SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3 (7) – 1,2. ÜNİTE DERS ÖZETİ

1. ÜNİTE GİRİŞ

EDEBİYATIN İÇİNDEKİ FELSEFE

Edebiyat eserinde felsefi boyutları saptamak, anlamak ve çözümlemek beraberinde bazı güçlükleri de getirmektedir. Söz konusu felsefi içerik edebiyatçının/sanatçının kendine özgü düşünceleri midir yoksa herhangi bir filozofun düşüncelerinin edebî bir söylemle tekrarlanması mıdır? Dostoyevski’nin romanlarında kendine özgü düşünceler ve sorularla sıkça karşılaşırız. Varoluşçu felsefe geleneğini Dostoyevski’siz düşünmek pek mümkün görünmemektedir. Başka bir Rus yazar Turgenyev, Babalar ve Oğullar romanında ilk kez nihilizm problemini işlemiş bir edebiyatçıdır. Turgenyev’in bu problemi ele almasından sonra, aynı konu-problem Nietzsche ve Camus başta olmak üzere felsefede de tartışılmaya
başlanmıştır. Bu örneklerde de görüldüğü gibi kimi zaman edebiyatın felsefeyi beslemesi, ona kaynaklık etmesi de söz konusudur. Felsefe ve edebiyat arasındaki ilişkiler çok yönlü ve karmaşıktır. Turgenyev, Dostoyevski, Tolstoy gibi edebiyatçıların felsefeyi etkilemeleri ve eserlerinde kendilerine özgü felsefi derinlikler bulunduğunu söyleyebiliriz.

Türk edebiyatında da felsefi derinlik taşıyan romanlar, öyküler ve şiirler yazılmaktadır. Akla ilk gelenler arasında Bilge Karasu, Oğuz Atay, A, Hamdi Tanpınar, Edip Cansever, Melih Cevdet Anday, Kemal Tahir ve daha başkaları sayılabilir. Örneğin Edip Cansever’in pek çok şiirinde bireyin varoluşsal problemlerinin şiirsel bir söylemle ele alınışında felsefi ve hatta psikoloji ve psikiyatri açısından incelenebilecek boyutlarla karşılaşırız.

Edebiyat ile Düşünce Akımları/Felsefe Arasındaki İlişki

Edebiyat ile felsefe arasında sıkı bir ilişki ağı mevcuttur. Bu iki alan öncelikle ele aldıkları konu bakımından benzerlik gösterir. Her ikisi de insanlığı ilgilendiren bir konuyu, bir problemi ele alır: varlık, doğa, insan, evren… Bu yüzden edebî eserlerin içerik bakımından felsefi bir boyuta sahip olduğunu, şair ve yazarların beslendiği ana kaynaklardan birinin de felsefe olduğunu söyleyebiliriz. Sanatçıların, felsefeden içerik bakımından yararlanmaları edebî eserleri hiçbir zaman
felsefi eser yapmaz. Edebiyat ile felsefenin farklılıkları şöyledir:

Edebiyat Felsefe
Amacı okuyucuda güzellik duygusu uyandırmaktır.

Güzel söz söyleme esastır.

Düşünceden çok duygu ve sezgiler ön plandadır.

Dil sanatsal işlevde kullanılır.

Kelimeler, yan anlam ve mecaz anlamda kullanılır.

Sanatlı bir söyleyiş ve kapalı bir anlatım vardır.

İmgelerle kurulmuş bir dil kullanılır.

Amacı varlık, evren, doğa, bilgi gibi konularda sistematik bir düşünce ortaya koymaktır. 
Asıl olan söylem değil, içeriktir.Akli ve mantıki düşünce ön plandadır.Dil göndergesel işlevde kullanılır.Kelimeler, gerçek anlamda kullanılır.Dil ve anlatım olabildiğince açık ve açıklayıcıdır.Kavramların hâkim olduğu bir dil kullanılır.

