İslam Toplumunda Sosyal Hayat

İslam Toplumunda Sosyal Hayat, Kısa Bilgi…

Allah – İnsan İlişkisi:

Kur’an’a göre Allah, yalnız üstün varlık değil, aynı zamanda var denmeye layık tek gerçek varlıktır. Kâinatta kendisine denk olabilecek hiçbir şey yoktur. Varlık dünyasının merkezinde Allah vardır. İnsan olsun, diğer varlıklar olsun hepsi O’nun yarattıklarıdır ve varlık hiyerarşisinde O’nun aşağısındadırlar.

  • İman: Temeli tevhid inanışıdır. Yani Allah’ın (cc) varlığına ve birliğine tam bir teslimiyetle inanmaktır. Kısaca iman, peygamberler tarafından insana ulaştırılan ilahi emirleri, insanın diliyle söyleyip kalbiyle tasdik etmesidir.
  • İhlâs: İnsanın yaratıcısıyla ilişkisinde, yaşantısında, ibadet ve iyiliklerini çıkar kaygısı gözetmeksizin sadece Allah’ın (cc) rızası için yapmasıdır. Hz. Peygamber de (sav) “Yâ Rabbi! Beni sana karşı ihlâslı bir kul yap.” diyerek dua etmiştir. İhlâs amellerin kabulünde ve fertlerin birbirlerine güvenmelerinde samimiyete dayalı ilişkilerin kurulmasını sağlar.
  • Takvâ: Müminin kendisini Allah’a (cc) yakınlaştıracak şeylere uyması, O’ndan uzaklaştıracak şeylerden kaçınmasıdır. Allah (cc) katında en değerli kimse takva sahibi mümindir.Takva sahipleri Allah’ın (cc) rahmetinden mahrum kalmaktan çekinir ve sosyal ilişkilerinde helal-haram, sevap-günah konularında hassasiyet gösterirler. Doğa, canlılar,
    kamu hizmetleri, kamuya ait mallar, vakıf, miras, işçi- işveren ilişkileri konularında hassas davranmak takva sahibi olmanın gereğidir.
  • İhsan: Kelime anlamı iyi davranma, iyilik etme, bağışlama ve bağışta bulunma demektir. İslami terim olarak ise müminin bir işi , bir davranışı en iyi ve güzel şekilde yapması anlamına gelir. Bütün iyiliklerin, her durumda nimet ve lütuf sahibinin Allah (cc) olduğuna, O’nun her şeyin sahibi olduğuna inanarak, sadece O’na yönelmektir.

İnsan – İnsan İlişkisi:

İnsan ilişkileri açısından Hz. Peygamber’in (sav) yaşantısı ve diğer insanlara yaptığı tavsiyeler dikkatle takip edildiğinde; kendisinin her zaman olumlu davranışlar ile örnek olduğu görülür.

Kur’an-ı Kerim’de insan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili pek çok ayet vardır.
Örneğin;

  • “Birbirinizin ayıplarını araştırmayınız. Birbirinizin arkasından gıybet etmeyiniz. Sizden biri ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?”
    (Hucurat suresi , 12. ayet.)
  • “Rahmanın has kulları, onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, sadece selam! der geçerler.’’ (Furkan suresi ,63. ayet.)

İslam’ın insanlar arası ilişkilerin düzenli yürümesi için belirlediği ilkeler vardır. Bunlar âdemiyyet, insan onuru, merhamet ve işar olarak sıralanabilir.

