TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2 -1,2 . ÜNİTE ÖZETİ

1. ÜNİTE ROMAN

Peyami SAFA, Fatih-Harbiye Roman Kelime ve Kelime Grupları

alafranga: Batılıların töre, alışkı ve yaşamına uygun, avrupalılarla ilgili, alaturka karşıtı.
alaturka: Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, alafranga karşıtı.
Darülelhan: Darülbedayi’nin (Konservatuvar) müzik ile uğraşan şubesi. Osmanlı Devleti’nin ilk resmî müzik okulu olarak İstanbul’da faaliyet gösteren dört yıllık bir eğitim kurumu.
efgan: Istırap ile haykırma, bağırıp çağırma; inleme, bağrışma.
iştiyak: Şevklenme, göreceği gelme, özleme.
lağvetmek: Bir kuruluşu kaldırmak, işleyişine son vermek.
meram: İstek, maksat, niyet.
musibet: Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey.
münebbih: Uyanan, uykudan uyandıran.
şark: Doğu
softa makulesi: Bir tür softa.
sükût: Susma, söz söylememe.

Roman Türünün Genel Özellikleri

Hem bir tür hem de bir anlatım biçimi olan roman; yaşanmış ya da yaşanabilir olayların insan, yer, zaman çerçevesi içinde anlatıldığı edebî metin türüdür.

Roman türünün ilk örneğini XVI. yüzyılda İspanyol yazar Miguel de Cervantes (Mişel dö Servantes), Don Kişot adlı eseriyle vermiştir.

Türk edebiyatında ilk çeviri roman örneği; Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemak” adlı eserdir. İlk Türk romanı ise Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı eseridir.

Konularına Göre Roman Türleri

1. Sosyal Roman: Toplum sorunlarını konu alan romanlardır. Bu romanlar; olaylara bilimsel verilerle yaklaşan “tezli roman”; toplumdaki inanç ve gelenekleri anlatan “töre romanı” ve olayları eleştiren “yergi romanı” olarak üçe ayrılır. Victor Hugo “Sefiller”, Emile Zola “Meyhane” adlı romanlar tezli romanlara; Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanı yergi romanına, Halide Edip Adıvar’ın “Sinekli Bakkal” romanını ise töre romanına örnek olarak verebiliriz.

2. Tarihî roman: Konularını tarihten, tarihe mal olmuş kişilerden alan romanlardır. İlk örneği Walter Çat’ın (Voltır Skat) “Vaverley” adlı eseridir. Türk ve dünya edebiyatında; Gogol “Toros Bulba”, Victor Hugo “Noturdam de Paris”, Alexander Dumas “Monte Cristo” ve “Üç Silahşörler”, Namık Kemal “Cezmi”, Tarık Buğra “Küçük Ağa”, Kemal Tahir “Devlet Ana”… romanları bu türde romanlardır.

3. Macera (Serüven) romanı: Günlük yaşamda her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı, sürükleyici, esrarengiz olayları anlatan romanlardır. Bu tür romanlar “polisiye ve egzotik romanlar” olarak ikiye ayrılır. Agahta Christie “Sessiz Tanık”, Ahmet Ümit “Bab-ı Esrar”, Piyer Loti “İzlanda Balıkçısı”, Jules Verne “İki Sene Mektep Tatili”, Daniel Defoe “Robinson Crouse”, Ahmet Mithat Efendi “Hasan Mellah”, Peyami Safa “Cingöz Recai” adlı eserler örnek olarak verilebilir.

4. Psikolojik roman:Ruhun derinliklerine inerek bilinçaltındaki gizemli isteklerin açığa vurulduğu romanlardır. İlk örneği, Madame De La Fayette’nin “Prencesse De Clevs” adlı romanıdır. Dostoyevski “Suç ve Ceza”, Mehmet Rauf “Eylül”, Peyami Safa “Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” gibi eserleri örnek olarak sayabiliriz.

Romanın Yapı Unsurları

1. Olay: Romanda yaşanan ya da yaşanabilir olaylar ele alanabilir. Olaylar birbirini destekleyen sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişme gösteren bir düzen oluşturur.

2. Zaman: Romanda olay/olaylar mutlaka bir zaman dilimi içerisinde geçer. Bütün romanlar insanı tek başına değil, başka insanlarla ilişkisi bulunan, geçmişi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alır.

3. Mekân: Mekân, romanda olayların geçtiği yerdir. Hayattaki insanlar gibi roman kişileri de bir coğrafi bölgede, bir şehirde, bir köyde, mahallede vb. yerlerde yaşarlar.

4. Kişiler: Roman kişiler üzerine kurulur. Bu kişilerin en önemli özelliği toplumda rastlanabilir nitelikte olmalarıdır. Romanda olayın gerçekleştiği yerde, bir de o olayın meydana gelmesine sebep olan, onu meydana getiren vardır. Bu bir insan olabileceği gibi kendisine insan kimliği verilmiş temsili varlıklar, mesela hayvanlar, bitkiler, çeşitli cansız varlıklar, hatta kavramlar bile olabilir.

