AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 2 - 1 ve 2. Ünite Özeti
Ders Özetleri, Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Dili ve Edebiyatı

AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 2 Ders Kitabı – 1, 2. Ünite Özeti

AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 2 Testler

Açık Öğretim Lisesi AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 2 (Türk Dili ve Edebiyatı 6 Kitabı) Ders Kitabı Notları Özetiyle yeni müfredata uygun ders notlarıyla sınava hazırlanabilirsiniz…

1.ÜNİTE ROMAN

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE ROMAN (1923-1950)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yaban

Yaban, dünyadan elini eteğini çekmek isteyen bir aydın kişinin acı ve korkunç bir hakikatle karşı karşıya gelmesinin tepkilerini anlatır. Aydın kişi ile köylüler (acı ve korkunç hakikat) arasındaki düşünce ayrılığı bütün ayrıntılarıyla verilmiştir. Sağ kolumu ben onlar için kaybettim diyen Ahmet Celal, bir yandan da köylülerin geriliği, cehaleti karşısında aydınlar takımını suçlayan bir aydın kişidir.

Roman sonunda Emine’yi bırakmak zorunda kalan Ahmet Celal’in Bize gene yol göründü, demesi sembolik ve epey karamsar
bir anlam kazanıyor: Aydınlar yollarında gene yalnız yürüyecekler.   Fethi Naci, On Türk Romanı

Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin gibi Cumhuriyet’in ilk dönem yazarları topluma eğilmiştir. Yakup Kadri ve Halide Edip Anadolu’yu savaş yıllarında tanımış, Anadolu’yu eserlerinde yansıtmış; Refik Halit Karay, Aka Gündüz, Peyami Safa ise daha çok bireyin iç dünyasını esas alan eserler vermiştir.

İkinci Dünya Savaşı ve yeni siyasi dönem, yazarları yeni konulara eğilmeye yöneltmiş “Köy edebiyatı” olarak adlandırılan ve 1970’e kadar genişleyerek süren köy ve köylünün sorunlarına eğilen yazarlar yetişmiştir.
İlk romanlarını bu dönemde yayımlayan toplumcu gerçekçi yazarlar olarak Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, Faik Baysal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Abdülhak Şinasi Hisar, Halikarnas Balıkçısı sayılabilir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889-1974)
Fecriati topluluğuna katıldı. Bir yandan gazete ve dergilerde makale ve hikâyeler yazdı, öte yandan edebiyat ve felsefe öğretmenliği yaptı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’ya geçti; Sakarya’yı, Batı Cephesi’ni dolaştı. Hikâye, roman, anı, mensur şiir, deneme, makale, tiyatro, monografi türlerinde eserler verdi. Eserlerinde, Türk toplumunun Tanzimat’tan sonra geçirdiği aşamaları anlattı.
Gerçekçi küçük hikâyelerden romana geçti. Romanlarında, birbirini tamamlayan bireysel ve toplumsal yaşam zincirimizi betimledi. Romanlarındaki tiplerin çoğu, iç dünyaları zengin, kötümser, düzensizlik kurbanı, törelere, geleneklere bağlı kişilerdir. Hemen her
romanında, tarihsel olaylara bağlı insanların kişiliklerini yansıttı. “Toplum için sanat” ilkesine bağlıydı. Çözümlemeci, betimleyici, düşünce ve tezci yönleriyle dikkat çekti. Servetifünûn etkisiyle ağırlaşan dili, Millî Edebiyat akımını benimsedikten sonra sadeleşti.
Eserleri: Bir Serencam, Rahmet, Millî Savaş Hikâyeleri (hikâye); Kiralık Konak, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara (roman); Vatan Yolunda, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Zoraki Diplomat, (anı); Erenlerin Bağından, Okun Ucundan (mensur şiir)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE ROMAN (1950-1980)

1950’lerde İkinci Dünya Savaşı yıllarında yetişen köy çıkışlı, Köy Enstitülü yazarların köy ve kasaba romanlarını yayımlamaya Başladıkları görülüyor. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Tarık Buğra…

1960’tan başlayarak geçirilen siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçları, yazarların ele aldığı başlıca konulardır. Nezihe Meriç, Rıfat Ilgaz, Yusuf Atılgan…

1970-1980 yılları arasında roman yazarları sayısında artış, romanlarda ele alınan konularda çeşitlenme, toplum sorunlarına eğilişi de beraberinde getirir. Bu dönem eserlerinde köy ve köylü sorunları işlenirken, bir yandan da 27 Mayıs ve 12 Mart olayları ele alınır.
Belgelere dayanılarak yazılan tarihî romanlarla birlikte Almanya’ya göçün romanlara girdiği görülür.

