AÖL SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2 (6) – 3,4. ÜNİTE ÖZETİ

3. ÜNİTE ELEŞTİRİ

Türkçenin Arınması

Aynı yazıda, hattâ aynı tümcede (cümlede) yeni bir öztürkçe sözcüğün yanında aynıanlamda eski bir Osmanlıca sözcüğü görmek işten bile değil! Bakıyorsunuz, yepyeni bir terim aynı anlama gelen köhne bir deyimle kolkola girmiş! Katıksız Türkçe bir sözü birkaç
satır arayla aynı anlamda kullanılan ya Farsça, ya da Arapça bir kelâm kovalıyor.

Burada Ziya Gökalp’ın o ünlü “Dil” manzumesini anmadan geçemeyeceğiz:
“Açık sözle kalmalı
Fikre ışık salmalı;
Müteradif sözlerden
Türkçesini almalı;
Bu doğrular hiçe sayılırsa Ziya Paşa’nın belirttiği acı sonuçtan kurtulamayız:
“Çıktıkça lisan tabiatından
Elbette düşer fesahatından”
(…)

ELEŞTİRİ

Bir sanat ya da düşünce eserini tanıtırken zayıf ve güçlü yönlerini belirtme, bir yazarın gerçek değerini yansıtma amacıyla yazılan yazılara eleştiri (tenkit) denir. Bir kimsenin kendi eleştirisini yazarken ortaya koyduğu esere de otokritik (özeleştiri) denir.

Eleştirinin öncelikli amacı, iyi ve güzel olan sanat yapıtının değerini ortaya çıkarmak, sanatı iyi ve güzel olmayandan kurtarmak, kalıcı bir niteliğe kavuşturmaktır.

Eleştiriler, eleştirmenin tavır ve tutumuna izlenimsel ve nesnel; konularına göre esere, sanatçıya, topluma, okura, tarihe yönelik eleştiri diye türlere ayrılır.

Eleştirmenin Tavır ve Tutumuna Göre Eleştiriler

İzlenimsel (Empresyonist) Eleştiri: İlkelerini Fransız edebiyatçı Anatole France (Anatol Frans) belirlemiştir. Eleştirmen, bir eseri kendi zevk, algılama ve değer ölçülerine göre inceleyerek eleştirir.

Nesnel (Bilimsel) Eleştiri: Edebî eserlerin içerik, yapı ve üslupları üzerinde tarafsız olarak yapılan eleştirilerdir. Eserin sanat değerini ortaya koymaya çalışır.

Konularına Göre Eleştiriler

Eseri Konu Alan Eleştiri:  Bir eserin yapısını kavrayıp açıklamaya çalışan eleştiri türüdür. Anlatım tekniği, tema, olay örgüsü, semboller, kişiler ile kişiler arasındaki ilişkiler vb. teknikle ilgilidir.

Sanatçıya Yönelik Eleştiri: Bir eleştirmenin, ele aldığı eseri değerlendirirken sanatçının varlığını, onun eseri ile kişiliği arasındaki ilişkiyi esas alan eleştiridir.

Topluma Yönelik Eleştiri: Varlığını topluma borçlu olan edebiyat, bir toplum içinde doğmuş ve toplumu yansıtan bir ayna olmuştur. Ele alınan, değerlendirilen eserlerin toplumdan yola çıkılarak incelenmesidir.

Okura Dönük Eleştiri: Eleştirmenin bir eseri değerlendirmek yerine, eserin bir okur olarak kendi duyguları üzerinde bıraktığı etkileri ifade etmesidir.

Tarihsel Eleştiri: Bir eserin yazıldığı döneme ve şartlar dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği ilkesine dayanan eleştiridir. Tarihsel eleştiri, ele aldığı eseri sadece tarihsel sınırlar içine almakla kalmaz; söz konusu eser hangi çağın ürünüyse onu, o çağ okurunun gözüyle anlamaya, incelemeye çalışır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Eleştiri

Cumhuriyetin ilk yıllarında eleştirimize egemen olan, genellikle Ataç’la özdeşleşen öznel eleştiri anlayışıdır. Memet Fuat öznel/
izlenimci eleştiri, Fethi Naci Marksist eleştiri, Asım Bezirci nesnel-bilimsel eleştiri, Hüseyin Cöntürk yeni eleştiri, Tevfik Çavdar toplum bilimsel eleştiri, Mehmet Kaplan akademik eleştiri kuramını benimsemiştir.