Kişiler; tip ve karakter olmak üzere iki gruba ayrılır.

Tip; bir özelliği öne çıkarılarak abartılan, belli bir toplumsal davranışın veya fikrin sözcüsü, temsilcisi olan roman kişisidir.

Karakter; dış davranışından çok iç yaşantısıyla beliren kişidir. Bu yüzden kişinin yüzeyini değil derinliğini, psikolojik yapısını verir.

Tip;
• Tek bir özellik taşır.
• Bulunduğu toplumun izlerini ve özelliklerini taşır.
• Dramatik aksiyondan ya da çatışmalardan etkilenmez.
• Değişmez ve gelişemez, tüm hikâyede aynı görevi üstlenir.
• Dürüstlük, adil olma, şahsi menfaatlerini toplumun çıkarlarının gerisine atma… gibi özelliklere sahiptir.
Karakter;
• Birçok özelliği ve boyutları vardır.
• Kendine özeldir.
• Dramatik aksiyonun en önemli ögesidir.
• Dramatik aksiyon ve çatışmalardan
etkilenir.

Konu: Romanda ele alınan, üzerinde durulan düşünce, durum veya sorun metnin konusunu oluşturur. Konu, somut bir durumu veya sorunu ifade eder.

Tema: Bir metindeki temel duygu veya kavram “tema” olarak adlandırılır. Temaları ifade eden kavramlar soyuttur.

Çatışma: Romanlarda farklı düşüncelere, özelliklere sahip olmaktan veya hayat tarzından dolayı yaşanan anlaşmazlık durumlarına “çatışma” denir.

Örtük ileti: Bir yazarın metnin içine yerleştirdiği bilgilerden yola çıkarak okurun; çıkarımlarda bulunmasına yani söylenmemiş olanı sezmesine denir.

Romanda Anlatıcı ve Bakış Açıları

Romanı oluşturan unsurların başında olay, kişi, mekân, zaman geldiğini öğrendiniz. Romanda olay veya durumların etkili bir biçimde anlatılabilmesi veya okurun gözünde canlandırılabilmesi için çeşitli anlatım teknikleri kullanılır.

Anlatma (Tahkiye): Bu teknik, hâkim bakış açısı ile oluşturulur. Yani anlatıcı kahramanlardan birisi değildir.

Uyarı: Anlatma yönteminin roman metni içinde oldukça geniş bir yeri vardır. Anlatıcı hâkim bakış açısıyla, başta “kişi” tanıtımı olmak üzere olayı aktarırken pek çok teknik ögeyi kullanabilir.

Gösterme: Bu yöntemde roman kişilerinin iç dünyalarının verilmesi amaçlanır. Gösterme yöntemi, sadece figürlerin psikolojik boyutlarını aktarmak, net bir anlatımla sunmak işlevini gerçekleştirir.

Özetleme: Bu teknik, çok uzun süren bir zamanın kısa anlatımıdır. Zaman atlaması ve genellemeler çevresinde oluşur.

Geriye dönüş: Kahraman olmayan anlatıcı tarafından ilahi bakış açısıyla ya da kahramanın bir diyalog aracılığıyla kendi geçmişini kendi bakış açısıyla aktarmasıdır. Roman karakterlerinin bir şeyler hatırlamaları bu anlatım tekniğiyle verilir.

İç çözümleme: Anlatıcı ve onun hakim bakış açısıyla kurulur. Bu teknikte anlatıcı, karakterin zihnine rahatça nufüz eder. Onun düşüncelerini “diye düşündü” şeklinde edilgenleştirerek anlatır.

Bilinç akışı: Bu teknikte karakterin aklından geçen düşünceler bütün karmaşıklığıyla ve herhangi bir sıra olmadan okuyucuya verilir. Cümleler genellikle uzun ve karmaşık olur.Dil bilgisi kurallarına, çoğu zaman imlaya bile gerek duyulmaz.

Parodi (Yansılama): Mizah oluştumanın temel unsurlarından biri olan parodi; metinler arasılık yoluyla aktarılan metin yoluyla gülünç ve mizahi bir durum oluşturmayı sağlayan anlatım tekniğidir.

Pastiş (Öykünme): Bu teknik, bir yazarın dil ve anlatım özellikleri, sözleri taklit edilerek gerçekleşir. Bir başka deyişle bir yazarın dil ve anlatım özelliklerine, alay etmek amacıyla onu çağrıştıran bir biçimde öykünmedir.

İroni, söylenmek istenen şeyin tersini söyleyerek eleştirmektir. Yazarlar metinlerinde doğrudan eleştiri yapmak yerine ironi ile dolaylı eleştiri yapmayı tercih ederler. Saçma gelen şeyleri normalmiş gibi anlatarak bunun tersini düşünmemizi amaçlarlar.

Hikâye-Roman Farkı
• Hikâye türü, romandan daha kısadır.
• Hikâyede temel öge olaydır. Romanda ise temel öge karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
• Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
• Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
• Hikâyede, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
• Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.