Mustafa Günay (1964-…)
Manisa’nın Akhisar ilçesinde doğdu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Çukurova Üniversitesinde öğretim üyeliği görevine devam etmektedir. Sistematik felsefe ve mantık, felsefe tarihi, bilim felsefesi, Türk İslam düşünce tarihi alanlarında çalışmaktadır. Yazıları dergilerde yayımlanan Mustafa Günay “Özne” Felsefe Dergisi genel yayın yönetmenliği yapmaktadır. 1998 yılında “Macit Gökberk Felsefe Ödülü”nü kazanmıştır.
Eserleri: Felsefe Tarihinde İnsan Sorunu, Süregiden Felsefe Üzerine Bir Deneme, Metinlerle Felsefeye Giriş, Felsefe ve Edebiyat (Ali Osman Gündoğan’la Birlikte)…

EDEBİYAT VE PSİKOLOJİ

Birçok bilim alanının sınırlılıkları birbirinin içine girmiş durumdadır. Özellikle sosyal bilimlerde bu geçişlerin daha fazla olduğu görülmektedir. Bu ilişkiler içerisinde psikolojinin ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Edebiyat psikolojisi, daha çok eserlerde yer alan şahısların psikolojik dünyasının yanında, eserin kaleme alınma süreci içerisinde yazarın psikolojik dünyasını da ele almakta ve incelemektedir.

Psikologlar, bireyin yaratma gücünden yola çıkarak onu iki kısımda ele almaktadırlar. Bunlardan birincisi, yazarın dış dünyadan etkilenerek nesnelere biçim vermesi veya nesneleri farklı bir algıyla ele alıp yorumlaması, diğeri de kendi hayal ve duygularından yola çıkarak ve bunları içinde bulunduğu şartların oluşturduğu bir şekilde ele almasıdır.

Sonuç olarak psikoloji, tek başına bir bilim alanı olmanın yanında edebiyatın da en önemli kaynaklarından ve ilgi alanlarından biridir.

Edebiyat ile Psikoloji ve Psikiyatri Arasındaki İlişki

Edebiyat ile psikoloji ve psikiyatrinin insan ve insanın davranışlarını ele alması, iç dünyasını anlamaya çalışması aralarındaki ilişkinin temelini oluşturur. Edebiyat da psikoloji ve psikiyatri de insanı içinde yaşadığı çevreyle birlikte ele alarak
onun davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına yön veren bilinçaltı süreçlerini ortaya çıkarmaya çalışır. Bu benzerlikten hareketle bir edebî eserin oluşturulmasından, okurla buluşmasına kadar geçen pek çok aşama psikolojiyle ilişkilendirilebilir.

Edebiyat bilimci Berna Moran’a göre bir edebî eser incelenirken “yazar, eser ve okur” dikkate alınmalı, bu üçünden eser içerisindeki en etkili unsur tespit edildikten sonra edebî metin incelemesi yapılmalıdır. Psikologlar da insan davranışlarını açıklamak için edebî eserlerden yararlanabilir ve belli kuramlar oluşturabilir.

Yazarın eserinde yaptığı ruh çözümlemeleri ile bir psikoloğun gerçek bir kişiye yönelik çözümlemelerin tamamen birbirinden farklı olduğunu unutmayınız.

Kemalettin Deniz (1974 – … )
Ordu’da dünyaya geldi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümünden mezun oldu. Kısa bir süre MEB’de öğretmenlik yaptıktan sonra akademik kariyerine başladı. Kemalettin Deniz hâlen Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Merkezi Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.
Eserleri: Edebiyat Bilgi ve Kuramları (Edebiyat ve edebiyata ait kavramlar bölümü-2013), Dil ve Anlatım (Etkili iletişim bölümü-2007).

DİL DEĞİŞİR

Kültürü oluşturan unsurlardan birisi olarak dil, çevresel etkenlerin değişmesine uygun bir ahenk içindedir.

Değişim zorunluluğu ya dilin kendi iç yapısı ya da o dili konuşanların bazen amaçlı bazen amaçsız müdahaleleri sonucuyladır. Dildeki değişim; dilbilgisi, kelime hazinesi ve üslup düzeyinde olabilir. Yazım, ses uyumları, ekler bakımından
dilin kendini sürekli yenilediği gözlemlenmektedir. Bu tür değişikliklere Türkçeden bazı örnekler vermek gerekirse:

1. Eski Türkçede kelime başlarında g- ve d- ünsüzleri görülmez, bunların yerine k- ve t- ünsüzleri kullanılır; kir-, kör-, küç-, til- örneklerinde olduğu gibi.
2. Köktürk Yazıtları’nda gelecek zaman eki -taçı/-teçi’dir. Uygurcada bunun yerine -gay/-gey; Eski Anadolu Türkçesinde -ısar/-iser kullanılmış; nihayet günümüz Türkiye Türkçesinde gelecek zaman eki olarak -acak/- ecek kullanılmaktadır.