Eleştiride uzmanlaşmaya doğru bir gidiş başlamış; şiir, roman, hikâye eleştirmenleri ortaya çıkmıştır. Sözgelimi Hüseyin Cöntürk, Turgut Uyar ve Cemal Süreya şiir, Fethi Naci roman, Asım Bezirci hikâye/şiir, Tevfik Çavdar ve Tahir Alangu hikâye/roman eleştirisi üzerine yoğunlaşmışlardır.
Ali Canip Yöntem’in “Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey’le Münakaşalarım” , Orhan Şaik Gökyay’ın “Destursuz Bağa Girenler”, Neyzen Tevfik’in “Hiç, Azab-ı Mukaddes” adlı eserleri bu dönemde yazılan bazı eleştiri yazılarıdır.

Asım Bezirci (1927-1993)
Çeşitli dergilerde yayımlanan edebiyatımızın temel sorunlarına ilişkin araştırma, değerlendirme yazılarıyla tanındı. Nesnel ve bilimsel yöntemle eleştiri anlayışını temel aldı. Çalışmalarıyla birçok edebiyat olayına açıklık getirdi.
Eserleri: On Şair On Şiir (eleştiri), Edip Cansever, Seçme Romanlar (inceleme), Deyimlerimiz Sözlüğü…

CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE ELEŞTİRİ

Türk edebiyatında eleştiri Tanzimat Dönemi’nde gazeteler sayesinde gelişmiştir. Namık Kemal’in 1866’da Tasvir-i Efkâr’da yayımlanan “Lisan-ı Osmanînin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülâhâzâtı Şâmildir” yazısı, Ziya Paşa’yı tenkit etiği “Tahrib-i Harabat” ve “Takip” yazıları bizdeki ilk örneklerdendir. Ziya Paşa’nın “Zafername”, Recaizade Mahmut Ekrem’in “Zemzeme Mukaddimesi”, “Takdir-i Elhan”ı, Muallim Naci’nin “Demdeme”si Tanzimat Dönemi’ndeki diğer örneklerdir.

Eleştirinin edebî bir tür olarak gelişmesi ve önem kazanması Servetifünun Dönemi’nde olmuştur. Batı’dan özellikle 19. yüzyıl Fransız düşünürlerinden Hippolyte Taine’den (İpoli Ten) yapılan çeviriler Servet-i Fünun dergisinde yayımlanır. Batılı yazarların edebiyatla
ilgili düşünceleri ve onların eleştiri yöntemleri alınmıştır. Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Mehmet Rauf özellikle de Fransızcası çok iyi olan ve eleştiri türünde adını duyuran önde gelen eleştirmenlerimizdir.

Cenap Şahabettin “Menafi-i Edebiyye”, “Yeni Tabirat”, “Yeni Elfaz”, “Tabiata Karşı Şair”, “Müntekd-i Hakiki” gibi estetik ve eleştiri etrafında kaleme alınmış yazılarıyla bu türün gelişmesine ve yeni bir edebiyat anlayışının yerleşmesine hizmet etmiştir. Hüseyin Cahit; Ahmet Rasim ve Ali Kemal’le olan tartışmalarını “Kavgalarım” adı altında kitaplaştırmış ve 1910 yılında yayımlamıştır.

Millî edebiyat düşüncesini temellendiren Ziya Gökalp, Ali Canip ve Ömer Seyfettin’dir. Bu yazarlar hem millî edebiyat düşüncesini sistemleştirmiş hem de bu düşünceye karşı ortaya konan eleştirilere cevap vermişlerdir. Millî edebiyatçılar bir yandan eleştirinin
teorisi üzerinde durmuşlar bir yandan da pratik olarak eleştiri türünde eserler vermişlerdir.
Servetifünunculardan farklı olarak bunlar, kendi devirlerinde yazılan eserlerle yakından ilgilenmiş, onları takip etmiş ve pek çoğu hakkında eleştiri ve tanıtma yazısı yazmışlardır.