Peyami Safa (1899-1961): Türk edebiyatında roman, öykü, fıkra yazarı olarak tanınmıştır. Yapıtlarında olaya değil, psikolojik tahlillere ve ruh çözümlemelere ağırlık vermiştir. Edebiyat, Peyami Safa’nın hayal dünyasını, insan ve toplum üzerine düşüncelerini, çözümlemelerini, fikirlerini yansıttığı bir alan olmuştur. Peyami Safa’nın asıl başarılı olduğu tür ise romandır. Peyami Safa romanlarında kendine özgü üslubuyla dikkat çeker. Safa hemen her romanında içeriğin seyrine ve ruhuna uygun bir üslupla yazmayı, uygulamayı temel ilke olarak kabul etmiştir.

Eserleri:
Roman: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Fatih-Harbiye, Yalnızız, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı, Biz İnsanlar, Canan, Mahşer, Şimşek, Atilla, Bir Akşamdı.
Öykü: Karanlıklar Kralı, İstanbul Hikâyeleri, Bir Mekteplinin Hatıraları, Gençliğimiz Süngülerin Gölgesinde, Aşk Oyunları, Ateş Böcekleri.
Oyun: Gün Doğuyor.

Dünya Edebiyatından Roman Örneği ile Türk Romanı Örneği Karşılaştırması

Büyük Umutlar Romanı

Konu: Kırsal kesimden gelen yoksul bir çocuğun sosyal düzlemde yükselme romanıdır. Pip’in sürükleyici hayatının anlatıldığı bu roman 19. yüzyılda İngiltere’deki maden köylerindeki yaşama ayna tutmaktadır. Sahtekârlığın, ikiyüzlülük, aldatma, şiddet ve yapmacıklığın ağır bastığı bu üst-sınıf dünyasında aşk ve güvenin yeri yoktur.

Olay örgüsü: Roman kahramanı “Pip” tesadüfen kaçak bir mahkuma rastlar ve yaşamı beklemediği bir şekilde değişir. “Pip” sonunda hayatta istenen şeyleri elde etmenin; başkalarına umut bağlayarak değil kendi azim, kararlılığı ve çalışkanlığıyla mümkün olabileceğini öğrenir. Sınıfsal çatışma içinde büyüyen Pip’in aşkı, yıllar boyunca duvarlara çarpmasına karşın -her ne kadar karşılığını alamasa da- tazeliğini korur.

Şahıs kadrosu: Pip, ablası, eniştesi, Estella, Bayan Havisham, Avukat Jaggers,…
Mekân: İngiltere, Londra.
Zaman: 19. yüzyıl, Viktorya Dönemi.
Bakış açısı: Kahraman bakış açısı kullanılmıştır.

Fatih-Harbiye Romanı

Konu: Neriman’ın kendi kültürüyle batı kültürü arasındaki kayboluşu ve doğru yolu buluş.
Olay örgüsü: Eserin baş kahramanı Neriman lise yıllarında tanıştığı ve yedi yıldır birlikte olduğu dostu Şinasi’den gittikçe uzaklaşmaya başlayıp Doğu medeniyeti ve ona ait her şeyden nefret etmesi, buna karşılık Batı medeniyeti ve ona ait her şeye sevgi duyması ve dinlediği bir olayla kendi hayatı arasında büyük bir benzerlik kurması, gittiği yolun yanlış olduğunu, mutlu olmak için sadece paranın ve medeniyetin yeterli olmadığını, iç huzurun da gerektiğini anlaması.

Şahıs kadrosu: Neriman, Şinasi, Faiz Bey, Macit,…
Mekân: Fatih, Harbiye
Zaman: Cumhuriyetin ilk yılları
Bakış açısı: İlahî bakış açısı kullanılmıştır.

Dil Bilgisi

Zamirler (Adıllar)
Zamirler; adların yerlerini tutan, kişileri ve nesneleri temsil veya işaret ederek karşılayan kelimelerdir. Varlıkları ifade ederken onların ismini söyleriz: Ayşe, kalem, masa, ağaç vb. “Ayşe hikâyeyi yazdı.” cümlesini bazen varlığın yerine farklı kelime kullanarak ifade ederiz, örneğin “Ayşe onu yazdı.” dediğimizde “onu” kelimesinin “hikâye” kelimesinin yerine kullanıldığını anlarız. İsmin yerine kullanılan kelimelere zamir adı verilir.

Zamirler, yerini tuttukları varlıklara ve özelliklerine göre ikiye ayrılır.

A. Kelime Hâlindeki Zamirler
1. Kişi (Şahıs) Zamirleri
2. İşaret Zamirleri
3. Belgisiz Zamirler
4. Soru Zamirleri
B. Ek Hâlindeki Zamirler
1. İyelik Zamirleri
2. İlgi Zamiri

A. Kelime Hâlindeki Zamirler
Kendi aralarında kişi, gösterme, belgisiz ve soru olmak üzere dörde ayrılır.

1. Kişi (Şahıs) Zamirleri

Teklik 1. şahıs: ben        Çokluk 1. şahıs: biz
Teklik 2. şahıs: sen        Çokluk 2. şahıs: siz
Teklik 3. şahıs: o            Çokluk 3. şahıs: onlar

Örnek: Bunlar hayal ama mahallemi ben böyle seviyorum işte!

