AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 1 (5) Ders Özeti

Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 1 Testler

1.ÜNİTE GİRİŞ

TOPLUM HAYATI

Edebiyatçı, toplumdan ve toplum hayatını etkileyen olaylardan bağımsız yaşayamaz. Bu nedenle eserlerinde bir şekilde toplum hayatından izler bulmak mümkündür. Halkı anlayan, onların duygu ve düşüncelerini yansıtan edebiyatçı, toplum tarafından kabul görür ve o edebiyatçının eserleri kalıcı olur. Hayattan kopmuş bir edebiyatçının edebiyatçı olması ve bu alanda topluma yararlı eserler vermesi mümkün değildir.

Türk edebiyatının tarihsel süreci içerisinde görülen değişme ve gelişmelere bakıldığında, edebiyatın toplumsal hayatı belirlemede önemli bir role sahip olduğu görülmektedir. Fuzulî, her ne kadar ilahi konularda yazmış olsa da kimi eserlerinde sosyal konulara değinmekten kendini alamamıştır. Buna en iyi örnek, kendisine bağlanan maaşı alamamaktan ötürü yazdığı ünlü “Şikâyetname”sidir. Aynı yüzyıllarda yaşayan Bağdatlı Ruhî de döneminde sosyal meselelerine eserlerinde yer verir.

Lale devri olarak adlandırılan dönemin ünlü şairlerinden Nedîm, yaşadığı devrin kompozisyonunu en çıplak ve edebî değer taşıyacak bir biçimde çizer. Tanzimat Edebiyatı Dönemi yazarları, romancıları ve tiyatrocuları daima toplumun yaralarına neşter vuran eserleri kaleme alırlar.

Yakup Kadri, Kiralık Konak’ta bir ailenin yok oluşu etrafında ülkede yaşanan sosyal ve siyasal değişiklikleri aktarmıştır. Anadolu 1920’den sonra “temizliğin, samimiyetin ve bozulmamışlığın” sembolü olarak kullanılır. Sodom ve Gomore ile Sözde Kızlar’da Anadolu, İstanbul’un bozulan ortamıyla kıyaslandığında yaşanabilecek saf ve temiz vatandır.

EDEBİYATIN TOPLUMLA İLİŞKİSİ

Yazının kullanılmadığı dönemlerde, ilk insanlar mağara duvarlarına çizdikleri resimlerle birbirlerine haber veriyor veya yaptıkları işleri anlatıyorlardı. Edebiyat ilhamını toplumdan alır ve yine topluma aktarır. Bir toplumun ruhu ne kadar
özgür, yaşadığı çevre güzel ve tabii olursa, aynı zamanda sanat da bu ortamdan esinlenirse o toplumun yarattığı edebiyat da bir o kadar millî olur.

Aliexpress WW

EDEBİYAT AKIMI

Edebiyat Akımı/Edebî Akım: Belli bir sanatkâr grubunun belli bir dönemde, müşterek dünya görüşü, estetik, sanat ve edebiyat anlayışı çerçevesinde oluşturdukları edebiyat hareketi; bu anlayış ve hareket çevresinde kaleme alınan edebî eserlerin oluşturduğu bütündür.

Edebî akımlar, edebiyat biliminin alt birimlerini teşkil eden edebiyat teorisi, edebiyat tenkidi ve edebiyat tarihi ile iç içedirler. Zira edebiyat akımları, öncelikle edebiyatın mahiyeti ile ilgili birtakım soyut düşünce ve kanaatlerin ortak adıdırlar. İkinci olarak, bu düşünce ve kanaatler, herhangi bir eserin değerlendirilmesinde tenkidi bir ölçü olarak kullanılabilir.

Aslında her edebiyat akımı, genel bir estetik ve sanat görüşü veya hareketinin bir parçası; daha doğrusu edebiyat sanatını ilgilendiren yönüdür.

Edebiyat akımlarının teşekkül ettiği zeminde, çeşitli sosyal, siyasî, ekonomik, kültürel hâdiseler ve bu hâdiseler ortamında teşekkül eden felsefi, kültürel, estetik perspektifler vardır.

Her edebî akım, kendinden öncekine göre yeni bir kültürel, felsefî ve estetik perspektife sahiptir. Ancak bunu, geleneğin büsbütün reddi olarak görmemek gerekir. Unutulmamalıdır ki, her yeni edebî akım, geleneğin yeni değerlerle zenginleştirilmesine hizmet eder.

Edebî akımların başlangıç ve bitiş tarihleri üzerinde (gün, ay, yıl belirterek) kesin olarak konuşmak zor; hatta imkânsızdır.

BATI EDEBİYATI AKIMLARI VE SANATÇILARI

AKIMLARÖzellikleri
HÜMANİZM• İnsanları dil, din, ırk farkı gözetmeden kardeş sayan bir anlayıştır.
• İnsanları sevmek, onların hak ve hürriyetlerini korumaya çalışmak esastır.
• Antik Yunan ve Latin sanat edebiyatı örnek alınmıştır.
• Dante, Montaigne, Boccacio, Petrarca önemli temsilcileridir
KLASİSİZM• Akıl ve sağduyuya dayanır.
• Ahlaki bir amaç güden klasikler, erdemli ve ahlaklı olmayı önemsemişlerdir.
• “Eser; millî dille yazılmalı ancak seçkin ve soylu kimselerin dili esas alınmalıdır.”
görüşünü savunmuşlardır.
• Yazarlar, eserlerinde kendi kişiliklerini gizlemişlerdir.
• La Fontaine, Cornaille, Moliere, Descartes; Şinasi, Ahmet Vefik Paşa önemli temsilcileridir.
ROMANTİZM• Eserlerinde toplumsal sorunlar, günlük yaşam, millî tarih, halk masalları gibi konuları işlemişlerdir.
• “Sanat, toplum içindir.” ilkesini benimsemişlerdir.
• Hayal ve duyguya önem verdiler, eserlerinde kişiliklerini gizlememişlerdir.
• En çok “aşk, ölüm, tabiat” konularını işlemişlerdir.
• Dilde ve anlatım biçimlerinde oldukça serbest davrandıkları için dilleri savruk ve kuralsızdır.
• Victor Hugo, Schiller, Alexandre Dumas, Puşkin; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan önemli temsilcileridir.
REALİZM
• Gözleme ve çevre betimlemelerine önem verdiler.
• “Sanat, sanat içindir.” ilkesini benimsediler.
• Eserin güzel olmasına değil, bilimsel olmasına dikkat etmişler; hiçbir tezi savunmamışlardır.
• Üslubun sağlam, açık, anlaşılır, söz sanatlarından uzak olmasına dikkat etmişlerdir.
• Eserlere kişiliklerini katmayıp gerçekleri olduğu gibi anlatmışlardır.
• Balzac, Stendhal, Dostoyevski, Tolstoy, Jack London; Samipaşazade Sezai,
Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay önemli temsilcileridir.
NATÜRALİZM
• Realizmin ileri bir aşaması olarak değerlendirilir.
• Fen bilimlerinde uygulanan determinizmi edebiyata uygulamaya çalışmışlardır.
• Toplumu büyük bir laboratuvar; insan deneme ve inceleme konusu; sanatçıyı da bilgin olarak görmüşlerdir.
• Natüralistler, olayın anlatımında tamamen nesnel davranıp kişiliklerini eser katmamışlardır.
• Eserlerinde daha çok doğal ve yalın bir dil kullanmışlardır.
• Emile Zola, Goncourt Kardeşler, John Steinbeck, Henrik İbsen; Nâbizâde Nazım, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Selahattin Enis önemli temsilcileridir.
PARNASİZM
• Şiirde gerçekçilik olarak adlandırılan parnasizm ve realizmin şiirdeki devamıdır.

 

• Parnasyenler, şiirin objektif ve bilimsel olmasını savunmuşlardır.
• Şiirin şekli üzerinde titizlikle durmuşlar; şeklin kusursuz, eksiksiz olmasını ileri sürmüşlerdir.
• Şiiri bir kuyumcu titizliğiyle işlemişlerdir.
• Dilin açık, anlaşılır ve yalın olmasına dikkat etmişlerdir.
• Toplum sorunlarından uzak durmuşlardır.
• Theophile Gautier, Theedore Banville, François Coppee; Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Cenap Şehabettin önemli temsilcileridir.

