Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 4 (Türk Dili ve Edebiyatı 8) – 1,2. Ünite Özeti

1.ÜNİTE   ROMAN

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman

Cumhuriyet’in ilk yıllarında, genellikle toplumsal konular, mütareke ve savaş yılları idealist bir memleket edebiyatı anlayışıyla işlenmiş; Cumhuriyet devrimleri de tez olarak ele alınmıştır. Yazarlar, sorunlara çözüm getirmekten çok izlenimlerini aktarmışlardır. 1930’lardan itibaren toplumcu gerçekçi anlayışla daha eleştirel bir tutum izlemişlerdir. Sadri Ertem ve Sabahattin Ali, 1950’den sonra yetişen toplumcu gerçekçi yazarlara öncülük etmişlerdir.

1930’lu yıllardan itibaren romanların edebî değerinde ve anlatım tekniğinde gelişmeler görülür. Peyami Safa eserleriyle kişilerin olay, zaman ve mekânla uyumu, bilinç akışı ve özellikle başarılı psikolojik tahlillerle Türk romanında önemli bir merhale teşkil eder.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk romanında ele alınan konular çeşitlenir. Ekonomik sıkıntılar, çok partili hayata geçişle birlikte, yazarlar köyden kente göç ve gecekondu mahallerindeki sıkıntılar gibi yeni konulara eğilmişlerdir. Bunun yanı sıra “köy edebiyatı”yla birlikte köy ve köylünün sorunları ele alınmıştır.

1960’larda Türk romanında hem konu hem de teknik açıdan gelişmeler görülür. Yazarlar, ortaya çıkan siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler ve bunların sonuçları üzerinde dururlar. Kadın romancıların sayısı büyük artış gösterir. Aydınların iç bunalımları ve toplumsal bağlantılarıyla birlikte kadın sorunu da ele alınır. 1960’lı, 1970’li yılların romanlarında birden fazla toplumsal ve bireysel sorunun iç içe geçtiği bir yapı ortaya koyulmuştur. Oğuz Atay “Tutunamayanlar”da yalnızlık, yabancılık ve acı çeken, toplumdan kaçan, herhangi bir çevreye tutunamamış entelektüel insanın romanını yazmıştır. Kurduğu ironik ve eleştirici dil ve anlatımıyla “Tutunamayanlar”, Türk romanında 1990’lı yıllarda öne çıkacak postmodern anlatıyı haber veren eserdir.

1970-1980 yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülür. Toplumsal sorunları ele alan romanlar ve tarihî romanlarla birlikte Almanya’ya göç eden Türklerin karşılaştıkları sorunlar anlatılır. 1980’den sonra bireysel konularla birlikte Türkiye’nin toplumsal yaşamından kesitler verilir; köyden kente göç ile köylülerin kentte içine düştükleri çıkmazlar, kadın sorunları anlatılır. Roman klasik yapısından uzaklaştırılır, postmodernizmin etkisiyle yeni anlatım teknikleri kullanılır. Yazarlar, belgelere dayanarak tarihe yönelir. Dinî içerikli romanların sayısında da artış olur.

a. Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Sanatçılar
Millî Edebiyat Dönemi’yle başlayan Anadolu’ya yöneliş Cumhuriyet Dönemi’nde de devam etmiştir. Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri gibi isimler, Cumhuriyet Dönemi’nin de ilk romancı neslini teşkil eder.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban”, Halide Edip Adıvar’ın “Vurun Kahpeye”, Reşat Nuri Güntekin’in “Yeşil Gece” romanları bunlardandır.

b. Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Sanatçılar

Cumhuriyet Dönemi Türk romanında bazı sanatçılar bireyin iç dünyasını esas alan eserler vermişlerdir. Bu sanatçıların en tanınmış olanları şunlardır: Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Sâmiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Hisar. Bu sanatçılar,
olaylardan ve insanlardan hareketle bireyin iç dünyasını yansıtmaya çalışmışlardır. Peyami Safa’nın 1930 yılında yayımladığı “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” bu anlayışla yazılan ilk romandır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Huzur”, Tarık Buğra’nın “Küçük Ağa” romanları bu anlayışla yazılan romanlardandır.

c. Toplumcu Gerçekçi Anlayışla Yazan Sanatçılar

Türk romanının tarihî seyri açısından öne çıkan bir başka gelişme 1930’lu yıllarda toplumcu gerçekçi bir anlayışla eserler verilmesidir. Sabahattin Ali “Kuyucaklı Yusuf’”, Sadri Ertem “Çıkrıklar Durunca”, Memduh Şevket Esendal “Ayaşlı ve Kiracıları” romanlarıyla
bu anlayışın ilk örneklerini verirler. Toplumcu gerçekçi roman anlayışı özellikle 1950’lerden 1980’e kadar Türk romanındaki ana eğilimlerinden biri olarak gelişimini sürdürür. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt diğer toplumcu gerçekçi yazarlardır.

ç. Modernizmi Esas Alan Sanatçılar
Türk edebiyatında dış gerçeklikten iç gerçekliğe yönelen, yabancılaşmış bireyi işleyen, farklı kurgusu ve tekniğiyle Türk romanına farklı bir çehre kazandıran modernist roman anlayışı 1950’lerden itibaren örneklenmeye başlar. Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Rasim Özdenören, Vüsat O. Bener, Füruzan, Bilge Karasu, Oğuz Atay, Nezihe Meriç modernizmi esas alan önemli sanatçılardır. Bunlar, geleneksel roman anlayışından farklı olarak geriye dönüş tekniği ile romandaki kronolojik zaman anlayışını ve neden-sonuç ilişkisini ortadan kaldırmışlardır.

d. Postmodernizmi Esas Alan Sanatçılar
Türk romanında 1960 sonrasında ortaya çıkan, 1980’den sonra yaygınlaşan anlayışlardan biri de postmodernist romandır. Postmodernizm; roman türünün temelini oluşturan olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân, bakış açısı, dil kurgusu ve tematik
kurgu gibi unsurları değişikliğe uğratmakla kalmaz; metinlerarasılık ve üstkurmaca gibi birtakım yeni anlatım tekniklerini kullanır.

Kuralsızlık bu anlayışın temel özelliğidir. Orhan Pamuk’un “Kara Kitap”, “Beyaz Kale”, “Benim Adım Kırmızı”; Bilge Karasu’nun “Gece”; Hasan Ali Toptaş’ın “Bin Hüzünlü Haz” adlı eserleri Türk edebiyatındaki önemli postmodern romanlardır.

e. Gelenekçi Roman Anlayışına Sahip Sanatçılar
Toplumun kültürel değerlerini kurmacanın dünyasına taşıyan romanlara “gelenekçi roman” denir. Türk edebiyatında gelenekçilik, toplumun kültür değerlerine ilişkin farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Sanatçılar; millî ve İslami duyarlıktan beslenir; tarihten,
yaşama tarzından, inançlardan gelen unsurları eserlerinde işlerler.

Sabahattin Ali (1907-1948)
Gümülcine’de doğdu. 1927’de İstanbul Muallim Mektebini bitirdi. Bir yıl Yozgat’ta öğretmenlik yaptıktan sonra, 1928’de Almanya’ya gönderildi. Yurda döndükten sonra çeşitli dergilerde çevirileri, yazı ve hikâyeleri basıldı. 1946’da Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la
Markopaşa gazetesini çıkardı. 
Sabahattin Ali; kişiler, olay, sonuç bağlantılarını ustaca ortaya koyan, etkili betimleme gücüyle geleneksel anlatım biçimlerine zenginlikler katan bir yazardır. Toplumsal gerçekçi akımın önemli temsilcilerinden biri kabul edilmiştir. “Kuyucaklı Yusuf” romanı,
bu anlayışla yazılmış en başarılı roman örneklerinden biridir.
Eserleri: Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna, Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk, Dağlar ve Rüzgâr, Kurbağanın Serenadı, Öteki Şiirler, Markopaşa Yazıları ve Ötekiler. (…)

Oğuz Atay (1934-1977)
İnebolu’da doğdu. Ankara Maarif Kolejini ve İTÜ İnşaat Fakültesini bitirdi. Üç yıl sonra akademik hayatına başladı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayımlandı.

Oğuz Atay, “Tutunamayanlar” adlı romanının yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası olmuştur. Bu romanında modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka, kalıplaşmış düşüncelere
yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Bu roman eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. 
Moran’a göre Tutunamayanlar’daki edebî yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. Türk edebiyatında yazdığı “Tutunamayanlar” ile post-modern tarzda eser veren ilk yazar Oğuz Atay’dır.
1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.
Eserleri: Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Korkuyu Beklerken, Oyunlarla Yaşayanlar, Günlük.

1980 sonrasında Türk Romanı

1980 öncesi romanlarında toplumcu gerçekçilik anlayışıyla sosyal konuların öne çıkarılıp anlatım biçiminin ve tekniklerinin fazla dikkate alınmaması durumu, 12 Eylül’den sonra tam aksi bir görünüm kazanmıştır. Türk romanında 12 Eylül’ün etkisiyle psikolojik, fantastik, mistik, yani gerçeküstü ve bireysel temalara yönelim olmuştur. 1980’den sonra yazılan romanlar çoğunlukla Batılılaşma sorunsalı, tarihe kaçış; iç göç, kentleşme, ideolojik kimlik bunalımı; erkek ve kadın eşitliği, ilişkiler sorunsalı ve kuşaklar arası çatışma gibi konularda yazılmıştır.

Metinlerarasılık, üstkurmaca gibi teknikleri kullanan postmodern yazarlar, içerik yönüyle de tarih, fantastik, polisiye gerilim gibi konuları ele alırlar. Dünyadaki bu gelişmelerle birlikte Türk edebiyatında da yeni biçim denemeleri ve Batı’da görülen birçok yenilik görülmeye başlanır. İlk olarak Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay’ın eserlerinde görülmeye başlanan, 1980’lerde varlığını iyice hissettiren ve 1990’lara gelindiğinde ise birçok örneği gözlenen postmodern romanlar böylece Türk edebiyatında da görülür.

1980 sonrasında Orhan Pamuk, Latife Tekin, Mehmet Eroğlu, Bilge Karasu, Nazlı Eray, Durali Yılmaz, Erendiz Atasü, İnci Aral, Enis Batur, Nedim Gürsel, Ali Haydar Haksal, Nazan Bekiroğlu, Ihsan Oktay Anar, Ahmet Ümit, Hasan Ali Toptaş, Fatma Barbarosoğlu, Sadık Yalsızuçanlar Türk romancılığının öne çıkan belli başlı isimleridir.

Ahmet Ümit (1960-…)
Gaziantep’te dünyaya gelir. Gaziantep’te başladığı lise eğitimini Diyarbakır’da tamamlayarak 1979 yılında Marmara Üniversitesinde kamu yönetimi okur. 
Şiirlerini ve öykülerini çeşitli dergilerde yayımlar. 1992 yayımlanan ilk hikâye kitabı “Çıplak Ayaklıydı Gece” ile edebiyat dünyamızda tanınmaya başlar. 1996 yılında yayımladığı “Sis ve Gece” ilk polisiye romanıdır. Bu tarihten sonra birçok polisiye roman yayımlar.
Romanları sağlam bir polisiye kurgunun yanında tarihî unsurlarla zenginleştirilmiş derin sosyolojik ve psikolojik çözümlemeler içerir. Eserlerinin en önemli özelliği hızlı okunabilir olması yanında güçlü bir dile sağlam bir edebî estetiğe sahip olmasıdır.
Eserleri: Bir Ses Böler Geceyi, Sis ve Gece, Beyoğlu Rapsodisi, Bab-ı Esrar, İstanbul Hatırası, Sultanı Öldürmek, Beyoğlu’nun En Güzel Abisi; Çıplak Ayaklıydı Gece, Agatha’nın Anahtarı, Başkomser Nevzat: Çiçekçinin Ölümü…