Abbas Sayar, Muzaffer İzgü, Oktay Rifat, Ferit Edgü, Oğuz Atay, Ümit Kaftancıoğlu, Bekir Yıldız, Selim İleri, Vedat Türkali, Adalet Ağaoğlu, Sevgi Soysal, Pınar Kür…

Yaşar Kemal (1923–2015)
Asıl adı Kemal Sadık Göğceli’dir. Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Gökçeli (Hemite) köyünde doğdu. Son sınıfta ortaokulu bıraktı. Adana’da inşaat kontrol memurluğu, ırgat kâtipliği, öğretmen vekilliği, sünger avcılığı, pamuk tarlalarında işçilik, su bekçiliği gibi kırkı aşkın işte çalıştı. İstanbul’a gelerek gazeteciliğe başladı. Sanat yaşamına şiirle başladı. Folklor araştırmaları, fıkra, röportaj, hikâye, roman, tiyatro ve senaryo türlerinde eserler verdi. Yurt gerçeklerini yansıtan röportajları ve dergilerde yayımlanan hikâyeleriyle ünü yaygınlaştı. Romanlarının birçok yabancı dile çevrilmesiyle, ünü sınırlarımızın dışına çıktı. Eserlerinde, çoğunlukla Çukurova insanlarının yaşamlarını anlattı. Bu kişilerin yaşamlarını, türlü çelişkileri gözler önüne serdi. Halkın ortak inançlarını bir masal, efsane, destan havası içinde dile getirdi. Özgün bir dili, coşkulu bir anlatımı vardır.
Eserleri: Sarı Sıcak (hikâye); İnce Memed, Teneke, Orta Direk, Yer Demir Gök Bakır, Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf, Yılanı Öldürseler (roman)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE ROMAN (1970-1980)

1970-1980 yılları arasında eser veren romancılar, birbirinden farklı konu ve tarz benimsemişlerdir. Sanatı toplumdan soyutlamayan Abbas Sayar, ilk romanı Yılkı Atı’nda, yılkılığa bırakılmış bir atın hikâyesini anlatır. “Tutunamayanlar” romanıyla atılım yapan Oğuz Atay, bu eserinde ironik bir anlatımla küçük burjuvanın düşünce biçimi ve davranışlarını eleştirir. Ümit Kaftancıoğlu, romanlarında köylünün sorunlarını, devletin eğitim ve öğretime, öğretmenlere karşı ilgisizliğini ele alır. Bekir Yıldız, ilk romanlarında Almanya’da çalışan işçilerin sorunlarını, Almanlardaki yabancı düşmanlığını işler. Melih Cevdet, Erdal Öz, Oktay Rifat 12 Mart öncesi ve sonrası olaylara değinen yazarlar olarak dikkati çekerler. Vedat Türkali “Bir Gün Tek Başına”da 27 Mayıs 1960’tan önce devrimi hazırlayan olaylar ve toplumdaki çalkantıları verir. “Gülmecenin işlevi güldürmek değil, olaya parmak basmaktır.” görüşünü savunan
Muzaffer İzgü, eserlerinde gecekondu halkının yoksul yaşantısını, köyden kente göçü konu edinmiştir. Bilinç akışı yönteminin olgun örneklerini veren Adalet Ağaoğlu, “Ölmeye Yatmak”, “Bir Düğün Gecesi” romanlarında aydın kişilerin sorunlarını ve bunalımlarını;
“Fikrimin İnce Gülü”nde ise işçilerin sorunlarını, Almanya’ya göçü ele alır. Pınar Kür, Sevgi Soysal gibi yazarlar romanlarında kadınların karşılaştıkları sorunları ele aldılar.