SEMBOLİZM
• Eşyayı değil, eşyanın kişide bıraktığı etkiyi dile getirmek istemişlerdir.
• Şiire en büyük katkı müzikten gelmelidir, görüşünü savunmuşlardır.
• Klasik nazım şekilleri yerine serbest müstezat, sone, terza-rima nazım şekillerini kullanmışlardır.
• Ruhla beden; görülen dünya ile görünmeyen dünya arasında bir denge, bir birlik, bir uyum ve kaynaşma olduğuna inanmışlardır.
• Varlıkların renkli, ışıklı güzelliklerini akşam renklerini, şafaktaki pembeliği ele almışlardır.
• Paul Verlaine, Stephane Mallerme, Paul Valery, Arthur Rimbaud; Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim önemli temsilcileridir.
EMPRESYONİZM
• Sanatta dış etkilerin içe yansımasını, içte izler bırakmasını veya bu izlere dayanarak sanat eseri meydana getirilmesini savunmuşlardır.
• Tabiatı gerçekte olduğu gibi, bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil, ondan edinilen izlenimler ölçüsünde ve niteliğinde anlatmayı amaç edinmişlerdir.
• Dış dünyaya karşı ilgisiz kalmayıp iç dünyalarını dile getirmişlerdir.
• Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, R. Marie Rilke; Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas önemli temsilcileridir.
DADAİZM
• Dadaistler devamlı şüphe içinde olup hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanmamışlardır.
• Sanatta dil, şekil, kafiye uyumuna hiç önem vermemişler, şiirin bu uyumlardan uzaklaştıkça değer kazanacağını savunmuşlardır.
• Gülünçlüğü, kabalığı ve bayağılığı ön plana çıkarmışlardır.
• Tristan Tzara, Louis Aragon, Paul Eleuard önemli temsilcileridir.
EKSPRESYONİZM
• İnsanın iç dünyasından doğan duyguları anlatmaya önem veren bir akımdır.
• Sanayi inkılabının anlamsızlaştırdığı hayata karşı ruhun isyanı niteliğindedir.• Franz Kafka, T. S. Eliot, James Joyce, O’Neil önemli temsilcileridir.
KÜBİZM
• Nesnelerin sadece görünen yanlarını değil, görünmeyen yanlarını da anlatmaya, göstermeye çalıştılar.
• Kübizm, şiirde şekil bakımından her türlü yenilikten yanadır.
• Dizeler düzenli değildir.
• Noktalama işaretlerini kullanmışlardır.
• Guillame, Apolinaire, Max Jacop önemli temsilcileridir.
SÜRREALİZM
• Aklın kontrolünden kaçan şuur akışını, tesadüfe bağlı ruh durumlarını, düzensiz hayalleri, rüyaları sanata aktarmayı amaçlayan bir edebiyat akımıdır.
• Bilinçaltı, sanatın gerçek kaynağıdır.
• Sürrealistler, noktalama işaretlerini kullanmışlardır.
• Andre Breton, Paul Eluard, Louis Aragon; Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, İlhan Berk Cemal Süreya önemli temsilcileridir.
FÜTÜRİZM
• Geçmişi ve alışkanlıkları terk ederek bugünün ve yarının dinamik, hareketli hayatını yeni bir üslupla anlatmayı amaçlamışlardır.
• Şiirde ölçü ve kafiye kullanmamışlardır.
• Basit cümleler, sade kelimeler kullanmışlardır.
• Dil bilgisi kurallarını dışlamışlardır.
• F. T. Marinetti, Mayakovski, Nazım Hikmet önemli temsilcileridir
EGZİSTANSİYALİZM
• Varlığı düşünceden çıkarmak zıtlığa düşmektir çünkü düşünce varoluştan sonra gelir. Yani insanın önce var olduğunu daha sonra kendisini tanımlayıp, özünü oluşturduğunu dile getirmişlerdir.
• İnsanın kendi varlığını sorgulanmasını amaçlar, “Ben kimim?” sorusuna cevap arar.
• Bu akıma göre sanatçılar çağından sorumludur, toplumsal sorunlar karşısında duyarlı olmalıdırlar.
• Jean Paul Sartre, Albert Camus, Andre Gide, Yusuf Atılgan, Nezihe Meriç, Bilge Karasu önemli temsilcileridir.

Türk Edebiyatı Akımları ve Sanatçıları

Akımlar Özellikleri
Türkibasit• Türkibasit (Basit Türkçe) adı verilen bu akımın ilk örnekleri 16. yüzyıl ozanlarından Aydınlı Visali, Tatavlalı Mahremi ile Edirneli Nazmi tarafından verilmiştir.
• Divan şiirinde görülen bu akım dilde Türkçe kelimeler kullanmayı biçim ve özde yenileşmeyi amaçlamıştır.
• Atasözleri ve deyimlerin kullanılmasına önem verilmiştir.
• Halk tabirleri ve mahallî söyleyişler şiire girmiştir.
Mahallileşme• Biçimde yerlilik, dilde, söyleyişte yabancı kelimelerden kaçınmak, Türkçeye yönelmek bu akımın ana ilkeleridir.
• Halk edebiyatındaki âşık tarzı söyleyişle divan tarzı söyleyişin birleşmesiyle oluşan bir akımdır.
• Atasözleri ve deyimlerin kullanılmasına ağırlık verilmiştir.
• Necati, Nedim, Enderunlu Vasıf önemli temsilcileridir.
Sebkihindi Akımı• Şiirde anlamı derinleştirmiş ve kapalı hâle getirmişler; açık söyleyişi terk etmişlerdir.
• Hiç bilinmeyen mazmunlar kullanarak geniş bir hayal gücüyle eserlerini vermişlerdir.
• Fazla sözden kaçınmışlar, özlü bir anlatım kullanmışlardır.
• Tabiat ve sosyal hayattan çok tasavvufa yer vermişlerdir.
• Şeyh Galip, Neşati, Naili önemli temsilcileridir.
Garip Akımı• Şiirde her türlü kurala ve önceden belirlenmiş kalıplara karşı çıkmışlar, kuralsızlığı kural edinmişlerdir.
• Halk deyişlerinden yararlanmışlar, halkın dilini kullanmışlardır.
• Yapmacıksız bir söyleyişle günlük yaşamın içinden, halktan insanları anlatmışlar.
• Ölçüyü, uyağı ve dörtlüğü önemsemeden serbestçe şiirler yazmışlar.
• Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat Horozcu önemli temsilcileridir
II. Yeni• İmge ve söz sanatlarına önem verilmiş; anlatımda kapalılık tercih edilmiştir.
• Eşya ve insanı aşırı bir soyutlama ile anlatmayı amaç edinmişlerdir.
• Dadaizm, sürrealizm ve varoluşçuluk akımlarından etkilenmişlerdir.
• Şiirde ahengi; ölçü ve uyakla değil, musiki ve anlatım zenginliği ile sağlanmışlardır.• Cemal Süreya, İlhan Berk, Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut Uyar önemli temsilcileridir

YAZMA

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Serbest Metin Yazma

Serbest metin yazma çalışmasında, farklı türlerde yazma çalışmaları yapılabilir. Bu tür çalışmalarda öncelikle yazılacak metnin türüne göre konu, tema, ana düşünce, amaç ve hedef kitle belirlenir. Yazma konusuyla ilgili yapılacak olan hazırlık; okuma ve araştırma kapsamında olmalıdır. Yazıda kullanılacak bilgi, gözlem, düşünce, duygu, izlenim ve deneyimlerle ilgili notlar çıkarılır; görsel, işitsel dokümanlar temin edilir.

Yazılacak metin planlanır. Metin türüne özgü yapı özelliklerine dikkat edilerek planlama yapılmalıdır. Düşünce yazıları giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine; olay anlatan yazılar ise serim, düğüm, çözüm aşamalarına ve olay örgüsüne uyun olarak planlanır ve bu plana uygun olarak yazılır.

Metin; daha önceden belirlenen türe özgü dil ve anlatım özelliklerine uygun yazılır. Metnin türüne göre terim, kavram, deyim, atasözü, ağız özellikleri kullanır. Yazılan metin bir şiir ise ahenk unsurlarına, imge ve söz sanatlarına yer verilir.

Yazılan metin aşağıdaki ölçütlere göre gözden geçirilir.
• Dil bilgisi, yazım ve noktalama

• Açıklık, duruluk, akıcılık, yalınlık ve kelime tercihleri
• Birim, paragraf, bölüm
• Olay örgüsü/kurgusu
• Başlık
• Anlam bağlantıları,
• Tutarlılık, denge ve akış
• Metnin içeriği ve üslubu/anlatımı
• Yazının okunaklılığı ve sayfa düzeni

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Sunum Hazırlama

Sunumda, içerik hazırlama önemlidir. İlgi çekici bilgiler, dinleyici kitlesi gözetilerek seçilip düzenlenmelidir. Sunum akışı iyi planlanmalıdır. Giriş kısmında sunum amacı, sunum akışı olmalıdır. Gelişme kısmında; belirlenen problem ve konuya dair yer almalıdır.

Etkili slaytların sırrı basitlik, az yazı, çok görsel kullanımı ve slaytlar arasındaki görsel uyumdan geçer. Bu sebeple slaytlarınızın her birinde aynı fontu, benzer renkleri ve benzer büyüklükte yazı karakterlerini kullanınız.

