SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 (7) – 3. ÜNİTE DERS ÖZETİ

Seçmeli Türk Dili ve Edebiyat 3 Testler

SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 (7) – 1,2. ÜNİTE DERS ÖZETİ

3. ÜNİTE ŞİİR

OKUMA

Saf Şiir

En eski edebî türlerden biri olan şiirin günümüze kadar farklı tanımları yapılmıştır. Saf şiir, her türlü ideolojik söylem ve sosyal kaygıdan uzak, “sanat için sanat” anlayışıyla güzellik duygusuna ulaşmak amacıyla ortaya çıkan bir anlayıştır. Bu anlayışa göre bir sanat eserinin tek amacı vardır, o da güzeli ifade etmektir.

Saf şiir anlayışını benimseyen şairlerde “şiirin düşüncelerden çok kelimelerle yazılması gerektiği” inancı hâkimdir. Bu şairler, şiirde mısra yapısına ve kelime seçimine büyük önem vermişler, dil ve söyleyiş güzelliğini her şeyin üstünde tutmuşlardır.

Türk edebiyatında saf şiir anlayışı özellikle Fransız edebiyatından Paul Valery(Pol Valeri) , Stephan Mallarme (Stefan Malermö), Paul Verlaine (Pol Verleyn), Arthur Rimbaud (Artur Rimbo) gibi şairlerin ileri sürdüğü görüşler üzerine inşa edilmiştir.

Modern Türk şiirinde Yahya Kemal ve Ahmet Haşim bu anlayışın ilk örneklerini vermişlerdir. Yahya Kemal “deruni ahenk”, Ahmet Haşim ise “musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakın” ifadeleriyle saf şiir anlayışlarını ortaya koymuşlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl Kısakürek, Özdemir Asaf, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ziya Osman Saba saf şiirin önemli temsilcileridir.

Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)
Diyarbakır’da doğdu. Ortaöğrenimini Saint Joseph (Sen Josef) ve Galatasaray Liselerinde tamamladı. Mülkiye Mektebinde ve Paris Siyasal Bilgiler Fakültesinde okudu. Çeşitli dergilerde çıkan ilk şiirleri, temiz dili ve yeni buluşlarıyla dönemin edebiyat çevrelerinde ilgi uyandırdı. Şiirlerinde, Ahmet Hamdi, Necip Fazıl, Nazım Hikmet ve Ahmet Kutsi gibi Türk şairlerin yanı sıra Baudelaire (Bodler) ve Verlaine (Verlen) gibi Fransız şairlerinden etkileri görülür. Cahit Sıtkı’ya göre şiir, “Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.” Şiirlerini saf şiir anlayışına bağlı olarak kaleme almıştır. Söyleyiş, bakımından kusursuz bir şiir dili oluşturmayı amaçlamıştır. “Otuz Beş Yaş” şiiriyle bir yarışmada birincilik ödülü almıştır.
Eserleri: Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası, Ziya’ya Mektuplar, Gün Eksilmesin Penceremden.

Cumhuriyet Sonrası (1923-1960) Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Şiir

Cumhuriyet Dönemi Türk şiirindeki eğilimlerden biri toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışıdır. Ağırlıklı olarak Marksist estetikten beslenen toplumcu gerçekçi anlayış, Türk edebiyatında ilk olarak Nazım Hikmet, Ercüment Behzat Lav ve İlhami Bekir Tez’in şiirlerinde görülür.

“İşçilerin ve emekçilerin şairi olduğunu” söyleyen Nazım Hikmet’e göre sanat, toplumsal şartların belirlediği bir üretim biçimidir. Serbest nazımla yazdığı şiirlerle hem kendisinden sonra gelen kuşağı, hem de 1960 sonrası Türk şiirini etkilemiştir.

Serbest nazım, vezin ve kafiye kurallarını dikkate almayan ve bu unsurlara bağlı olmadan yazılan şiir tarzıdır. Türk edebiyatında Nazım Hikmet ve Ercüment Behzat Lav’ın şiirleri ile yaygın şekilde kullanılmaya başlamış, daha sonra Orhan Veli ve arkadaşlarının başlattığı “I. Yeni” akımıyla Türk şiirinde hâkim tarz hâline gelmiştir.

Türk edebiyatında “1940 Kuşağı” olarak adlandırılan Hasan İzzettin Dinamo, A. Kadir, Enver Gökçe, Mehmet Başaran, Cahit Irgat, Rıfat Ilgaz, Ahmet Arif, Attilâ İlhan, Arif Damar, Şükran Kurdakul, Ceyhun Atuf Kansu toplumcu şiire yön vermişlerdir. Bu şairler genellikle serbest nazımla şiirlerini kaleme almışlardır.

Toplumcu gerçekçi şairlerin ortak özellikleri şunlardır:
• Şiirde biçimden çok içeriğe önem vermişlerdir.
• Serbest nazımla şiirlerini yazmışlardır.
• “Toplum için sanat” ilkesiyle eserlerini vermişlerdir.
• Yoksulluk, halkın sömürülüşü ve emperyalizm karşıtlığı, özgürlük isteği ve barış özlemi gibi temaları ele almışlardır.
• Şairler, ideolojilerini şiirlerine yansıtmıştır.
• Şairler daha çok söylev üslubuna benzer bir tonda, yüksek sesle ve marş olarak okunmaya uygun şiirler üretmişlerdir.
• Gelecekçilik (fütürizm) akımından etkilenmişlerdir.

Nazım Hikmet Ran (1902-1963)
Çağdaş Türk şiirinin en önemli şairlerinden olan Nazım Hikmet, Selanik’te doğmuştur. 1921’de Moskova’ya gitmiş ve burada sosyoloji ve sanat tarihi okumuştur. Moskova’da fütürizm (gelecekçilik) akımıyla tanışmış ve özellikle Mayakovski’den etkilenmiştir.
Türk dilinin zengin ses sisteminden ve ses uyumlarından yararlanarak Türk şiirine serbest nazmı getirmiştir. Öz, biçim ve tema bakımından yeni şiirleriyle serbest nazımla toplumcu gerçekçi şiirin ilk örneklerini vermiştir.
Şiirlerinde, hayat, ölüm, adalet, barış, kadın, çocuk, aşk, vatan ve insan sevgisi gibi temaları ele almıştır. Şiir dışında roman, tiyatro, masal, mektup gibi türlerde eserler vermiştir. Kendisinden sonra gelen pek çok sanatçıyı etkilemiştir. Şiirleri elliyi aşkın dile çevrilmiştir.
Eserleri: Güneşi İçenlerin Türküsü, 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-U, 1+1=Bir, Sesini Kaybeden Şehir, Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Taranta Babu’ya Mektuplar, Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedrettin Destanı, Kurtuluş Savaşı Destanı, Memleketimden İnsan Manzaraları…

Millî Edebiyat Anlayışını Yansıtan Şiir

Türk edebiyatında II. Meşrutiyetin ilanından sonra Genç Kalemler dergisi etrafında bir araya gelen Ali Canip, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp gibi sanatçıların çabalarıyla Millî Edebiyat anlayışı ortaya çıkar.

Millî Edebiyat anlayışı 1910’ların başlarından 1920’lerin ortalarına kadar en yoğun dönemini yaşamış olmakla birlikte Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında da İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar varlığını sürdürmüştür.

Cumhuriyet’in ilanından sonra sanatçılar; Anadolu’ya, halk kültürüne ve folkloruna yönelmişler; bu anlayışla birçok eser kaleme almışlardır. Millî Edebiyat anlayışını Cumhuriyet Dönemi’nde devam ettiren yazarlardan bazıları şunlardır: Faruk Nafiz’in başını çektiği “Beş Hececiler”, Ahmet Kutsi Tecer, Arif Nihat Asya, Orhan Şaik Gökyay, Kemalettin Kamu, Halide Nusret Zorlutuna, Behçet Kemal Çağlar, Mithat Cemal Kuntay, Ömer Bedrettin Uşaklı, Zeki Ömer Defne, Şükufe Nihal Başar, Necmettin Halil Onan…

Cumhuriyet Dönemi’nde Millî Edebiyat zevk ve anlayışını devam ettiren şairlerin ortak özellikleri şunlardır:
• Milliyetçilik ve Türkçülük akımından etkilenmişlerdir.
• Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
• Halk şiirinin imkânlarından yararlanarak modern şiirler yazmışlardır.
• Hece ölçüsünü esas almışlardır.
• Sade bir dille yazmışlar, mahallî söyleyişlere yer vermişlerdir.
• Şiirlerinde söylev tarzı bir eda vardır.
• Şiirleri lirik olduğu kadar didaktik özellik gösterir.

Arif Nihat Asya (1904-1975)
İstanbul’da doğdu. Kastamonu Lisesini ve İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. 23 yıl öğretmen olarak çeşitli illerde görev yaptı. Bir dönem milletvekilliği yaptı. Çeşitli gazetelerde fıkra yazarlığı yaptı. “Bayrak Şairi’’ olarak ünlenmiştir. Biçim güzelliğinden çok içeriğe önem vermiş; şiirlerinde vatan, yiğitlik, tarih bilinci, yurt güzellikleri, din, tasavvuf, aşk temalarını işlemiştir. Şiirlerini aruz ölçüsü, hece ölçüsü ve serbest ölçüyle yazmıştır. Halk ve divan edebiyatı nazım şekilleriyle kaleme aldığı şiirlerinin yanında serbest nazmı kullandığı şiirleri de vardır. Şiirlerinde Türkçülük akımının etkisi görülür. Coşkulu bir söyleyişle şiirlerini kaleme almıştır.
Eserleri: Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Kubbe-i Hadra, Rubâiyyat-ı Arif, Kökler ve Dallar, Dualar ve Âminler, Emzikler, Ses ve Toprak, Aynalarda Kalanlar, Kıbrıs Rubaileri, Yastığımın Rüyası, Ayetler… 

Garip Akımı (I. Yeni)

Garip akımı, Türk şiirine getirdiği yenilik ve değişikliklerle Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin dönüm noktalarından biridir. Bu akım; Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın 1941 yılında birlikte yayımladıkları “Garip” adlı kitapla başlamıştır. 
Garipçiler, kendilerinden önceki şiir ve sanat anlayışını temelinden değiştirmeyi amaçlayan bir tavırla yeni ve alışılmadık bir şiir anlayışı ortaya koymuşlardır. Garipçiler; şiirde ölçü ve uyağa karşı çıkmışlar, şiir dilinde şairanelikten kaçınılmasını, edebî sanatlara başvurulmamasını savunmuşlardır. 

Garipçiler, gerçeküstücülük (sürrealizm) akımından etkilenmişlerdir. Gerçeküstücülük; aklın, geleneklerin, alışkanlıkların denetiminden uzak; bilinçaltı gerçeklerini yansıtan yani bilinen gerçekle bağını kesip kendince bir gerçek yaratmak amacını güden bir edebiyat ve sanat akımıdır.

Orhan Veli Kanık (1914-1950)
İstanbul’da doğmuştur. Ankara Lisesini bitirmiştir. İstanbul Üniversitesinde felsefe eğitimine başlamış ancak eğitimini yarım bırakarak Ankara’ya dönmüş, PTT Genel Müdürlüğünde ve Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosunda çalışmıştır.
Lise yıllarında tanıştığı Melih Cevdet ve Oktay Rifat’la birlikte 1941 yılında “Garip” adlı kitap yayımlamışlardır. Orhan Veli, Garip akımının poetikasını kitabın ön sözünde açıklamıştır. Eser, şiirleri ve ön sözüyle o günlerde büyük tepki toplamıştır.
Gündelik hayatın her yönünün şiire konu olabileceğini savunmuş; şiirin ölçü, uyak gibi alışılagelmiş klişelerden, kalıplardan ve kurallardan bağımsızlaşarak da yazılabileceğini göstermiş; eserlerinde ağır sanatsal ifadeler, kalıplaşmış benzetmeler yerine, daha basit ve yalın olan halk dilini kullanmayı benimsemiştir. Eserlerinde, zaman zaman hiciv ve mizah unsurlarından yararlanmıştır. Ölümünden sonra bütün şiirleri birleştirilerek basılmıştır: Orhan Veli-Bütün Şiirleri.
Eserleri: Garip (Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le birlikte), Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi…

İkinci Yeni

İkinci Yeni hareketi, “Garip” akımına tepki olarak ortaya çıkmıştır. 1953’te ilk örnekleri verilen bu hareket 5-6 yıl sürmüş, 1960’a doğru etkinliğini kaybetmiştir. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Kemal Özer, Ülkü Tamer ve Sezai Karakoç bu hareketin önemli şairleridir.

İkinci Yeniciler’e şiirlerindeki kapalılıktan dolayı “anlamsızlar”, şiir anlayışlarına “anlamsız şiir” de denilmektedir.

İkinci Yeniciler, “sanat için sanat” anlayışıyla hareket ederek toplumun seçkin bir tabakasına hitap eden şiirler yazmışlardır. Hem Garip akımına hem de toplumcu gerçekçi şiir anlayışına karşıdırlar. Temel gayeleri “saf şiir”e ulaşmaktır.

İkinci Yeni şiirinin temel ilkeleri şunlardır:

• Sanat için sanat anlayışıyla eserler vermek
• Halka değil, aydınlara seslenmek
• Edebî sanatlara yer vermek
• İmgeci bir şiir oluşturmak
• Konuşma diline, ortak dile sırt çevirmek
• Kelimelerin çağrışımına dayalı, soyut bir şiir dili oluşturmak
• Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak
• Şehir yaşamında kaybolan yalnız insanı ele almak

İlhan Berk (1918-1956)
Manisa’da doğdu. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümünü bitirdi. Çeşitli illerde öğretmenlik yaptı. İlk şiir kitabı olan “Güneşi Yakanların Selamı” 1937’de yayımladı. “İstanbul, Günaydın
Yeryüzü, Türkiye Şarkısı” gibi destansı yönü ağır basan şiirler yayımladı. Geleneksel vezinli-kafiyeli tarzdaki ilk şiirlerinden sonra, sürekli bir arayış içinde olmuş, sonunda kendine has bir şiir dili oluşturarak İkinci Yeni’nin öncülerinden olmuştur. Şiirlerinde tarih, coğrafya, kent ve cinsellik temalarını ele almıştır. Behçet Necatigil, İlhan Berk için “Şiirimizin uç beyi” der.

Eserleri: Galile Denizi, Çivi Yazısı, Otağ, Âşıkane, Taşbaskısı, Şenlikname, İstanbul Kitabı, Kitaplar Kitabı, Deniz Eskisi-Şiirin Gizli Tarihi, Galata, Avluya Düşen Gölge, Şeyler Kitabı Ev, Çok Yaşasın Sayılar; Şifalı Otlar Kitabı, Bir Uzun Adam, El Yazılarına Vuruyor Güneş, Poetika…

Dinî Değerleri, Geleneğe Duyarlığı ve Metafizik Anlayışı Öne Çıkaran Şiir

Türk Edebiyatında özellikle divan ve tekke şairleri tarafından yazılan tasavvufi eserler yüzyıllardır süregelen dinî değerleri, geleneğe duyarlığı ve metafizik anlayışı öne çıkaran bir şiir geleneği oluşturmuştur. Bu gelenek Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında da devam etmiştir. Şairler, geleneksel unsurları modern şiir biçimleri ile sentezlemişlerdir.

Necip Fazıl Kısakürek ve Asaf Hâlet Çelebi Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde dinî duyarlılıkları şiirine yoğun bir şekilde yansıtan ilk isimlerdir. Özellikle Necip Fazıl mistik şiire gerçek anlamda yön veren isimlerden biri olmuştur. Necip Fazıl, daha sonraki kuşak şairlerinden Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Ebubekir Eroğlu, İsmet Özel gibi şairler üzerinde de etkili olmuştur.

Cahit Zarifoğlu (1940-1987)
Ankara’da doğdu. Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Muhasebecilik, çevirmenlik yaptı.
Üniversite yıllarında çeşitli dergilerde yayımlana şiir ve yazılarıyla tanınan Zarifoğlu; şiir, hikâye, günlük, roman, deneme, masal ve tiyatro gibi birçok türde eser verdi. Benlik, varoluş sorunu, Doğu-Batı çatışması, aşk, aile gibi soyut ve bireysel temalı ilk şiirleriden sonra Allah ve Peygamber sevgisi ön plana çıkardığı dinî-tasavvufi (içe dönük) şiirler yazdı. Kendine has bir şiir diliyle imgeli, kapalı şiirler yazmıştır.
Eserleri: İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller, Korku ve Yakarış; İns, Serçekuş, Ağaçkakanlar, Katıraslan, Yürek Dede ile Padişah, Motorlu Kuş…

1960 Sonrası Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Bir Şiir

Türk şiiri 1960’lı yıllarda ülkedeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin etkisiyle 1950’lerdeki İkinci Yeni şiir anlayışından uzaklaşır. Toplumcu gerçekçi şiir anlayışı Türk edebiyatında yeniden canlanmaya başlar. “Ant, Devinim, Halkın Dostları, Gelecek, Yansıma” gibi dergilerde yazan Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Nihat Behram, Kemal Özer, Gülten Akın gibi şairler bu anlayışla eserler vermeye başlarlar.

1960’dan sonra Nâzım Hikmet’in şiir kitaplarının yeniden yayımlanmaya başlaması, dönemin siyasi atmosferi 60 kuşağı olarak bilinen bu şairleri etkiler. Sanat hayatlarının ilk yıllarında etkisi altında kaldıkları İkinci Yeni’yi, “bireyci, toplumdan uzak bir burjuva şiiri” olarak suçlarlar. Halkı aydınlığa çıkarma iddiasında olan bu şairler, “toplum için sanat” anlayışıyla şiirlerini yazarlar.

Ataol Behramoğlu (1942-1956)
İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini Çankırı Lisesinde, yükseköğrenimini Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. İlk şiirlerinde İkinci Yeni’nin etkisi görülürken daha sonraki şiirlerinde toplumcu
gerçekçi şiir anlayışına bağlıdır. 1960’lı yıllar toplumcu kuşağının manifestosu niteliğindeki şiirlerden “Bir Gün Mutlaka”yı 1965’te yayımladı. 1970’de İsmet Özel ile yayımlamaya başladıkları “Halkın Dostları” dergisi geniş yankı uyandırdı. Şiirlerinde toplum ve bireyi, yaşamın bütünlüğü içinde ele alır. Şiirlerinin yanı sıra edebiyat ve kültür üzerine yazıları, hazırladığı antoloji ve çevirileriyle de tanındı. Deneme, inceleme, anı, gezi, mektup, tiyatro türlerinde de eserler vermiştir.
Asya-Afrika Yazarlar Birliği 1981 Lotus Ödülü, 2002’de Türkiye P.E.N. Yazarlar Derneği “Dünya Şiir Günü Büyük Ödülü”, 2008’de Rusya Federasyonu’nca Uluslararası Puşkin Nişanı verildi.
Eserleri: Bir Ermeni General, Bir Gün Mutlaka, Kuşatmada, Dörtlükler, Kızıma Mektuplar, Eski Nisan, Sevgilimsin, Aşk İki Kişiliktir, Bebeklerin Ulusu Yok, Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var; Yaşayan Bir Şiir, Kardeş Türküleri; Büyük Türk Şiiri Antolojisi (2 cilt)…

1980 sonrası Türk Şiiri

Bu dönem şairleri şiirlerinde imgeye ve uzak çağrışımlara önem vermişlerdir. Bu yönden şiirleri İkinci Yeni şiiriyle benzerlik gösterir. Şiir, düz yazıya yaklaştırılmış; şairler, kapalı bir anlatım benimsenmişlerdir.

Abdülkadir Budak, Adnan Özer, Haydar Ergülen, Hulki Aktunç, Hüseyin Atlansoy, Veysel Çolak, Küçük İskender, Lale Müldür, Metin Cengiz, Nevzat Çelik, Sedat Umran, Osman Konuk, Tuğrul Tanyol, Seyhan Erözçelik, Murathan Mungan 1980 sonrası Türk şiirinde öne çıkan şairlerdir.

Haydar Ergülen (1956-…)
Eskişehir’de doğdu. ODTÜ Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesinde asistan olarak çalıştı. İstanbul’da reklam yazarlığı yaptı. Hâlen üniversitelerde edebiyat üzerine dersler vermektedir. 1980 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerindendir. 1979’dan itibaren çeşitli dergilerde şiirleri yayımlanan Ergülen, şiirlerinde geleneksel ve modern şiirin birikiminden yararlanır. Şiirleri biçim olarak II. Yeni şiirine yakındır. Her şiirini bir imge etrafında şekillendiren
Ergülen’in şiirlerinde alışılmamış benzetmeler ve çağrışım zenginliği görülür.
Ölüm, yalnızlık, hüzün, dostluk, kardeşlik, sevgi ve aşk gibi temaları işler. Ergülen, şiir kitaplarıyla birçok ödül almıştır.
Eserleri: Karşılığını Bulamamış Sorular, Sokak Prensesi, Sırat Şiirleri, Eskiden Terzi, Karton Valiz, Ölüm Bir Skandal, Nar: Toplu Şiirler I, Hafız ile Semender: Toplu Şiirler II, Üzgün Kediler Gazeli; Haziran, Tekrar, Üvey Sokak…

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri Eserleri
Âşık Veysel Şatıroğlu: Sivas’ta doğdu. Okuma yazma bilmeyen Âşık Veysel şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Vatan sevgisi, toprak sevgisi ve aşk gibi temaları işlemiştir. “Kara Toprak”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi şiirleriyle oldukça sevilmiştir.Dostlar Beni Hatırlasın,
Deyişler, Sazımdan
Sesler…
Murat Çobanoğlu: Kars’ta doğdu. Usta-çırak ilişkisi içinde yetişmiştir. Babasından öğrenip söylediği Kiziroğlu Mustafa Bey türküsüyle tanınmıştır. Çobanoğlu, âşıklık geleneğini yaşatmak için önemli çalışmalar yaptı. Atışma, taşlama, şiir, hikâye anlatma, leb değmez ve muamma dallarında sürekli birincilikler kazanmıştır. Folklor alanında çalışmalarının yanı sıra radyo ve televizyonlarda âşıklık geleneğiyle ilgili bazı programlarda sazı ve sesiyle çalıp söyledi. Kendi türkülerinin yanında usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmıştır.Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Dertli
Bülbül, Neyine Güvenemem Yalan Dünyanın…
Şeref Taşlıova: Ardahan’da doğdu. Günümüz saz şiirinin önde gelen temsilcilerindendir. Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işlemiştir. Âşık makamlarını ve halk hikâyeciliği bilir. Kendi deyişleri yanında usta malı eserler de söylemektedir.Ben Bir Şeyda Bülbül, Güzel Görünür, Gönül
Bahçesi…
Âşık Feymani: Osmaniye’de doğdu. Güzelleme, koçaklama, taşlama, nasihat, mektup, destan ve devriye tarzında yüzlerce şiir söylemiştir. Hemen hemen her konuda taşlama söylemiştir.
Atışmaları başarılı olup, öğretici niteliktedir. Çukurova âşıklık geleneği içerisinde önemli bir yere sahiptir.
Ahu Gözlüm, Barışmam, Anadolum,
Mevlana, Bugün Bayramdır…
Âşık Mahsuni Şerif: Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk şiirlerinde kendi iç dünyasını eserlerine yansıtmış daha sonra toplumsal olayları konu edinmiştir. Halk şiir geleneğiyle toplumcu gerçekçi anlayışı harmanlayarak şiirlerini söylemiştir. Güncel konularda taşlamalar yazmıştır. Şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir.İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Bu
Mezarda Bir Garip Var, Dom Dom Kurşunu,
Yuh Yuh…
Abdurrahim Karakoç: Kahramanmaraş’ta doğdu. Saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk şiiri gelenekleri doğrultusunda yazmıştır. Taşlamalarıyla tanınan şair, “Mihriban” adlı şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir.Hasan’a Mektuplar, Haber Bülteni, Kan
Yazısı, Beşinci Mevsim…

Dil bilgisi

C. Kelimelerde Anlam Değişmeleri

Her bir kelime bir temel nesne ya da hareketi karşılar. Kelimenin zamanla karşıladığı kavramdan az çok uzaklaşması ya da yeni bir kavramı yansıtması durumuna kelimede anlam değişmesi denir. Anlam değişmeleri şekillerde meydana gelir:

C. 1. Anlam Genişlemesi
Bir kelimemin bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü gösterirken zamanla o nesnenin bütününü, bütün türlerini anlatır duruma gelmesine anlam genişlemesi denir.
Örneğin “yol” kelimesinin ilk anlamı “yürünen yer”dir. Yol kelimesi anlam genişlemesine uğrayarak “yöntem”, “içinden veya üstünden bir sıvının geçtiği, aktığı yer”, “davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi” anlamlarını kazanmıştır.

C. 2. Anlam Daralması
Bir kelimenin eskiden anlattığı nesnenin bir bölümünü, bir türünü karşılar duruma gelmesine denir. Örneğin, eski Türkçede “çocuk, evlat” anlamına gelen “oğul” kelimesi günümüzde sadece “erkek çocuğu” anlamında kullanılmaktadır.
C. 3. Anlam Kayması (Başka Anlama Geçiş)
Bir kelimenin başlangıçta karşıladığı anlamdan uzaklaşarak yeni bir anlamı karşılamasına denir. Örneğin; “koca” kelimesi eskiden yaşlı adam anlamında kullanılırken bugün kadının eşi anlamında kullanılmasına anlam kayması denir.
C. 4. Anlam İyileşmesi
Bir kelimenin eskiden kötü bir anlamı varken zaman içinde daha iyi bir anlam kazanmasına denir. Örneğin “yavuz” kelimesinin eskiden sahip olduğu “kötü, hırsız” anlamının yerine “yiğit, kahraman” anlamı kazanmasına anlam iyileşmesi denir.
C. 5. Anlam Kötüleşmesi
Bir kelimenin eskiden iyi bir anlamı varken zaman içinde kötü bir anlam kazanmasına denir. Örneğin “canavar” kelimesinin “canlı, yaşayan, hayvan” gibi anlamlarından uzaklaşarak “yabani, yırtıcı hayvan” gibi olumsuz bir anlamı karşılar hâle gelmesine anlam kötüleşmesi denir.

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUNA GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*