Abbas Sayar (1923-1999)
Gazete satıcılığı, kitapçılık, matbaacılık ve çiftçilik yaptı. Edebiyat yaşamına şiirle başladı. Yılkı Atı romanıyla tanındı. Romanlarında başarılı çevre betimlemeleriyle Orta Anadolu gerçeklerini yansıttı. Kişileri toplumsal koşulları içinde ele aldı. Eserlerinde özentiye ve gereksiz uzatmalara, gerçeği saptıran çözümlemelere düşmedi.
Eserleri: Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak (roman); Yorganımı Sıkı Sar (hikâye); Gönül Sandalı, Sereserpe (şiir). …

DÜNYA EDEBİYATINDA ROMAN (20. YÜZYIL)

Roman, Avrupa’da sözlü edebiyattaki destan türünün geçirdiği evrimleşmenin bir ürünü olarak ortaya çıkar.

Roman türünün ilk başarılı örneği kabul edilen Don Kişot, Miguel de Cervantes (Mişel dö Servantes) tarafından 16. yüzyılın sonlarına doğru yazılmıştır. 17. yüzyılda Madame De La Fayette (Madam dö la Fayet) Klasisizm akımı etkisiyle eserler yazmıştır. İngiltere’de
Daniel Defoe (Danyel Defo) “Robenson Cruze (Robinson Kruzo)”yu, Jonathan Swift (Canıtın Svift) “Guliver’in Gezileri”ni yazmıştır.

Roman bir tür olarak karakteristik özelliklerini romantizm ve realizm akımları sayesinde 19. yüzyılda kazanır.

Stendhal (Stendal), Balzac (Balzak), Flaubert (Flober), Turgenyev (Törjenyev), Dostoyevski, Tolstoy (Tolstoy), Emile Zola (Emil Zola), Henry James (Henri Ceyms), Proust (Prost) yüzyılın önemli romancıları olarak öne çıkmıştır.

Ernest Hemingway (1899-1961)
Amerikalı yazar ve gazeteci. İlk makalelerini lise yıllarında okul gazetesinde yayınladı. On beş yaşında evden kaçarak Kızılderililerle yaşadı. Çeşitli işlerde çalıştı. Sonra Paris’e yerleşti. Burada, yaşadıklarını anlatan eserlerini yazdı. Kısa ve gösterişsiz yazı tarzıyla bilinir. “Yaşlı Adam ve Deniz” adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı.

Eserleri: Güneş de Doğar, Silahlara Veda, Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Yaşlı Adam ve Deniz, Ya Hep Ya Hiç, Klimanjaro’nun Karları…

Dil Bilgisi

1. ANLAMA DAYALI ANLATIM BOZUKLUKLARI

Gereksiz Kelime Kullanılması

Aynı kavramı veya varlığı karşılayan birden fazla kelimenin, işlevi olmayan bir kelimenin veya ekin aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna neden olur. Ayrıca bir kelimenin anlamının aynı cümlede başka bir kelime içinde bulunması da anlatım bozukluğuna
yol açar.
Örnek: • Lütfen, fikir ve düşüncelerime saygı göster.

Anlamca Çelişen Kelimelerin Kullanılması

Genellikle, “kesinlik” anlamı içeren bir kelimeyle “olasılık” anlamı içeren bir kelimenin aynı cümlede kullanılmasıyla ortaya çıkar.

Örnek: • Eminim ki bugün de gelmeyecekler galiba.

Kelimenin Yanlış Anlamda Kullanılması

Anlam veya yazım bakımından birbirine yakın olan kelimelerin, birbirlerinin yerine kullanılmasından kaynaklanır.
Örnek: Sayın seyirciler, bültenimizi çok üzgün bir haberle noktalıyoruz. (üzücü)

Kelimenin Yanlış Yerde Kullanılması

Bu anlatım bozukluğu, genellikle, zarf olarak kullanılması gereken kelimelerin sıfat olarak; sıfat olarak kullanılması gerekenlerin zarf olarak kullanılması durumunda ortaya çıkar.

Örnek: İşe gitmeyip bütün gün bomboş evde oturmuş. (İşe gitmeyip bütün gün evde bomboş oturmuş.)

Deyim ve Atasözlerinin Yanlış Kullanılması

Kalıplaşmış belli bir anlamı karşılayan deyimin başka bir anlamda kullanılması, anlatım bozukluğuna yol açar.
Örnek: Güzel notlar alınca öğretmenin gözünden düştü.( Güzel notlara alınca öğretmenin gözüne girdi.)