Başlıklardaki yazı karakterlerinin büyüklüğü en fazla 32 punto olmalıdır. Başlıklar açık ve net olmalı ve tek bir satırı geçmemelidir (tercihen en fazla 5 kelimeden oluşmalıdır). Bir slaytta en fazla 60 kelime yer almalıdır. Görsel içermeyen slaytlarda en fazla 6 adet madde kullanılmalıdır. Slayt içerikleri iki yana yaslanmamalı, sola yaslı olarak kullanılmalıdır. Metin kutuları, sağ ve sol kenarlara fazla yaklaşmayacak şekilde düzenlenmelidir.

2. ÜNİTE  HİKÂYE

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1923-1940)

Cumhuriyetin ilk yıllarında Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin hikâye yazmışlardır. Reşat Nuri Güntekin; Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler adlı hikâyelerini Cumhuriyet Dönemi’nde yayımlanmıştır.

1923-1940 arası hikâye yazarları gözleme dayalı gerçekçiliğe önem vermişler, hikâye türünün toplum üzerinde bir işlevi olması gerektiğini düşünmüşlerdir. Bir yandan olay hikâyesi yöntemi gelişirken diğer yandan Sait Faik’le başlayan “serim, düğüm ve çözüm” bölümü olmayan durum hikâyelerinin yaygınlaşmaya başlaması hikâye yazma yönteminde yapılan değişiklikte ilk adımlar olarak önem taşır.

Kenan Hulusi Koray, Nahit Sırrı Örik, Ercüment Ekrem Talu gibi yazarlar bu dönemde hikâye türünde eserler vermiştir.

Sait Faik Abasıyanık (1906-1954)
Edebiyatımızda durum hikâyesinin (Çehov tarzı) temsilcilerindendir. Sait Faik’in hikâyeleri; ele aldığı konulara göre insan ve toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta toplanabilir. İnsan ve toplum konulu hikâyelerinde, genel olarak, toplumun herhangi bir olaya ya da insana karşı gösterdiği tepki, sınıf ayrılıklarının ortaya çıkardığı sakıncalar, işveren-işçi ilişkileri, toplumun düşkünlere karşı ilgisizliği, zenginlik-yoksulluk gibi içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dile getirmiştir. İnsan ve doğa konulu hikâyelerinde insanın doğayla mücadelesi ve doğaya verdiği zarar üzerinde durmuştur. Psikolojik konulu hikâyelerinde de dostluk, insan sevgisi başta olmak üzere aşk, özlem, yalnızlık gibi konuları
işlemiştir.
Eserleri: Semaver, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Havada Bulut, Mahalle Kahvesi, Havuz Başı (hikâye); Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor (roman)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960)

1940-1960 döneminde hikâye türünde farklı eğilimler görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan ve modernist hikâyeler yazılmıştır.
Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Sâmiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Hisar gibi bazı sanatçılar bireyin iç dünyasını (psikolojisini, ruhsal durumunu) anlatmayı amaçlamış bu doğrultuda önemli eserler vermişlerdir.

Cumhuriyet’in ilanından sonra sosyo-ekonomik alandaki toplumun tüm kesimleri etkilenmiştir. Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali, Sadri Ertem gibi sanatçılar toplumcu gerçekçi bir anlayışla hikâye yazmışlardır. 1930’lu yıllardan itibaren köylüden, işçiden, dar gelirliden söz etmeye başlayan sanatçılar; ilk kez işçilerin, Anadolu köyünü ve köylü sorunlarını, büyük şehirlere göçün ortaya çıkardığı problemleri edebiyata taşımışlardır.

İnsanı karmaşık bir varlık olarak sunan yazarlar, bireysellik ve bireyin kozmik yalnızlığını anlatmıştır. Bireysel ve toplumsal huzursuzluk geniş biçimde işlenmiş, insanın geleneklere isyanı ve toplumdan kaçışı ele alınmıştır. Sait Faik Abasıyanık, Adalet Ağaoğlu, Haldun Taner, Yusuf Atılgan, Rasim Özdenören, Füruzan, Bilge Karasu, Oğuz Atay, Nezihe Meriç gibi sanatçılar modernist tarzda hikâyeler yazmışlardır.

Haldun Taner (1915-1986)
İç ve dış gözlemi güçlü, zengin bir kültürle yüklü konularını yergileme ve güldürme yanlarından etkileyici bir güçle işleyen edebî kişiliğe sahiptir. Hikâye ve oyunlarında bugünün toplumsal sorunlarına yönelmiş; toplumun, çevremizin tiplerinin kalıbına girerek, onları kendi ağızları ve düşünüş tarzlarıyla konuşturmuştur. Yapma bir edebiyatçılıktan kaçınıldığı kadar kuru bir makale üslubundan da o kadar kaçınmıştır. Düşüncelerden olay değil, olaylardan düşünce çıkardı. Canlı, neşeli, nükteli, meddah konuşmalarına kaçan, işlediği tipleri şiveleriyle ele alan bir üslup yapısı vardır.
Eserleri: Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var, Konçinalar (hikâye); Ve Değirmen Dönerdi, Fazilet Eczanesi, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Kocanın Kurnaz Karısı (tiyatro); Hak Dostum Diye Başlayım Söze (söyleşiler); Ölür ise Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (portre); Düşsem Yollara Yollara (gezi yazısı)…

Dil Bilgisi
CÜMLENİN ÖGELERİ

Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan kelime ya da söz öbeklerine cümle denir. Cümle temel ve yardımcı ögelerden oluşur.
1. Cümlenin Temel Ögeleri: Cümlenin temel ögeleri yüklem ve öznedir.
A. Yüklem: Cümlede kip ve zaman bildirerek yargıyı ortaya koyan temel unsura yüklem denir. Bir cümlede yüklemi bulabilmek için yargıyı tamamlayan kelime ya da kelime grubu bulunmalıdır.

Örnek: Hafta sonu şiir dinletisine gideceğiz.
yüklem

Uyarı: Her kelime ya da kelime gurubu yüklem olabilir.

• Dağ yolculuğumuz şimdi başlayacak. (fiil)
• En sevdiği oyun saklambaçtı. (isim)
• Bizim sınıfın en iyi öğrencisi sensin. (zamir)
• Bugünlerde biraz rahatsız gibiydi. (edat)
• Onları büyüleyen manzara, yemyeşil kırlardı. (sıfat tamlaması)
• Şarkı söyleyen kız, sınıf arkadaşımdı. (isim tamlaması)
• Gençlerin gözleri ışıl ışıldı. (ikileme)
• Örnek davranışlarıyla gözümüze girmişti. (deyim)
• Öğrenmenin bir yolu da dinlemektir. (fiilimsi)
Uyarı: Yüklem genellikle cümlenin sonunda bulunur. Günlük konuşmalarda, atasözlerinde ve şiirlerde yüklemin yeri değişebilir.
• Çabuk buraya gel sen!
• Sakla samanı gelir zamanı.
• Geçti, istemem gelmeni
• Yokluğunda buldum seni

B. Özne: Cümlede yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da oluş içinde bulunan ögeye özne denir. Cümlede özneyi bulmak için yükleme “kim, ne” soruları sorulur. 

Örnek: Öğrenciler teneffüste top oynuyordu.
özne
Top oynayan kim? (öğrenciler)

1. Gerçek özne: Yüklemin bildirdiği işi, hareketi bizzat kendisi yapan özneye gerçek özne denir.

Örnek: Olay yerine polisler anında geldi.
özne (gerçek-açık)
Kim geldi? (polisler)

2. Sözde özne: Yüklemi edilgen çatılı cümlelerde özne görevini üstlenen nesneye sözde özne denir.

Örnek: Yeni alınan ev, köşe bucak temizlendi

“Temizlenen ne?” sorusunun cevabı “yeni alınan ev” kelime grubudur. “Yeni alınan ev” cümlede işi yapan değil aslında yapılan işten etkilenen ögedir. Ancak yükleme sorulan soruya cevap verdiği için özne olarak alınır.

3. Ortak özne: Birden çok yüklemin bağlandığı özneye ortak özne denir. Ortak özne, sıralı ve bağlı cümlelerde bulunur.

Örnek: “Mustafa; olayı duymuş, hemen yola çıkmıştı.”

Bu sıralı cümlede iki yüklem (duymuş, yola çıkmış) vardır. Bu yüklemlerin öznesi (Mustafa) ise ortaktır.

YAZMA

Hikâye Yazma
Yazılacak hikâyenin türüne göre (olay hikâyesi, durum hikâyesi; bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan ve modernist hikâye) konu, tema, ana düşünce, amaç ve hedef kitle belirlenir. Yazma konusuyla ilgili hazırlık yapılır. Konu sınırlandırılır çünkü yazma aşamasına geçmeden yazının hangi konu ve tema etrafında gelişeceğine karar verilmelidir.

