bu dönemde atılmaya başlanmıştır.

7) Modern Türkçe Dönemi (20. yy. ve sonrası)
Modern Türk Dili alanı, Balkanlardan Büyük Okyanus’a, Kuzey Buz Denizi’nden Tibet’e kadar uzanan çok geniş bir alandır. Bugün Türk lehçelerinin büyük bir kısmı devlet dili, yazı dili, edebî dil, edebiyat dili vb. statüsünde kullanılmaktadır.

Metinde Geçen Kelime ve Kelime Grupları
menşe : Başlangıç, bir şeyin çıktığı yer, köken, kaynak.
hipotetik : Varsayıma dayanan, varsayımlı, farazi.

Türklerin Tarih Boyunca Kullandığı Alfabeler

1. Göktürk Alfabesi
Göktürkler tarafından oluşturulan bu alfabe, 38 harften meydana gelmektedir. Dördü sesli olup sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harftir. Sağdan sola doğru yazılır.

2. Uygur Alfabesi
Uygurlar tarafından kullanılmıştır. 18 işaret ve sembolden meydana gelmiştir. 4 sesli harf geri kalan harer ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola ve harer birbirine bitişik olacak şekilde yazılır.

3. Arap Alfabesi
Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harir ancak Türklerin kullandıkları 31 ile 36 haren meydana gelmektedir. Sağdan sola yazılır.

4. Kiril Alfabesi
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Türki Cumhuriyetlerin kavuştukları bağımsızlıklarıyla birlikte bugün yalnızca Kırgızistan ve Kazakistan gibi birkaç Türk devletinde kullanılan alfabedir. Kiril Alfabesi hem şekil hem sembollerden oluşur ve
38 haridir. 11 sesli harfi olan Kiril alfabesi soldan sağa doğru yazılır.

5. Latin Alfabesi
1 Kasım 1928’de Latin alfabesinden, Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek “Türk hareri” adıyla kabul edilmiştir. 8 sesli harf bulunur geri kalan ise sessiz harir. Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabenin öğrenilmesi, kullanılan diğer alfabelere göre daha kolaydır.

YAZMA

a. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma

Yazma eylemi çeşitli aşamalarla gerçekleşen bir sürece dayanır. Yazma süreci; hazırlık aşaması, planlama, taslak metin oluşturma, düzeltme ve geliştirme, yazılan metni paylaşma gibi aşamalardan oluşur.

1. Hazırlık Aşaması
Öncelikle yazının teması ve amacı belirlenir. Yazıların genel olarak iki temel amacı vardır. Bunlar ya bilgi vermek ya da güzellik duygusu uyandırmak için yazılan yazılardır. Tema sınırlandırılarak ilgi çekici bir konu seçilir. Yazıda kullanılacak bilgi, gözlem, düşünce, duygu, izlenim ve deneyimlerle ilgili notlar çıkarmak ve görsel, işitsel dokümanlar bulmak veya hazırlamak önemlidir. 

2. Planlama
Plan, ele alınan konuyla ilgili verilerin, ayrıntıların, duyguların, düşüncelerin önceden tasarlanıp düzenlenmesi, sıraya konulmasıdır. Anlatımda düşünce dağınıklığını önlemek için plan yapılır. Yazı planında üç bölüm vardır: giriş, gelişme ve sonuç bölümü. 
Giriş bölümü: Konunun ortaya konduğu, okuyucuyu konuya hazırlamak amacıyla yazılan bölümdür. Olay ağırlıklı yazılarda giriş bölümüne “serim” denir.
Gelişme bölümü: Yazının gövdesidir. Olay ağırlıklı yazılarda bu bölüme “düğüm” denir.
Sonuç bölümü: Yazının son bölümüdür. Olay ağırlıklı yazılarda bu bölüme “çözüm” denir.