Anlam Belirsizliği

Tamlayanı ikinci tekil (senin) veya üçüncü tekil (onun) kişi zamiri olan tamlamalarda tamlayan düştüğünde; tamlananın ikinci tekil kişiye mi yoksa üçüncü tekil kişiye mi ait olduğunun anlaşılmamasından ya da bir cümlenin yapısından dolayı iki anlama gelecek
şekilde, oluşturulmasından kaynaklanır.
Örnek: Okuldan ayrılacağını kimse bilmiyormuş. (senin ayrılacağını mı, onun ayrılacağını mı)

Mantık ve Sıralama Yanlışlığı

Cümlede, dile getirilen durum veya olayların önem sırasına göre söylenmemesinden ya da mantık bakımından tutarsızlık bulunmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarıdır.
Örnek: Kapıda bir saniye değil, bir dakika bile beklemem.(Kapıda bir dakika değil, bir saniye bile beklemem.)

2. ÜNİTE TİYATRO

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE TİYATRO (1923-1950)

Cumhuriyet Dönemi’nde Türk tiyatrosu hem kurumsal bir yapıya kavuşmuş hem de tiyatro sanatı açısından çeşitli atılımlar yapılmıştır. Çağdaş Türk tiyatrosunun Batı tiyatrosu düzeyine getirilmesinde Muhsin Ertuğrul’un büyük katkısı olmuştur. Muhsin Ertuğrul, Darülbedayi’de (konservatuvar) Türk öğrencilerine tiyatro dersleri vermiş, yerli oyunculara öncelik tanımış, Türk yazarları  desteklemiştir. Bu dönemde Ankara’da Devlet Tiyatroları kurulmuş, bazı büyük şehirlerde şubeleri açılmış, turneler düzenlenerek tiyatro halkın ayağına götürülmüş, tiyatroya bilinçli seyirci yetiştirilmiştir. Özel tiyatrolar ise yeni tiyatro anlayışını ve akımlarını sahneledikleri oyunlarla tanıtmış, özellikle turnelerle tiyatroyu Anadolu’da onlar yaygınlaştırmıştır.

Cumhuriyet Dönemi’nde tiyatro yazarlığı da büyük bir gelişme göstermiştir. Siyasal iktidarların baskıcı tutumları, tiyatro yazarlarını yeni biçim ve dil arayışlarına yöneltmiş, dramatik veya epik türdeki oyunlarda toplumsal yaşamdan kesitler verilmiştir.

Atatürk’ün ölümüne kadar geçen sürede tiyatro, çoğunlukla Atatürk devrimlerini ve ilkelerini topluma benimsetme görevi üstlenmiştir.

Güçlü ve acımasız iş adamları, kurnaz fırsatçılar, iç güdüleri doğrultusunda hareket eden kadınlar vb. temalar işlenmiştir. “Yaşayan
Ölüler, Tersine Akan Nehir” (Cevdet Kudret), “İşsizler, Üç Kişi Arasında” (Vedat Nedim Tör), “Bir Adam Yaratmak, Tohum” (Necip Fazıl Kısakürek), “Esirler” (Sabahattin Ali) bu dönem eserlerinden bazılarıdır.

Batılılaşmanın yanlış anlaşılması, paranın bayağılığı ve insan ahlakı üstündeki olumsuz etkileri, değişen değer yargıları, ekonomik sorunlar, aile dramları vb. konular işlenmiştir. “Köşebaşı” (Ahmet Kutsi Tecer), “Büyük Şehir, Küçük Şehir, Paydos” (Cevat Fehmi Başkut), “Üç Kahraman, Gölgeler” (Ahmet Muhip Dıranas) bu dönem eserlerinden bazıdır.