Hikâye metni planlanır. Planlama yapılırken olay, kişi, yer, mekân ve zaman gibi unsurlara yer verilir. Paragraflara, bölümlemelere, serim, düğüm, çözüm aşamalarına ve olay örgüsüne dikkat edilir. Olay örgüsü ve çatışmalar belirlenir.

Anlatıcı ve bakış açısı belirlenir. Anlatım biçimleri (öyküleyici ve betimleyici), anlatım teknikleri (gösterme, tahkiye etme, geriye dönüş, diyalog, iç konuşma, iç çözümleme, bilinç akışı, pastiş, ironi vb.) ve düşünceyi geliştirme yollarından (benzetme, karşılaştırma, tanımlama, örnekleme vb.) yararlanılır.

Plan doğrultusunda hikâyenin taslak metni oluşturulur. Anlatımda bulunması gereken özelliklere (açıklık, akıcılık, duruluk ve yalınlık vb.) dikkat edilir.

Yazılan metin tutarlılık, dil bilgisi, yazım ve noktalama; açıklık, duruluk, akıcılık, yalınlık ve kelime tercihleri; okunaklılık ve sayfa düzeni bakımından gözden geçirilir.

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma

Hikaye; not alarak dinleme, empati kurarak dinleme, seçici dinleme, eleştirel dinleme vb. teknikler kullanılarak dinlenebilir.

Hikâyedeki açık ve örtük iletiler belirlenir. Dinlenilen bir hikâye içerik yönünden incelenir. Yazarın olaya bakış açısı, okuyucu yönlendirip yönlendirmediği metinden örnekler verilerek değerlendirilir. Hikâyenin olay örgüsü/kurgusu belirlenerek
olaylar arasındaki ilişki açıklanır. Hikâyenin başlığı ile içeriği arasındaki uyuma dikkat edilir. Tutarlılık açısından yani paragraflar arasındaki bağlantı irdelenir.

3. ÜNİTE ŞİİR

TANZİMAT DÖNEMİ’NDE ŞİİR

Tanzimat Dönemi’nde şiir konularında değişiklik olmuş ancak teknik bakımdan divan şiirinden çok ayrılamamıştır. Aruz ölçüsü kullanılmıştır. Hem biçim hem konu bakımından eski şiirden uzaklaşmaya çalışmışlar ancak bunda başarı sağlayamamışlardır. Yeni nazım biçimlerinin yanında divan şiiri nazım biçimleri (gazel, terkibibent, kıta) de kullanılmıştır.
Şairler; dili yalınlaştırmaya çalışmış, konuşma dili ve anlatımına yönelmişlerdir. Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ancak başarılı olunamamıştır. Tanzimat şiirinde söyleyişten çok fikirler ve yeni konular önem kazanmıştır.

• Tanzimat şiiri iki dönemde incelenir.
• Aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü ise deneme aşamasında kalmıştır.
• Tanzimat şiirinin I. döneminde “gazel, kaside, terkibibent” gibi nazım biçimleri, II. dönemde Fransız şiirinin etkisiyle yeni biçimler kullanılmıştır.

• Tanzimat şiirinin I. döneminde siyasal ve toplumsal sorunlar, II. dönemde bireysel ve duygusal konular işlenmiştir.
• Tanzimat şiirinin I. döneminde dil biraz sade, II. dönemdeki dil daha ağırdır.
• Tanzimat şiirinin I. dönem şiiri dışa (toplumsal konular), II. dönem şiiri içe dönüktür (bireysel konular). Tanzimat I. dönem şairleri kanun, düzen, adalet, özgürlük, esaret, millet, vatan, bayrak gibi temaları; II. dönem şairleri ise şiirin konusunu genişleterek bireysel konuları işlemişlerdir.
• Tanzimat I. dönem şairleri divan şiirini eleştirerek yıkmaya çalışmışlar, II. dönem şairleri ise divan şairleri gibi şiir estetiğine önem vermişlerdir.
• Tanzimat I. dönem şairleri olarak Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’yı; II. dönem şairleri olarak da Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit gibi sanatçıları sayabiliriz.

Namık Kemal (1840-1888)
İlk şiirleri genellikle gazel ve nazire şeklindedir. Bir divan oluşturabilecek kadar gazel yazan Namık Kemal’in ilk gazellerinde tasavvufun etkisi görülür. Şairin karakteristik şiir anlayışı 1862’de Şinasi’yi tanımasından sonra şekillenmiştir. Namık Kemal; Türk şiirine vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hamiyet, hak, hukuk, adalet gibi birtakım yeni kavramları getirmiştir. “Vaveylâ, Hürriyet Kasidesi, Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî” meşhur şiirlerindendir.
Namık Kemal hem hece ölçüsü hem aruz ölçüsü kullanmakla beraber şiirlerini daha çok aruz ölçüsü ile kaleme almıştır. “Vaveylâ” ve “Hilâl-i Osmanî” hem biçimsel açıdan hem de muhteva açısından “yeni” şiirlerinin iki önemli örneğidir. “Hürriyet Kasidesi”, biçimsel açıdan eski, muhteva açısından “yeni” şiirlerinin ilk önemli örneğidir.
Eserleri: “Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Zavallı Çocuk, Akif Bey (tiyatro), İntibah, Cezmi (roman), Tahrib-i Harâbât, Takip (eleştiri)…

SERVETİFÜNUN DÖNEMİ’NDE ŞİİR

1896 yılında Recaizade Mahmut Ekrem’in teşvikiyle Tevfik Fikret’in Servet-i Fünun dergisinin başına geçmesi, önceleri bilim teknik alanında yazılar çıkan bu derginin bir edebiyat dergisine dönüşmesi Servetifünun Dönemi’ni başlatmıştır.

• 1901 yılına kadar aralıksız devam eden Servet-i Fünun dergisi, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” makalesi üzerine kapatılmıştır.
• Servetifünun şiirinin en belirgin özelliği dilidir. Bu dönemde ağır, sanatlı ve kapalı bir dil tercih edilmiş, estetik anlayışlarına uygun ve müzikalite yönünden ahenkli kelimeler, tamlamalar kullanılmıştır.
• Fransız şiirinin etkisiyle yeni imgelere yer verilmiş, bunun için o güne kadar kullanılmamış kelimeler, yeni üretilen tamlamalar tercih edilmiştir.
• Servetifünun şiirinin temelini hayal-hakikat çatışması oluşturur. Şairler, hayali gerçeğe tercih ederler; gerçeklerden kaçıp hayallere sığınırlar. Bu da sanatçıların gerçek hayatın dışına çıkmalarına, bir hayal dünyası içinde gerçeklerden kopmalarına yol açar. İçe kapanık, toplumdan soyutlanmış bir şiir atmosferi ortaya çıkar.
• Konular çoğu zaman, romantik bir atmosfer içinde ele alınmıştır; küçük şeyler ve eşya üzerine şiir yazma modası, onları büyük ve önemli konularda eser vermekten uzaklaştırmıştır. Genel olarak, platonik aşk, aile mutluluğu, doğa sevgisi, yaşanılan hayatın kirliliği, karamsarlık, hayal kırıklıkları, merhamet, hüzün, toplumdan ve gerçeklerden kaçış vb. temalar işlenmekle birlikte şiirin konusu genişletilmiş; en basit günlük olay, gözlem ve duygular bile şiir malzemesi olarak kullanılmıştır.
• Eski şiirde anlam bir dize veya beyit içinde tamamlanırdı. Servetifünun Dönemi’nde ise şiir cümlesi bir dizeden başlayıp daha sonraki dizelere, hatta şiirin bütününe yayılmış (anjanbuman), nazım; nesre ve konuşma diline yaklaştırılmış, bunun sonucunda şiirle düzyazı arasında bir tür olan mensur şiir doğmuştur.

• Şiirde ahenge çok önem verilmiş, ses ögesi öne çıkarılmış, yakın seslere sahip kelimeler kullanılarak aliterasyondan yararlanılmıştır. Böylece içerik ve biçimi ses uyumuyla kaynaştırmak amaçlanmıştır.
• Şiirde tasvirlere geniş yer verilmiş, gözleme dayalı gerçekçi ya da tabloya dayalı doğa manzarası biçiminde şiirler yazılmıştır. Tablo altına yazılan bu şiirlere pitoresk (resimsi) şiir denir.
• Divan şiirinde aruzun tek kalıbıyla yazılan müstezat nazım biçimi, serbest müstezata çevrilmiş; ölçü, ritim, ses, kafiye ve diğer ahenk ögeleri önemsenmiş, şiirin iç yapısını oluşturan unsurlar ihmal edilmemiştir. Divan şiiri nazım biçimleri yerine Batı edebiyatında yaygın olarak kullanılan sone, terzarima, triyole gibi biçimler kullanılmıştır.
• Bu dönem şairleri parnasizm ve sembolizm akımından etkilenmiştir.

