İslam Toplumunda Ekonomik Hayat

İnsan faaliyetlerinin önemli bir kısmı ekonomiyle ilgilidir. Bu süreç, üretim, paylaşım, tüketim sıralamasıyla gerçekleşir. Ekonomik faaliyetler geçmişten günümüze ahlak, din, gelenek, siyaset gibi kurumların etkisinde şekillenmiştir.

İslam ahlakı, ekonomik işlerimizde öncelikle helal kazanç olması gerektiğini vurgular. Kul hakkı gözetmek, zekât ve sadaka vermek (infak etmek), çalışanın işini en güzel şekilde yapması, işverenin de çalışanın hakkını gözetmesi, İslam’ın ekonomik ilişkilere koyduğu sınırların başında gelir. Helal kazanç esas olup, israf ve faiz kesinlikle yasaklanmıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu konuyu vurgulayan pek çok ayet vardır. Örneğin:
“Faiz ( riba) yiyenler, ancak şeytan olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu onların: ‘Alım- satımda faiz gibidir’ demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabb’inden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara suresi, 275. ayet.)
“Ey iman edenler! Faizi kat kat artırılmış olarak yemeyin ve Allah’tan sakının, umulur ki kurtulursunuz.” (Âl-i İmran suresi , 130. ayet.)

İslam Medeniyetinde Ekonomik Düzenin Esasları

Haklar                                                      

  • Kaynakları Kullanma Hakkı
  • Mülkiyet Hakkı            
  • Teşebbüs hakkı                          

Tavsiyeler

  • Helal Kazanç
  • Emeğe Saygı
  • İnfak

İnfak: Dinî terimler sözlüğüne göre, karşılıksız yardım, sadaka verme, zekat, kişinin kendisi, anne ve babası, çocukları ve eşi için yapmış olduğu her türlü meşru harcama anlamına gelir.

 Yasaklar

  • Faiz
  • İsraf
  • Çalışma hakkı

İslam Ekonomisinin Gelişimi ve Kurumsallaşması:

Müslümanlar ekonomik sistemlerini oluştururken, İslam’ın iktisadi esaslarını dayanak olarak almışlardır. Ekonominin düzenli işleyişinde en önemli etken kurumsallaşmaktır. Zekât, cizye, haraç gibi vergilerin toplanması ve dağıtılması, ganimetlerin kurallara uygun olarak paylaşılması, Beytü’l Mâl’in kurulması ilk kez Hz. Peygamber’in (sav) Dönemi’nde gerçekleşmiş ekonomik faaliyetler ve düzenlemelerdir. Hz. Ebubekir (ra) , topladığı gelirleri bekletmeden dağıtırdı. Hz. Ebubekir’in (ra) vefatından sonra, halife olarak İslam Devleti’nin başına geçen Hz. Ömer (ra)
bir heyet huzurunda Beytü’l Mâl’i açmış ve burada sadece bir dinar bulabilmiştir.

Beyt-ül mâl, kelime anlamı olarak mal evi, hazine evi demektir. İslam
devletlerinde devlet hazinesidir. Arap-İslam Devleti’nin kuruluşundan Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar bu ad kullanılmıştır.

Emeviler Dönemi’nde İslamiyet, Orta Asya’dan Atlas Okyanusu’na kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Buna bağlı olarak, yeni ticaret yollarına hâkim olunmasıyla ticari faaliyetler artmış, tarım alanlarının artmasıyla zirai faaliyetler ve gelirler artmış, böylelikle vergilerin düzenli toplanması zorunluluğu kurumsallaşmayı geliştirmiştir. İran ve Bizans paralarının yerine dinar ve dirhem adıyla yeni İslam paraları basılmıştır.

Abbasiler, oluşturdukları divanlarla kurumsallaşmanın yapısını geliştirmiştir. Mali işleri daha sağlıklı yönetmek, vergileri düzenli toplamak ve dağıtmak için Divanü’l Mâl kurulmuştur. Hazine bu divana bağlanmıştır. Divanü’l Harac ve Divanü’l Ziya gibi kurumlar oluşturularak, arazi, zekat ve gümrük gibi çok sayıda verginin daha düzenli toplanması sağlanmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde de ekonomik kurumların gelişimi devam etmiştir. Örneğin Selçuklular’da Divan-ı İstifa adıyla mali işlere bakan bir yönetim kurulu oluşturulmuştur. Osmanlılar’da ise Hazine-i Âmire adı verilen devlet hazinesinden ayrı olarak, Padişah’ın şahsi hazinesi olan Ceb-i Hümayun da devlet giderlerinin karşılanmasında yedek bütçe olarak kullanılmıştır.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*