3. Taslak Metin Oluşturma
Plan doğrultusunda metin yazılır. Anlatılanlarla ilgili bilgi verilirken tanımlama, sayısal verilerden yararlanma, örnekleme gibi düşünceyi geliştirme yolları kullanılır.

4. Metni Düzeltme ve Geliştirme
Düzeltme aşamasında, yazılan metin içerik ve biçim açısından gözden geçirilir. Tutarlılık, cümle ve paragraar arası ilişki, başlık, kelime tercihleri, anlatım bozuklukları, yazım ve noktalama, sayfa düzeni, okunaklılık vb. açısından değerlendirilir.

5. Yazılan Metni Paylaşma
Kaleme alınan yazılar arkadaşlar, aile bireyleri ya da elektronik ortamlarda (sosyal ağlar, bloglar, web sayfası) paylaşılabilir. Üretilen ve paylaşılan metinlerin hukuki, ahlaki ve mesleki sorumluluğunun bilincinde hareket etmek gerekir.

SÖZLÜ İLETİŞİM

a. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Konuşma, hazırlıklı ve hazırlıksız konuşmalar olarak ikiye ayrılır.
Hazırlıklı konuşma, konusu ve amacı önceden belirlenmiş, ne zaman ve nerede yapılacağı bilinen, bir plana göre hazırlanan ve belli bir dinleyici topluluğu önünde gerçekleştirilen konuşmalardır.
1. Hazırlık:
• Konuyu, amacı ve hedef kitleyi belirleme
• Konuşma konusuyla ilgili gözlem, inceleme veya araştırma yapma
2. Planlama
• Konuşmanın temel bölümlerini (başlık, amaç; giriş cümlesi, ana düşünceyi oluşturan cümle, konunun açılımı/ gelişme ve sonuç) belirleme
• Her bölümde vurgulanacak ögeleri belirleme
• Konuşma içeriğini süreye göre belirleme
• Konuşma metnini ve planlarını hazırlama
• Konuşma esnasında kullanılacak görsel ve işitsel araçları hazırlama
• Konuşma provası yapma

3. Sunum
• Konuşma yapılacak mekânı, hedef kitleyi, konuyu ve amacı dikkate alarak konuşma
• Konuşmaya başlamadan dikkati salon ve dinleyiciler üzerine çevirme
• Konuşmaya dostça, içten ve kendinden emin bir tavırla başlama
• Konuşma sırasında sesi ve beden, yüz hareketlerini metnin içeriğiyle uyumlu tutma
• Ciddi, ağırbaşlı inandırıcı bir üslup kullanma
• Dinleyicinin ilgisini çekmek için vurgu ve tonlamalara başvurma
• Konuşmada gerektiğinde özetlemeye başvurma
• Konuşmayı etkili bir şekilde sonlandırma
• Konuşmayı planlanan sürede tamamlama

KONU TESTİNİ ÇÖZÜNÜZ…

2. ÜNİTE HİKÂYE

OKUMA

Mesnevi, İran edebiyatından alınmış bir nazım biçimidir. Beyitlerden oluşan bu nazım biçiminde uyak örgüsü aa, bb, cc … şeklindedir. Beyit sayısı sınırsız olduğundan aruz ölçüsünün kısa kalıpları kullanılır. Bir şairin beş mesneviden oluşan eserler bütününe ‘’hamse’’ denir. Dünya edebiyatında ilk hamse sahibi sanatçı ‘’Nizami’’, Türk edebiyatında ise Ali Şir Nevai’dir.