Dil değişikliğinin iç sebeplerini belirleyen pek çok dış etmen vardır. Savaş ve istilalar, politik değişiklikler, din değiştirmeler, ekonomik ilerlemeler, teknolojik yenilikler, iletişim imkânlarını ve dilin dolaşım hızını arttıran yeni haberleşme
aygıtları vs. Dil, tüm bu etmenlerin toplumsal yapıya, dolayısıyla kendisine dayattığı zorunlulukları belli oranda bertaraf etme gayretini gösterir.

Dilin Tarihî Süreç İçerisindeki Değişimini Etkileyen Sebepler

Dil yaşayan bir varlık olarak değişmeye muhtaçtır. Bir dil iç ve dış sebeplere bağlı olarak tarihî süreç içerisinde değişir. Bu değişimin en belirgin göstergelerinden biri kelimelerin zaman içinde uğradıkları ses değişiklikleridir. Bunun dışında okuduğunuz metinde belirtilen kelimeler aynı kalsa da söz konusu kelimelere yüklenen anlam değişebilir.  (Eski Anadolu Türkçesinde ‘kötü’ anlamına gelen ‘yavuz’ kelimesinin zamanla anlam iyileşmesine uğrayarak ‘yaman, hızlı’
anlamını kazanması gibi.) Kimi kelimeler de karşıladıkları kavramların ve nesnelerin kullanılmamasıyla birlikte zamanla ölür. “Konuğun kutsuzı ev issini ağırlar.” atasözünün “Misafirin akılsızı ev sahibini ağırlar.” şekline dönüştüğü bazı kelimelerin yerini başka kelimelerin aldığı görülür.

Manihaizm’in kabulü, Türklerin kavimler göçü ile farklı coğrafyalara yayılmaları, İslamiyet’i kabul etmeleri, Osmanlı Devleti’ndeki Batılılaşma ve yenileşme hareketleri, Tanzimat Fermanı’nın ilanı, Cumhuriyet’in ilanı gibi tarihî olaylar; siyasi, sosyal vb. hayatımızı değiştirdiği gibi konuşulan ve yazılan Türkçeyi de etkilemiştir. Bu olaylarla birlikte özellikle etkileşimde olduğumuz milletlerin dilleri kimi zaman kelime düzeyinde kimi zaman da kurallar bakımından Türkçeyi etkisi altına almıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Türk Dil Kurumunun kurulması, Türkçe üzerine araştırmalar yapılması, (“Millet Mektepleri”nin açılması, okuma-yazma oranının artması, iletişim imkânlarının çoğalması, kitaplara daha kolay ulaşılması gibi sebeplerle konuşma ve yazı dili birbirine yaklaşmış, halk dili-aydın dili gibi ayrımlar ortadan kalkmıştır. 

Günümüzde bir dilin değişiminde en önemli sebeplerden biri teknolojik gelişmelerdir. Bu gelişmelere bağlı olarak son yıllarda Türkçeye birçok kavram girmiştir: e-posta, televizyon, radyo, İnternet, sosyal medya, SMS vb.

Muhammet Yelten (1954 – … )
Antalya’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Bir süre MEB’de edebiyat öğretmenliği yaptı. 1984 yılında İstanbul Üniversitesinde akademik hayatına başladı. Bir süre Türk Dil Kurumu üyeliğinde bulundu. Akademik çalışmalarının yanı sıra hazırladığı kitaplar, sözlükler, yayımladığı makaleler ve katıldığı sempozyumlarla Türk dili ve edebiyatına önemli katkılarda bulundu.
Eserleri: Eski Anadolu Türkçesi Manzum Metinler, Eski Anadolu Türkçesi ve Örnek Metinler (2009)…

İlk Örneklerden Günümüze Türkçenin Önemli Sözlükleri

Bir dilin bütün veya belli bir çağda kullanılmış kelime ve deyimlerinin alfabe sırasına göre tanımlarını yapan, açıklayan, başka dillerdeki karşılıklarını veren eserlere, lügat kitaplarına sözlük denir.