Uyarı: Dönüşlülük zamiri, kişi zamirinin yerine kullanılabildiği gibi, kişi zamirleriyle birlikte, cümleye pekiştirme anlamı katacak şekilde de kullanılabilir.

2. İşaret (Gösterme) Zamirleri

Varlıkların adını söylemeden, onları işaretle göstermeye yarayan kelimelere işaret zamiri denir. “Bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, buraya, şuraya, oraya, burası, şurası, orası, öteki vb.” işaret zamirleridir.
Örnek: Çok kitap okurum ama onu daha önce okumamıştım.
Bu cümlede, “onu” kelimesi işaret yoluyla “kitap” adının yerine kullanıldığından, işaret zamiridir.

Uyarı: “O” ve “onlar” kelimeleri, Türkçede hem işaret zamiri hem kişi zamiri olarak kullanılabilir. Bu kelimeler, insan için kullanılırsa kişi zamiri; insan dışındaki varlıklar için kullanılırsa işaret zamiri olur.
Uyarı: Diğer işaret zamirleri (bu, şu, bunlar, şunlar, öteki…) insan için de kullanılsa, zamir olduklarında her zaman işaret zamiridir.

Uyarı: İşaret zamirleri varlıkların mesafesini belirtmek için kullanılır.
Yakında olan için: bu
Biraz uzakta olan için: şu
En uzakta olan için: o işaret zamirleri kullanılır.

3.Belgisiz Zamirler

İsimlerin yerini belli belirsiz, kesin olmayacak şekilde tutan zamirlerdir. Hangi varlığın yerini tuttukları açıkça belli değildir. Başlıca belgisiz zamirler şunlardır: bazısı, kimi, çoğu, hepsi, birkaçı, birçoğu, tümü, tamamı, herkes, hiçbiri, biri, falan, şey …

Örnek: Senin yerine başkası yazmanlık yapsın.
Bu cümlede, “sen” zamiri, belli bir kişiyi karşılarken “başkası” kelimesi , karşıladığı kişi kesin olarak belirtilmediğinden, belgisiz zamirdir.

Uyarı: Belirsizlik bildiren kelimeler bir isimden önce kullanılıyor, o ismi etkiliyorsa bu kelimeler belgisiz sıfat, bir ismin yerini tutuyorsa belgisiz zamir olur.

4.Soru Zamirleri

İsimlerin yerini soru yoluyla tutan kelimelere soru zamiri denir. “Ne, kim, kimi, hangisi, kaçı, nereye, nerede, nereden vb.” kelimeler soru zamirleridir.
Örnek: Seni tüm gün kim aradı?
Bu cümlede, “kim” kelimesi, soru anlamı taşımaktadır ve yerine cevap olarak bir isim gelebilmektedir. “Beni tüm gün arkadaşım aradı.” cevabında görüldüğü üzere “arkadaş” ismi, “kim” kelimesinin yerine cevap olarak gelebilmektedir.

Uyarı: Soru bildiren kelimeler bir isimden önce kullanılıyor, o ismi etkiliyorsa bu kelimeler soru sıfatı, bir ismin yerini tutuyorsa soru zamiri olur.

Uyarı: Soru zamirleri, cümlelerde her zaman soru anlamı taşımaz fakat bu kelimeler yine de soru zamiridir.

B. Ek Hâlindeki Zamirler

1. İyelik (Aitlik) Zamirleri
Ek hâlinde olup getirildiği ismin hangi kişiye ait olduğunu bildirir. Bunlar aynı zamanda iyelik ekleridir.
1. tekil şahıs iyelik eki -(i)m defterim
2. tekil şahıs iyelik eki -(i)n defterin
3. tekil şahıs iyelik eki -ı, -i, -u, -ü, -(s)ı, -(s)i, -(s)u, -(s)ü defteri
1. çoğul şahıs iyelik eki -(ı)mız, -(i)miz, -(u)muz, -(ü)müz defterimiz
2. çoğul şahıs iyelik eki -(ı)nız, -(i)niz, -(u)nuz, -(ü)nüz defteriniz
3. çoğul şahıs iyelik eki -ları, leri defterleri

2. İlgi Zamiri

İlgi zamiri “ki” ekidir. Bu ek, isim tamlamalarında tamlayana gelerek tamlanan olan ismin yerine geçer. Kısaca ilgi eki olan “-ki” bir ismin yerine geçerse ilgi zamiri olur. Bu zamir kendinden önceki kelimeye bitişik yazılır.
Örnek: Ben şemsiyemi evde unuttum, seninkini alsak mı? Bu cümlede “şemsiye” kelimesi iki kere tekrarlanmayarak “-ki” eki “şemsiye” kelimesinin yerine kullanılmıştır. “-ki” eki ismin yerine kullanıldığı için ilgi zamiridir.