Türk Edebiyatındaki Önemli Mesneviler

Eser AdıYazar Adı Konusu
Kutadgu Bilig Yusuf Has Hacip Ahlaki-Didaktik
İskendername Ahmedi Kahramanlık
Yusuf ile Züleyha Şeyyat Hamza Aşk
Mantıku’t Tayr Gülşehri Dinî-Tasavvufi
Vesiletü’n Necat Süleyman Çelebi Dinî-Tasavvufi
Leyla ile Mecnun Fuzuli Dinî-Tasavvufi
Risaletü’n Nushiyye Yunus Emre Dinî-Tasavvufi
Cemşid-i Hurşit AhmediDinî-Tasavvufi
Garipname Âşık PaşaDinî-Tasavvufi
Harname ŞeyhiMizahi-Eleştirel
Hüsn ü Aşk Şeyh GalipDinî-Tasavvufi
Hayriyye NabiAhlaki-Didaktik

Gülşehrî, Türk Edebiyatının 14. yüzyıldaki en önemli şairlerinden biridir. Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmayan şairin Ahi Evren’in müritlerinden olduğu ve Kırşehir’de kurduğu tekkede Mevlevî tarikatını yaymaya çalıştığı bilinmektedir.

Gülşehrî, yaşadığı döneme göre oldukça duru bir dile ve zengin bir hayal gücüne sahip bir şairdir. Nitelemeleri ve tasvirleri ile dikkat çeken ve çekici bir üsluba sahip olan şairin eserlerinde Mevlânâ’nın etkisi görülür.

Eserleri: Felekname, Aruzı Gülşehrî, Keramat-ı Ahî Evran, Kudurî Tercümesi, Şiirler, Mantıku’t-Tayr…

Halk hikâyeleri; gerçek ya da gerçeğe yakın olayların anlatıldığı uzun soluklu edebî türdür. Âşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade ile anlatılarak nesilden nesile aktarılan anonim ürünlerdir.

Aşk hikâyeleri: Toplum hafızasında uzun süre yaşayan aşkların hikâyeleştirildiği, sevgi temalı halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, Ercişli Emrah ile Selvihan vb. örnek verilebilir.
Kahramanlık hikâyeleri: Tarihe mal olmuş kahramanları veya dinî açıdan önemli kabul edilen erdemli kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Danişment Gazi ile ilgili hikâyeler, Hayber Kalesi, Van Kalesi gibi Hz. Ali ile ilgili hikâyeler örnek verilebilir.

Türk halk hikâyeleri genel olarak beş bölümden oluşur.
1. Fasıl: Âşık bu bölümde dinleyiciyi hazırlamak, ustalığını göstermek ya da dinleyenlerin isteklerine cevap vermek için bir divani söyler. Ardından cinaslı bir türkü, ardından da olağanüstü bir konunun yer aldığı bir tekerleme söyler.
2. Döşeme: Manzum veya mensur cümlelerden oluşan kalıplaşmış bir giriştir. Hikâyenin geçtiği yer ve zaman, hikâyenin kahramanları ve bunların aileleri tanıtılır.
3. Hikâyenin asıl konusu: Aşk hikâyelerinde âşığın sevgilisine kavuşmak için çektiği sıkıntılar; dinî-destani hikâyelerde ise din ve kahramanlık konuları ağır basar.
4. Sonuç ve dua: Aşk hikâyelerinin büyük bir çoğunluğunda sevgililer kavuşamaz. Hikâyenin sonunda dua edilerek hikâye bitirilir.
5. Efsane: Bu bölümde ise kavuşamayan sevgililerin öbür dünyada kavuşacakları anlatılır.

Halk Hikâyelerinin Özellikleri:
• Aşk, sevgi ve kahramanlık gibi konular işlenir.
• Âşıklar olayları saz çalarak, taklitler yaparak anlatırlar.
• Hikâyede olağanüstü olay ve kişilere yer verilebilir.