Necip Fazıl Kısakürek (1904-1983)
Ağaç ve Büyük Doğu dergilerini çıkardı. Son Posta, Yeni İstanbul gibi gazetelerde fıkra yazarlığı yaptı. İlk şiirlerini Yeni Mecmua’da yayımladı. Millî Mecmua, Hayat, Varlık dergilerinde çıkan şiirlerinde, halk şiirimizin öz ve biçim yapısından yararlandı. Bunlara
Batılı, çağdaş bir özellik kazandırdı. Sonraları mistik, dinsel duyuşlarla şiirler yazdı. Heceyi ustalıkla kullandı. Sağlam bir teknikle esrarlı iç âlemini, felsefi görüşlerini, etkileyici bir güçle dile getirdi. Şiirin yanı sıra oyun, fıkra, makale, tarih, eleştiri, biyografi, monografi, hikâye türlerinde de eserler verdi.
Eserleri: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile (şiir); Birkaç Hikâye, Birkaç Tahlil (hikâye); Tohum, Bir Adam Yaratmak, Para, Reis Bey (tiyatro); Yılanlı Kuyudan, Babıâli (anı)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE TİYATRO (1950-1980)

1950-1960 yıllarında tiyatroyu geliştirme gibi bir çaba olmayınca Muhsin Ertuğrul bir bankanın desteğiyle çağdaş anlamda ilk özel tiyatroyu (Küçük Sahne Tiyatrosu) kurmuştur.

Dormen Topluluğu ve Kent Oyuncuları diye özel tiyatrolar kurulmuştur. Tiyatro ele aldığı sorunları sergilemekle kalmayıp yorumlamaya yönelmiş, yazarlar bireysel sorunları aşarak toplum sorunlarını ele almışlardır. “Ve Değirmen Dönerdi ” (Haldun Taner), “Tanrılar ve İnsanlar ” (Orhan Asena ), “Cengiz Han’ın Bisikleti” (Refik Erduran), “Biraz Gelir misiniz?” (Aziz Nesin) bu dönem eserlerinden bazılarıdır.

1960 sonrası tiyatro yaşamı ve oyun yazarlığı gelişmeye başlamış, özel tiyatroların sayıları artmış, üniversitelerde tiyatro eğitimi başlatılmıştır. Midas’ın Kulakları” (Güngör Dilmen), “Ayak Bacak Fabrikası ” (Sermet Çağan), “Mikado’nun Çöpleri, İçerdekiler”
(Melih Cevdet Anday), “Nalınlar” (Necati Cumalı), “Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” (Haldun Taner) vb. bu dönemin belli başlı oyunlarıdır.

Türk tiyatrosu, 1971-1980 döneminde (12 Mart 1971 Muhtırası) Anayasa değişiklikleriyle demokratik ortamın aldığı büyük yaralardan ciddi biçimde etkilenmiştir. Bu dönem yazarlarının daha çok evrensel anlamda oyunlara eğildiği de görülmüştür. “Yollar Tükendi” (Ülkü Köksal), “Bozkır Güzellemesi” (Nezihe Araz), “Rumuz Goncagül” (Oktay Arayıcı), “Kâtip Çıkmazı” (Dinçer Sümer) bu dönemin belli başlı oyunlarıdır.

Adalet Ağaoğlu (1929-…)
Sanat yaşamına şiirle başladı. Sahne ve radyo oyunları yazdı. Onun oyunlarında toplumun sorunlarına, güncel gelişmelere duyarlı bir yazarın yaklaşımı görülür. Psikolojik baskı altında kalan insanların aile-birey ilişkisi içinde yalın bir dil ile anlattı. Korku, ölüm, aşk, özveri, gençlik gibi temaları ele aldı. Daha sonra hikâye ve romana yöneldi.
Eserleri: Evcilik Oyunu, Çatıdaki Çatlak, Tombala, Kendini Yazan Şarkı (tiyatro); Ölmeye Yatmak, Fikrimin İnce Gülü, Bir Düğün Gecesi, Ruh Üşümesi (roman); Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim (hikâye); Geçerken, Başka Karşılaşmalar (deneme);
Göz Temizliği, Gece Hayatım (anı)…

DÜNYA EDEBİYATINDA TİYATRO

Herhangi bir olay, durum veya tasarının sahnede canlandırılması amacı ile yazılmış eserlere dramatik metin, bu metinlerin sahnede canlandırılması ile ortaya çıkan sanata da tiyatro denir. Tiyatro Eski Yunan’da “bir oyunun oynandığı yer”i karşılamaktaydı.
Tiyatro belirli bir metne dayalı olarak sahnelendiği için hem edebî bir tür hem de güzel sanatların bir dalı olarak değerlendirilir.