Uyarı: İlgi zamiri “-ki”, tamlayan ekinden (-ın, -in, -un, -ün, -im) sonra gelir. Onunki, seninki, benimki, bizimki…

Yapıları Bakımından Zamirler

Zamirler yapısına göre basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üç gruba ayrılır.
1.Basit Zamirler
Kök hâlinde tek kelimeden oluşan zamirler, basit zamirlerdir: ben, sen, o, biz, siz, onlar, kendi, bu, şu, kim, ne, ki…

2.Türemiş Zamirler
Bazı ad, sıfat ve zarflara iyelik, aitlik ekleri getirilerek kurulmuş olan zamirlerdir: başkası, bazısı, biri, birisi, büyüğü, çoğu, gerisi, hepsi, öbürü, öteki, topu; benimki, evdekini, önceki, öğlenki, uzaktaki, yakındaki, yanındaki vb.

3.Birleşik Zamirler
Birleşik zamirler birden fazla kelimenin birleşmesiyle oluşturulan zamirlerdir: falan filan, falanca filanca, öteki beriki, birazı, birçoğu, birkaçı, birtakımı, her biri, her birimiz, hiçbiri, hiçbirimiz…

YAZMA

a. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Romanın Bir Kesitini, Bakış Açısı ve Anlatıcıyı Değiştirerek Yazma

Roman, kendine özgü yapı unsurlarından; kişiler, mekân, zaman, olay örgüsü, anlatıcı ve bakış açısı oluşan, olay ve durumların ayrıntılı olarak sunulduğu bir edebî tür olduğu için yazmaya başlamadan önce bir plan yapmalısınız.

Seçtiğiniz roman üzerinde değişiklik yapmadan önce belirlemeniz gereken en önemli konu, olayları nasıl başladığı ve nasıl sonlanacağıdır. Böylece olayların nerden nereye gittiğini rahat takip edebilirsiniz. Planlamanızda öncelikle olay,
kişiler, mekân, zaman ve anlatıcıyı belirleyiniz. Daha sonra hangi bakış açısını kullanacağınızı belirleyiniz.

b. Yazma Sürecini Uygulama

SÖZLÜ İLETİŞİM

a. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Bir topluluk karşısında yapılan sunuş konuşmaları hazırlıklı konuşmalardır. Hazırlıklı konuşma çeşitleri; nutuk, mülâkat (görüşme), tartışma, münazara, bilgi şöleni, açık oturum, panel, forum, seminer…

Hazırlıklı konuşmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır:
1. Dinleyici kitlesi: Belli bir gruba hitap edecek konuşmacı için konuyu tespit etmeden önce yapılması gereken ilk iş dinleyicilerin kim olacağını bilmektir. Çünkü konu buna göre seçilecek ve konuşma hazırlığı dinleyicilerin özelliğine göre yapılacaktır.
2. Konunun tespiti: Dinleyicilerin kim olacağı tespit edildikten sonra sıra konunun seçilmesine gelir.
3. Konuşma plânının çıkarılması ve konunun hazırlanması: Hazırlıklı konuşmanın tarihi, saati, yeri ve dinleyici grubunun kimlerden oluşacağı önceden bilindiği için konuşma metninin hazırlığı aşağıda verilen plan örneğine uygun olarak yapılır:
Planlama
• Konuşmanın temel bölümlerini belirleme
• Her bölümde vurgulanacak konuları belirleme
Planın Kapsadığı Bölümler
a) Seslenme bölümü: Kime hitap edilecek? Sayın … Sevgili
b) Giriş bölümü: Konu nedir? Konunun özü
c) Gelişme bölümü: Konu hangi görüşlerle açıklanacak?

Konuşma metninde başlangıç ve sonuç bölümleri çok önemlidir. Bu bölümlerde etkili sözler kullanılmalıdır. Konuşmanın gelişme bölümü, en geniş bölümüdür. Ne söylenecekse bu bölümde söylenir. Başlangıç bölümünde ortaya konan konu, bu bölümde geliştirilerek açıklanır. Olaya dayalı konuşmalarda olaya dayalı bir sıralama izlenir. Sonuç bölümünde konuşmanın amacı anlatılır ve ana düşünce söylenir.

• Konuşma içeriğini süreye göre düzenleme
• Konuşma metnini veya notlarını hazırlama: Konuşma sırasında zaman zaman yararlanılacak not kartları hazırlanmalı.

• Konuşmada kullanılacak görsel ve işitsel araçları hazırlama
• Konuşma provası yapmalıdır

4. Hazırlığın denenmesi: Konuşma metnine son şeklini veren konuşmacı düşüncelerinden ve uyarılarından yararlanacağı biri huzurunda konuşmasını birkaç kez denemelidir.

