TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 1 – 3,4. ÜNİTE ÖZETİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 1 – 1-2. ÜNİTE

3. ÜNİTE ŞİİR

Şiir Türünün Genel Özellikleri ve Temel Kavramları

Dizeler hâlinde, nazımla (uyaklı ve ölçülü) yazılmış eserlere manzume denir. Manzumelerin sanat değeri taşıyanlarına ise şiir denir. Bir başka ifadeyle şiir; muhatabında yoğun duygu ve heyecan uyandıran, ahenkli bir söyleyişe sahip, yan anlam bakımından zengin edebî metinlere denir.

Şair: Yaşadığı dünyayı, olayları ve insanları herkesten farklı algılayan, kuvvetle duyan, duyduklarını duyuran ve güzellik yaratan insandır. Şairler ile şiirleri arasında kuvvetli bir bağ bulunur. Bu yüzden şiirleri; şairlerinden, onların hayatlarından, duygularından ayırmak neredeyse imkânsızdır.
Mahlas: Şairlerin şiirlerinde kullandıkları takma adlara denir. Divan ve halk edebiyatında mahlas kullanma, geleneğe bağlı bir kaidedir. Divan ve halk şairleri mahlaslarını, son beyitte veya son dörtlükte söyler. Mahlasın, halk edebiyatındaki adı “tapşırma”dır. Tapşırma; “kendini tanıtma, bildirme, arz etme” anlamına gelir. 
Söyleyici: Şiirde konuşan, şairin sesini ve söyleyişini emanet ettiği kişi/varlıktır. Her şiirde bir söyleyici vardır. Ancak bu söyleyici, şairin kendisi değil şair tarafından kurgulanmış kişi/öznedir. Görevi ve varlığı, o şiir metnini söylemekten ibarettir.
Tema/Konu: Şiiri oluşturan her birim temayı destekleyen bir düşünceyi, duyguyu, hayali; olayı, durumu dile getirir. Tema; şiirdeki ana duygudur. Konu ise temanın kişi, yer ve zaman bakımından sınırlandırılmış, somutlaştırılmış hâlidir. Aşk tema, Leyla ile Mecnun’un aşkı ise bir şiirin konusu olabilir.
Edebî gerçeklik: Şairler, üzerinde yaşadığı dünyada yaşanan ve hayal edilen bir gerçekliği yorumlayarak değiştirir, dil ile yeniden anlamlandırır ve şiirdeki edebî gerçekliği yaratır. Örneğin “Sessiz Gemi” şiirinden alınan aşağıdaki beyitte Yahya Kemal, ölüm gerçekliğini bir geminin limandan ayrılışına benzeterek şiirinde şöyle ifade eder:
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Şiirde yapı: Birimlerin bir tema etrafında belli bir düzene göre bir araya gelmesiyle oluşan bütünlüğe denir. Şiirin yapı unsurları şunlardır:

Nazım birimi: Şiiri oluşturan dize ya da dize kümelerine denir. Nazım birimi olarak modern şiirde dize, divan edebiyatında beyit/bent ve halk edebiyatında dörtlük kullanılır. 
Dize (Mısra): Manzum edebî metinlerin her bir satırına denir.
______________________________ dize
______________________________
______________________________
______________________________
Beyit: İki dizeden oluşan, kendi içinde bağımsız bir yapısı ve anlam bütünlüğü bulunan birimdir.
______________________________
______________________________ beyit
______________________________
______________________________
Bent: Şiirde üç ya da daha çok dizeden oluşan birime denir.
______________________________
______________________________ bent
______________________________
Dörtlük (Kıta): Dört dizeden oluşan nazım birimine dörtlük veya kıta denir.
______________________________
______________________________
______________________________ dörtlük
______________________________
Nazım biçimi: Manzumelerin uyak örgüsüne, nazım birimine, ölçüsüne göre aldığı biçimdir. Örneğin mâni, türkü, koşma; gazel, kaside, rubai; serbest müstezat, sone Türk edebiyatında kullanılan bazı nazım biçimleridir.
Nazım türü: Nazım şeklinin konusuna göre çeşididir. Örneğin; koşma nazım biçiminin konusuna göre türleri güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıttır.
Bir şiirin yapısı dönemin sanat zevkine ve anlayışına göre ortaya çıkar. Örneğin İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı’nda beyitle yazılan şiir yoktur. Çünkü beyit nazım birimi İslamiyet’in kabulünden sonra Türk edebiyatına girmiştir. Buna karşın İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı’nda şiirler, sözlü gelenek içerisinde dörtlüklerle oluşan koşuk ve sagularla söylenirdi.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)
Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden biridir. Türk şiirini, musikisini, tarihini içten duyarak seven bir sanatçıdır. Türk milletinin öz değerlerini, Türk tarihini, medeniyetini, sanatını ve zevkini yansıtan şair, Türk edebiyatının şaheserleri olarak yaşayacak eserler bırakmıştır. Yahya Kemal bu eserleriyle 20. yüzyıla damgasını vurmuş; şiirleri, nesirleri, görüşleri ve hatta sohbetleriyle Türk edebiyatında yaşadığı dönemin belli başlı isimlerinden olmuştur. Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde, “saf şiir” anlayışının kurucusu ve aynı zamanda en önemli temsilcisidir. Kendisinden sonra gelen şairleri de etkileyecek bir gelenek oluşturduğu söylenebilir.

Dize sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimeler ve eklerdeki ses, hece benzeşmesine uyak (kafiye) denir. Redif ise dize sonlarında görevleri aynı olan eklerin ya da anlamları aynı olan kelimelerin tekrarlanmasıdır. Günümüz şiirinde halk ve divan şiiri örneklerinde olduğu gibi sistemli bir uyak kullanılmasa da şiire serpiştirilen ve düzenli olmayan ses benzeşmeleri şiirde ahenk oluşturmak için önemlidir.

Siz, ağaçlar, elbet beni bildiniz,
Ben sizden ayrılmış yürür bir dalım.
Ey çamlar, köknarlar, ey yeşil deniz.
Ben kendi kendini sürür bir dalım.

Ahmet Kutsi Tecer
Yukarıdaki dörtlükte birinci ve üçüncü dizelerdeki “niz” ikinci ve dördüncü dizelerdeki “ürü” sesleri uyaklıdır. “ -r bir dalım” ise aynı anlam ve görevde oldukları için rediftir.

1. Değer Yönünden Uyaklar
• Yarım uyak: Dize sonlarındaki tek ses benzerliğine denir.
• Tam uyak: Dize sonlarındaki çift ses benzerliğine denir.
• Zengin uyak: Dize sonlarındaki ikiden çok ses benzerliğine denir.
• Cinaslı uyak: Dize sonlarında sesleri aynı, anlamları farklı kelimelerle oluşturulur.
• Tunç uyak: Uyaklı kelimelerden biri diğerinin içinde aynen yer alırsa buna tunç uyak denir.

Gene bülbül bilir gülün hâlinden
Yeter deli oldum yârin elinden
Âşık aşıp gelir yaya belinden
Yardan bize gel olduğu zamandır
Bu dizelerde “l” sesi yarım uyaktır. 
“inden” sesleri ise rediftir.
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Bu dizelerde “en” sesleri tam uyaktır.
“dik” sesleri ise rediftir
El gibi dolaşma Anadolu’nda,
Arkadaş, yurdunu içinden tanı.
Dinle bir yosmayı pınar yolunda,
Dinle bir yaylada garip çobanı
1 ve 3. dizelerde “olu” ve 2 ve 4. dizelerde
“anı” sesleri kendi arasında
zengin uyaktır, “nda” ise redif olarak
kullanılmıştır.
Bülbül eder güle naz
Girdim bir dost bağına
Ağlayan çok gülen az
1 ve 3. dizelerde “gülen az” cinaslı
uyaklıdır.
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım
Bu dizelerin ilkinde “aşarım” kelimesi, ikinci dizedeki “taşarım” kelimesinin
içinde yer almıştır. Bu yüzden “aşarım” kelimesi tunç uyaklıdır.

2. Dizelerin Dizilişlerine Göre Uyaklar
Uyaklı dizelerin sıralanışına göre oluşan biçime uyak örgüsü denir. 

Düz uyak örgüsü Çapraz uyak örgüsüSarmal uyak örgüsüMâni tipi uyak örgüsüMesnevi tarzı uyak örgüsü
-a
-a
-a
-b
-a
-b
-a
-b
-a
-b
-b
-a
-a
-a
-a
-b
-a
-a
-b
-b

Şair, duygu ve düşüncelerini en güzel bir biçimde ifade edebilmek için dilin bütün imkânlarını sonuna kadar kullanır. Şiir dilinde, günlük dilden farklı olarak sanatsal işlevle birlikte edebî sanat, mazmun ve imge kullanılır.