1901’de Servetifünun topluluğu dağılınca edebiyat dünyasında bir boşluk oluştu. Bazı genç sanatçılar 1909’da Hilal gazetesi matbaasında bir araya gelerek “geleceğin şafağı” anlamına gelen Fecriati topluluğunu oluşturdu. Sanat görüşlerini bir beyanname ile ortaya koyan bu topluluk Servetifünun’a benzemekten kendini kurtaramamıştır.

Tevfik Fikret (1867-1915)
“Servetifünûn” hareketinin öncüsü olan sanatçı, aynı zamanda Batılılaşmayı savunan bir düşünce adamıdır. Biçim ve özde Türk şiirine getirdiği yeniliklerle döneminin önde gelen şairlerindendir. Batılı parnesyen ve romantiklerin etkisini taşıyan ilk şiirlerinde, karamsar bir dünya görüşüyle bireysel duygularını dile getirdi. Yoksullara, ezilenlere karşı acıma duygularıyla yaklaştığı toplumsal konulu şiirlerini, Sis’ten başlayarak yönetimin eleştirildiği, kurtuluşun gençlerden, Batı’nın bilim ve tekniğinden beklendiği bir düşünce şiiri izledi. Biçimdeyse ilk şiirlerinden başlayarak anlamın beyitte tamamlanması anlayışını kırdı, dizeden yola çıkarak anlamı şiirin bütününe yaydı. Klasik şiirin müstezat biçimini,
değişik kullanışlarla serbest şiire yaklaştırdı. Şiirsel uyumu bozmadan düz yazıya yakın bir söyleyişe ulaştı. Şiirini aruzla yazdı, ölümüne yakın yazdığı ve Şermin kitabında topladığı 30 çocuk şiirinde heceyi kullandı.
Eserleri: Rübâb-ı Şikeste, Halûk’un Defteri, Rübabın Cevabı, Şermin (şiir)…

SAF ŞİİR ANLAYIŞI

Saf şiir anlayışı, şiirde dili her şeyin üstünde tutan sembolist estetikten hareketle ortaya çıkmıştır. Batı edebiyatında Paul Valery (Pol Valeri), Stephane Mallerme (Stefan Malermö) gibi şairler tarafından geliştirilmiştir.

Türk edebiyatında bu şiir anlayışının öncüleri Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı’dır. Cumhuriyet Dönemi’nde Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dıranas, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Osman Saba gibi sanatçılar saf şiir anlayışına göre şiirler yazmışlardır.

Saf şiir anlayışının başlıca özellikleri şunlardır.
• İdeolojilerin çok baskın olduğu bir dönemde şiiri fikirden kurtarıp gerçek ve saf hâline ulaştırmaya çalışmışlardır.
• Ölüm, aşk, yalnızlık, metafizik, tabiat sevgisi, yaşama arzusu gibi tüm insanlığı ilgilendiren temaları işlemişlerdir.
• Şiirde didaktikten uzak durmuşlar, musikiden yararlanarak estetik tavrı öne çıkarmışlardır.
• “Sanat, sanat içindir.” anlayışıyla şiir yazmışlardır.
• İmge ve çağrışıma dayalı bir dil kullanmış; şiire özgü düşsel bir âlem kurmuşlardır.
• Düzyazıya özgü ögelerden uzaklaşmışlar, biçim kaygısı ve mükemmeliyetçilik ilkesini ön plana çıkarmışlardır.
• Her türlü ideolojik eğilimin dışında kalıp okurda sadece estetik haz uyandıracak şiirler yazmayı amaçlamışlardır.
• Millî Edebiyat Dönemi’nde sadeleşen dil anlayışını benimseyerek Türkçeyi daha da zengin bir hâle getirmişlerdir.
• Sembolist şairlerin görüş ve şiirlerinden etkilenmişlerdir.
• Şiirde ahenge önem vermiş; söyleyiş tarzı, ritim, kafiye, aliterasyon gibi ses benzerliklerinden yararlanmışlardır.
• Şiirde anlama fazla önem vermeyen şairler, hece ölçüsünü modern şiir geleneğine yaklaştırmışlardır.
• Şiirselliği hece kalıplarında ya da ölçü ve uyağın gücünde aramamışlar, imgelere yönelmişlerdir.
• “Şiiri soylu bir sanat” kabul eden şairler; şiiri anlaşılmak için değil duyulmak, hissedilmek için yazmışlardır.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)
Malûmat ve İrtika dergilerinde “Mehmet Agâh” adıyla yayımladığı ilk şiirlerinde, Servetifünun etkisi altındaydı. Paris’te okuduğu yıllarda, derslerini izlediği Fransız tarihçisi Albert Sorel’in “Dünyada henüz keşfedilmemiş iki şey vardır: Coğrafyada kutup ve tarihte Türklük.” sözü onu etkiledi. J. Moreas, Baudelaire ve Verlaine gibi çağdaş Fransız sembolistlerinin öz şiir anlayışını benimsedi. Bir ara şiirin ilk kaynaklarına gitmek amacıyla, neo-helenist bir denemeye giriştiyse de çok geçmeden ulusal tarihe döndü. Kendini Türk uygarlık tarihini incelemeye verdi. Tanzimat, Servetifünun ve Fecriati şiirinin bizim zevkimize uygun düşmediği inancıyla, Batı kopyacılığından öz benliğimize dönmeyi düşündü.
Şiirlerinin yanı sıra makale, gezi, anı, deneme, fıkra, mektup, hikâye, monografi türlerinde eserler verip çeviriler yaptı. Şiir ve düzyazılarını, sağlığında kitap hâline getirmedi.
Eserleri, ölümünden sonra Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti, Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi tarafından yayımlandı.
Eserleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyle, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (şiir); Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikâyeler, Siyasi ve Edebî Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum Gençliğim ve Edebî Hatıralarım (düzyazı)…

MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ’NDE ŞİİR

Millî edebiyat şairleri şiiri, “yalnız sanatçıya ait şahsi bir mesele, estetik bir haz vasıtası” olarak gördüler. Bu yönüyle Fecriati’nin bireysel sanat anlayışından pek de farklılık gösteremediler. Yalnız “Yeni Lisan” makalesinde savunulan dil anlayışı ve hece ölçüsünü benimsemeleri onları Fecriati şairlerinde ayırmıştır.

1911 sonrası Türk şiirinde karışık bir durum göze çarpar. Bir yandan Tahsin Nahit ve Cenap Şahabettin gibi sanatçılar Servetifünun zevk ve anlayışını sürdürürken diğer yandan üç tür şiir anlayışı ortaya çıkar. Ziya Gökalp ve Mehmet
Emin Yurdakul gibi şairler sade dil ve hece ölçüsüyle şiirler yazdı. Yahya Kemal ve Ahmet Haşim saf (öz) şiir anlayışını benimsedi. Mehmet Âkif Ersoy ise halkın yaşayış tarzını ve değerlerini anlatan manzumeler yazdı.

Bu dönemin genel özellikleri şöyledir:
• Toplum için sanat anlayışını savundular.
• İstanbul Türkçesi esas olarak sade bir Türkçeyle yazdılar.
• Halk şiirini kaynak olarak benimseyen şairler hece ölçüsünü kullandılar.
• Millî kültür ve millî tarihle ilgili konular ele alınarak milliyetçi şiirler yazdılar.
• Duygudan ziyade fikrin ön planda olduğu didaktik şiirler yazdılar.
• Şiirlerinde imgelere fazla yer vermediler.
• Tam ve zengin kafiyenin yanında yarım kafiyeyi de kullandılar.

Mehmet Emin Yurdakul (1869-1944)
“Türkçe Şiirler” adlı şiir mecmuasıyla millî edebiyat şiirinin öncülüğünü yaptı. Onun bütün şiirlerinin ortak paydası; halkı içinde bulunduğu karamsar ruh hâlinden, gerilikten, bilinçsizlikten kurtarmaktır. Kimliği ve tarihini hatırlatarak kendine güven duygusunu aşılamak maddî ve manevî açılardan kalkınmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında Yurdakul; milliyetçi, idealist, halkçı ve medeniyetçi bir şairdir.
Mehmet Emin Yurdakul “millî romantik duyuş tarzı”nın ilk temsilcisidir. Oldukça sade bir dil kullanmayı tercih etti. Şiirde güzelliği değil faydalıyı arayan şair, bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullandı. Konularını halkın hayatından ve Türk tarihinden aldı.
Eserleri: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Turana Doğru (şiir)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE ŞİİR

Beş Hececiler Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında millî edebiyat anlayışını yansıtan şiirler yazdılar. Sade bir Türkçe ve hece ölçüsüyle etkileyici şiirler yazdılar.

Cumhuriyet Dönemi’nde kahramanlık duygularını kamçılayan temaları, lirizmin egemen olduğu bir söyleyişle okuyuculara aktardılar. Destansı söyleyişler, nutuk havası taşıyan didaktik şiirler yazdılar. Halk şiiri geleneğinden beslendiler. Anadolu’yu, Anadolu insanı ve millet sevgisini yücelten eserler veren sanatçılar, biçim ve içerik açısından büyük değişiklikler yaptılar.

Kemalettin Kamu, Behçet Kemal, Ahmet Kutsi, Ömer Bedrettin gibi şairler Beş Hececiler’in izinden giderek duygusal bir anlatımla Anadolu’yu övmüşlerdir. Yine Nazım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Cahit Külebi gibi şairler Anadolu’yu
gerçekçi biçimde yansıtmışlardır.
Bu dönemde çeşitli şiir toplulukları (Garip Hareketi, İkinci Yeni) ve anlayışları (saf şiir anlayışını sürdüren şiir, serbest nazım ve toplumcu şiir, millî edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir, garip dışında yeniliği sürdüren şiir, ikinci yeni sonrası toplumcu şiir, 1980 sonrası şiir, cumhuriyet döneminde halk şiiri) ortaya çıkmıştır.

BEŞ HECECİLER
Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç; Ziya Gökalp’in başlattığı “halka doğru” düşüncesinden yola çıkarak yurt güzelliklerinden ve yerli hayattan seçtikleri konuları işlemişlerdir. Hece ölçüsü ve arı bir Türkçeyle eser veren bu sanatçılar, dönemin yöneticileri tarafından ulusal coşkuyu arttıracak şiirler yazmaları için teşvik edilmiştir. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik işledikleri başlıca konulardır.

Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973)
Türk şiirinde “hecenin beş şairi”nden biridir. Faruk Nafiz, ilk şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmış, şiir dili ve tekniği güçlü bir şairdir. Millî edebiyat akımına verdiği güçle kendisinden sonra gelen kuşaktaki birçok şairi etkiledi.
Anadolu insanının duygularını işleyerek millî edebiyat akımının yurt sevgisi duyarlılığını zenginleştirdi. Aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtiras temalarını ele aldı.
Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist şiirleriyle ün yapmıştır. Şiirin yanı sıra, yurt ve ulus sevgisini işlediği veya toplumsal gerçeklere yöneldiği oyunlar da yazdı.
Eserleri: Gönülden Gönüle, Çoban Çeşmesi, Suda Halkalar, Bir Ömür Böyle Geçti, Akıncı Türküleri, Han Duvarları (şiir); Canavar, Özyurt, Akın (tiyatro); Yıldız Yağmuru (roman)…

TÜRK DÜNYASI EDEBİYATINDA ŞİİR

Bugün yeryüzünde yedi bağımsız devlet, on muhtar cumhuriyet, üç muhtar vilâyet olmak üzere kırk iki ayrı coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Belirlemelere göre, günümüzde Türkçe konuşan insan sayısı iki yüz elli milyon civarındadır.
Türk topluluklarını Batı ve Doğu Türkleri olmak üzere iki grupta toplayabiliriz.
Türkiye, Azerbaycan, Kıbrıs, Irak, Bulgaristan, Yugoslavya, Batı Trakya, Gagavuz Türkleri Batı Türkleridir; Türkiye Türkçesini örnek almışlardır. Kırım, Tatar, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Uygur, Çuvaş, Yakut, Altay Türkleri doğu Türkleridir; genelde Çağatay Türkçesini, sonra da onun devamı olan Özbek Türkçesini örnek almışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti dışındaki Türk devlet ve toplumlarının değişik ülkelerin sınırları ya da totaliter rejimlerle yönetilen devletlerin sınırları içinde kalışları, edebî faaliyetleri olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle, yetmiş yıl süren Sovyet yönetiminin politik uygulamaları sonucu, çok sayıda Türkçe edebî dil doğmuştur. Hemen her Türk boyu, lehçe ve ağız farklarını kullanarak farklı bir edebî dil meydana getirmiş, eserlerini bu dille vermeye başlamıştır. XX. yüzyıl başlarına kadar İstanbul’daki edebî gelişmeler hemen bütün Türk devlet ve toplumları tarafından takip edilebilirken yüzyılın ilk çeyreğinden sonra kültürel bağlar büyük ölçüde kesilmiş, araya kopukluk girmiştir.

Bütün bu engellemelere rağmen şöhreti kendi ülkesinin sınırları dışına ulaşmış sanatçılar yetişmiştir. Cengiz Aytmatov, Cengiz Dağcı, Muhammed Hüseyin Şehriyar, Bahtiyar Vahapzade, Recep Küpçü, Abdülhamit Süleymanoğlu Çolpan, Nimetullah Hafız bunlardan birkaçıdır.

Bahtiyar Vahabzade (1925-2009)
Eserlerinde Azerbaycan Türkçesini temiz ve özenli kullanan, halkının duygularına işleyen Vahabzade, Azerbaycan’da “halk şairi” olarak anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı istiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işleyen şairin Türkiye’de basılmış “Ömürden Sayfalar, Vatan, Millet, Ana Dili, Soru İşareti” gibi eserleri vardır.
Eserleri sekizden fazla dile çevrilen sanatçının şiir, ilmî eseri, monografi, tiyatro ve makale türünde eserleri vardır.
Eserleri: Menim Dostlarım, Çınar, Aylı Geceler (şiir); Vicdan, Yağıştan Sonra, Feryat (tiyatro)…

Dil Bilgisi

2. Cümlenin Yardımcı Ögeleri: Bir cümledeki yargıyı çeşitli yönlerden tamamlayan, açıklayan ve geliştiren ögelere yardımcı öge denir. Cümlenin yardımcı ögeleri nesne, dolaylı tümleç ve zarf tümlecidir.
A. Nesne (Düz Tümleç): Öznenin yaptığı işten, hareketten etkilenen unsura nesne denir. İsim cümlelerinde, yüklemi edilgen çatılı cümlelerde ve geçişsiz fiillerde nesne yoktur. Nesne, cümledeki kullanımına göre belirtili ve belirtisiz nesne olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Belirtili Nesne: İsmin “-ı, -i, -u, -ü” (gösterme, belirtme) durum ekini alır. Cümlede belirtili nesneyi bulabilmek için yükleme, “kimi, neyi, nereyi” sorularından uygun olanı yöneltilir.

Örnek: Ahmet, yeni bisikletini okulun bahçesinde unutmuş.
belirtili nesne

Neyi unutmuş? (yeni bisikletini).

2. Belirtisiz Nesne: İsmin “-ı, -i, -u, -ü” durum ekini almayan nesnedir. Cümlede belirtisiz nesneyi bulabilmek için yükleme özne bulunduktan sonra “ne, kim” sorularından uygun olanı yöneltilir.

Örnek: Ömer, bakkaldan iki litre süt alacaktı.
belirtisiz nesne
Ne alacaktı? (iki litre süt).

Uyarı: “Ne ve kim” soruları hem belirtisiz nesneyi hem de özneyi buldurmaya yöneliktir. Bu iki ögeyi karıştırmamak için yüklem bulunduktan sonra sırasıyla önce özne, daha sonra nesne bulunmalıdır.

YAZMA

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Şiir Yazma

Yazılacak şiirin teması belirlenir. Şiirde ahenk unsurlarına (ölçü, kafiye, redif, nakarat; ses, kelime ve kelime grubu tekrarı, ses akışı vb.) karar verilir. Hece ölçüsünde hece sayısı eşitliği, aruz ölçüsünde hecelerin açık-kapalı (uzun-kısa) oluşu esas alınır. Şiirin ahenk ve şekil özellikleri bazen içerikle ilişkili olabilir.

Şiirin nazım biçimi belirlenirken nazım birimi, kafiye düzeni, ölçü gibi şekil özellikleri; nazım türü belirlenirken de içerik (konu, tema vb.) esas alınır. Şaire özgü yenilikler, buluşlar ve -varsa- bunların geleneksel biçim ve türlerle ilişkisi ele alınır. Lirik, epik, pastoral, satirik, didaktik şiir türlerinden birine karar verilir.

Şiirde söyleyici ile hitap edilen kişi/varlık arasındaki ilişki belirlenir.

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Şiir Okuma

Beğenilen şiirler derlenir. Bu şiirler uygun kartlara yazılır. Yararlanılacak görsel ve işitsel araçlar hazırlanır. Teknolojik araçları etkili biçimde kullanılır. Boğumlama, vurgulama, tonlama ve duraklamaya dikkat ederek prova yapılır. Seslerin
ve hecelerin birbirine karıştırılmadan, yutmadan, tam ve doğru çıkarılması, kelime ve cümle vurgusuna dikkat edilmesi; ses tonunun amaca, ortama, içeriğe ve hedef kitleye uygun olarak ayarlanması gerekir.

Şiirler okunurken nefes almak için sözün anlamına uygun duraklamalar yapılmalı, beden dili doğru ve etkili biçimde kullanılmalıdır.  Şiirler için bir süre belirlenir ve süre içerisinde şiir okuma tamamlanır.

4. ÜNİTE  MAKALE

MAKALE
Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak veya bir düşünceyi savunmak amacıyla yazılan ve temel ögesi fikir olan yazılara makale denir. Temel unsuru düşünce olan makaleler öğretici yazılardır. Bu nedenle yazar bilimsel bir üslup; açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanır. Herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak anlatmaya çalışır.

TÜRK EDEBİYATINDA MAKALE

Türk edebiyatında makale türünün ilk örnekleri Tanzimat Dönemi’nde görülür. İlk makale, Şinasi tarafından çıkarılan ve ilk özel gazete kabul edilen Tercüman-ı Ahval’de (1860) yayımlanan “Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi”dir. Gerek Tanzimat Dönemi’nde gerekse Servetifünun ve Fecriati Dönemi’nde yazılan makaleler, eleştiri-polemik karışımı ürünler olduğundan bugünkü makale türünden uzaktır. Bu tür bizde ancak Cumhuriyet Dönemi’nde çağdaş bir kimlik kazanmıştır.
Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemsettin Sami, Muallim Naci, Hüseyin Cahit, Cenap Şahabettin, Fuat Köprülü, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Nurettin Topçu gibi sanatçılar bu türde eser vermiştir.

Dil Bilgisi

B. Dolaylı Tümleç: Yükleme; yaklaşma (-a, -e), bulunma (-da, -de, -ta, -te) ve ayrılma (-dan, -den, -tan, -ten) ekleriyle bağlanarak cümlede yüklemin göstermiş olduğu iş, hareket ve oluşun anlamını yönelme, bulunma ve çıkma bakımından tamamlayan kelime veya kelime guruplarına dolaylı tümleç denir. Cümlede dolaylı tümleci bulabilmek için yükleme “kime, kimde, kimden; neye, neyde, neyden; nereye, nerede, nereden” sorularından uygun olanı sorulur.
Örnek:Yarınki toplantıya saat ikide katılacaksın.

Neye katılacaksın? (Yarınki toplantıya)

C. Zarf Tümleci: Yüklemdeki iş, hareket ve oluşu; zaman, durum, miktar, sebep, yer, yön bildirerek tamamlayan kelime veya kelime gruplarına zarf tümleci denir. Bir cümledeki zarf tümlecini bulabilmek için yükleme “ne zaman, nasıl, ne kadar, neden, niye, nereye” sorularından biri sorulur. Bir cümlede aynı ya da ayrı türden birden fazla zarf tümleci bulunabilir.

Örnek: • Hülya’yı dün sabah görmüştü.

Ne zaman görmüştü? (dün sabah)

Uyarı: Yön bildiren kelimeler çekim eki alarak kullanılırsa zarf tümleci değil, dolaylı tümleç ya da belirtili nesne olur.

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Araştırmaya Dayalı Metin Yazma

Araştırma konusu belirlenir. Kütüphane, Genel Ağ, basılı yayın vb. kaynaklar taranarak konu sınırlandırılır.

Kaynak Taraması: Araştırmaya dayalı metin yazma sürecinin ilk aşaması konuyla ilgili bilgilerin kütüphane veya Genel Ağ’dan taranmasıdır. Araştırma konusu sınırlandırılır ve kaynak taraması buna göre yapılır.

Bu aşamada dikkat edilmesi geren en önemli nokta Genel Ağ’daki bilgilerin güvenilirliğini kontrol etmektir. Aynı konuda birbirinin tekrarı olan veya alanında uzman olmayan kişilerin Genel Ağ ortamına yüklediği bilgiler her zaman güvenilir olmayabilir. Bu nedenle Genel Ağ’daki sayfalarda “Kaynaklar” bölümü olmayan veya herhangi bir kaynağa dayandırılmayan bilgiler şüpheyle karşılanmalıdır.

Kaynak Gösterme: Kaynaklar ya metin içinde ya da metin sonunda verilir.

Alıntılar eğer doğrudan aktarılıyorsa tırnak içerisinde gösterilir. Bu yöntemde, alıntı yapılan ifadenin sonuna numara yazılır. Sayfa sonunda ana metinden ayıran bir çizgi altında verilir. Metinde kullanılan numara buraya yazılarak kaynağın künyesi belirtilir.
Dipnotlar numara sırasına göre her sayfanın sonunda devam ettirilir. Aynı kaynak bir sonraki dipnotta tekrar edilecekse “adı geçen eser”, ifadesinin ilk harfleri (age.) kullanılarak dipnota sadece sayfa numarası yazılır. “Yazarın adı-soyadı, eserin adı, basıldığı yayınevinin adı, basıldığı şehir, basım yılı, alıntı yapılan sayfa numarası”.

Örnek
Niyazi Karasar, Bilimsel Araştırma Yöntemi: Kavramlar, İlkeler, Teknikler, 5. bs. (Ankara: 3A Eğitim Danışmanlık, 1994), 3.
Eserin sonunda kaynakça hazırlanır ve yararlanılan kaynaklar verilir. Yazarın soyadı, adı, eserin adı, yayınevi, basım yeri ve tarihi.

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Münazara Yapma

Biçim yönünden açık oturuma benzeyen bir tartışma biçimidir. Daha çok okullarda kullanılan münazarada ortaya atılan bir tez olumlu ve olumsuz yönleriyle savunulur.

Münazarada iki taraf vardır ve bunlar ekipler oluşturulduktan sonra birer temsilci seçer. Temsilciler bir araya gelerek münazaranın konusunu, tarihini, nerede yapılacağını, jüri üyelerinin kimler olacağını kararlaştırırlar. Ayrıca, konuşma sürelerini belirler. Münazaranın başında ve sonunda karşı tarafa soru yöneltilir.

Münazarada Jürinin Görevleri
Puanlamak suretiyle münazarayı değerlendirecek olan jürinin tarafsız olması gerekir. Jüri daha önce belirlenen her bir nitelik için 100 puan üzerinden değerlendirme yapar. Jüri, bir başkan seçer; konuşmaları ve puanlamanın nasıl puanlayacağını münazara ekibine bildirir.

Jüri değerlendirmesini aşağıdaki noktalara göre yapar:
• Münazaradaki konuşmalarına
• Ekiplerin konuya yaklaşımlarına
• Konuşmacıların hazırlıklarına
• Konuşma yöntemlerine
• Dinleyicileri etkileyip etkilemediklerini
• Konuşmacıların anlatım özelliklerine
• İnandırma ve savunma güçlerine
• Jest ve mimiklere
• Diksiyonlarına (sesi kullanmalarına, söyleyiş sanatlarına)

5. ÜNİTE   SOHBET / FIKRA

CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE SOHBET

Bir konuda derinleşmeden bilgi veren, yazarın kendi düşünce ve görüşlerini okurlara aktarmaya yarayan, konuşma tarzındaki yazılara sohbet denir. Yazar, karşılıklı konuşma havası içinde düşüncesini okuyucuları sıkmadan, ayrıntılara girmeden anlatır.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden meydana gelen sohbet yazıları; bir düşünceyi açıklayan, geliştiren metin türlerindendir. Okurların ilgisini çeken günlük olayları konu edinir. Makaleden üslup yönüyle ayrılan sohbet yazılarında senli benli bir anlatım yolu seçilir. Okura verilmek istenen düşüncenin işlenmesini kolaylaştırmak için konu ile ilgili sorular sorulup  cevaplandırılır. İyi bir dinleyici olmak, iyi bir sohbet yazmak için önemlidir. Bu dönemde Ahmet Rasim “Ramazan Sohbetleri” adlı eseriyle bu türe katkı sağlamıştır.

Ahmet Rasim (1865-1932)
Hikâye, roman, anı, fıkra, inceleme ve araştırma alanlarında yüzü aşkın eser verdi. Şiirleri, gazete ve dergilerde kalmış yazıları da vardır. Roman adıyla basılan eserleri, genellikle birer uzun hikâyedir. Yaşamdan alınan konular, romantik bir tutumla işlenmiştir. Asıl başarısını fıkra, söyleşi, anı türlerindeki eserlerinde gösterdi. Çocukluk yıllarından başlayarak kaleme aldığı anılarında ve fıkralarında renkli, canlı bir anlatımla bir dönemin panoramasını verdi; toplumsal yaşayışın çeşitli yönlerini yansıttı.
Eserleri: İlk Sevgi, Afife, Asker Oğlu, Fuhş-i Atik (hikâye); Muharrir Bu Ya, Falaka, Ramazan Sohbetleri, Şehir Mektupları, Tarih ve Muharrir, Romanya Mektupları (düzyazı)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE SOHBET

Sohbet türü gazeteyle birlikte gelişmiştir. İlk örnekleri Tanzimat Dönemi’nde verilen sohbet Cumhuriyet Dönemi’nde gelişme gösterir. Türk edebiyatında diğer türlere kıyasla sohbet türünde daha az eser verilmiştir. Bazı yazarlarımız sohbet türündeki yazılarını kitaplaştırmıştır. Suut Kemal Yetkin (Edebiyat Söyleşileri), Şevket Rado (Eşref Saat), Melih Cevdet Anday (Dilimiz Üzerine Konuşmalar) ve Nurullah Ataç (Dil Üzerine Söyleşiler) gibi yazarlar bu türde eserler vermiştir.

Şevket Rado (1913-1988)
Dergilerde yayımlanan söyleşileriyle tanındı. Söyleşileri, genellikle gençlere doğru yolu gösteren, yaşama sevinci uyandıran, karşılaşılabilecek zorlukları iyimser bir görüşle yorumlayan özellikler taşır. Oldukça yalın bir dili vardır.
Eserler: Şiirler (şiir); Eşref Saat, Ümit Dünyası, Hayat Böyledir, Aile Sohbetleri (söyleşi); 50. Yılında Sovyet Rusya (gezi yazısı)…

FIKRA (KÖŞE YAZISI)

Fıkra, gazete ve dergilerin belirli sütunlarında yayımlanan, güncel, siyasal ve toplumsal sorunları ele alan, bunları ayrıntılara inmeden işleyen, başlıklı, imzalı yazılara fıkra denir. Çoğunlukla bir günlük ömrü olan fıkraların anlatımları olabildiğince yalın ve yoğundur.

Ele alınan sorun girişte söylenir, gelişmede açıklanır. Açıklama yapılırken makalede olduğu gibi kanıtlama, doğrulama yoluna gitmek zorunluluğu yoktur. Toplumsal, siyasal, kültürel gerçekleri ortaya dökmeyi; bu yolla kamuoyu oluşturmayı ve okuru yönlendirmeyi amaçlar. Yer yer nükteli sözler kullanılır. Fıkralarda yazar kendi görüşlerini ortaya koyar. Günlük konuşma diliyle yazılır.

CUMHURİYET ÖNCESİ DÖNEMDE FIKRA

Fıkra türü gazeteciliğin gelişmesine paralel olarak 17. yüzyıl Fransa’sında doğmuştur. Belli sayılarda çıkarılan gazetelerde günlük olaylar bir haber niteliğinde sunuldu.

Türk Edebiyatında da Batı’da olduğu gibi fıkra türü gazeteciliğin gelişmesi ile ortaya çıktı. İlk resmî gazete Takvim-i Vakayi güncel haberlerin paylaşıldığı bir araçtı. Türk edebiyatında fıkra yazarlığı, Şinasi’nin 1860 yılında Agâh Efendi ile birlikte çıkardıkları ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval’deki yazılarıyla başladı.

Ahmet Haşim (1884-1933)
“Sanat için sanat” anlayışını benimsedi. Ona göre, şiir ile düzyazı birbirinden kesin çizgilerle ayrılır. Şiir “duyulmak” için, düzyazıysa “anlaşılmak” içindir. Şiirdeki güzelliğin kapalılıktan doğduğunu, şiir dilinin “müzikle söz arasında, sözden çok müziğe yakın” olduğunu savundu. Şiirde birinci plana uyumu, ikinci plana da anlamı aldı. Türlü anlamlara gelen, herkesi hoşlanacağı duygulara sürükleyen, anlam bakımından tam bir açıklık taşımayan, okuyucunun hayalini her an uyanık tutan şiire varmaya çalıştı. Batılı sembolistlerde olduğu gibi, görünen âlemin ötesinde, görünmeyen bir âlemin varlığına inandı. İnsanın iç ürperişlerini, akşam güneşinin renklerini, dizelerle resim yapan bir sanatın özelliklerini, ışıklı duygularla, renkli seslerle örülü bir kompozisyonu onda bolca bulabiliriz. Aşk ve doğa, şiirlerinin en belirgin konularıdır.
Bütün şiirlerinde aruz ölçüsünü kullandı. Arapça, Farsça kelimelere, tamlamalara, benzetmeli, istiareli, mecazlı anlatıma çok yer verdi. Son şiirlerinde, yalın bir dile yöneldi. Düzyazılarındaysa açık, anlaşılır, yalın bir anlatımı benimsedi.
Eserleri: Göl Saatleri, Piyale (şiir); Bize Göre, Gurâbâhâne-i Lâklâkân, Frankfurt Seyahatnamesi (düzyazı)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE FIKRA

Cumhuriyet Dönemi’nde gelişmeye başlayan fıkra türü Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Kabaklı, Yaşar Nabi Nayır gibi yazarlar tarafından benimsendi.
Edebî fıkra dalının gelişmesinde gazeteler yanında sayıları artan Ülkü, İstanbul, Türk Düşüncesi, Türk Dili, Hisar vb. sanat ve edebiyat dergilerinin büyük katkısı oldu. Haldun Taner, Ahmet Kabaklı, Oktay Akbal gibi yazarlar fıkra yazarlığını sürekli bir uğraş olarak benimsedi.

Dil Bilgisi
CÜMLE DIŞI UNSUR (CDU)

Cümlenin kuruluşundaki ögelere dâhil olmayan; sadece dolaylı olarak yardımcı olan kelime, kelime grubu veya cümlelere cümle dışı unsur denir. Bu unsurlar açıklama, pekiştirme gibi işlevlerle cümlede yer alır ve cümlenin her yerinde bulunabilir. Bağlaçlar, ünlemler, seslenme ve hitap kelimeleri ile ara söz ve ara cümleler cümle dışı unsur olarak kullanılır.
Örnek: Çok düşündü ancak bu olaydan babasına bahsedemezdi. (bağlaç)

CDU

Ara Söz ve Ara Cümle: Cümlenin tamamının ya da cümledeki bir ögenin anlamını kuvvetlendirmek, pekiştirmek, açıklamak amacıyla kullanılan ve cümlenin herhangi bir ögesi olarak kabul edilmeyen söz veya kelime grubuna ara söz, cümle şeklinde olanlara da ara cümle denir.
Örnek: Masanın üzerindeki kalemi, ucu sivri olanı, uzatır mısın? (ara söz)
• Mustafa –geçen yıl hukuk fakültesini kazandı– dün okula gelmişti. (ara cümle)

Uyarı: Ara söz ve ara cümleler çıkarıldığında, cümlenin anlamında eksilme veya bozulma olmaz. Ara sözler cümlede herhangi bir ögenin açıklayıcısı olur ve açıklayıcı oldukları ögeyle birlikte değerlendirilir. Bunlar cümle içinde iki virgül, iki kısa çizgi arasında ya da yay ayraç içinde kullanılır.

YAZMA

A. Yazma Tür ve Tekniklerini Tanıma
Fıkra Yazma

Bu tür çalışmalarda ilk olarak güncel bir yazma konusu ve yazının ana düşüncesi belirlenir. Metinde kullanılacak bilgi, düşünce, anekdot, mizah, anı, örnek vb. karar verilir. Gündemle konunun ilişkisi kurulur.
Metnin temel bölümleri, bu bölümlerde değinilecek bilgi ve düşünceler sıralanır. Metnin tutarlılığı değerlendirilir. Anlatım bozuklukları, yazım ve noktalama hataları düzeltilir. Yazılan fıkra “Yazma Öz Değerlendirme Formu”na göre değerlendirilir.

SÖZLÜ İLETİŞİM

A. Sözlü İletişim Tür ve Tekniklerini Tanıma
Türk Toplumunda Sohbet Kültürü

Tarihî süreç içinde sosyal çevre eğitimi sürecini etkileyen bir mekân olmuş kahvehaneler ve bu mekânın baş içeceği olmuş kahve kültürünün sözlü kültürümüz sayesinde bugünlere kadar gelmesi önemlidir.

“Türk toplumu içinde sohbetlerin çeşnisi kahvedir. Bu durum sadece kıraathanelerde değil, tüm dost sohbetlerinde ve ilişkilerinde geçerlidir. Dolaysıyla çaysız ve kahvesiz sohbetler yarım kalmakta, dostluklar pekişmemektedir. Bu etkinin bir sonucu olarak da bir fincan kahvenin hatırına kırk yıl ömür biçilmiştir.”

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUN GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

Random Posts

12 thoughts on “AÖL Seçmeli Türk Dili ve Edebiyatı 1 (5) Ders Özeti

    1. Bu yıl müfredat değiştiği için hem ders özeti, hem de test hazırlamak için yeterli zamanımız olmadı. 2. dönem sizler için daha çok test hazırlamış olacağız. Sınavınızda başarılar dilerim.

    1. Burası tamamen yeni kitaptan özet olarak çıkarıldığı için çalışırsanız mutlaka başarılı olursunuz. Türk Dili ve Edebiyatı konusunda edebist.com sitesinin testlerini de çözün. Oraya yakın zamanda konu özetleri de ayrıca eklenecek. Başarılar dilerim.

admin için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*