Sözlüklerde dilde geçen bütün söz varlığına yer verilir, onların tanımları yapılır, okunuşları, yazılışları, vurguları, hangi dilden oldukları, dil bilgisindeki yerleri gösterilir. Uzak ve yakın, gerçek ve mecaz bütün anlamları örnekleriyle ortaya konur. Kimi zaman kökenleri hakkında bilgi verilir.

Sözlükler “tek/çok dilli sözlükler”, “abecesel sözlükler”, genel sözlükler, lehçebilim sözlükleri, eşanlamlı, eşadlı, terim sözlükleri, argo sözlükleri, deyim ve atasözü sözlükleri gibi çeşitlere ayrılır.

Geçmişten bugüne değin kullanılan bazı sözlükler:

• Dîvânu Lugâti’t-Türk-Kâşgarlı Mahmut (1072)
• Ahterî Sözlüğü-Mustafa bin Şemsettin (1545)
• Lehçe-i Osmanî-Ahmed Vefik Paşa (1876)
• Kamus-ı Türkî-Şemsettin Sami (1901)
• TDK Türkçe Sözlük (1945)
• Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü
• Derleme Sözlüğü
• Türkçede Yakın Anlamlı Kelimeler Sözlüğü- Mehmet Ali Ağakay
• Türkçede Yabancı Kelimeler Sözlüğü-Mustafa Nihat Özön
• TDK Tarama Sözlüğü
• Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü-Hasan Eren
• Eğitim Terimleri Sözlüğü-Ferhan Oğuzkan
• Türk Argo Sözlüğü-Ferit Devellioğlu
• Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü-Ömer Asım Aksoy
• Anayasa Sözlüğü-Hasan Eren veHamza Zülfikar

Türkçenin bilinen ilk sözlüğü Kâşgarlı Mahmut’un “Dîvânu Lugâti’t-Türk adlı eseridir.

Doğan Aksan (1929-2010)
Türk dili alanında yaptığı araştırmalarla tanınan Doğan Aksan İzmir’de dünyaya geldi. Ankara Atatürk Lisesi’ni, DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Akademik kariyeri dışında Türk Dil Kurumu’nda Dil bilim ve Dil bilgisi Kolu Başkanlığı gibi görevlerde de bulundu.
Doğan Aksan’ın Türkiye’deki dilbilim çalışmalarının gelişmesinde payı büyüktür. Dilbilim ve Türkçeyle ilgili birçok araştırması ve makalesi bulunan Doğan Aksan’ın şiir, hikâye makale, fıkra ve denemeleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Türkiye Bilimler Akademisi’nin 1998 Yılı Hizmet Ödülü’nü de aldı.
Eserleri: Tartışılan Sözcükler, Her Yönüyle Dil, Türkçenin Gücü, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Türkçenin Sözvarlığı, Cumhuriyet Dönemi’nden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri…

Dil Bilgisi

Kelimede Anlam

Dilin anlamlı en küçük birimlerine ya da tek başına anlamı olmadığı hâlde cümle içinde anlam kazanan dil birliklerine kelime denir. Dilin canlı ve doğal bir yapıya sahip olması da kelimelerin anlamlarında
değişmelere yol açabilmektedir.

A. Anlam Bakımından Kelimeler

A.1. Gerçek Anlam (Temel Anlam)

Kelimelerin akla gelen ilk ve genel anlamına gerçek anlam denir. Örneğin, “kulak” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Bir kelimenin birden fazla gerçek anlamı olabilir.

A. 2. Yan Anlam

Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamların her birine yan anlam denir. “Kapının kolu” tamlamasındaki anlam benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamdır.

A. 3. Mecaz Anlam

Bir kelimenin gerçek anlamından bütünüyle uzaklaşarak kazandığı yeni anlama mecaz anlam denir.