  • Âdemiyyet: Kelime anlamı olarak namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır demektir. İslamiyet’e göre ise insanın mensup olduğu dine, etnik kökenine, toplumsal konumuna ve cinsiyetine bakılmaksızın can, mal, namus, inanç ve aklının korunması ilkesidir. Bu tutum onun sadece insan olmasından kaynaklanır. İnsanda nefsinin ve şeytanın kışkırttığı
    bazı zaaflar vardır. Bunlar nankörlük, acelecilik, cimrilik, zalimlik ve cedel (bir tartışmada karşı tarafı susturma yöntemi) olarak sıralanabilir. 
  • İnsan Onuru: Her yönüyle örnek ve önder olan Hz. Peygamber (sav), aynı zamanda bir onur, şahsiyet ve erdem insanıdır. O’nun ebedi mesajı ile insanlığa sadece saygıyı değil, hem kendine hem de başkalarına saygılı davranmayı öğretmiştir. O’nu imanla izleyenler, onur kelimesini sadece ad olarak değil, onur adına nasıl mücadele edileceğini ve nasıl onurlu yaşanılacağını da öğrenmişlerdir.
  • Merhamet: Merhamet duygusu insanları, hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı davranmaya ve yardım etmeye sevk eder. İnsanlar arasında duygu birliğinin, dayanışmanın ve paylaşmanın temeli merhamettir. Anne – baba sevgisi ve onlara itaat, sıla-i rahim (akrabalar arası ilişkileri sağlam ve sıkı tutmak), yaşlılara, yoksullara, engellilere, yetim ve kimsesizlere yardım etmek gibi erdemli davranışlar merhamet duygusunun yansımalarıdır.
  • İsâr: Şefkat ve merhamet duygularıyla diğergâmlık ve cömertlik göstermek anlamındadır. Yani kişinin kendisinin ihtiyacı olsa bile, imkanlarını ihtiyacı olan bir başkasıyla paylaşmasıdır. İnsanın imkanlarını, elindeki kaynakları başkasının yararına kullanmasıdır. Hz. Peygamber (sav) insanların en cömertiydi. Kendi temel  ihtiyaçlarından fazlasını mutlaka muhtaçlara dağıtırdı. Hadislerinde, cimrilikten sakınılması gerektiğini çünkü cimriliğin helâk edici olduğunu ifade etmiştir. 

İslam – Toplum İlişkisi:

Kurumsallaşma toplumda hem kişilerin şahsiyet kazanmasına yardımcı olur hem de toplumsal dayanışmanın önünü açar. İslam medeniyeti,
insanın maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılayan çok sayıda kurum oluşturmuştur. Bu kurumlar İslam kültür ve medeniyetine özgü olup mescit, vakıf, fütüvvet ve ahilik olarak sıralanabilir.

  • Aile: İslam îtikadına göre, yeryüzünde ilk aile Hz. Âdem ve Havva tarafından kurulmuştur. Aile toplumun temel taşı ve çekirdeğidir. İslamiyet’te aile birliğine çok önem verilir. Toplumun ve medeniyetlerin gelişmesinde, varlığını korumasında belirleyici kurum ailedir.
  • Mescit: Mescitler, dinî bilginin öğretildiği merkezler ve halka açık toplantı yerleridir. İslam toplumunda dinî, idari, hukuki, siyasi, sosyal ve ekonomik faaliyetler cami / mescitlerde gerçekleşir. Müslümanların
    davranışlarına yön veren değerler bu kutsal mekânlarda öğretilir. İlim ve kültür merkezi olarak; hiçbir din İslam kadar ilme önem vermemiştir. Hz. Peygamber (sav) kendisinin muallim olarak gönderildiğini beyan eder ve Mescid-i Nebevî’deki suffe ile üniversitelerin temelini atmıştır.
  • Vakıf: Dince uygun görülen, taşınır ve taşınmaz maldan faydalanma hakkını bu malı satmayı veya mülkiyetini devretmeyi yasaklamak koşuluyla Allah’ın rızasını umarak toplumun kullanımına veren hayır kurumu. İslam’da vakfın temeli, Kur’an-ı Kerim, sünnet ve İslam bilginlerinin ortak görüşlerine dayanır. Bir âyet-i kerîmede şöyle buyuruluyor;
    ‘’Sevdiğiniz şeyleri Allah yolunda harcamadıkça hayra tam olarak erişemezsiniz.’’ (Âl-i İmran suresi, 92. ayet.)
  • Tekke: Bir tarikata bağlı olan kişilerin, bir şeyhin maddi ve manevi idaresi altında, zikir, ibadet, eğitim ve öğretim ile meşgul olup, ruhen ve ahlaken olgunluk kazandıkları yer. (Dergâh, hankâh, zâviye)
    Tekkeleri , tasavvufun sosyal hayata yansımış kurumsal yapıları olarak da tanımlayabiliriz. Mensuplarına İslam ahlakı ve tasavvuf terbiyesi kazandırmanın yanı sıra şiir, musiki ve görsel sanatlar alanlarında da önde gelen kurumlardır.
  • Ahilik: Müslüman Türkler, Malazgirt Zaferi’nden sonra (26 Ağustos 1071) yoğun olarak Anadolu’ya göç etmeye başlamışlar ve bu toprakları sonsuza kadar vatan yapmanın mücadelesini
    vermişlerdir. Türklerin Anadolu’yu yurt hâline getirmelerinde , yerleşik hayata geçmelerinde; şehir hayatına uyum sağlamalarında, iş ve aş sahibi, üretici, eğitimli insan olmalarında, meslek edinmelerinde, İslami bir hayat nizamı oluşturmalarında ahiliğin büyük katkısı olmuştur. Ahiliğin kökeninde esası fedakarlık olan fütüvvet anlayışı (kişinin, başkasının menfaatlerini kendisine tercih etmesi, fedakarlık anlamındadır.) vardır.

İnsan – Evren İlişkisi:

İnsanın anlayış ve öğrenme kabiliyeti onu sorumlu kılar. Bu konuda Kıyamet suresi 36. ayette der ki; ‘’İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?’’
İnsanın yaşadığı toplum ve çevrenin farkında ve duyarlı olması; dünyayı yaşanabilir halde tutmasını, özenli davranmasını ve elinden geldiğince sorunlara müdahale edip, çözüm üretmesini gerektirir. Emanet duygusuna ve çevre bilincine sahip olma, israftan ve tüketim kültüründen uzak durma, insan- evren ilişkisinin başlıca ilkeleridir.

  • Emanet Duygusu: Emanet kelimesi bize iki temel anlam çağrıştırıyor. Güvenmek ve güvenilir olmak. Güvenmek ihtiyaçtır, güvenilir olmak ise insanın sahip olabileceği en önemli vasıflardan biri olan erdemdir. Allah (cc) evrendeki her şeyi insan için var etmiş ve ona emanet etmiştir. Kur’an-ı Kerim, emanet ve emanetin korunması konusunda insanları uyarıyor!
    ‘’Kim emanete hıyanet ederse kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.’’ (Âl-i İmran suresi , 161. ayet.)
  • Çevre: Canlıların içinde yaşadığı ortamdır. Bu ortamı; hava, su, toprak, bitki, hayvan gibi canlı ve cansız varlıklar oluşturur. Bundan dolayı çevreyi “Canlıların yaşayıp gelişmesini sağlayan ve onları sürekli olarak etkileri altında bulunduran fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörlerin bütünlüğüdür.” Bu konuyla alakalı olarak Kur’an-ı Kerim, Kamer suresi, 49. ayette der ki: ‘’Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır.’’ İslam kültür ve medeniyetindeki çevre ile ilgili bu hassasiyetleri destekleyen bir olay da Mekke ve Medine çevresinin harem ilan edilmesidir. Bu icraat dünyadaki ilk sit alanı uygulaması olarak kabul edilir.
  • İsraf ve Tüketim: Dinî terimler sözlüğüne göre israf; saçıp savurma, harcamalarda orta yoldan sapma, ölçüyü aşma ve aşırılık yapmak suretiyle sahip olduğu nimetleri gereksiz yere tüketmektir. Mal veya imkânları meşru olmayan amaçlar için harcamak da israftır. Kur’an-ı Kerim’de, Araf suresi 31. ayette ‘’Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz.’’
    denilerek savurganlık ve açgözlülük kesinlikle yasaklanmıştır. Buhari, Libas 1’ deki bir Hadis-i Şerif ’te buyurularak tüketim anlayışının çerçevesi çizilmiştir: İsraf etmeyerek, kibir ve gurura kapılmayarak yiyiniz, içiniz, tasadduk ediniz.’’

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*