4. ÜNİTE  MÜLAKAT / RÖPORTAJ

CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE MÜLAKAT

Bir gazetecinin, ünlü ya da uzman bir kişiyle yaptığı görüşmeleri aktardığı yazılara mülakat (görüşme) adı verilir. 

Mülakat yapılan kişilerden hayatları, çalışmaları, eserleri ya da istenilen herhangi bir konuda sorulu-cevaplı olarak karşılıklı görüşleri alınır, görüşmenin konusunun ilgi çekici ve toplumsal açıdan önemli olmasıdır.

Mülakatlarda, sorular önceden hazırlanır. Sorular, olayın ve konunun bütün boyutlarını yansıtacak nitelikte olmalıdır. Görüşme kayıt altına alınır. Görüşmeye katılan kişi ya da kişilerin duygu ve düşünceleri olduğu gibi yazıya geçirilmelidir. Mülakatın birebir görüşmeler,
panel görüşmeler, çalışma arkadaşları grubu, sıralı görüşmeler, değerlendirme merkezi, telefon görüşmeleri gibi türleri vardır. Türk edebiyatında mülakat türünün ilk örneğini Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki (1918) adlı eseriyle vermiştir.

Ruşen Eşref Ünaydın (1892-1959)
Yazarlığa çeviriyle başladı. Servet-i Fünun, Donanma Mecmuası, Türk Yurdu, Yeni Mecmua gibi dergilerde yazdı. Türk edebiyatında görüşme türünün en güzel örneklerini verdi. Sonraları röportaj, anı, mensur şiir niteliğindeki yazılarıyla ününü genişletti.
Kendine özgü, duygularla düşünceleri kaynaştıran bir üslup özelliği vardı. Zamanın en tanınmış şair ve yazarlarıyla yaptığı ve edebiyatımızın o günkü sorunlarını yansıtan edebî anketi “Diyorlar ki”, bizde röportaj çığırını açan öncü bir eser oldu. Birkaç cümleyle portre çizme, betimleme, düşünüş, duyuş ve söyleyiş yönleri güçlü bir yazardır. Her fırsatta Atatürk’e hayranlığını belirtmiştir.
Eserleri: Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat, Diyorlar ki, Çanakkale’de Savaşanlar Dediler ki, Geçmiş Günler, Damla Damla, Boğaziçi Yakından…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE MÜLAKAT

Cumhuriyet Dönemi’nde mülakat türünde diğer yazın türlerinde olduğu gibi gelişmeler olmuş, bu türde olgun eserler verilmiştir. Bugün de Diyorlar ki (Hikmet Feridun Es), Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar (Mustafa Baydar), Edebiyatçılarımız Konuşuyor (Yaşar Nabi Nayır), Liderler Diyor ki (Abdi İpekçi), Ustalarla Konuşmalar (Nurullah Berk), Çukurova Yana Yana (Yaşar Kemal) bu türde kaleme alınmış önemli eserlerdir.

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE RÖPORTAJ

Türk basınında röportaj türü, başlangıçta mülakat niteliğinde gelişmiştir. Özellikle 1960’tan sonra. bir tür olarak gelişmeye başlamış ve gazetelerde bu türde önemli yazılar yayımlamıştır.
Ruşen Eşref Ünaydın, Hikmet Feridun Es, Mustafa Baydar, Falih Rıfkı Atay, Fikret Otyam, Yaşar Kemal, Mete Akyol, Mustafa Ekmekçi gibi sanatçılar basınımızda röportaj türünde başlıca eser veren gazeteci ve edebiyatçılardır.
Röportaj yazıları ile mülakatların toplumu aydınlatmak amacı, soru-cevap tekniği kullanma, bilgi ve belgelerden yararlanma, araştırmaya yönelik olma, gazete ve dergilerde yayınlanma gibi ortak noktaları vardır.

SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2 (6) – 1, 2. ÜNİTE ÖZETİ

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUNA GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*