5. Sunumdan önce yapılması gerekenler: Konuşmanın çeşidine göre sunuş sırasında kullanılabilecek birtakım istatistikler,raporlar, kupürler vs. varsa konuşmacı bunları yanında bulundurmalıdır.
6. Sunum: Konuşmacı kürsüye canlı adımlarla gelmelidir. Topluluk karşısına düzgün bir kıyafetle çıkan konuşmacının dış görünüşünde sesinde konusunu iyi anlatabilme heyecanı ve güzel konuşma isteğinin sezilmesi dinleyenleri olumlu etkileyecektir.
• Daha öğrendiğiniz sunu hazırlama ve sunum yapma ilkeleri doğrultusunda hazırlıklı konuşmanızı yapınız.

b. Sözlü İletişim Sürecini Uygulama

Kitap tanıtımının yapılmasının amacı, kitabı tanıtacak kişiyle birlikte dinleyicilerin de bilgilenmesini sağlamak, dinleyicilerde okuma isteği uyandırmaktır. Öncelikle kitap tanıtımı dış ve iç yapı olmak üzere ikiye ayrılır:

Dış yapıda; kitabın adı, yazarın adı-soyadı (varsa Türkçeye çevirenin adı-soyadı), kitabın türü, basıldığı yer, yayınevi, basılış tarihi, kaçıncı baskı olduğu, sayfa sayısı belirtilir.
İç yapıda; yazar üzerine bilgi, kitabın türü üzerine bilgi, özet, ana düşünce, biçem (üslup), kitabı tanıtacak kişinin kişisel yorumu olmak üzere bir planı içerir.

Kitap tanıtımı ile ilgili yapacağınız hazırlıklı bir konuşmada dikkat etmeniz gereken bazı ölçütler vardır. Bunlar:

• Kitap incelemesi hazırlık aşamasında; öncelikle konu, amaç ve hedef kitle belirlenmelidir.

• Konuşmanın gelişme bölümünde; incelenen kitabın konusunun ne olduğu birkaç cümle ile açıklanmalı. Kitabın bir iki paragrafta özeti yapılmalı. Önemli ve ilgi çekici yerlerden alıntılar yapılmalıdır.

• Sonuç bölümü, konuşmanın amacı ve tanıtılan eserin ana düşüncesi söylenerek bitirilir.

2. ÜNİTE TİYATRO

Tiyatro,  insan yaşamını sahnede seyirciler önünde canlandırma sanatıdır. Tiyatro metni sahnede seyirci önünde oynanmak için yazılır. Olaylar yazarın ağzından anlatılmaz, oyuncular tarafından izleyiciler önünde canlandırılacak şekilde yazılır.

Modern tiyatronun başlangıcı Eski Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı Dionysos (Diyaizos) adına yapılan dinsel törenlere dayanmaktadır. Ülkemizde Batılı anlamda sahne tiyatrosu Tanzimat Dönemi’nde (1860-1896) görülmeye
başlanmıştır. İlk oyunlar önce çeviri daha sonra adapte ve telif eserlerdir. Şinasi, Batılı anlamda ilk tiyatro eseri olan “Şair Evlenmesi”ni yazmıştır. Tanzimat Dönemi’nde Şinasi’nin yanı sıra Ahmet Vefik Paşa, Namık Kemal, Âli Bey, Teodor Kasap, Abdülhak Hâmit Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem tiyatro türünde eser veren sanatçılarımızdan bazılarıdır.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde de tiyatro çalışmaları sürmüş ancak başarılı eserler Cumhuriyet Dönemi’nde verilmiştir. Müsahipzâde Celâl, Vedat Nedim Tör, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Haldun Taner, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Oktay Rifat, Cevat Fehmi Başkut, Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet bu dönemde tiyatro eseri veren yazarlarımızdan bazılarıdır.

Trajedi: Seyircide acıma ve korku duyguları uyandırarak ruhu tutkulardan temizlemek amacıyla yazılan ve kendine özgü katı kuralları olan tiyatro türüdür.
Klasik trajedinin genel özellikleri şunlardır:
• Kahramanları soylu kişilerdir.
• Erdeme ve ahlaka değer verilir.
• Konular tarihten ve mitolojiden alınır.
• Vurma, yaralama ve öldürme gibi olaylar sahnede seyircilerin gözleri önünde sergilenmez; olaylar seyirciye hissettirilir.
• Yüksek ve ağırbaşlı bir dille yazılır, kaba sözlere yer verilmez.
• Beş bölümden oluşur.
• Manzum olarak yazılır.
• Üç birlik kuralına uyulur. Üç birlik kuralı; eserin bir ana olay çevresinde, aynı yerde ve yirmi dört saat içinde geçmesidir.
• Eser bir bütün olarak aralıksız oynanır.

Orhan Asena (1922-2001) : Oyunlarında konuları ve kahramanları genellikle tarihi olaylardan ve şahsiyetlerden seçerek onlara çağdaş yorumlar getirmeye çalışmıştır. İnsanı çevresi ve içinde bulunduğu şartlarla ele alır. Fertten çıkıp topluma ulaşmaya çalışan bir çizgiyi sürdürür.

Tiyatro eleştirmenlerince Türk tiyatrosunun Shakespeare’i olarak tanımlanmıştır. “Korku, Tanrılar ve İnsanlar, Hurrem Sultan, Tohum ve Toprak, Atçalı Kel Mehmet, Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe, Kanunî Sultan Dörtlemesi (oyun); Kıt Kanaat (şiir)” eserlerinden bazılarıdır.

Tiyatronun Yapı Unsurları

Tiyatrodaki olay örgüsüne dramatik örgü denir. Bir kişinin kendisiyle, başka bir kişiyle, toplumla, toplumsal kurallarla, bir durumla ya da doğa ile karşıtlık oluşturmasına çatışma dendiğini öğrenmiştiniz. Dramatik sanatın temeli çatışmadır.

Olayların dekor ile canlandırıldığı mekâna yer denir. Göstermeye dayalı bir tür olan tiyatronun yazım tekniği, anlatıya dayalı edebî türlerden farklıdır.

Tiyatroda yer alan diyalog ve monologlar yalın, anlaşılır, kolay söylenebilecek nitelikte olmalıdır.

Bir oyun veya filmin başlıca bölümlerinden her birine “sahne” denir. Aşama aşama gelişen tiyatronun her aşaması bir sahnedir.

Tiyatroda olay dizisini ortaya çıkaran temel ögeler serim, düğüm ve çözümdür.

Komedi: İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan sahne eseridir. Amacı, kişilerin ya da toplumun gülünç yanlarını ortaya koyarken seyirciyi güldürme yoluyla düşündürmek ve doğru yola yöneltmektir. Töre, entrika ve karakter komedisi gibi türleri vardır.
Komedinin genel özellikleri şunlardır:
• Kahramanları, genellikle halkın arasından seçilir.
• Her türlü kaba söze ve şakaya yer verilir.
• Konular günlük hayattan alınır.
• Kavga ve yaralama gibi eylemler sahnede canlandırılır.
• Beş bölümden oluşur.
• Manzum olarak yazılır.
• Üç birlik kuralına uyulur.

Turgut Özakman(1930-2013) : Eserlerinde kuşaklar arası çatışmaları, suç ve suçlu sorununu, bireyin iç dünyasından toplumsal gerçeklere ve eğitim düzenine uzanan konuları işlemiştir. Olayları eleştirel bir gözle değerlendirirken akıl ve mantık ölçüsü yanında yerleşik ahlak kurallarını gözetmiştir. “Kanaviçe, Fehim Paşa Konağı, Bir Şehnaz Oyun, Ah Şu Gençler, Töre (oyun); Dersimiz: Atatürk, Cumhuriyet (senaryo); Şu Çılgın Türkler (roman)” eserlerinden bazılarıdır.

Cevat Fehmi BAŞKUT, Paydos Romanındaki Kelime Anlamları

kan beynine çıkmak: Çok sinirlenmek, hiddetlenmek, kontrolü yitirmek.
proje: Tasarlanmış şey, tasarı.
züğürt: Parasız, yoksul, meteliksiz olan kimse.

Tiyatroya Dair Kelime Anlamları

aksesuar: Konunun gerektirdiği ölçüde kullanılan, bir sahne içinde yer alan veya oyuncunun dekor gereği kullandığı çeşitli eşya.
aksiyon: Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi.
dekor: Tiyatro, sinema ve televizyonda sahneye konulan eserin yazıldığı yerin ve geçtiği çağın özelliklerini belirleyen perde, aksesuar vb. ögelerin bütünü.
doğaçlama: Yazılı metni olmayan, kararlaştırılmış taslağı, yerine, zamanına göre oyuncular tarafından, sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun, tuluat.
dramatik: 1. Sahne oyununa özgü olan. 2. İçinde gerilim, çatışma vb. olaylar bulunan, insan ilişkileri ile gelişen (eser, olay).
dramatize etmek: Bir edebî eseri radyo, televizyon veya sahne oyunu biçimine getirmek.
entrika: Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dalavere, desise, hile, dek.
fuaye: Dinlenmelik.
jest: Herhangi bir şeyi açıklamak için genellikle el, kol ve baş ile yapılan içgüdüsel veya iradeli hareket.

koro: Tek veya çok sesli olarak yazılmış bir müzik eserini seslendirmek için bir araya
gelen topluluk.
kostüm: Sinema ve tiyatroda rol gereği giyilen kıyafetlerin genel adı.
kulis: Sahnenin gerisinde ve yanlarında bulunan bölüm.
makyaj: İyi görüntü sağlamak, belli bir tipi yaratmak veya yalnızca bazı düzeltmeler yapmak için oyuncunun yüzünde ve başka organlarında yapılan boyama ve değişimler.
mimik: Yüz, el, kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı.
mizansen: Yönetmenin belli bir oyun içinde oyuncuları düzene alması ve onları oyuna uygun bir uyum içine sokması için yaptığı hazırlık, çalışma.
perde: Bir sahne eserinin büyük bölümlerinin her biri.
piyes: Oyun.
rejisör: Yönetmen.
replik: Sahne oyunlarında konuşanların birbirlerine söyledikleri sözlerden her biri.
rol: Bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı.
sahne: 1. Bir oyun veya filmin başlıca bölümlerinden her biri. 2. İzleyicilerin kolayca görebilmeleri için genellikle yerden belli bir ölçüde yüksek yapılan, oyun, müzik vb. gösteri yapmaya uygun yer, oyunluk.
skeç: Güldürü niteliğinde kısa oyun.
suflör: Oyunculara, rollerinde unuttukları sözleri izleyicilere duyurmadan söyleyip hatırlatan erkek.
tablo: Bir perdenin dekor değişikliğiyle oluşan alt bölümü.
temsil: Oyun.
tirat: 1. Sahnede kişilerin birbirlerine söyledikleri uzun sözler. 2. Bir tiyatro oyununda, oyuncunun uzun ve kesintisiz konuşması.

Dram

Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada bulunduran tiyatro türüdür. Trajedi ve komedinin katı biçimciliğine, gerçeği olduğu gibi yansıtmama veya tek yönlü yansıtma özelliklerine tepki olarak ortaya çıkmıştır. İngiliz yazar Shakespeare (Şekspir) dram türünün ilk ürünlerini vermiştir. Ancak bu türün özelliklerini Victor Hugo (Viktor Hügo) belirlemiştir. Schiller (Şiller) ve Goethe (Göte) dram türünde eserler vermişlerdir.

Dramın genel özellikleri şunlardır:
• Karakterler, halkın her kesiminden olabilir.
• Olaylar, günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden seçilebilir.

• Vurma ve öldürme gibi acı veren olaylar sahnede oluş hâlinde gösterilebilir.
• Perde sayısı oyun yazarının isteğine bağlıdır.
• Hem şiir hem de düzyazıyla yazılabilir.
• Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.

Cevat Fehmi Başkut (1905-1971) : Oyun yazarı ve gazeteci olan sanatçı’’Geceleri Bizleri Kimler Bekliyor’’ adlı röportaj kitabını yazdı. İlk oyunu ‘‘Büyük Şehir”büyük ilgi gördü. Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra ortaya çıkan değişimleri mizah unsurlarını kullanarak anlattığı oyunları yaygın bir ün kazandı.”Koca Bebek,Hacıyatmaz,Buzlar Çözülmeden,Sana Rey Veriyorum”oyunlarından bazılarıdır.

Dil Bilgisi

Zarflar (Belirteçler) 
Fiilleri, fiilimsileri, sıfatları ve kendi türünden kelimeleri çeşitli yönlerden belirten kelimelere zarf denir.
Örnek:
Bir grup çocuk koşarak çıktı. (Durum bakımından belirtmiştir.)
Dün annem ve kardeşim sinemaya gitmiş. (Zaman bakımından belirtmiştir.)
Lütfen içeri girin! (Yer-yön bakımından belirtmiştir.)
Sınavda çok zor sorular vardı. (Miktar bakımından belirtmiştir.)
Neden gelemiyorsun? (Soru yoluyla belirtmiştir.)

Zarflar; durum (hâl), zaman, yer-yön, azlık-çokluk (miktar) ve soru zarfları diye gruplandırılır.

Durum (hâl) zarfları: Fiilleri ve fiilimsileri durum yönünden belirten kelimelerdir. Fiillere ve fiilimsilere sorulan “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. “Küçük çocuk, gülerek yaklaştı.” cümlesinde “gülerek” kelimesi, “yaklaşma” eyleminin nasıl yapıldığını belirttiğinden durum zarfıdır.

Zaman zarfları: Fiilleri ve fiilimsileri zaman yönünden belirten kelimelerdir. Fiillere ve fiilimsilere sorulan “Ne zaman?” sorusunun cevabıdır. “Ablam, yarın İstanbul’dan dönüyor.” cümlesinde “yarın” kelimesi “dönmek” eyleminin “ne zaman” yapıldığını belirttiğinden zaman zarfıdır.

Yer-yön zarfları: Fiilleri ve fiilimsileri yer-yön ilgisiyle tamamlayan kelimelerdir. Fiillere ve fiilimsilere sorulan ve ek almadan “Nereye?” sorusunun cevabı olan “aşağı, yukarı, içeri, dışarı, ileri, geri, öte, beri” kelimelerdir.

Azlık-çokluk (miktar) zarfı: Fiilleri ve fiilimsileri, sıfatları, adlaşmış sıfatları ve zarfları miktar yönüyle belirten kelimelerdir. Azlık-çokluk zarflarını bulmak için ilgili kelimeye “Ne kadar?” sorusu sorulur. “Az, çok, fazla, pek, azıcık, biraz, oldukça, daha, en…” sıkça kullanılan miktar zarflarıdır.

Soru zarfı: Fiilleri soru yoluyla belirten kelimelerdir. “Çanakkale’ye nasıl gidebiliriz?” cümlesinde “nasıl” kelimesi “gitmek” eyleminin “nasıl” yapıldığını soru yoluyla belirttiğinden, soru zarfıdır. “Ne” kelimesi cümle içinde değişik görevler kazanabilir.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2 – 3,4,5. ÜNİTE ÖZETİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*