• Halk hikâyeleri sözlü gelenek ürünleridir yani anonimdir.
• Halk hikâyeleri 16. yüzyıldan itibaren destanın yerini almıştır.
• Halk hikâyelerinde nazım-nesir (şiir ve düzyazı)karışıktır.
• Anlatmaya bağlı bir türdür.
• Girişlerde, masallardaki kadar olmasa da kalıplaşmış sözler kullanılır.
• Halk hikâyesinin içinde masal, efsane, fıkra, dua, beddua, deyim, atasözü, bilmece gibi halk kültürü ögelerine rastlanabilir.
• Özel anlatıcıları vardır. Meddahlar veya âşıklar tarafından anlatılır. Anlatıcıları okur yazar, az çok kültürlü kişilerdir.
• Kahramanların yaptığı dua ve beddualar mutlaka kabul edilir. Kahramanın en büyük yardımcısı Hz. Hızır, ondan sonra attır.
• Kahramanlar genellikle dört şekilde âşık olur: rüyada görme, aynı ortamda büyüme,-bade içme, resmine bakarak veya ilk bakışta.

Eflatun Cem Güney:1896 yılında, Hekimhan’da doğdu. Eflatun Cem Güney, geleneksel halk hikâyelerimizi ve masallarımızı derledi. Kendisi de masallar yazdı. Danimarka’da bulunan Andersen Kurumu; “Açıl Sofram Açıl” ve “Dede Korkut Masalları” adlı eserleriyle yazara, Dünya Çocuk Edebiyatı Onur Belgesi verdi. 1981 yılında öldü.
Eserleri: Halk Şiiri Antolojisi, Dertli Kaval, En Güzel Türk Masalları, Halk Türküleri…

Tanzimat Dönemi’nde Hikâye

Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebî kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio (Bokasyö)’dür.16. yy.da yazdığı “Decameron (Dekameron)adlı eseriyle ilk hikâye örneğini vermiştir.18. yy.da Voltaire’in (Volter) geliştirdiği bu tür Rönesans’ın etkisiyle, 19. yy.da edebiyatın en yaygın türlerinden olmuştur. Alphonse Daudet (Alfonso Dode) ve Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar bu türün güzel örneklerini ortaya koymuşlar. Edgar Allan Poe (Edgır Elın Po), Mark Twain (Mark Tvain), John Stainbeck (Con Ştanbek), Anton Çehov gibi sanatçılar mizahi hikâyeleriyle bu türü daha da sevilir hâle getirmişlerdir.
19.yy.da Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte Emin Nihat, on iki parçadan oluşan “Müsameratname” adlı eseriyle Batılı anlamda ilk hikâye denemesini yazar ancak bu hikâyeler “Binbir Gece Masalları”nı hatırlatır niteliktedir. Batılı anlamda ilk hikâye örneğini Ahmet Mithat Efendi “Letâif-i Rivâyât” (söylenegelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kıssadan Hisse” ile bu türü geliştirmiştir. 

Tanzimat hikâyesinde işlenen önemli temalar: tutsaklık, zorla yapılan evliliklerin doğurduğu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farklar, kadın erkek ilişkileri gibi temalardır. Eserler genel olarak duygusal ve acıklı konular üzerine kurulmuştur. Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür. Olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllendirilir, kötüler ya da suçlular ise
cezalandırılır. Kahramanlar çoğu zaman ilk görüşte âşık olurlar. Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılır.
Sami Paşazâde Sezai, küçük olayları konu alan hikâyeleri ile modern hikâye türünü, Türk edebiyatına kazandırmıştır. Sami Paşazâde Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı eserine Batı edebiyatındaki hikâyelerle benzer özellikler gösteren modern hikâyenin Türk edebiyatındaki ilk olgun örnekleri denilebilir. Sami Paşazâde Sezai “Küçük Şeyler” adlı kitabı ile Servetifünun yazarlarını etkilemiştir. Yazılarında romantizm ile realizmi birleştirmiş “sanat için sanat” anlayışıyla eserler
vermiştir. “Düğün” hikâyesi esaret temi üzerine kurulu bir metin olarak dönemin birçok eserinde görülen köle ticareti konusunu işler. 

Sami Paşazâde Sezai: 1859 yılında doğmuştur. Fransız sanatçı Alphonse Daudet’den esinlenerek yazdığı kısa hikâyelerle Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk hikâye (Küçük Şeyler) örneklerini yazmıştır. İlk romanı olan ve kendisine büyük ün sağlayan “Sergüzeşt”, Türk edebiyatında romantizmden realizme (gerçekçiliğe) geçişin başarılı örneklerinden biri sayılır. Hikâye ve romanlarında halkın içinden kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır. Hikâye ve romanlarında dönemine göre güçlü bir tekniğe sahiptir. Küçük, önemsiz ve şaşırtıcı konuları; ruh, çözümlemeleriyle, doğal ve günlük konuşma diliyle işler. Şiirlerinde romantizmin, roman ve hikâyelerinde realizmin izlerini görmek mümkündür.
Eserleri: Şîr, Rümuzul Edep, İclal, Küçük Şeyler, Sergüzeşt…

Millî Edebiyat Dönemi’nde Hikâye

Millî Edebiyat Dönemi hikâyelerinin ortak özellikleri ülke sorunlarına ağırlık vermek, bunların üstesinden gelebilecek kahramanlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe doğru gitmektir. Teknik yönden başarılı hikâyeler yazılmıştır. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra gelişen Millî Edebiyat akımıyla birlikte hikâyede toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlanmıştır. Türkçeden yabancı kelimelerin temizlenmesi, yazıda konuşma dilinin hâkim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk hikâyeciliğinde yeni bir çığır açmıştır. Ayrıca bu dönemde; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Bir Serencam; Halide Edip Adıvar, Harap Mabetler; Reşat Nuri Güntekin, Gençlik ve Güzellik; Refik Halit Karay, Memleket Hikâyeleri gibi isimler ve eserleri görülür. Bu dönem sanatçıları, hikâyelerini Maupassant tekniğine göre yazmış ve bu konuda kendilerinden sonra gelen hikâyecilere örnek olmuşlardır. Hikâyelerde; Anadolu insanının içinde bulunduğu ağır savaş koşullarının getirdiği acılar ve yoksulluk, Türkçülük, ilerleme-çağdaşlaşma, batıl inançlar ve cehalet gibi temalar işlenmiştir.

Dil Bilgisi

Fiillerin (eylemler); iş, oluş, hareket bildirip kip ve kişi eki alan kelimeler olduğunu 2. dönemde öğrenmiştiniz.
Belirli eklerle fiillerden türeyen; isim, sıfat ve zarf olarak kullanılabilen kelimelere fiilimsi (eylemsi) denir. Fiilimsiler bazı yönlerden fiillere benzer ancak çekime girmez.
• Fiilimsiler ek fiil alarak yüklem olabilir.
• Fiilimsiler cümle içinde isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılabilir.
• Fiilimsiler “-ma, -me” olumsuzluk ekini alabilir.

Fiilimsi Örnekleri
• Çok okuyarak kendini geliştirdi. (zarf-fiil)
• Yürümek insanı dinç tutar. (isim-fiil)
• Akacak kan damarda durmaz. (sıfat-fiil)
Fiilimsiler üç başlıkta incelenir: isim-fiil, sıfat-fiil, zarf-fiil
1. İsim-Fiil (Ad Eylem): Fiillere getirilen “-ma, -ış, -mak” ekleriyle türetilen bir eylemin, oluşun, kılışın adı olan kelimelerdir. İsim-fiiller bir eylemin ismi olur. Örneğin “yürümek” kelimesi bir eylemdir, -mek isim-fiil ekiyle eylemin adı olmuştur.

İsim-Fiil Örnekleri 
• Mor atlas üzerine işleme ne kadar yaraşıyor.
• Yaptıkları kötülük ortaya çıkarsa Dirse Han’ın kendilerini öldüreceğinden korkarak
ondan önce davranmak düşüncesi ile Dirse Han’ı dövüp esir ederler.
• Çaldıran’da kırılacak olan gururu, bugün bu Türkün ateş bakışları altında erimişti.
Uyarı: İsim-fiil eki aldığı hâlde kalıplaşarak isim hâline gelmiş bazı kelimeler de vardır. Ancak bunlar isim-fiil olarak kabul edilmez.

• Kazmayı taşa vurdu.
• Dondurma yemenin mevsimi yoktur.
• Yemeklerden en çok yaprak sarmasını severim.
• Çıkış noktasını bulabildin mi?
• Sallama çay, demleme çayın yerini tutmuyor.

2. Sıfat-Fiil (Ortaç): Fiil kök ve gövdelerine gelen eklerle (-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş)türeyen, cümle içinde sıfat göreviyle kullanılan kelimelerdir. Sıfat-fiiller niteleme sıfatı olarak kabul görürler.

Sıfat-Fiil Örnekleri
• Çift badem sığmayan dar ağızlım.
• Mirza, şahiniyle ava çıktığı bir gün, bıldırcın kovalayan şahin bir bahçeye girer.
• Yalnız giderken ara sıra durarak bir aslanın önünden kaçan ceylan gibi korku ve heyecanından, dökülmüş saçlarının içindeki başını çevirerek o güzel siyah gözleriyle arkasına bakıyordu.
• Bilinmez bir yere doğru gidiyordu.
• O, eli öpülesi insanlardan birisidir.

Adlaşmış sıfat; bir sıfatın, nitelediği ismin yerini tutmasıdır. Örneğin, “genç insan” tamlamasındaki sıfat (genç), nitelediği ismin (insan) yerini “Genç, çok çalıştın bugünlerde.” cümlesindeki gibi tutacak olursa bu cümledeki “genç” adlaşmış sıfat olur. Çünkü kendisinden sonra gelen ismin söylenmesine gerek duyulmayıp onun yerini tutmuştur. Adlaşmış sıfat-fiil kavramını tanımlayacak olursak “sıfat-fiil”eklerinden birini alan fiil kök veya gövdelerinin kendisinden sonra gelen isimlerin yerini tutmasıdır.

Adlaşmış sıfat-fiiller, adlaşmış sıfatların bir türüdür. Normalde sıfat-fiillerden sonra mutlaka bir isim gelmelidir. Fakat adlaşmış sıfat-fiillerde bu isim kaybolur.

Uyarı: Sıfat-fiil eklerini alan kelimeler ile zaman ekini almış fiiller birbiriyle karıştırılmamalıdır.

Zarf-Fiil (Bağ Fiil, Ulaçlar): İsim-fiil ve sıfat-fiiller gibi fiillerden türeyen, cümlede zarf tümleci olarak kullanılan ve genellikle yüklemi durum ya da zaman yönünden niteleyen fiilimsilerdir. Zarf-fiil ekleri şunlardır: “-ken, -alı, -madan, -ince, -ip, -arak, -dıkça, -e…-e, -r…-maz, -casına, -meksizin, -dığında, -esiye”

Zarf-Fiil Örnekleri
• Allah ona devlet üstüne devlet vermiş, dünyalık üstüne dünyalık vermiş ama gel gelelim yerini, yurdunu tutacak bir evlat vermemiş; bu yüzden yaşı başı ilerledikçe gamı, kasaveti de artıyor, düşündükçe düşünüyor, kurdukça kuruyormuş.
• Doldursa doldursa bunu, pervaneler gibi yandıkça yanası gelen bir gönül doldurur ancak.
• Kalkarak yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu garaip bana ya bendendir ya hatundandır dedi.
• Evden çıkıp yürüyünce servi boylum

Ömer Seyfettin (1884-1920): Balıkesir, Gönenlidir. Millî Edebiyat akımının en önemli temsilcilerindendir. Eserlerin Türkçe yazılması gerektiğini savundu. Arapça ve Farsça kelimelerin yerine Türkçe karşılıklarını kullandı.
“Falaka, Yalnız Efe, Hâtiften Bir Seda, Keramet” gibi hikâyelerinde cehalet ve taassubu, kahramanı “Efruz Bey” olan hikâyelerinde de aldıkları yabancı kültürle benliğini kaybetmiş, dejenere olmuş sahte aydınları ele almıştır. Bir kısım hikâyelerinde ise Türklerde millî bilinci uyandırma amacını güttüğü görülür. Bu tip hikâyelerinden en çok tanınmış olanları “Beyaz Lâle, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Bahar ve Kelebekler, Primo Türk Çocuğu ve Kızıl Elma” dır. Bazı hikâyelerinde konular, Osmanlı tarihinin kahramanlık olaylarından alınmıştır: “Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz…”, “Gizli Mabet” adı altında topladığı hikâyelerinde ise Batı’nın, Doğu’yu ne kadar yüzeysel bilgilerle tanıdığı eleştirilmiştir.
Eserleri: Nakarat, İlk Namaz, Çanakkale’den Sonra, Mefkûre, Herkesin İçtiği Su…

YAZMA

a. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma 

Hikâye Yazımında Dikkat Edilecek Hususlar
1. Tema ve Konuyu Belirlemek
Size ilginç gelen bir olayı ya da durumu tema olarak seçebilirsiniz. Hikâyede yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olaylar anlatıldığından olmuş ya da olabilecek olayları zihninizde kurgulayınız.
2. Karakterleri Belirleme
Konu belirlendikten sonra hikâye karakterlerini belirlemek gerekir. Bunun için anlatılan olaylara uygun kişiliklerde ve yeterli sayıda karakter belirleyiniz.
3. Anlatıcı ve Bakış Açılarını Belirleme
Hikâyelerin önemli unsurlarından olan anlatıcı ve anlatıcının bakış açısı olarak da hikâyenize uygun olanı seçiniz.
4. Olay Örgüsünü Oluşturma
Seçilen konuya ve karakterlere uygun bir şekilde olay örgüsünü oluşturunuz.
5. Mekân ve Zamanı Belirleme
Zaman, kronolojik bir sırada aktarılabileceği gibi anlatılan olaydaki canlılığı artırmak için geçmişten izlerle de aktarılabilir. Mekân için de olayların geçeceği uygun yerleri belirleyiniz.
6. Anlatım Biçim ve Tekniklerinden Yararlanma
Hikâyenizde öyküleme ve betimleme anlatım biçimlerini kullanmalısınız.
7. Dil Bilgisi Kurallarına Uyma
Metninizi dil bilgisi, yazım, noktalama açısından gözden geçiriniz.

SÖZLÜ İLETİŞİM

a. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
İyi bir konuşma için;
1. Konuşmanın konusunu, amacını, hedef kitlesini ve türünü belirleyiniz.
2. Konuyla ilgili gözlem, inceleme veya araştırma yapınız.
3. Konuşma metninizi planlayıp bu plana uygun konuşma kartları hazırlayınız.
4. Konuşmada kullanılacak görsel ve işitsel araçları hazırlayınız.
5. Konuşmanıza uygun sunu hazırlayınız.
6. Konuşmadan önce mutlaka prova yapınız.
7. Konuşma sırasında boğumlama, vurgulama, tonlamaya önem veriniz.
8. Konuşurken gereksiz ses ve kelimeler kullanmayınız.
9. Konuşmada beden dilini doğru ve etkili biçimde kullanınız.
10. Konuşmanıza etkili bir başlangıç yapınız.
11. Konuşmanın içeriğini zenginleştirici unsurları belirleyiniz.
12. Konuşmada geçiş ifadelerine(bundan dolayı, özellikle, kısaca vb.) önem veriniz.
13. Konuşmanızı etkili bir biçimde sonlandırınız.
14. Konuşmada süreyi verimli kullanınız.
15. Konuşmanızda teknolojik araçları etkili biçimde kullanınız.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 -3,4. ÜNİTE ÖZETİ

KONU TESTİNİ ÇÖZÜNÜZ…

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*