Cengiz Aytmatov (1928-2008)
Kırgızistan’da doğdu. Veterinerlik okuduğu yıllardan itibaren Kırgız ve Rus dillerinde eserler yazmaya başladı. Üniversiteyi bitirdikten sonra devlet üretme çiftliklerinde çalıştı. “Dağlar ve Steplerden Masallar” adlı hikâye derlemesiyle tanındı. 1963 senesinde “Lenin Edebiyat Ödülü”nü aldı. 
Hikâye, uzun hikâye, roman ve tiyatro türlerinde eserler verdi. Eserlerinde Kırgız efsane ve destanlarından yararlandı. Aşk, doğa, savaş yıllarının acılarını ve yurt sevgisini işledi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların gelenek ve yaşam biçimlerini, sevinç ve acılarını, şiirsel bir dille ama gerçekçilikten uzaklaşmadan anlattı. II. Dünya Savaşı’nın ülkesine etkilerini eserlerinin çoğunda yansıttı. Eserleri birçok dile çevrildi. Fransız şairi Aragon, “Cemile” adlı uzun hikâyesi için, “Bence, bu uzun öykü dünyanın en güzel aşk öyküsüdür.” demiştir. Cengiz Aytmatov, en çok okunan yazarlardan biridir.
Eserleri: Cemile, Al Yazmalım Selvi Boylum, Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek…

Paulo Coelho (1947-…)
Rio de Janeiro’da doğdu. Roman yazarlığından önce tiyatro yönetmeni ve sevilen bir şarkı yazarıydı. 1986 yılında yaptığı, Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu “Hac” adlı kitabında anlattı.
1988 yılında yayımlanan ikinci kitabi Simyacı, Coelho’yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. Bu kitabı 42 ülkede yayınlandı, 26 dile çevrildi. 2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi’ne katıldı. 2005 yılında Unesco’nun düzenlediği “Kültürlerarası Diyaloglar”
programında danışman olarak görev aldı.
Eserleri: Piedra Irmağı’nın Kıyısında Oturdum Ağladım, Simyacı, Veronika Ölmek İstiyor, Zahir, Elif…

Dil Bilgisi
Paragraf

Bir yazının bütünü içinde satır başlarıyla ayrılan bölümleri ve bir yardımcı düşüncenin anlatıldığı cümle veya cümleler topluluğuna paragraf denir. Paragrafın özellikleri şunlardır:
1. Paragraf tek bir düşünceyi açıklamalıdır.
2. Yazıdaki düşünce birimidir.
3. Bir veya daha fazla cümleden oluşur.
4. Temel cümle ve yardımcı cümlelerden meydana gelir.
5. Birbiriyle anlamca yakın cümlelerden oluşur.
6. Kendi içinde tamamlanmış bir bütündür.
7. Anlam ve biçim bakımından birlik ve bütünlük gösterir.

A. 1. Paragrafta Konu-Ana Düşünce
Her paragrafta belirli bir konu ve bu konuda belirtilmek istenen temel bir düşünce vardır. Konu yazarın üzerinde durduğu, bahsettiği kavram, varlık, olay, durum, duygu veya düşüncedir.Paragraf yazarken konuyu sınırlamak ve paragrafın neyle ilgili olacağını
okuyucuya bildirmek için paragrafın konusu genellikle paragrafın ilk cümlesinde verilir.

Ana düşünce, paragrafta asıl anlatılmak istenen düşüncedir. Bütün cümleler bu düşünceye bağlanır. Böylece paragrafta anlamca bir birlik ve bütünlük sağlanır. Paragrafın ana düşüncesi “Niçin Yazıldı?” sorusunun cevabıdır.

A. 2. Paragrafta Yardımcı Düşünce
Paragrafta ana düşünceyi açıklamaya, geliştirmeye ve desteklemeye yardımcı olan düşüncelerdir. Paragraftaki örnekler ve ayrıntılar birer yardımcı düşüncedir.

A. 3. Paragrafta Başlık
Başlık, paragrafta ele alınacak konuyu, düşünceyi bir, iki ya da üç kelimeyle belirten söz ya da sözlerdir. Dolayısıyla bir paragrafın başlığının bulunabilmesi için paragrafın iyice okunup konusunun ve ana düşüncesinin belirlenmesi gerekmektedir.

YAZMA

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Bu ünitenin yazma konusu incelediğiniz romanlardan biriyle ilgili tanıtım-değerlendirme yazısı yazmaktır.

Tanıtım yazısına başlamadan önce ele alınan kitabın hangi yönleriyle tanıtılacağı belirlenmeli, yazının planı hazırlanmalıdır.
Daha sonra eseri eleştirel bir gözle, not alarak okumak gerekir. Tanıtım yazısının odağında yazar değil, eser olmalıdır.

Yazının başında eserin bibliyografik künyesi (yazarın adı-soyadı, basım yeri ve basım yılı, sayfa sayısı…)verilmelidir. Eserin teması ve konusu birkaç cümle ile verilmelidir.

Yazara özgü dil ve anlatım özellikleri örneklerle desteklenerek anlatıldıktan sonra kitabın kendi türü içindeki yeri ve önemi üzerinde durulmalıdır. Yazarın eseri yazma gerekçesi ve edebiyat dünyasındaki yeri ilgili araştırma sonuçları bu bölümde sunulabilir.

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma

İçinde bulunulan ortam, karşımızdaki kişiler, konuşmanın amacı gibi etkenler bu konuşmaların türünü belirler. Bu konuşmalar günlük meseleler hakkında olabildiği gibi okuduğumuz bir roman ya da izlediğimiz bir film hakkında da olabilir. Hazırlıksız konuşmalarda
da hazırlık konuşmalardaki gibi konuşma ve nezaket kurallarına uyulmalıdır.

Öğretici bir üslup kullanmadan seçtiğiniz kitapla ilgili aşağıdaki hususlara değinerek hazırlıksız bir konuşma yapabilirsiniz:
1. Kitabın adı, türü, yazarı vb. özellikleri ile konusu,
2. Ana kahramanları ve bunların özellikleri,
3. Kitabın ilginç özellikleri, beğendiğiniz/beğenmediğiniz yönleri,
4. Yazarın dili ve üslubu,
5. Yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj,
6. Bu kitap sayesinde öğrendikleriniz ve çıkarımlarınız,
7. Yazarın sanat anlayışına dair tespitleriniz,
8. Kitap hakkındaki değerlendirmeleriniz…

2. ÜNİTE  TİYATRO

1950 Sonrası Türk Tiyatrosu

1950 sonrasında Türk edebiyatında tiyatro yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlilik göze çarpar. Yazarlar daha çok toplumsal sorunları ele alırlar.

Bu yıllarda Haldun Taner ve başka yazarların yeni biçim denemeleri yaptığı görülür.

1960’lar Türk tiyatrosunun en parlak ve hareketli dönemlerinden biridir. Tiyatro eskiye göre daha özgür ortamda gelişmeye başlar. Özel tiyatroların artması ve politik hayattaki canlılığın tiyatroya yansımasıyla dinamik bir tiyatro yaşamı ortaya çıkar ve seyirci sayısı artar. Akademik düzeyde tiyatro eğitimi yapılması, tiyatro sanatı konusunda bilimsel araştırmaların çoğalması ve tiyatro eleştirilerinin gelişmesi de bu dönemde Türk tiyatrosunun gelişmesine katkıda bulunur. Güngör Dilmen, Orhan Asena, Turan Oflazoğlu, Necati
Cumalı bu tür eserler yazarlar. 1960’ların sonlarına doğru siyasi içerikli belgesel oyunlar da yazılmaya başlanır.

1970’lerde Türk tiyatrosu ülkede yaşanan toplumsal ve siyasi olaylardan olumsuz etkilenir. Oyunlarda, önceki yıllarda işlenen konulara ek olarak Kurtuluş Savaşı, işçilerin sorunları, 12 Mart gibi konular işlenir.Geleneksel Türk tiyatrosunun anlatım biçimlerini kullanmayı sürdüren Turgut
Özakman ve Oktay Arayıcı ile epik türde yazdığı toplumcu gerçekçi oyunlarla ünlenen Vasıf Öngören bu dönemin öne çıkan yazarlarındadır.

1980’lerde ise oyun yazarlığı nicelik ve nitelik açısından bir durgunluk yaşar. Türk tiyatrosunda önceki dönemlerde görülen coşkunluk bu yıllarda görülmez.

Bu dönemin önemli tiyatro yazarlarından bazıları şunlardır: Refik Erduran, Recep Bilginer, Güngör Dilmen, Başar Sabuncu, Dinçer Sümer, Bilgesu Erenus, Tuncer Cücenoğlu, Murathan Mungan, Ülkü Ayvaz, Ferhan Şensoy, Mehmet Baydur.

Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967)
Kudüs’te doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Edebiyat öğretmenliği, milletvekilliği, kültür ataşeliği ve öğretim üyeliği yaptı. Ahmet Kutsi Tecer; Paris dönüşü Batı tekniği ile folklor ve halk malzemesini işlemek suretiyle millî tiyatroya ulaşmak istemiştir. Eserlerinde toplumsal değişimi, değerlerine yabancılaşmayı sözlük açıdan ele almıştır. Bu yönüyle onun eserleri, kaynağını yerli ve millî unsurlardan alan ve Batılı bir teknik ve anlayışla yazılan eserlerdir. Geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı “Köşebaşı” ile tanınmıştır.
Eserleri: Yazılan Bozulmadan, Köşebaşı, Koçyiğit Köroğlu, Beş Mevsim, Bir Pazar Günü, Satılık Ev…

Orhan Asena (1922-2001)
Diyarbakır’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Çeşitli illerde doktorluk yaptı. Bir süre Almanya’da yaşadıktan sonra Ankara’ya yerleşti.
Şiir türünde eserler verdiyse de çok başarılı olamadı. 1954-1955 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosunca sahneye konulan ilk oyunu Gılgameş’ten (Tanrılar ve İnsanlar) sonra tanınmıştır. Bu oyunuyla 1960 yılında TDK Tiyatro Ödülü’nü kazanmıştır. Oyunlarının
konularını tarihten, mitolojiden ve toplumun yaşadığı hayattan almıştır. Oyunlarına değişik çevre ve koşullardan seçtiği kadın (Fadik Kız, Kocaoğlan, Korku) ve erkek kahramanların yanı sıra, gözünü tarihe çevirerek yaşamları ve etkinlikleriyle toplumun malı olmuş kişilikleri (Kanuni Süleyman, Simavnalı Şeyh Bedrettin) yansıtmıştır.

Eserleri: Tanrılar ve İnsanlar, Hürrem Sultan, Kocaoğlan, Yalan, Kapılar, Tohum ve Toprak, Fadik Kız, Simavnalı Şeyh Bedrettin, Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe…

Turan Oflazoğlu (1932-…)
Adana’da doğdu. Ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okudu. İstanbul Üniversitesinde hukuk, felsefe ve İngiliz edebiyatı okudu. Tiyatro eğitimi için Amerika’ya gider. Orada “Keziban” adlı ilk oyununu yazdı ve oyun ilk kez Seattle’de sahnelendi. 1964 yılında Türkiye’ye
döndü ve TRT İstanbul Radyosu tiyatro bölümünde dramaturg olarak çalıştı.
Turan Oflazoğlu daha çok, tiyatro yazarı olarak tanınmaktadır. Yirmiden fazla tiyatro eseri bulunan sanatçı, oyunlarının çoğunu tragedya türünde kaleme almıştır. Daha çok tarihî konu ve kişiler aracılığıyla varoluşsal sorunları ve evrensel temaları ele almıştır.
Trajedilerini serbest nazımla kaleme almıştır.
Eserleri: Keziban, Allah’ın Dediği Olur, Deli İbrahim, Sokrates Savunuyor, IV. Murat, Genç Osman, Elif Ana, Bizans Düştü-Fatih, Kösem Sultan, III. Selim Kılıç ve Ney…

Dil Bilgisi

B. Paragrafta Yapı
Her paragraf küçük bir yazı örneğidir. Onun da giriş, gelişme ve sonuç cümleleri vardır.
Giriş Cümlesi
Paragrafın konusunu ya da ele alınan kişiyi, olayı, durumu açıkça ortaya koyan ilk cümle giriş cümlesidir. Paragrafta anlatılardan, olayın, düşüncenin sırasına göre en önde gelen ve en genel düşünceyi içeren cümledir.

Gelişme Cümleleri
Giriş cümlesinden sonra gelen, ele alınan konunun çeşitli yollarla açıklandığı bölümdür. Konuyla ilgili ilgili yardımcı düşünceleri, belgeleri, örnekleri ve ayrıntıları içeren cümle ya da cümlelerdir.

Sonuç Cümlesi
Paragrafın tümünden çıkarılacak kesin yargıyı belirten, giriş cümlesinde verilen düşünceyi kanıtlayan, açıkça ortaya koyan son cümledir. Dil ve düşünce yönüyle kendinden önceki cümlelere bağlıdır.

YAZMA

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma

Radyo Tiyatrosu
Radyo tiyatrosu, televizyonun yaygınlaşmadığı dönemlerde insanlar tarafından beğeniyle dinlenen bir radyo programıdır. Edebiyat ve tiyatro sanatından beslenen radyo tiyatrosu, radyonun olanakları ve sınırları içerisinde, radyonun malzemeleri kullanılarak yazılan ve kendine özgü sanatsal bir anlatı formu olan dramatik eserlerdir.

Konu bakımından bir sınır olmayan radyo oyunlarının en önemli özelliği sese dayalı, dramatik sanat eserleri olmalarıdır.

Radyo tiyatroları, diyaloglar şeklinde yazılır. Konuşmaya dayalı bu oyunda olaylar karşıtlık ve çatışmalarla gelişir. Oyunun şahıs kadrosu dinleyicilerin oyunu takip edebilmesi için az kişiden oluşur.

Radyo tiyatrosu; oyun yazarı, yönetmen dramaturg, oyuncular ve efekt uzmanı (efektör) gibi kişilerden oluşan bir ekibin çalışması sonucunda sahnelenebilir.

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma

Dinleme
Dinleme, dilin dört işlevinden biridir. Hayatımızın her alanında gerçekleştirdiğimiz dinleme etkinliği aynı zamanda bir iletişim kurma yoludur.

İyi bir dinleyicinin özellikleri şunlardır:
• Dinlediği konuşmanın konu ve ana düşüncesini tespit eder.
• Dinlediği konuşmada konu akışını takip eder.
• Dinlediği konuşmadaki açık ve örtük iletileri belirler.
• Dinlediklerini özetler.
• Dinlediklerini ön bilgileriyle karşılaştırır.
• Dinlediği konuşmanın tutarlılığını sorgular
• Dinlediği konuşmada öne sürülen düşüncelerin dayanaklarının geçerliliğini sorgular.

1950 Sonrası Türk Tiyatrosu
Çok partili hayata geçişle birlikte Türk tiyatrosu da hem konu hem de teknik açıdan gelişmeye başlar. Tiyatro yazarlarının sayısında da büyük bir artış olur. Başta sosyal, siyasi konular olmak üzere farklı konular ele alınır. Yeni biçimler denenir.

1960 Sonrası Türk Tiyatrosu
Bu yıllarda oluşan özgürlük ortamı ile Türk tiyatrosu en parlak ve hareketli dönemini yaşar. Özel tiyatroların sayısının artması Batıdaki güncel gelişmelerin izlenmesini ve belli bir tiyatro seyircisinin oluşmasını sağlamıştır. Tiyatro üzerine bilimsel çalışmalar artmış, daha akademik tiyatro eğitimi verilmeye başlanmış ve tiyatro eleştirisi gelişmiştir.

1970 Sonrası Türk Tiyatrosu
Bu yıllarda ülkede yaşanan toplumsal ve siyasi olaylar Türk tiyatrosunu olumsuz etkilemiştir. Eserlerde, önceki yıllarda işlenen konulara ek olarak Kurtuluş Savaşı, işçilerin sorunları, 12 Mart gibi konular işlenmiştir.

1980 Sonrası Türk Tiyatrosu
12 Eylül’ün bu dönem edebiyatını derinden etkilemiş, Türk tiyatrosu da nicelik ve nitelik açısından bir durgunluk yaşamıştır.

Radyo tiyatrosu
Edebiyat ve tiyatro sanatından beslenen radyo tiyatrosu, radyonun olanakları ve sınırları içerisinde, radyonun malzemeleri kullanılarak yazılan ve kendine özgü sanatsal bir anlatı formu olan dramatik eserlerdir.

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUN GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 4 (8) – 3,4. ÜNİTE ÖZETİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*