Bir kelimeye;
• Benzetme, istiare, kinaye, cinas, kişileştirme gibi edebî sanatları kullanarak, Ah bu türküler, köy türküleri / Ana sütü gibi candan / Ana sütü gibi temiz. (benzetme)
• Dolaylama yaparak, yedi tepeli şehir: İstanbul, derya kuzusu: balık, file bekçisi: kaleci
• Ad aktarması, deyim aktarması, duyular arası aktarma yaparak mecaz anlam kazandırılır.
• Ankara eğitimle ilgili yeni kararlar aldı. (ad aktarması)
• Neşeli sokaklardaydım. (deyim aktarması)
• Arkadaşımın sıcak sohbetini özledim. (duyular arası aktarma)

A. 4. Terim Anlam

Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili bir kavramı karşılayan kelimelere terim denir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır.  “Ağız, deneme, şiir” dil ve edebiyat terimleri; “üçgen, çember, nokta” kelimeleri de geometri terimleridir.

A. 5. Somut/Soyut Anlam

Beş duyu organımızdan herhangi biriyle algılanabilen, maddesi olan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir. Örneğin “masa, ağaç, insan, deniz, kalem, çanta…” somut anlamlı kelimelerdir. 

Beş duyu organımızdan herhangi biriyle algılayamadığımız ancak var olduklarını akıl, inanç ve sezgilerimizle kabul ettiğimiz kavram ve varlıkları karşılayan kelimeler soyut anlamlıdır. Örneğin “özlem, rüya, düşünce, sevgi, korku, güzellik…” soyut anlamlı kelimelerdir.

A. 6. Genel/Özel Anlam

Kelimenin bir türün tamamı için kullanılmasına genel anlam, o türün sadece biri ya da birkaçını karşılayacak şekilde kullanılmasına da özel anlam denir.
Palto insanı sıcak tutar. (genel)
Paltosunu otobüste unutmuş. (özel)

2. ÜNİTE HİKÂYE

1960 Sonrası Türk Hikâyesi

Türk hikâyesi, başlangıcından bugüne önemli değişmeler ve gelişmeler geçirmiştir. Özellikle Cumhuriyet Dönemi’nde, hikâyeciliğimiz hem teknik hem muhteva yönünden gelişmiştir. Bu gelişim süreci 1960 sonrasında da devam etmiştir. Hikâye türünün özellikleri tartışılmış, bu tartışmaların bir sonucu olarak hikâyede kurgu ve içerik bakımından yenilikçi gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemin belirgin özellikleri şunlardır:

• Hikâyeler geleneksel anlatım ve yapı özelliklerinin yerine yeni anlatım teknikleri ve bakış açıları ile kaleme alınmıştır.
• Yazarlar ideolojik tavırlarına göre toplumcu gerçekçi, dinî ve millî duyarlılık, bireyin iç dünyasını esas alan vb. farklı anlayışlarla hikâyeler kaleme almışlardır. Hikâyelerde, kahramanlar toplumun farklı kesimlerinden seçilmiştir.
• Hikâyelerde gecekondu bölgelerinde yaşayan insanların sorunları, küçük memurların ve işçilerin yanı sıra 1960’tan sonra artan işsizliğin bir sonucu olarak Almanya’ya giden işçilerimizin yaşantılarından kesitler, kadın sorunları, köyden kente göç, kapitalist yaşamın getirdiği bunalımlar gibi toplumsal sorunlar ele alınmıştır. Adalet Ağaoğlu, Talip Apaydın, Sevgi Soysal, Erdal Öz, Orhan Duru, Tomris Uyar, Nedim Gürsel, Hulki Aktunç, Füruzan, Demir Özlü, Leyla Erbil, Bekir Yıldız bu dönemin başlıca yazarlarıdır.
• Bireyin iç dünyasını anlatmayı amaçlayan hikâyeler de kaleme alınmıştır. Bu tür hikâyelerde bunalımlara ve iç çatışmalara yer verilir. Kahramanların iç dünyası, tüm çıplaklığıyla esere yansır. Yazar dış dünyayı olduğu gibi değil, duyumsadığı gibi anlatır.

Leyla Erbil, Sevgi Soysal, Sevim Burak, Mehmet Şeyda gibi yazarlar kadın sorununa değinen yazarlardır. Sanayileşme ve şehirleşme ile değerlerin gittikçe kaybolması varoluşçuluk akımının Türk edebiyatında kendine bir karşılık bulmasına neden olmuştur. Demir Özlü, Ferit Edgü, Oğuz Atay ve Adnan Özyalçıner’in hikâyelerinde varoluşçuluk akımının etkisi görülür.
• 1960 sonrası edebiyatımızın diğer dönemlerden farklılaşan bir yanı da dinî duyarlığa sahip yazarların ortaya çıkışıdır. Rasim Özdenören, İsmail Kıllıoğlu, Durali Yılmaz, Mustafa Kutlu bu anlayışa sahip önemli yazarlardır.
• 1970’li yıllardan itibaren modern hikâyeyle birlikte postmodern hikâyeler yazılmaya başlanmıştır. Oğuz Atay, Yusuf Atılgan, Nazlı Eray, Murathan Mungan, Latife Tekin, Bilge Karasu, Pınar Kür, Metin Kaçan, İhsan Oktay Anar, Murat Gülsoy, Sema Kaygusuz, Erendüz Atasü, Müge İplikçi, Küçük İskender gibi yazarlar hikâyelerinde postmodernist eğilimlere yer veren isimler arasında sayılabilir.
• Dönemin önemli diğer hikâyecilerden bazıları şunlardır: Bilge Karasu, Necati Tosuner, Ferit Edgü, Sevinç Çokum, Muzaffer İzgü, İnci Aral, Gülten Dayıoğlu, Pınar Kür, Nazlı Eray

Emine Işınsu (1938-…)
Kars’ta doğdu. Ankara Kolejini bitirdi. Yükseköğrenimini yarıda bıraktı. Gazetecilik yaptı. “Hisar” dergisinde yayımladığı şiir ve hikâyeleriyle tanındı. Hikâye, tiyatro ve roman türlerinde eserler verdi. Küçük Dünya, Sancı, Cambaz adlı romanları ile ödüller aldı.
Eserleri: İki Nokta, Küçük Dünya, Azap Toprakları, Ak Topraklar, Tutsak, Sancı, Çiçekler Büyür, Cambaz, Cumhuriyet Türküsü, Kaf Dağı’nın Ardında, Alpaslan, Atlı Karınca…

1980 Sonrası Türk Hikâyesi

1980’li yıllar Türkiye’de önemli siyasi ve toplumsal olayların yaşandığı bir dönemdir. Bu olayların sonuçları diğer alanları etkilediği gibi Türk hikâyeciliğini de derinden etkilemiştir. Bu dönem hikâyesinde yazarlar ortak bir sanat anlayışıyla
değil bireysel olarak hareket etmişlerdir.

Bu dönemin belirgin özellikleri şunlardır:
• Toplumsal konulardan çok bireysel konular işlenmiştir.
• Hikâyelerde farklı kurgu teknikleri denenmeye başlanmıştır.
• Yazarlar postmodernizmin anlatım imkânlarından yararlanmışlardır.
• Hikâyelerde imgesel bir dil kullanılır.
• Anlatımda “ben-yazar” anlatıcı öne çıkar.
• Hikâyelerde bireyin toplumsal ilişkileri çevresinden soyutlanarak gösterilir.

1980’den önceki kuşaklardan gelen hikâye yazarlarının yanı sıra Murathan Mungan, Cemil Kavukçu, Özcan Karabulut, Jale Sancak, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Murat Yalçın, Yekta Kopan, Nalan Barbarosoğlu, Sema Kaygusuz, Müge İplikçi, Nazan Bekiroğlu, Hüseyin Su, Seyit Göktepe, Cemal Şakar gibi yeni yazarlar da dil ve anlatım biçimi, konu ve kurgu bakımından özgün eserler verirler.

Mustafa Kutlu, hikâyesinde dramatik, bilinç akışı ve iç konuşma tekniklerini kullanarak kişilerin fiziksel özelliklerini, iç dünyalarını, sosyal durumlarını ve kişisel özelliklerini tanıtmıştır. Kahramanların iç konuşmalarıyla kimi zaman modern hayat karşısında arada kalan insanlara yönelik ironik bir anlatım oluşturmuştur. Yazar, metinlerarasılık ile “Atalım, vuralım, devirelim, kâm alalım dünyadan.” cümlesiyle Nedim’in şiirindeki “Gülelim, oynayalım kâm alalım dünyadan” dizesine gönderme yapmıştır.