Birçok sanat dalı gibi tiyatro da dinî törenlerden doğmuş, zamanla bu niteliğinden sıyrılarak bir sanat hâline gelmiştir. Günümüzdeki anlamıyla çağdaş (modern) tiyatronun başlangıcı eski Yunan’da Bağ Bozumu Tanrısı Dionysos (Diyanizos) adına yapılan dinsel törenlere dayanır. Bu törenlerde keçi postuna bürünen insanlar koro hâlinde şarkılar, şiirler söyler; dans ederlerdi.
MÖ 6. yüzyılda Şair Thespis (Tespis) koronun karşısına bir oyuncu (aktör) çıkararak klasik tiyatroda diyaloğu başlatmıştır. Aiskhylos (Ayklos) ikinci oyuncuyu, Sophokles (Sofokles) de üçüncü oyuncuyu sahneye koronun karşısına çıkarmış, böylece klasik tiyatroda
koro, önemini yitirmiş ve modern tiyatronun temelleri atılmıştır.

Orta Çağ’da (10-13. yy.) Hristiyanlık, kendi inancının tiyatrosunu kurmuş akrobatlar, soytarılar yapılan şenliklerde ve sarayda halkın ilgisini çekmiştir. Profesyonel topluluklar 15-16. yy. da görülür. İtalya’da başlayan Rönesans tiyatrosu İngiltere’de önem kazanmıştır.

16. yy. sonlarında Avrupa’da düşünce, ahlak ve inanç çatışmaları yeni boyutlar kazanmıştır. İngiltere’de toplumun her kesimine seslenen Shakespeare (Şekspir); Fransa’da konularını Yunan-Roma mitolojilerinden alan Corneille (Korneyl) ve Racine (Rasin);
tiplerini halktan seçen ve modern komedinin kurucusu olan Moliere (Molyer) eserler vermiştir.

18. yy. ahlaki anlayışla orta sınıfa seslenen Avrupa tiyatrosu, Rönesans öncesinin kilise tiyatrosunu andırmaktadır.

19. yy. romantizm akımı etkili olmuş, Schiller (Şiller), Goethe (Gote) ve Wagner (Wagner) Almanya’da; Victor Hugo (Viktor Hugo) ve Alfred de Musset (Alfret dö Müse) Fransa’da; Strindberg (Sıtrınberg) İsveç’te; Ibsen (İbsen) Norveç’te; Çehov (Çehov) ve Maksim Gorki (Maksim Gorki) Rusya’da; Bernard Shaw (Bernard Şov) İrlanda’da öne çıkan isimlerdir.

Gerçekçilikten “izlenimcilik, simgecilik, gelecekçilik, doğalcılık ve dışavurumculuk” gibi modernist akımlara geçilmiştir.

William Shakespeare (1564-1616)
Komedi ve trajedi türünde, dünyanın sayılı büyük yazarlarından kabul edilir. Eserlerini nazımla ya da düzyazıyla, kimilerini de iki anlatım yolunu da kullanarak yazdı. Oyunları beşer perdeliktir. Her perde de kendi içinde sahnelere ayrılır. İnsanı, bütün duygu
ve tutkularıyla, sahnede başarıyla canlandırdı. Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear vb. kahramanlar ölümsüzleşmiştir. Ölümünden önce toplu olarak yayımlanmayan oyunlarının yazılış tarihleri, kesin olarak bilinmiyor. Soneleriyle de başarılı bir şair olduğunu
kanıtlayan yazarın, gelmiş geçmiş yazarların en büyüklerinden biri sayılmasının nedeni, eserlerinde yalnız bir tarihsel dönemin değil, insanın değişmeyen evrensel özelliklerini kavrayıp başarıyla yansıtmasıdır. Konularını genellikle tarihten, tarihsel olay ve kişilerden
alan Shakespeare’in eserlerine, toplumsal ve siyasal değişmeler en çarpıcı yanlarıyla yansımakta ve anlatım zenginliğiyle okurun karşısına çıkmaktadır.
Eserleri: Othello, Yanlışlıklar Komedyası, Hamlet, Hırçın Kız, Romeo ve Juliet, Bir Yaz Gecesi Rüyası, Venedik Taciri, Macbeth, Kral Lear (oyun)…