Edebî sanat: Anlatımı zenginleştirmek, renklendirmek ve güçlendirmek için söz ve manaya bağlı anlatım inceliği ve özelliğine denir. Edebiyatımızda kullanılan belli başlı edebî sanatlardan bazıları şunlardır: benzetme, kişileştirme, konuşturma, ad aktarması.
1. Benzetme (Teşbih): Aralarında ilgi bulunan iki kavramdan zayıf olanın güçlü olana benzetilmesiyle yapılır. Tam bir benzetmede dört öge bulunur:
a. Benzeyen: Birbirine benzetilen kavramlardan nitelikçe güçsüz olanıdır.
b. Kendisine benzetilen: Benzetilen kavramlardan nitelikçe güçlü olanıdır.
c. Benzetme yönü: Benzeyenle benzetilen arasındaki ortak özelliktir. Benzetme yönü tek veya çok taraflı olabilir.
d. Benzetme edatı: Benzeyen ve benzetilen arasında ilişki kuran (gibi, kadar, sanki, tek, andırmak, -layın, -var, -cılayın) edat ya da edat işlevi gören kelime ve eklerdir.
Bunlardan ilk ikisine benzetmenin temel ögeleri, diğer ikisine de benzetmenin yardımcı ögeleri denir. Bir benzetmede eğer dört öge de bulunursa buna tam benzetme, eğer bir öge bulunmazsa buna da eksik benzetme denir.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Yukarıdaki dizelerde, türkülerimiz ile ana sütü arasında ilgi kurularak benzetme sanatına başvurulmuştur. Bu benzetmede dört öge de kullanılmıştır:

Benzeyen köy – türküleri
Kendisine Benzetilen  – ana sütü
Benzetme Yönü – candan,temiz
Benzetme Edatı – gibi

Uyarı: Yalnız benzetilen ve kendisine benzetilen ögeleriyle yapılan, benzetme edatı ve benzetme yönüne yer verilmeyen benzetmeye güzel benzetme (teşbihibeliğ) denir. 

Telli turnam sökün gelir
İnci mercan yükün gelir
Elvan elvan kokun gelir
Yar oturmuş yele karşı

3. dizede sevgilinin kokusu renk renk sıfatıyla çiçeğe benzetilerek güzel benzetme yapılmıştır.

2. İstiare (Eğretileme): Bir sözün benzetme amacıyla başka bir sözün yerine kullanılmasıdır. Bu edebî sanatta benzetmedeki temel ögelerden benzeyen ya da kendisine benzetilenden sadece biri kullanılır. İki çeşit istiare vardır:

a. Yalnızca benzeyenin söylendiği istiareye açık istiare denir.
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardı.
“Yüce dağ başında siyah tül vardı” dizesinde şair, siyah tül kelime grubunu bulutların yerine kullanarak istiare sanatı yapmaktadır. Burada yüce dağ başındaki bulutlar siyah bir tüle benzetilmiştir. Sadece kendisine benzetilen bulunduğundan dolayı açık istiare yapılmıştır.

b. Yalnızca benzetilenin söylendiği istiareye de kapalı istiare denir.
Ve dörtnala, dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden. (Ahmet Muhip Dıranas)
Bu dizelerde “kar yağışı” “dörtnala koşan bir at”a benzetilerek kapalı istiare yapılmıştır.
Uyarı: Kapalı istiare ile birlikte daima bir kişileştirme sanatı da vardır. Ancak kişileştirilen varlık ifade edilmez.

3. Mecazımürsel (Ad Aktarması/Düzdeğişmece): Benzetme amacı güdülmeden, neden sonuç gibi türlü ilişkilerle bir sözün başka bir söz yerine kullanılması sanatıdır.
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtâbı sürükledik sularda (Yahya Kemal Beyatlı)
Bu dizelerdeki “Kandilli” kelimesi“Kandilli semtinde yaşayan halk” anlamında kullanılmıştır. “Yer adı-halk” ilişkisine dayalı bir mecazımürsel yapılmıştır.

4. Kişileştirme (Teşhis) – Konuşturma (İntak): Kişileştirme, tabiattaki varlıkları insanlar gibi davrandırma ve canlandırma sanatı; konuşturma ise insan dışındaki varlıkları insan gibi konuşturma sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir. Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştirme vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.
Dinmiş denizin şarkısı, rüzgâr uyumakta
Körfez düşünür, Kanlıca mahzundur uzakta. (Faruk Nafiz Çamlıbel)
Bu dizelerde rüzgârın uyuması kişileştirme sanatına örnektir.
İmge, şiir dili ile oluşturulan ses ve söz kalıplarına denir. Ahmet Muhip Dıranas’ın “Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun.” dizesinde “büyük şarkılar” bir imgedir.
Mazmun, bazı özel kavram ve düşüncelerin ifadesinde kullanılan klişeleşmiş söz ve anlatımlara denir. Örneğin Ahmet Haşim, Merdiven şiirinde hayatı merdivene benzeterek geçmiş günleri ve hatıralarını “Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak” dizesiyle ifade eder:
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak (Ahmet Haşim)

Orhan Şaik Gökyay (1902-1994)
16 Temmuz 1902´de Kastamonu İnebolu’da doğdu. 2 Aralık 1994´te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1984´ten sonra Marmara ve Mimar Sinan Üniversitelerinde divan edebiyatı dersleri verdi. Şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Önceleri âşık tarzına uygun, çoğunlukla ulusal konuları işleyen lirik şiirler yazdı. 1940´lardan sonra edebiyat tarihi, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi. Eski metinleri inceledi, eklediği notlarla birlikte sadeleştirilmiş basımlarını hazırladı. Kendi şiirlerini kitap olarak yayınlamadı. Okuduğunuz “Bu Vatan Kimin” şiirinin amacı muhataplarını vatan sevgisi konusunda duygulandırmak ve heyecanlandırmaktır. Orhan Şaik Gökyay, şiirin yazılış sebebi hakkında şunları söyler: “Yıl 1937 Bursa’dayım. Bir yerlerden geliyorum. Tam bizim evin oralarda resmî bir daire var. Karakol mu ne? Bayrağı direkte unutmuşlar. Rüzgâr da yok. Bayrak kendisini bırakıvermiş. Bu bana öylesine dokundu ki… Bu, içimde bir yerlerde “asker” oluşumdan kaynaklanıyor. Biz İstiklal Savaşı’nda yetiştik. Gençliğim Harb-i Umumînin (Birinci Dünya Savaşı) bozgunlarıyla başladı. İşte bayrağı¬mın bu hâli bana hemen daha oracıkta şiirimin ilk mısralarını yazdırdı.” Açık ve saf Türkçe ile yazılan şiirin anlatımı yalın ve içtendir. “Bu Vatan Kimin?” şiirinin nazım şekli, Türk halk edebiyatı nazım şekillerinden koşmadır. Bu nazım biçimi dörtlükler hâlinde ve (abab – cccb – dddb – eeeb – fffb – gggb) uyak örgüsüyle 11’li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur. Türk halk edebiyatı geleneğinde olduğu gibi şair, son dörtlükte de mahlasını kullanmıştır. Koşmalar, işlendiği konulara göre değişik isimler alır. Aşk, doğa sevgisi gibi lirik konuları işleyen güzelleme; bir kişi, olay ya da durumu yerenlere taşlama; yiğitçe bir edayla kahramanlık konularını anlatanlara koçaklama; bir kimsenin ölümü üzerine hissedilen duyguları anlatmak amacıyla söylenenlere ise ağıt denir.

Şiiri diğer edebî türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de ahenktir. Çünkü kelime ve kelime grupları dil bilgisi kurallarından çok şiire özgü söyleyişle ahenk etrafında bir araya gelir.
Ahenk; dizelerdeki kelimelerin birbiriyle olan uyumudur. Şiirde ahenk; ritim, ses akışı, söyleyiş, ses ve kelime tekrarları ile sağlanır. Ahenksiz şiir olmadığı ve her şiirin kendine özgü bir ahengi olduğu söylenebilir.
Ritim, şiirde belirli aralıklarla ortaya çıkan etki, tesir, uyarıcı, vurgu demektir. Şiirde ritmi ölçü, uyak ve redif sağlar. Türk edebiyatında üç türlü ölçü kullanılmıştır:
1. Hece ölçüsü
2. Aruz ölçüsü
3. Serbest ölçü
Hece ölçüsü dizelerdeki hece sayısının eşitliğine dayanır. Bu ölçü İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı’ndan bugüne kadar özellikle halk şiirinde yaygın olarak kullanılagelmiştir. Dizeler, hece kalıbına göre oluşturulur. Örneğin 8 heceli bir dizenin kalıbı “sekizli”dir. Buna göre bütün dizeler 8 heceden oluşur. Hece ölçüsüyle oluşturulan şiirlerde dizeler iki ya da daha çok parçaya bölünür. 8’li kalıbı 4+4 ya da 5+3 şeklinde ikiye bölebiliriz. Dizelerin bu bölüm yerlerine “durak” denir. Duraklar belirlenirken kelimeler bölünmez; durak yerleri kelimelerin sonuna getirilir.
Ben yürürem / yana yana (4+4)
Aşk boyadı / beni kana (4+4)
Ne akîlem / ne divâne (4+4)
Gel gör beni / aşk neyledi (4+4)
Aruz ölçüsü hecelerin açık, kapalı oluşuna dayanır. Ünsüzle biten heceler uzun (kapalı), ünlüyle biten heceler kısa (açık) olarak tanımlanır, ölçüyü gösterirken uzun heceler çizgi (-) ile kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Fuzûlî’nin “Su Kasidesi” fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün ile yazılmıştır.
Saçma ey gö /z eşkden gön / lümdeki od / lare su
_ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _
Kim bu denlü / tutuşan od / lare kılmaz / çâre su
_ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _

Serbest ölçü ise hecelerin arasında daha önceden bir kalıpla belirlenmemiş ama orijinal bir bağlantı içinde oluşturulan ölçüdür. Serbest ölçüyle yazılan şiirlerde dizelerin uzunluk ve kısalığı farklıdır. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda şiirler daha çok serbest ölçüyle yazılır.Örneğin Orhan Veli’nin ‘‘İstanbul’u Dinliyorum’’ şiiri serbest ölçüyle yazılmıştır:

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Tekrar, dize içinde veya dizeler arasında tekrar edilen harf, hece ve kelimelere dayalı bir ahenk unsuruna denir. Bir dize içinde veya devam eden dizeler arasında aynı ünsüzlerin tekrar edilmesine ‘‘aliterasyon’’, ünlü seslerin art arda tekrar edilmesiyle elde edilen uyuma da ‘‘asonans’’ denir. Şiirimizde sıklıkla başvurulan ahenk unsurlarından bir diğeri de kelime ve kelime grupları tekrarlarıdır. Belli aralıklarla kelime gruplarının, dizelerin yinelenmesi ses açısından bir etkileme sağlarken aynı zamanda bir uyum, bir ritimde oluşturur. Nakarat, dörtlük sonlarında tekrarlanan dizelerin oluşturduğu bir ahenk unsuruna denir.

Attilâ İlhan (1925 – 2005)
Attilâ İlhan küçük yaşlardan itibaren edebiyata ilgi duymaya başlar. Lise yıllarında katıldığı bir şiir yarışmasında Cahit Sıtkı’nın ardından ikinci olur. Hukuk fakültesini bitirdikten sonra birkaç defa Fransa’ya gider. Türkiye’ye dönüşünde Mavi hareketine katılarak dönemin sanat anlayışlarını (Garipçilerden, Toplumculara bütün sanatçıları) eleştirir. Eleştirileri edebiyat dünyasında geniş yankılar uyandırır. Daha sonra Mavicilerle yolları ayrılır. Farklı türlerde birçok eser veren Attilâ İlhan 2005 yılında vefat eder. “Ben Sana Mecburum” şiirinde sevgiliye duyulan özlem ve bundan kaynaklanan ayrılık acısı dile getirilir. Diğer şiirlerinde olduğu gibi lirizm bu şiirinde de kendini hissettirir.
Şiir boyunca sevgilisini aklından çıkaramayan, ona çaresiz bir şekilde ihtiyaç duyan, düşüncelerinde onunla yaşamaya ve hislerini onunla paylaşmaya devam eden bir âşığın duyguları dile getirilir. Baştan sona şairin iç konuşmalarından oluşan şiire iç konuşma üslûbu hâkimdir. Oldukça sade bir Türkçe ile yazılan bu şiirde imlâ kurallarına ve noktalama işaretlerine uyulmamıştır. Bu durum şairin üslubundandır.

Şiir Türleri
Konusuna göre şiir türleri; epik şiir, lirik şiir, pastoral şiir, didaktik şiir, dramatik şiir, satirik şiir olmak üzere altı çeşide ayrılır. Şiir türünün gelişim çizgisi, şairlerin tercihleri ve sanat anlayışları vb. nedenlerle modern şiirlerde hem lirik
hem pastoral hem de satirik bir yön bulunabilir.

1. Lirik Şiir
İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. Akıldan çok hayal gücüne, duygusallığa hitap eder. Gurbet, ayrılık, hasret, aşk gibi temalar işlenir.
                  Nerdesin
Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: – Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki, ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
                     Ahmet Kutsi TECER

2. Didaktik Şiir
Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan şiirlerdir. Bu tarz şiirler duygu değil düşünce ağırlıklıdır.

                            Ey Yolcu
Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan,
Yatıyor şimdi… Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!
                                        Mehmet Akif ERSOY

3. Epik Şiir
Savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi konularını işleyen ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlere denir. Epik şiirde olağanüstü olaylara yer verilebilir.

                   Bir Yolcuya
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
                  Necmettin Halil ONAN

4. Pastoral Şiir
Doğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Sade, süssüz ve içtenlik taşıyan bir dille yazılır. Doğrudan doğruya doğa manzaralarını monolog biçiminde anlatan
pastoral şiirlere “İdil” ,konuşma biçiminde yazılanlara ise “Eglog” denir.

                       Bingöl Çobanları
Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
Bu dağların eskiden âşinasıdır soyum,
Bekçileri gibiyiz ebenced buraların.
Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
Görmediği gün yoktur sürü peşinde bizi,
Her gün aynı pınardan doldurur destimizi
Kırlara açılırız çıngıraklarımızla…
                                     Kemalettin KAMU

5. Dramatik Şiir
Dramatik konuları işleyen şiir türüdür. Genellikle acıklı, hüzünlü olayları anlatan harekete dayalı, manzum tiyatro yapıtlarıdır. 

        Gelinlik Kızın Ölümü
Salâ verilirken kalktık kahveden,
Cumaydı, yılın en beklemiş günü,
Yemeni gibi üstünde tabutun,
Gölge veren ağaçsız bir gökyüzü.
Kızın babası yanımızda, boyu uzun,
Zayıf, ağzında mırıltılar.
                      Melih Cevdet ANDAY

6. Satirik Şiir
Toplum hayatındaki bozuklukları, düzen-sizlikleri; yöneticilerin beceriksizliklerini, insan hayatındaki zaafların, kişilerin beğenilmeyen ve istenmeyen yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir. Güldürü unsuru katılarak dile getirilen bu tür şiirlerde didaktik bir yön de bulunabilir ancak bilgi vermeyi, bir bilgiyi öğretmeyi amaçlamadığı için bu şiirler, didaktik şiirden ayrı bir tür olarak kabul edilir. Divan şiirindeki hicivler, halk şiirindeki taşlamalar ve modern şiirdeki yergiler bu türün örnekleridir.
             Adamın Biri
Çifte koştuğun öküzler,
Senin kadar yorgun değil kardaş!
Sen ki kış ve yaz düşünceli
Sen ki kış ve yaz yalınayak!
                           Cahit KÜLEBİ

Manzume ve Şiir
Ölçülü ve uyaklı söz dizisine nazım denir. Nazım biçiminde yazılmış eserlere “manzum eser”, kısa nazım parçalarına da “manzume” denir. Estetik kaygı taşıyarak yazılan nazım parçalarına (manzumelere) ise şiir denir. Her şiir bir manzumedir ancak her manzum eser şiir değildir.

1. Metin
OTEL ODALARI
Bir merhamettir yanan, daracık odalarınİsli lâmbalarında, isli lâmbalarında
Kulak verin ki zaman, tahtayı kemiriyor,
Tavan aralarında, tavan aralarında.
Ağlayın âşinasız, sessiz can verenlere,
Otel odalarında, otel odalarında
Necip Fazıl Kısakürek
2. Metin
SEYFİ BABA
Geçen akşam eve geldim. Dediler:
Seyfi Baba Hastalanmış, yatıyormuş
Nesi varmış acaba?
– Bilmeyiz, oğlu haber verdi geçerken bu sabah.
– Keşki ben evde olaydım… Esef ettim, vah vah!
Bir fener yok mu, verin… Nerde sopam? Kız
çabuk ol!
Gecikirsem kalırım beklemeyin… Zira yol hem
uzun, hem de bataktır…
Mehmet Akif Ersoy

1. metin şiir, 2. metin ise manzumedir. “Otel Odaları” şiirinde şair yalnızlık temasını işlemektedir. Bu şiirde bireysellik, duygusallık ve çağrışım vardır. “Seyfi Baba” ise 1. metnin aksine bir olay anlatılmaktadır. Seyfi Baba hastadır ve şair onun hastalığının sebebini merak etmektedir. Bunun üzerine onu ziyaret etmeye karar verir. Söz konusu olay bu metinde, hikâyelerde olduğu gibi düzyazı (nesir) hâlinde değil de dizeler hâlinde (nazım) ve kafiyeli, uyaklı bir şekilde anlatılmaktadır. İşte böyle olay ağırlıklı yazılara manzum hikâye denmektedir. Tıpkı hikâyelerde olduğu gibi manzumelerde de olay örgüsü, şahıs, zaman, mekân unsurları görülür. Manzume ile şiir arasındaki benzerlik farklılıklar şunlardır:

Benzerlikler• Her ikiside dizeler hâlinde yazılır.
• Her ikisinde de ahenk ve ritim unsurları (ölçü, kafiye, redif…) kullanılır.
Farklılıklar• Şiirlerde olay örgüsü ve öğretici özellik yoktur ancak manzumelerde öğretici özellik bulunur, yaşanmış ya da yaşanabilecek bir olay vardır.
• Manzume, anlatmaya bağlı edebî metinler içinde sayılırken şiir coşku ve heyecan dile getiren metinlerdendir.
• Kelimeler, manzumelerde genellikle gerçek anlamları ile kullanılırken şiirde yan ve mecaz anlamda kullanılır.
• Manzumeler nesir şekline dönüştürülebilir ancak şiirler dönüştürülemez.

Dil Bilgisi

Sıfatlar (Ön Adlar)
“Bu kitap, destanlardan günümüze ulaşmış, özgün metinler içeriyor.” cümlesinde “kitap, metin” isimlerinin önlerine getirilen “bu, özgün” kelimeleri bu isimleri nitelik ve nicelik yönünden tamamlanmıştır. “Bu kitap”, “özgün metinler” kelime gruplarında olduğu gibi; isimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelime ve kelime gruplarına sıfat denir. Nesnelerin birbirinden farklarını göstermek için kullanıldıklarından sıfatlar çok önemlidir.
Sıfatların Özellikleri
1. Sıfatlar cümlede tek başlarına görev yapamaz, bir kelimenin sıfat olabilmesi için bir ismin önüne gelerek onunla tamlama kurması gerekir. Sıfat ve isimlerin oluşturdukları bu kelime grubuna da sıfat tamlaması denir. Örneğin; “Küçük kız giderken dönüp annesine el salladı.” cümlesindeki “küçük” kelimesi “kız” isminin önüne gelerek onunla tamlama kurduğu için sıfattır.

Renkli bir hayatı vardı.
sıfat  sıfat  isim
Eski kitaplarımı kütüphaneye bağışladım.
sıfat   isim

2. Sıfatlar, niteleme ve belirtme görevli olduklarından çekim eklerinden birini alamaz. Sıfatlar, çekim eki alırsa isimleşir:

Yoksullara yardım edelim.
Fabrikalar yeşili yok etmesin.
Küçüğüm, üniversiteden mezun oldu.
Sınıf arkadaşım çok başarılıdır.

Uyarı: Sıfatlar çekim eki almadan da isim gibi kullanılabilir:

İhtiyar adam geldi.
sıfat    isim
İhtiyar geldi.
isim
3. Sıfat olarak kullanılan çoğu kelime bir kavramın karşılığıdır. Örneğin; “Mavi”, bir renk ismidir; “iki” sayı ismidir. Ancak bu kelimeler isimlerin özelliklerini bildirecek duruma gelirse sıfat olur. “Mavi gözlerine bayıldım.” cümlesinde “mavi”, “göz” isminin rengini bildirdiğinden sıfattır.
4. Sıfatlar; fiillerden, fiilimsilerden veya başka sıfatlardan önce gelip onların anlamını pekiştirir ya da onların anlamını daraltırsa zarf olur. “Bu sene de sınavlara iyi hazırlanmamışsın!” cümlesinde “iyi” kelimesi “hazırlan-” fiilinden önce zarf görevinde kullanılmıştır.

Çözümlü Örnek Soru
Çok genç yaşlarda çıkardığı ilk romanından itibaren benzersiz üslubu, yaşayışı, sert tavırları ve bağımsız yazarlığıyla, attığı her adımda tartışmalar yarattı. Bu parçada altı kelimelerden kaç tanesi sıfat görevindedir?
A)1    B) 2    C) 3    D) 4
Çözüm: Bu parçada “genç, ilk, sert ve her” kelimeleri önüne geldikleri isimleri niteledikleri ya da belirttikleri için sıfat; “yazarlık” kelimesi ise “yazarın yaptığı iş”i karşıladığı için isim görevindedir. Cevap: C

A. SIFAT ÇEŞİTLERİ

Niteleme Sıfatları
Niteleme sıfatları isimlerin durumlarını, biçimlerini, renklerini ve unvanlarını bildirir:

a.İsmin durumu
İyi dergi
Tatlı dil
b.İsmin biçimi
Düz yol
Yuvarlak masa
c.İsmin rengi
Beyaz gül
Siyah saç
d.İsmin unvanı
Avukat Hasan
Nasrettin Hoca

Uyarı: Niteleme sıfatları isimlere sorulan “Nasıl” sorusunun cevabıdır. “Nasıl yol?”, “Düz yol.”

Niteleme Sıfatlarının Özellikleri
a. Genellikle karşıtları vardır: güzel-çirkin, uzun-kısa, temiz-kirli gibi.
b. Kişilerin rütbe, makam, meslek gibi toplumsal durumlarını bildiren unvan sıfatları isimden önce veya sonra kullanılabilir: Sinan Öğretmen ya da Öğretmen Sinan gibi…
c. Niteleme sıfatları bir isme yöneltilen nasıl sorusunun cevabıdır: Nasıl insan? -Dürüst insan
ç.Niteleme sıfatları fiil veya fiilimsiye yönelik olduğunda, niteleme zarfı olur: Okonuyu, güzel anlattı.
d.Niteleme sıfatları genellikle soyut kavramlardır; ancak sıfat isimleştiğinden bu soyut özellik somuta dönüşür:

Kötü insanlardan uzak dur.(soyut)
Kötülerden fayda gelmez. (somut)

Çözümlü Örnek Soru

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir isim birden fazla sıfatla nitelenmiştir?
A) Duygu yüklü dakikalar, saatler, günler geçirmişlerdi.
B) Bu içtenlikli davranış hepsini ağlatmıştı.
C) Sessiz, akıllı, uslu çocuklardı hepsi.
D) Bu çocuklara hiçbir soru soramazdım.

Çözüm: Cümleleri incelediğimiz zaman, A seçeneğinde “duygu yüklü” sıfatının birden fazla ismi nitelediğini, B seçeneğinde belirtme ve niteleme sıfatlarının birlikte kullanıldığını, D seçeneğinde belirtme sıfatlarına yer verildiği, C seçeneğinde ise “çocuklar” isminin “sessiz, akıllı, uslu” sıfatları tarafından nitelendiğini görürüz. Cevap: C

Belirtme Sıfatları
İsimleri gösterme, belirsizlik, sayı ve soru yoluyla belirten sıfatlardır. Dörde ayrılır:
1. İşaret (Gösterme) Sıfatları
Varlıkların, nesnelerin yerlerini işaret yoluyla belirten sıfatlardır: bu, şu, o; böyle, öyle, şöyle; öteki, beriki; öte, beri; diğer, işte…
İşaret Sıfatlarının Özellikleri
a. “Bu” en yakındaki varlık için, “şu” biraz daha uzaktaki varlık için, “o” daha uzakta olan varlık için kullanılır.
b. “Bu, şu, o” kelimeleri ismi belirttiğinde sıfat, isim yerine kullanıldığındaysa zamir olur.
c. “Böyle, öyle, şöyle” kelimeleri ismi belirttiğinde sıfat; eyleme ve eylemsiye yönelik kullanıldığında zarf olur; çekim eki alarak isim yerine kullanıldığından zamir olur:
Böyle iş mi olur?
sıfat
Bu soruları şöyle çözmelisin.
                   zarf
Öylesini bugüne kadar hiç görmedim
zamir
ç. Öteki ve beriki kelimeleri ada yönelikse sıfat, isim yerine kullanılmışsa zamir olur:
Öteki, bugün beriki odada yatacak.
zamir             sıfat

2. Belgisiz Sıfatlar
Varlıkları, kavramları onlara kesinlik kazandırmadan, yani, aşağı yukarı belirten sıfatlardır: bir, biraz, çoğu, kimi, birçok, hiçbir, bütün, tüm, birkaç, bazı, birtakım, her, nice.

Belgisiz Sıfatların Özellikleri
a. Bir kelimesi ismin sayısını belirterek isme sorulan “Kaç?” sorusuna yanıt veriyorsa sayı sıfatı, ismi “herhangi” anlamıyla ona kesinlik kazandırmadan belirtiyorsa belgisiz sıfat olur:
Dolmuşta bir kişilik yer kaldı. Sıcak bir havada yola çıktık.
         sayı sıfatı                          belgisiz sıfat
b. “Her” kelimesi yalnızca belgisiz sıfattır: Verilen her işi yaparım.
c. Belgisiz sıfat olarak kullanılan kelimeler çekim eki alırsa zamirleşir: Bazıları yine geç
kaldı.
ç. “Biraz” kelimesi eyleme yönelik ise zarf olur: Biraz da çalışalım.

3. Sayı Sıfatları
İsimleri sayı yoluyla belirten sıfatlardır. Dörde ayrılır:
a. Asıl Sayı Sıfatları
İsimlerin sayısını belirtir ve isimlere sorulan “Kaç?” sorusunun yanıtıdır:
– Kaç kilo elma istersiniz? – On kilo elma istiyorum.
b. Sıra Sayı Sıfatları
İsimlerin sıralarını, derecelerini belirten sıfatlardır. “–nci” ekiyle yapılır: Birinci katta oturuyordu.
c. Üleştirme Sayı Sıfatları
Varlıkların ayrıldığı eşit bölümleri anlatır. Sayılara getirilen “-ar , -er” ekiyle yapılır:
İkişer gömlek dağıttık.
ç. Kesir Sayı Sıfatları
Eşit parçalara ayrılan bir bütünün belli bölümlerini gösteren sıfatlardır. İki sayıyla kurulur ve birincisi de eki alır: Şirkette yüzde elli hissesi var.

Çözümlü Örnek Soru
(I) Yazar, yirmi beş yıllık meslek yaşamında edindiği izlenimleri okurlara duyurmak istemiş. (II) Mesleğinin sorunlarını, iyi ve kötü yanlarını dile getirmeye çalışmış. (III) Çok akıcı bir dili var. (IV) Kişilerin belirleyici özelliklerini en ince ayrıntılarına değin, somut bir biçimde yansıtmış.”
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde, sayı sıfatı kullanılmıştır?
A) I     B) II      C) III      D) IV
Çözüm: Birinci cümlede “yirmi beş yıllık meslek yaşamı” tamlamasında “yirmi beş yıllık” sayı sıfatıdır. Cevap: A

4. Soru Sıfatları
İsimleri soru yoluyla belirten sıfatlardır.
Kaçıncı sayfayı anlamadınız?
Soru Kelimesi + İsim   = Soru Sıfatı
Kaçıncı           + Sayfa = Kaçıncı

Soru Sıfatlarının Özellikleri
a. Soru sıfatları cümleyi genellikle soru cümlesi yapar:
Hangi türlerde yazmaktan hoşlanırsınız? (Soru cümlesi)
Dinletiye kaç kişinin geleceği bilmiyorum. (Soru cümlesi değil)
b. Bir cümlede soru sıfatı olduğu halde soru anlamı soru sıfatıyla değil de mi soru edatıyla sağlanabilir.
“Hangi gün gelemediği mi sordu?” cümlesinde soru anlamı “mi” soru edatıyla sağlanmıştır.
c. Ne kadar kelimesi isme yönelikse soru sıfatı eyleme ya da eylemsiye yönelikse soru zarfı çekim eki alırsa soru zamiri olur.
Günlük ne kadar su içersiniz?
                sıfat
Yolculuk için ne kadar harcadınız?
                       zamir

Bu meyvelerin ne kadarını alacaksınız?
                            zamir
Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdakilerin hangisinde soru anlamı sıfatla sağlanmıştır?
A) Kaçımız yarın konuşacağız?    B) Kaçar kaçar yürüyelim?
C) Neredeki satılıkmış?                D) Hangi yol daha kısa?

Çözüm: Verilen cümlelerde soru anlamı, A ve C seçeneklerinde soru zamiriyle, B seçeneğinde soru zarfıyla, D seçeneğinde ise soru sıfatı ile sağlanmıştır. CEVAP: D

B. YAPILARINA GÖRE SIFATLAR

Sıfatlar da isimler gibi yapı bakımından basit, türemiş ve birleşik olmak üzere üçe ayrılır:
1. Basit sıfat: Herhangi bir yapım eki almamış ve başka bir kelimeyle birleşmemiş sıfatlardır: kolay soru, temiz gömlek, eski mahalle…

2. Türemiş sıfat: İsim ya da fiil köklerine ve gövdelerine getirilen isim yapım ekleriyle oluşturulmuş sıfatlardır: aydınlık günler, tuzlu yemekler, düşünceli insanlar…
3. Birleşik sıfat: Yapısında birden fazla kelime barındıran sıfatlardır: birkaç sandalye, güler yüzlü adam, çantası mavi kadın…
Uyarı: Birleşik sıfatlar anlamca kaynaşmış birleşik sıfatlar ve kurallı birleşik sıfatlar olarak ikiye ayrılır:

Çözümlü Örnek Soru
Nedir beyaz rengin tüm renklere üstünlüğü? “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu. Birinciliği beyaza verdiler” der Özdemir Asaf… Bir kez giyilir o beyaz giysiler, akşama kalmaz toza, toprağa, çamura bulanır. Bu yüzden az giyilir, bu azlıktan ötürü anılarda büyüktür yeri, derindir, anlamlıdır. Tüm çocukluk yaşar bir beyaz pantolonda, bir beyaz cekette… Hele yakaları mavi çizgili gömlek ise paçalar da bolsa, başta da denizci kepi varsa…
Bu parçada altı çizili kelimelerden hangisi yapıca birleşik sıfattır?
A) Tüm
B) Bütün
C) Beyaz
D) Mavi çizgili
Çözüm: Soruda yapıca birleşik sıfatın olduğu seçenek soruluyor. A,B ve C seçeneklerindeki sıfatlar yapıca basittir. D seçeneğinde ise “mavi çizgili” sıfatı, “mavi çizgi” sıfat tamlamasına –li eki getirilerek birleşik sıfat yapılmıştır. Bu yüzden “ mavi çizgili “ sıfatı soruda istenilen yapıya uygun bir sıfattır. Cevap: D

Anlamca kaynaşmış birleşik sıfatlar: İki kelimenin kalıplaşarak birleşmesinden oluşan sıfatlardır: biraz sabır, birtakım elbise, boşboğaz çocuk,
Kurallı birleşik sıfatlar: Bu tür bileşik sıfatlar farklı yollarla yapılabilir:
a. Sıfat tamlamalarına –li eki getirilerek: Sarı saçlı çocuk
b. Sıfat tamlamalarında isimle sıfatın yerleri değiştirildikten sonra isme –i , -si iyelik eklerinden biri getirilerek: Kırmızı elbise > elbisesi kırmızı kız
c. Asıl sayılarla kurulmuş sıfat tamlamalarına –lik eki getirilerek: iki günlük iş
ç. Sıfat-fiillerden önce iyelik eki almış bir isim kullanılarak: hayallerini gerçekleştirmiş öğrenciler
d. Bir sıfatı durum eki almış bir isimle tamlayarak: evine bağlı adam

C. SIFATLARDA PEKİŞTİRME

Anlatımı çekici hâle getirmek, sıfatların anlamlarını güçlendirmek, kuvvetlendirmek amacıyla sıfatlarda pekiştirme yapılır. Bu tür sıfatlara pekiştirilmiş sıfat denir. Sıfatlarda pekiştirme çeşitli yollarla yapılır.
1. Bir sıfatın ilk iki sesine “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenip, oluşan hecenin o sıfatın başına getirilmesiyle oluşur. Ünlüyle başlayan sıfatlarda ilk ünlüye “m, p, r, s” ünsüzlerinden biri eklenir: beyaz>bembeyaz, temiz>tertemiz…
Uyarı: Bazı pekiştirme sıfatları bu kurala uymaz: sapasağlam, yapayalnız, çırılçıplak, çepeçevre…
2. Tekrar yoluyla da anlam kuvvetlendirilebilir. Tekrar edilen kelimeler arasına “mi” soru eki de konabilir: yüce yüce dağlar, büyük büyük evler, yalan yanlış haberler, güzel mi güzel manzara…

Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdakilerin hangisinde pekiştirilmiş sıfat yanlış yapılandırılmıştır?
A) Tatlı mı tatlı bir gülüşü vardı.
B) Bu aralar yapyalnız bir adam oldu.
C) Saatler sonra eğri büğrü bir yola çıktık.
D) Koca koca adamlar pamuk şekeri yiyordu.
Çözüm: B seçeneğinde kullanılan “yapyalnız” pekiştirilmiş sıfatı “yapayalnız” şeklinde yapılandırılmalıydı. Cevap: B

Ç. SIFATLARDA KÜÇÜLTME

Sıfatlara “-cik, -çe, -(i)msi, -(i)mtırak” ekleri getirilerek küçültme yapılabilir: genişçe bir oda, ekşimsi elma, daracık oda, mavimtırak çanta… 

AÖL TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 1 – 3. ÜNİTE 2 ŞIKLI TESTLE KOLAY ÖĞRENME

4. ÜNİTE  MASAL / FABL

MASAL

Masal,kahramanları insanlar,hayvanlar ve tabiatüstü varlıklar olan, olayları masal ülkesinde cereyan eden, hayal mahsulü bir sözlü anlatım türüdür. Bir yazar tarafından meydana getirilen masallara da yapma masal denir.
Masalların özellikleri şunlardır:
• Hayal mahsulü olması,
• Yer, zaman ve kahramanların belirsiz olması,
• Olaylar, kahramanlar ve varlıkların olağanüstü özellikler taşıması,
• Kahramanlarından bazılarının hayvanlar olması,
• Ahlaka dayalı, yararlı, eğitici olarak düşünülmesi,
• Nesirle söylenmesi,
• Kaynaklarının çok eskilere dayanması, söylendiği zamandan ve kültürden izler taşıması,

Halk Masalları Türleri

1. Asıl Masallar
a. Olağanüstü masallar: Kahramanları peri, cin, dev anası gibi tabiatüstü varlıklar olan olağanüstü olaylara yer veren masallardır.
b. Gerçekçi masallar: Şehzadeler, sultanlar, padişahlar, bezirganlar, hocalar, kadılar, yoksul ailelerin genellikle en küçük kız veya oğullarının başından geçenlerin anlatıldığı masallardır.

2. Hayvan masalları: Kahramanları hayvanlar olan masallardır.

3. Güldürücü masallar: Okuyan ve dinleyeni eğlendirmeyi amaçlayan masallardır.

4. Zincirleme masallar: Sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olayın art arda sıralandığı masallardır.

Dünya Edebiyatında Masal

Dünya edebiyatında masal türündeki ilk eser, Hint edebiyatında görülür.“Binbir Gece Masalları” Doğu edebiyatındaki bu türün güzel örneklerindendir. Avrupa’da ise masalcılığın temellerini Fransız sanatçı La Fontaine (La Fonten) atmıştır.
Türk Edebiyatında Masal 

Türk edebiyatında Anadolu ve Rumeli’den derlenmiş çok sayıda masal bulunmaktadır. Tanzimat Dönemi’nde masala olan ilgi artmış; La Fontaine’in masalları Şinasi tarafından Tercüme-i Manzume (1859) adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Türk masallarını derleme ve inceleme çalışmaları Cumhuriyet Dönemi’nde yoğunlaşmıştır. Türk edebiyatında ‘Keloğlan” en tanınmış masal kahramanıdır.

Masallarda Konu
Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk-haksızlık, adalet-zulüm, alçak gönüllülük-kibir gibi karşıt durumları simgeleyen kişilerin mücadeleleri; ulaşılması zor hedeflere varma isteğinden doğan konular işlenir.

Masalın Yapı Unsurları
Olay: Masal gerçek dışı ve olağanüstü olaylar üzerine kurulur. Gerçek ya da gerçeğe yakın ögeler masalın belkemiği olan olağanüstü atmosfer içinde eritilir.
Kişi: Masalın kahramanları padişahlar, vezirler, zengin tüccarlar, sıradan ve yoksul insanlar gibi gerçek dünyadan alınan kişilerin yanı sıra peri, cin, dev, cadı, Zümrüdüanka kuşu gibi varlıklar masal kahramanları arasında yer alır. Ancak,
masallardaki hayvanlar, neredeyse kendi özelliklerini yitirerek insan özelliği kazanmışlardır.

Yer: Masallarda olayların geçtiği çevre, “memleketin birinde” gibi ifadelerle belirsizleştirilen bir yer ya da “Kafdağı, “Yedi Derya Adası” gibi haritada bulunmayan ülkeler; “yedi kat yerin altı”, “bulutların üstü” gibi hayalde tasarlanan yerlerdir. Masalların en belirgin özelliklerinden biride mekanın belirsiz olmasıdır.
Zaman: Masallarda “zaman”ın tarihî zamanla ilgisi yoktur. Miş‘li geçmiş zaman kipiyle anlatılmaları zamanın belirsizliğini gösterir.

Masal Planı

Masal üç ana bölümden oluşur:
1. Döşeme: Asıl masala başlamadan önce masal başı tekerlemesinin söylendiği bölümdür.
2. Asıl masal: Asıl masalın anlatılmaya başlandığı bölümdür. Bu bölüm “serim, düğüm ve çözüm”planı çerçevesinde anlatılır.
a. Serim: Tekerlemelerle giriş yapılır. Kahraman tanıtılır. Konu verilir.
b. Düğüm: Bu bölüm, masalda anlatılan olayların düğümlendiği ve bir çıkmaza girdiği bölümdür.
c. Çözüm: Bu bölüm, düğüm bölümünde ortaya konulan sorunun bir çözüme kavuşturulduğu bölümdür. Bu masalların tamamına yakını mutlu sonla biter. İyiler kazanır, kötüler kaybeder. İyiler ödüllendirilirken kötüler cezalandırılır.
3. Dilek: Bu bölümde hem masal kişilerine hem de dinleyicilere yönelik iyi dilekler sunulur.

Masalda Kalıp İfadeler (Tekerlemeler)
Masallarda sıkça rastlanan ve asıl masal ile içerik yönünden bir ilgisi olmayan masal tekerlemesi;masalın başında, ortasında ve sonunda söylenen, yerine göre çok kısa ya da uzun kalıplaşmış birtakım sözlerdir.

FABL

Sonunda ders verme amacı güden, güldüren, düşündüren ve genellikle manzum öykülerdir. İnsana ait bir özelliğin insan dışında bir varlığa verilmesidir. Fablların kahramanları genellikle hayvanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur ve insanlar gibi davranır.
İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.
Fabl türünün özellikleri şunlardır:
• Fablların kahramanları genellikle hayvanlardır. Hikâyelerde yer alan hayvanlar, kendi temel özelliklerini korumakla birlikte insana ait bazı özellik ve değerleri de üstlenir. Bu bakımdan bu tür metinler genellikle kişileştirme (teşhis) ve konuşturma (intak) sanatları üzerine kurulur.
• Fabllar manzum (şiir) veya nesir (düzyazı) biçiminde yazılabilirler.
• Fabl türündeki metinlerin sonunda her zaman bir ahlak dersi verilir. Bu türdeki ders veya mesajlar kısa ve açık olarak sunulur. Bu mesaj anlatılan hikâyenin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar ve bir atasözü veya özdeyiş biçiminde açıkça ifade edilir.
• Fabllarda zaman ve yer genellikle belirsizdir. Olaylar genellikle hikâyelere konu edilen canlıların mekânlarında geçer.
• Fabllarda verilen mesajlar evrensel doğru ve değerler (adalet, dostluk, doğruluk, bağışlamak, cömertlik, alçak gönüllülük, kanaat, sadakat, kendini bilme… gibi) üzerine kurulur.
• Fabllar; serim, düğüm, çözüm ve öğüt bölümünden oluşur. 

Dünya ve Türk Edebiyatında Fabl
Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar, MÖ 1. yüzyıl civarında yaşadığı düşünülen Hint yazarı Beydeba’ya aittir. Beydeba’nın fablları “Kelile ve Dimne” adlı bir eserde toplanmıştır. Aisop Masalları, MÖ 6. yüzyılda yaşadığı varsayılan Eski Yunan masalcı Aisop(Ezop) tarafından anlatıldığına inanılan fabllardır. Türk edebiyatında fabl türünün ilk örneği Şeyhî tarafından “Harn me” (15. yüzyıl) adlı eseri ile verilmiştir. Mevlânâ’nın Mesnevi’sinde de fabl türüne örnek olabilecek hikâyeler mevcuttur. Batılı anlamda ilk fabl örnekleri ise Şinasi tarafından Tanzimat Dönemi’nde verilmiştir. 

Mesnevi
Mesneviler de fabl özelliği gösteren metinlerdir. Kendi aralarında uyaklı beyitlerden oluşan ve aruz ölçüsüyle yazılan şiir biçimine mesnevi denir. Bunlar, öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. Harnâme 126 beyitten oluşan bir mesnevidir. Bu eserin şairi, 15. yüzyılda yaşayan Şeyhi erken dönem divan edebiyatı şairlerindendir ve divan edebiyatının gelişmesine büyük katkısı olmuştur. Şeyhî, köyünde uğradığı saldırı üzerine Harnâme isimli mesneviyi yazar.

Fablın Yapı Unsurları
Olay: Fablın konusu insan başına gelebilecek her hangi bir olaydır. Olay, kahramanın eyleme dönüşmüş beğenme, istek, özlem, öfke, korku… gibi tutkuya dönüşmüş duygularından doğar. Fablın gövdesini bir olay oluşturur, asıl önemli olan fablın anlatılış nedenidir.  Buna “ders” denir.
Kişiler: Bu tür hikâyelerin, kahramanları çoğunlukla hayvanlardır. Fablda anlatılan olay, kişileştirilmiş en az iki hayvanın başından geçer. Bunlardan biri iyiyi, bir diğeri kötüyü temsil eder. Ayrıntılı bir kişi betimlemesi yapılmaz, fabla konu olan yönüyle tanıtılır. Fabllardaki kişiler temsilcisi olduğu toplum katmanını başat özellikleriyle yansıttıkları için tip boyutunda ele alınırlar.
Tip: Benzerlerinin niteliklerini abartılı bir biçimde üzerinde toplayan kişilere tip denir.

Karakter: Toplumsal bir tabakayı değil sadece kendini temsil eden kahramandır.
Uyarı: Tipler belirli bir zümreyi belirgin özellikleriyle temsil eden kişilerdir. Yani kıskançlık, cimrilik, korkaklık vb. özellikleri taşıyan kişiler birer tiptir.

Yer: Tasvir yapılmaz fakat orman, köy, yol vb. çevreyi oluşturur. Olayın geçtiği yer olayla birlikte değişebilir.

Zaman: Fabldaki olay belirsiz bir zaman diliminde geçer.

Fabl Planı

Fabl dört bölümden oluşur. Bunlar; serim, düğüm, çözüm ve öğüttür.

Serim: Olayın türüne, çıkarılacak derse göre kişileştirilmiş hayvanlar ve çevre tanıtımının yapıldığı bölümdür.
Düğüm: Kısa ve sık konuşmalar vardır. Hemen birkaç konuşma ile olay düğümlenir.
Çözüm: Olay beklenmedik bir sonuçla biter. Fablın en kısa bölümüdür.
Öğüt (ders): Ana fikir bu bölümde öğüt niteliğinde verilir. Bu bölüm kimi zaman başta kimi zaman sondadır. Kimi zaman da sonuç okuyucuya bırakılır.

DİL BİLGİSİ

Edat (İlgeç)
Yalnız başlarına anlamları olmayan, ad ve ad soylu kelime ve kelime gruplarından sonra gelerek anlam bakımından bunlarla sıkı sıkıya bağlı bulunan, eklendikleri kelimeler ile cümlenin öteki kelimeleri arasında çeşitli anlam ilişkileri kuran kelimelere edat denir.
Örnek: için, ile, gibi, kadar, göre, doğru, başka, dolayı, beri, ötürü, öte, yana, itibaren, nazaran vb.

Edatların Özellikleri
1. Edatlar eklendikleri ad, sıfat, zamir gibi ad soylu kelime veya kelime grupları ile bir söz öbeği oluşturur; bu cümlede adlardan önce gelirse sıfat, sıfat ve fiillerden önce gelirse zarf görevi yapar.
Örnek: “Gül gibi geçiniyoruz.” cümlesinde “gibi” edatı bir isimle (gül) birleşerek söz öbeği oluşturmuş ve zarf görevinde kullanılmıştır.
2. El kadar bebeğe bakıyordum.” cümlesinde “kadar” edatı bir isimle (el) birleşerek söz öbeği oluşturmuş ve sıfat görevinde kullanılmıştır.
3. Eklendikleri kelime ve kelime grupları ile kendileri arasına başka bir kelime girmez. 
Örnek: başarmak için, gelmek üzere, bacak kadar…
4. Tek başlarına iken isim, sıfat, zarf, bağlaç olarak kullanılabilir. Bu durumda edat olmaktan çıkar. Bu kelimelerin türünü belirlemek için cümlede kazandıkları anlamlara bakmak gerekir.
Örnek: Bize doğru geliyordu. (edat)
Doğru söylüyorsun değil mi? (zarf)
Doğru cevapları işaretledim. (sıfat)
Doğruyu dokuz köyden kovmuşlar. (isim)
5. Edatlar cümleden çıkarılınca cümlenin anlamında bir eksiklik, daralma veya bozulma olur.

Örnek: “Akşamdan beri ders çalışıyorum.” cümlesinde “beri” kelimesini çıkarıp cümle “Akşamdan ders çalışıyorum.” şeklinde okunduğunda cümlenin anlamının bozulduğu görülmektedir.Bu yüzden ‘‘beri’’edattır.

6. Bazı edatlar sadece hâl ekleri ile birlikte kullanılır.
Örnek: -e kadar, -e karşı, -e göre, -den beri, -den itibaren…

Edatların Cümle İçinde Kurdukları Anlam İlişkileri
Edatların cümle içinde kurdukları anlam ilişkileri geçicidir. Bunlar: benzerlik, beraberlik, araç, başkalık, miktar, sebep, zaman, mekân, yön gösterme vb. ilişkilerdir.
Örnekler:
Cennet gibi güzel vatanım var. (Benzerlik ilgisi kurmuştur.)
Sinemaya Ayşe’yle gittim. (Beraberlik ilgisi kurmuştur.)
İstanbul’a uçakla gitti. (Araç ilgisi kurmuştur.)
Bu işi senden başka yapacak hiç kimseyi tanımıyorum. (Başkalık ilgisi kurmuştur.)
Testiyi ağzına kadar doldurdum. ( Miktar ilgisi kurmuştur.)
Çalışmadığı için sınıfını geçemedi. (Sebep ilgisi kurmuştur.)
Almanya’dan bir ay için gelmişler. (Zaman ilgisi kurmuştur.)
Ankara’dan beri hiç durmadık. (Mekân ilgisi kurmuştur.)
Bize doğru geliyor. (Yön ilgisi kurmuştur.)

Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdakilerden hangisinde edat kullanılmamıştır?
A) Eskiden tarım karasabanla yapılıyordu.
B) Yağmur yağdığı için gelememiş.
C) Ders çalışma üzere kütüphaneye gitmiş.
D) Edebiyatla coğrafya en sevdiğim derstir.
Çözüm:
A, B, C seçeneğinde “ile, için, üzere” kelimeleri edat; “D” seçeneğinde ile kelimesi bağlaç olarak kullanılmıştır. Cevap: D

Bağlaç

Kelimeleri, kelime gruplarını, cümleleri ve kimi zaman da paragrafları şekil ve anlam bakımından birbirine bağlayan ve yüklendikleri işlevler ile, bağlandıkları sözler arasında türlü anlam ilişkileri kuran kelime ve söz öbeklerine bağlaç denir. En sık kullanılan bağlaçlardan bazıları şunlardır: ama, fakat, lâkin, ancak, yalnız, oysa, oysaki, hâlbukive, ile, ki, de, çünkü, veya, ya da, ne…ne (de), ya…ya (da), gerek…gerek(se), ha…ha, ister… ister(se), kâh…kâh, de…de, hatta, hem, hem de, yine…

Bağlaçların Özellikleri
1. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlam taşımaz.
2. Bağlaçların görevleri kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri birbirine bağlamaktadır. Ancak bağladıkları ögelerin anlam ve anlatım güçlerini genişletip zenginleştirir. Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurar.
3. Cümleler arasında konu ve anlatım bütünlüğü sağlar.
4. Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz ama daralabilir. 
Örnek: Eve gittim fakat onu bulamadım. cümlesi “Eve gittim, onu bulamadım.” şeklinde de yazılabilir. Anlam bozulmaz ama daralır.
5. Bağlaçlar önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bir tek “ile” bağlacı bitişik yazılabilir.

Bağlaç Türleri
1. Sıralama Bağlaçları: Bunlar art arda gelen eş değer veya eş görevde kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri birbirine bağlayan bağlaçlardır. Başlıcaları: ile, ilâ, dahi, ve, da… da, gerek… gerek(se), hem… hem, ister… ister, ne… ne, olsun… olsun gibi bağlaçlardır.
Örnek: Hayal ile gerçeği birbirine karıştırıyordu. (Art arda gelen eş görevde (nesneleri) kelimeleri bağlamıştır.)
Bize geldi ve hiç kalmadan gitti. (Cümleleri birbirine bağlamıştır.)
Uyarı: “ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, cümle bu bağlaçla başlamaz.

Örnek: “Kırtasiyeden kalemle defter aldım.” cümlesini “Kırtasiyeden kalem ve defter aldım.” ya da “Kırtasiyeden kalem, defter aldım. şeklinde söylediğimizde anlamda bozulma olmadığı için “ile” kelimesi bu cümlede bağlaçtır.
2. Karşılaştırma bağlaçları: Cümlenin iki ögesini karşılaştırma işlevliyle birbirine bağlayan bağlaçlardır. Başlıcaları: ya, ya… ya, ya da, yahut, veya, veyahut da’dır.
Örnek: Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli.
3. Pekiştirme bağlaçları: Cümlede birbiriyle ilişkili iki ögeden birini ötekine anlamca güçlendirerek bağlayanlardır: da, dahi, bile, mı /mü, ise, -sa, ya gibi. Bu bağlaçların hepsi de bağladıkları ögeden sonra gelirler.
Örnek: Gerçekten de doğru söylüyordum.
4. Nöbetleşme bağlaçları: Cümledeki iki öge arasında, çeşitli yönlerden seçenekli bir bağlama işlevi yüklenmişlerdir. Başlıcaları: bazen… bazen, bazı… bazı, bir… bir, biri… öbürü, kâh… kâh, kimi… kimi gibi tekrarlı bağlaçlardır.
Örnek: “Ne yapacağını şaşırmış; kah gülüyor, kah ağlıyordu.”
5. Cümle bağlayıcısı niteliğindeki bağlaçlar: Cümleleri birbirine bağlar. Başlıcaları şunlardır: çünkü, açıkçası, aksi hâlde, ama, ancak, anlaşılan, anladığım kadarıyla, aslında 

Yapı Bakımından Bağlaçlar
1. Basit bağlaçlar: Yapım eki almamış (kök hâlindeki) bağlaçlardır.
Örnek: ve, ile, ki, ama, de, hele, fakat, eğer…
2. Türemiş bağlaçlar: Yapım eki almış bağlaçlardır.
Örnek: kısa-ca-sı, ayrı-ca, ister-se, yal(ı)n-ız, üste-lik…
3. Birleşik bağlaçlar: Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar.
Örnek: oysa (o ise), veyahut( ve yahut); yoksa (yok + ise), hâlbuki (hal + bu + ki)…
4. Öbekleşmiş bağlaçlar: Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de…
Örnek: demek ki, ya da, ne var ki, hem de, şu sebepledir, mademki…

Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi bağlaç değildir?
A) Hem bir gezinti yaparız, hem de oradaki işlerimizi görürüz.
B) Bu konağa gelip giden çok ama iş yapan adam yok.
C) Beni ancak sen iyileştirebilirsin
D) O bu işi yapar yalnız çok para ister.
Çözüm:
“A” şıkkında hem..hem, “B” şıkkında ama, “D” şıkkında yalnız kelimeleri iki cümleyi birbirine bağladıkları için bağlaçtır. “C” şıkında ancak sözcüğü cümleye özgülük anlamı kattığı için edattır. Cevap: C

Bağlaç
Kelimeleri, kelime gruplarını, cümleleri ve kimi zaman da paragrafları şekil ve anlam bakımından birbirine bağlayan ve yüklendikleri işlevler ile, bağlandıkları sözler arasında türlü anlam ilişkileri kuran kelime ve söz öbeklerine bağlaç denir. En sık kullanılan bağlaçlardan bazıları şunlardır: ama, fakat, lâkin, ancak, yalnız, oysa, oysaki, hâlbukive, ile, ki, de, çünkü, veya, ya da, ne…ne (de), ya…ya (da), gerek…gerek(se), ha…ha, ister… ister(se), kâh…kâh, de…de, hatta, hem, hem de, yine…

Bağlaçların Özellikleri
1. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlam taşımaz.
2. Bağlaçların görevleri kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri birbirine bağlamaktadır. Ancak bağladıkları ögelerin anlam ve anlatım güçlerini genişletip zenginleştirir.
Edatlardan farkı, zaten var olan anlam ilgilerine dayanarak bağ kurmasıdır. Edatlar ise yeni anlam ilgileri kurar.
3. Cümleler arasında konu ve anlatım bütünlüğü sağlar.
4. Bağlaçlar cümleden çıkarılınca anlam bozulmaz ama daralabilir.
Örnek: Eve gittim fakat onu bulamadım. cümlesi “Eve gittim, onu bulamadım.” şeklinde de yazılabilir. Anlam bozulmaz ama daralır.
5. Bağlaçlar önceki ve sonraki kelimeden ayrı yazılır. Bir tek “ile” bağlacı bitişik yazılabilir.

Bağlaç Türleri
1. Sıralama Bağlaçları: Bunlar art arda gelen eş değer veya eş görevde kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri birbirine bağlayan bağlaçlardır. Başlıcaları: ile, ilâ, dahi, ve, da… da, gerek… gerek(se), hem… hem, ister… ister, ne… ne, olsun… olsun gibi bağlaçlardır.
Örnek: Hayal ile gerçeği birbirine karıştırıyordu. (Art arda gelen eş görevde (nesneleri) kelimeleri bağlamıştır.)
Bize geldi ve hiç kalmadan gitti. (Cümleleri birbirine bağlamıştır.)
Uyarı: “ve” bağlacından önce noktalama işareti kullanılmaz, cümle bu bağlaçla başlamaz.

Örnek: “Kırtasiyeden kalemle defter aldım.” cümlesini “Kırtasiyeden kalem ve defter aldım.” ya da “Kırtasiyeden kalem, defter aldım. şeklinde söylediğimizde anlamda bozulma olmadığı için “ile” kelimesi bu cümlede bağlaçtır.
2. Karşılaştırma bağlaçları: Cümlenin iki ögesini karşılaştırma işlevliyle birbirine bağlayan bağlaçlardır. Başlıcaları: ya, ya… ya, ya da, yahut, veya, veyahut da’dır.
Örnek: Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli.
3. Pekiştirme bağlaçları: Cümlede birbiriyle ilişkili iki ögeden birini ötekine anlamca güçlendirerek bağlayanlardır: da, dahi, bile, mı /mü, ise, -sa, ya gibi. Bu bağlaçların hepsi de bağladıkları ögeden sonra gelirler.
Örnek: Gerçekten de doğru söylüyordum.
4. Nöbetleşme bağlaçları: Cümledeki iki öge arasında, çeşitli yönlerden seçenekli bir bağlama işlevi yüklenmişlerdir. Başlıcaları: bazen… bazen, bazı… bazı, bir… bir, biri… öbürü, kâh… kâh, kimi… kimi gibi tekrarlı bağlaçlardır.
Örnek: “Ne yapacağını şaşırmış; kah gülüyor, kah ağlıyordu.”
5. Cümle bağlayıcısı niteliğindeki bağlaçlar: Cümleleri birbirine bağlar. Başlıcaları şunlardır: çünkü, açıkçası, aksi hâlde, ama, ancak, anlaşılan, anladığım kadarıyla, aslında 

Yapı Bakımından Bağlaçlar

1. Basit bağlaçlar: Yapım eki almamış (kök hâlindeki) bağlaçlardır.
Örnek: ve, ile, ki, ama, de, hele, fakat, eğer…
2. Türemiş bağlaçlar: Yapım eki almış bağlaçlardır.
Örnek: kısa-ca-sı, ayrı-ca, ister-se, yal(ı)n-ız, üste-lik…
3. Birleşik bağlaçlar: Birden fazla kelimeden oluşurlar ve bitişik yazılırlar.
Örnek: oysa (o ise), veyahut( ve yahut); yoksa (yok + ise), hâlbuki (hal + bu + ki)…
4. Öbekleşmiş bağlaçlar: Birden fazla kelimeden oluşur ve ayrı yazılırlar. ya da, ne var ki, hem de…
Örnek: demek ki, ya da, ne var ki, hem de, şu sebepledir, mademki…

Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdaki altı çizili sözcüklerden hangisi bağlaç değildir?
A) Hem bir gezinti yaparız, hem de oradaki işlerimizi görürüz.
B) Bu konağa gelip giden çok ama iş yapan adam yok.
C) Beni ancak sen iyileştirebilirsin
D) O bu işi yapar yalnız çok para ister.
Çözüm:
“A” şıkkında hem..hem, “B” şıkkında ama, “D” şıkkında yalnız kelimeleri iki cümleyi birbirine bağladıkları için bağlaçtır. “C” şıkında ancak sözcüğü cümleye özgülük anlamı kattığı için edattır. Cevap: C

Ünlem
Söz içinde konuşanın acıma, beğenme, sevinç, korku, çaresizlik, şaşkınlık, üzüntü, dua, hayret, pişmanlık, kıskançlık, özlem gibi çok çeşitli duygu ve heyecanlarını etkili ve kısa bir biçimde anlatmaya; karşısındakilere seslenmeye, onları onaylamaya, redde veya tabiattaki sesleri taklit yolu ile kelimeler türetmeye yarayan kelimelere ünlem denir: aa, aferin, anam, aşk olsun, ay, ayol, arkadaş, be, bre, ey, eyvah, hâh, haydi, hayır, hey, hişt…
Uyarı: Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir.

Ünlemlerin Özellikleri
1. Anlamsız kelimelerdir ancak kullanıldıkları yere ve duruma göre anlam kazanır.
Örnek: Aa! Zavallı Nigâr Hanım! Ne kadar da bozulmuş! Bitmiş! (acıma)
2. Cümlenin herhangi bir yerinde – başında, sonunda, ortasında – bulunabilir.
Örnek: Uçuyoruz hey, uçuyoruz yaşasın!.. (sevinç)
3. Ünlemler, adlar gibi ad durum ekleriyle çekimlenebilir. Bu durumda ünlem değil isim olur.
Örnek: Ahı gitmiş vahı kalmış.
4. Ünlemler isimden fiil yapım eki alarak fiil olabilir.
Örnek: Her şeye pöflüyordu.

Ünlemler ortaya çıkış ve kullanılış özellikleriyle üç öbekte toplanabilir:
1. Asıl ünlemler: Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar.
a. Seslenme ünlemleri: hey, ey, bre, behey…
b. Duygu ünlemleri: Bu ünlemler içinde bulundukları cümlelere sevgi, şaşırma, korku, tiksinme, kuşku, üzüntü, özlem, bıkkınlık, sitem, beğenme, acıma, dua, beddua gibi anlamlar katabilir.
2. Ünlem değeri kazanmış kelime ve sözler: Tek başına anlamı olan kelime ya da kelime gruplarının bir duyguyu iletmek için kullanılmasıdır.
Örnek: Allah iyiliğini versin!
3. Yansımalar: Doğada bulunan canlı veya cansız varlıkların çıkardığı seslerden esinlenerek ve o sesleri taklit ederek ortaya çıkan kelimelere denir.
Örnek: Gece yarısı güm! diye bir ses işittik.
Uyarı: Bir ünlem çoğu kez bir cümle yerini tutabilir, söyleyişe göre bir cümle ünlem değeri kazanabilir.
Örnek: İlk hedefiniz Akdeniz’dir!

Çözümlü Örnek Soru
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ünlem vardır?
A) Bundan daha iyisini ben bile yapamazdım.
B) Artık hayatı cehenneme dönmüştü.
C) Düşünceleriyle baş başa kalacaktı dedesi.
D) Bir ah çeksem karlı dağlar kül olur.

Çözüm: “D” şıkkında “ah” kelimesi ünlem olarak kullanılmıştır. Cevap: D

AÖL TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 1 – 4. ÜNİTE 2 ŞIKLI TESTLE KOLAY ÖĞRENME

  • bergüzar nedir?

    Hatıra.

  • “Amel” nedir?

    Amel; iradeye dayalı iş, davranış ve eyleme amel denir. Tasdik ve ikrar da birer amel örneğidir.

  • Bellek ve Türleri Nedir?

    Bellek, geçmiş yaşantıların, kazanılan bilgi ve becerilerin saklanmasını ve gerektiğinde yeniden canlandırılmasını sağlayan bilişsel bir süreçtir. Belleğin hiyerarşik bir yapısı […]

  • “İlk Çağ Yerleşme Özellikleri” nedir?

    İlk Çağ Yerleşme Özellikleri; İlk çağ uygarlıklarına daha çok Asya, Akdeniz Havzası ve Orta Doğu topraklarında rastlanır. Yerleşmeler daha çok […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*