Mustafa Kutlu (1947-…)
Erzincan’da doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olduktan sonra çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Mustafa Kutlu hikâyelerinde genellikle gerçek hayatta yaşanılan olay ve durumlardan
hareketle “toplum sorunları”nı ele alır. Gelenekten ve modern/postmodern anlatım tekniklerinden yararlanır. “Uzun Hikâye” isimli eseri 2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılmış ve büyük ilgi görmüştür.
Eserleri: Ortadaki Adam, Yokuşa Akan Sular, Yoksulluk İçimizde, Bu Böyledir, Hüzün ve Tesadüf, Uzun Hikâye, Beyhude Ömrüm, Hayat Güzeldir, Şehir Mektupları…

Küçürek (Minimal) Hikâye

Resim, sinema gibi sanat dallarında ortaya çıkan minimal yaklaşım, hikâye türünü etkilemiştir. Bu etkileşimin bir sonucu olarak 20. yüzyılın sonlarında küçürek hikâye ortaya çıkmıştır. Küçürek hikâye, hikâyenin bir alt türüdür.

Küçürek hikâyeler küçük hacimli olduğu için kişi, zaman, mekân gibi unsurları sınırlı bir şekilde yer alır. Kısalık, yoğunluk ve imgesel anlatım bu tür öykülerin en belirgin özellikleridir. Bu bakımdan dil ve anlatımı şiirseldir. Anlatımdan çok sezdirmeye dayanan bu hikâyeler çok anlamlı, çağrışıma açık metinlerdir.

Dil Bilgisi

B. Kelimeler Arasındaki Anlam İlişkileri

B. 1. Eş Anlamlı Kelimeler

Yazılışları farklı, anlamları aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Eş anlamlı kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir. Örneğin kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl eş anlamlı kelimelerdir.
Uyarı: Bazı durumlarda eş anlamlı kelimeler birbirinin yerine kullanılamaz.

B. 2. Yakın Anlamlı Kelimeler

Yazılışı farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde aralarında anlam farkı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir. Örneğin göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak…

Uyarı: Yakın anlamlılıkta çoğu zaman kelimenin cümledeki kullanımı belirleyicidir.

B. 3. Zıt Anlamlı Kelimeler

Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler iki zıt noktayı belirtir. Örneğin siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek zıt anlamlı kelimelerdir.

Uyarı: Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Bir kelimenin olumsuzu, karşıtı değildir.

B. 4. Eş Sesli Kelimeler

Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri gibi ek almış hâlde de olabilirler. Bu kelimelerin anlamları arasında hiçbir ilgi yoktur.

Devirsem şu tavşanı. (Ayakta veya dik duran bir şeyi düşürmek, yatay duruma getirmek.)
Devir çok değişti. (Kendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası.)
Bu cümlelerde mavi renkli kelimeler eş sesli kelimelerdir.

B. 5. Nicel ve Nitel Anlamlı Kelimeler

Varlıkların sayılabilen, ölçülebilen, azalıp çoğalabilen özelliklerini gösteren kelimelere “nicel anlamlı”; varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren kelimelere “nitel anlamlı” kelimeler denir.

Bir karış boyunda çamlar dikiliyor. (Nicel anlamlı)

Ne zaman o tahta sıralara oturdum? (Nitel anlamlı)

Uyarı: Kelimeler cümle içindeki kullanımına göre bazen nicel bazen de nitel anlamlı olabilir.

YAZMA

A. Yazma Planı

Hikâye Yazma Planı
HazırlıkKonu ve temayı belirleme Kişileri ve metindeki işlevlerini belirleme
PlanlamaOlay örgüsünü ve çatışmaları belirleme
Mekânı ve zamanı belirleme
Anlatıcı ve bakış açısını belirleme
Taslak metin oluşturmaPlan doğrultusunda metni yazma
Anlatım biçimleri ve tekniklerinden yararlanma
Metni düzeltme ve geliştirmeMetin tutarlılığını değerlendirme
Anlatım bozukluklarını düzeltme
Yazım ve noktalama hatalarını düzeltme
Yazılan metni paylaşmaMetni, sosyal çevre ya da ağlarda paylaşma.

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUN GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*