Dil Bilgisi

YAPIYA DAYALI ANLATIM BOZUKLUKLARI

1. Özne-Yüklem Uyumsuzluğu
Özne-yüklem uyumsuzluğu kişi bakımından, tekillik-çoğulluk bakımından ve özne eksikliği bakımından olmak üzere üç grupta incelenir.
A. Kişi Bakımından Uyumsuzluk
Özne birinci tekil, ikinci tekil veya üçüncü tekil (ben, sen, o) ise yüklem birinci çoğul kişiye göre çekimlenmelidir.
Örnek: • Ben ve Onur burayı daha önce görmüştü. (görmüştük)

B. Tekillik-Çoğulluk Bakımından Uyumsuzluk
Özne insan ve çoğul ise yüklem tekil ya da çoğul olabilir. Ancak insan dışındaki varlıkların (hayvan, bitki, kavramlar…) çoğul şekilleri özne olduğunda yüklem daima tekil olur.
Örnek: • Çocuklar “Yaşasın!” diye bağırdı.

C. Özne Eksikliği Bakımından Uyumsuzluk
Yüklemdeki eyleme göre öznenin olmaması ya da bir öznenin birden fazla yükleme bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar. Bu durum daha çok sıralı ve bağlı cümlelerde görülür.
Örnek: • Herkes onu seviyor, onu üzmüyordu. (hiç kimse)

2. Fiil ve Fiilimsilerdeki Çatı Uyuşmazlığı:

Birleşik veya sıralı cümlelerde aynı özneyi alan yüklemlerin her ikisi de etken veya her ikisi de edilgen olmalıdır; aksi takdirde çatı uyuşmazlığı olur.
Örnek: • Sorular çok dikkatli okuyarak çözülsün. (Sorular çok dikkatli okunarak çözülsün.)

3. Eklerle İlgili Yanlışlar:

Cümlede eklerin eksik ya da fazla kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
Örnek: • Çocuklarla bu yaştan ilgilenmek gerekiyor. (yaşta)

4. Öge Eksikliği: 

Aynı ögelerin farklı yüklemlere bağlanması ya da cümle içerisinde bir ögenin kullanılmaması anlatım bozukluğuna yol açar.
Örnek: • Okul inşaatı tamamlandı, önümüzdeki yıl faaliyete geçecek. (Faaliyete geçecek olan ne? Cevap yok)

A. Nesne Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde ortak kullanılan nesnenin cümlelerden birine uymamasıdır.

Örnek: • Dışarıda eğlence başladı ama biz izleyemeyeceğiz. (eğlenceyi)

B. Dolaylı Tümleç Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde ortak kullanılan dolaylı tümleç, cümlelerden birine uymaz. Bu durumda cümlelerden birine dolaylı tümleç eklenmelidir.
Örnek: • Gençleri seviyor ve güveniyoruz. (onlara)

C. Zarf (Edat) Tümleci Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde ortak kullanılan zarf tümleci olacak ifadelerin eklenmesi gereklidir.
Örnek: • Bir daha seni görmek ve karşılaşmak istemiyor. (seninle)

Ç. Yüklem Eksikliği: Sıralı ve bağlı cümlelerde iki cümlenin bir yükleme bağlanması sonucu anlatım bozukluğu meydana gelir. Yüklem eksikliği, bazen ikinci bir eylemin kullanılmaması ya da ek eylemin ortak kullanılması ile oluşur.
Örnek: • Salonumuz küçük, mutfağımız da aydınlık değildi.

5. Tamlama Yanlışları:

Çoğunlukla isim ve sıfatların aynı tamlanana bağlanması sonucu oluşan bir anlatım bozukluğudur.
Örnek: Özel ve kamu kuruluşlarına dilekçe verdi. (özel kuruluşa ve kamu kuruluşuna)

6. Bağlaç Yanlışları:

Bağlaçlardan bazıları olumlu ve olumsuz yargıları birbirine bağlar. Bu duruma uymayan kullanımlarda anlatım bozukluğu meydana gelir.
Örnek: Temiz havada dolaşmayı çok seviyor ancak bol bol yürüyor. (“Ancak” bağlacı yanlış kullanılmıştır.)

AÖL SEÇMELİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 2 (6) – 3,4. ÜNİTE ÖZETİ

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUNA GELDİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir