İslam Kültür ve Medeniyetinde Sanat

İslam Kültür ve Medeniyetinde Sanat

Sanat ve Sanatın Kapsamı

Sanat; duygu, düşünce, örf ve adet, inanış ve tasavvurları, çeşitli malzeme, araç, teknik ve yöntemler kullanarak, bir uyum içerisinde ortaya koymaktır.

İslam kültüründe, insanın tabiatından gelen sanat duygularının yanında, bu faaliyetlerin meşrû hale gelmesini sağlayıp, teşvik eden en önemli sebep ve itici güç Allah’ın “cemâl” (güzel) sıfatı olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de de belirtildiği üzere en büyük sanakâr Allah’tır. Allah, kâinatı ve kâinatın küçük bir örneği olan insanı, üstün yeteneklerle donatarak, en güzel biçimde yaratmıştır. Sanat, kendi arasında dallara ayrılır. Bir sanatı icra etmek için gerekli bilgi, yetenek ve hünere sahip olan kişiye sanatkâr adı verilir.

Kur’an-ı Kerim, yüce hedefi doğrultusunda varlığın bazı güzelliklerini, manevi ve ahlaki güzelliğin bir parçası, ahiretin bir perdesi olarak bizlere göstermektedir. Kur’an-ı Kerim’de insanın ideal ve ölçülü yaratıldığı şöyle buyuruluyor:
“Gerçekten de biz insanı en güzel surette yarattık.” (Tin suresi, 4.ayet.)

Estetik; Güzeli ve güzel sanatların doğasını inceleyen bilim dalıdır. Estetiğin konusu güzelliktir. İnsan yaşadığı ortamda güzelliği arar. Bu arayışın nedeni, Allah’ın, yaradılışta insanın özüne yerleştirdiği estetik ve güzellik duygusudur.

Allah (cc) kâinatı, insanın estetik duygusuna hitap edecek mükemmellikte yaratmıştır. Kur’an-ı Kerim’de sanatla ilişkilendirilebilecek bazı kavramlar vardır. Bunlar; hüsn, tayyib, cemil, sürur, zinet gibi sıralanabilir. Hz. Peygamber’in (sav), “Allah güzeldir, güzeli sever.” hadisi, İslam’ın estetikle olan ilgisini vurgular. Allah’ın (cc) isimlerinden sanat ve estetik ile ilişkilendirilebilecek olanlar vardır ki şöyle sıralayabiliriz:
El-Bedî: Eşi ve benzeri olmayan, güzellik sahibi, eşsiz yaratan.
El-Bari: Her şeyi uyumlu ve kusursuz yaratan.
El- Musavvir: Varlıklara şekil veren, güzelleştiren.
El-Lâtif: Lütuf ve ihsan sahibi, bütün incelikleri bilen.

İslam Kültür ve Medeniyetinde Sanat Anlayışı

İslam sanatı, İslam dünya görüşünün dilidir. Bu dilin her şeyden önce gözettiği ve göz önünde bulundurduğu unsur tevhid olmuştur. İslam’a göre sanat, yaratıcısının rızasına ulaşma yolunda bir uğraştır, ilahî hakikati arama ve ona ulaşmada bir araçtır. Müslüman sanatçı güzelliğini yarattığına inanmaz, o yaratılmış güzelliği keşfetme peşindedir.
Meydana getirilen eserler, Allah’ın cemal sıfatının birer tecellisidir. Sanatçı ancak Allah’ın cemalini işitilebilir, görülebilir ve dokunulabilir hale getirebilir. Kendisi vefat ettikten sonra eserlerinin adeta bir sadaka-i cariye gibi toplum yararına olmasını amaçlar.
İslam sanatı, duygusallıktan ziyade fikrî yönü ağır basan, gerilimlerin giderildiği, insana huzur veren bir sükûn ve ahenk sanatıdır.

Kur’an-ı Kerim, İslam sanatının sınırlarını belirlemiştir. Bu esas doğrultusunda sınırları belirlenen İslam sanatının özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

İslam sanatının dünya görüşü tevhittir: Sanatçı sonsuzluğu ve ifade
edilemezliği ortaya koyabilirse “Lâ ilâhe illallah”a varabilir. İslam’ın özündeki tevhid ilkesi, Müslüman toplumların sanatlarına birlik
kazandırır. Bu anlayıştan hareketle, en büyük sanatkâr Allah’tır. O, evreni kusursuz bir denge üzerine, insanı da mükemmel yaratmıştır. 

İslam sanatı işlevseldir: İslam sanatı işlevsellikten ödün vermez. Estetik ve zevk ile işlevsellik birbirini tamamlar. Sanatın her dalı insanı sosyalleştirmede çok büyük bir araçtır. Ancak amaçsız ve sadece zevk için eser ortaya koyma anlayışının İslam sanatında yeri yoktur.

İslam sanatında tekamül esastır: İslam sanatı daima gelişim göstermeye
açıktır. En iyiye, en güzele ulaşmak esastır. Geçmişten gelen sanat ve kültürel miras geleneğini bozmak yerine, kendilerinden önceki birikimleri geliştirmeye ve daha iyiye ulaştırmaya çalışmışlardır. 

İslam sanatının ahlak anlayışı vardır: İslam inancına göre insan en güzel biçimde yaratılmıştır. İnsan bu özelliğiyle, başta Allah olmak üzere kendisi ve diğer yaratılmış bütün varlıklara karşı sorumlu hale gelir. İslam inanç sisteminde, insan davranışlarının ahlaki değerlere uygun hâle gelmesinin, Hz. Peygamber’in (sav) “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” hadisinde de belirtildiği üzere kesin bir tarafı
vardır.

İslam sanatında üsluplaştırma: İslam sanatının bize bildirmeye çalıştığı şey görünenin arkasındaki görünmeyene ulaşmaktır.

Tevhid ve tenzih, İslam’ın önemle üzerinde durduğu bir ilke olduğu için; Allah, peygamberler ve büyük Velilerin bile tasvirlerinin yapılmasından uzak durulmuştur. Bu nedenle İslam sanatı soyuta yönelmiş, üsluplaştırma yoluna gitmiştir. Bu uygulama İslam sanatlarının tüm alanları için söz konusudur. Özellikle Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde
tasvir (resim-heykel) hoş görülmemiştir.

Dil ve Edebiyat

İslam sanatları arasında Kur’an-ı Kerim’in tilaveti önemli bir yere sahiptir. O İslam’ın kutsal sanatıdır. Bu sanat, ilahi kelamın yazılması ve Kur’an-ı Kerim’de geçen kıssaların okunmasıyla hayat bulmuştur. Edebiyatın İslam kültür dünyasındaki özel yeri de bu şekilde oluşmuştur.

Şiir ve hitabet önem kazanmış, şairler toplumda önemli mevkilere gelmiştir. Şiir yarışmaları yapılmış, birinci gelenler ödüllendirilmiş, bu şiirler Kâbe duvarlarına asılmıştır ki bu şiirlerin en önemlilerinden biri “mu’allaka-i seb’a”dır.

Kur’an-ı Kerim’in Arap edebiyatı üzerindeki etkisi diğer İslam ülkelerinin dillerinde de kendini göstermiştir. İslam’ın Arapça’dan sonra en önemli edebiyat dili Farsçadır ki bu dilde çok önemli edebi eserler verilmiştir. Örneğin, Firdevsi’nin Şehnâme adlı eseri bilinmesi gereken yapıtların başında gelir.

İslamiyet etkisindeki Türk edebiyatı, Karahanlılar Dönemi’nde Yusuf Has Hacib’in eseri Kutadgu Bilig ile başlamıştır. Türklerin İslamlaşma sürecini büyük ölçüde tamamladıkları 9.yy.ın sonlarından itibaren başlayan ve Tanzimat Dönemi’ne kadar devam eden süreç “İslami Türk Edebiyatı” adını alır. Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana gibi şair ve düşünce insanları ilk akla gelen isimler olup, üzerinde durdukları konular bütün insanlığı kapsayıcı niteliktedir.

İslam edebiyatında şiirin farklı bir misyonu vardır çünkü Allah’ın varlığı ve birliğini anlatan, O’nu öven naat adı verdiğimiz eserler şiir formatındadır. Müslüman şairler mensubu oldukları milletin yol göstericisi, sözcüsü olmuşlardır. Yunus Emre ve Mevlana’nın yanı sıra Fuzulî, Bakî, Şeyh Galip, Mehmet Akif ve Necip Fazıl gibi şairlerimiz daima milli duygularımızı dile getirmiş, toplumdaki dinî ve millî hassasiyeti canlı tutmuşlardır.

10.yy.dan itibaren tekkeler çevresinde tasavvuf düşüncesi gelişmeye başlamıştır. Tasavvuf; İslam’ın temel ilkeleri esas olmak üzere, kalbi saflaştırıp, iyi duygularla doldurmak, kötü duygulardan arınıp ahlakı
güzelleştirmek demektir.

Divan şiiri de İslamî edebiyatın en önemli kollarındandır.

Mimari

İslam mimarisi de tevhid inancı çerçevesinde gelişmiştir. Bu ilkeye göre, hayatı bütünleştiren maddi ve manevi ihtiyaçların tümü göz önünde bulundurulmuştur.

İslam mimarisinin yayıldığı coğrafyalardaki kültürler de islam mimarisini büyük ölçüde etkilemiştir.

Dini mimari Hz. Muhammed’e peygamberlik verilen 610 yılından başlar ve 632 yılında Hz Peygamber’in vefatıyla sona erer, Dört Halife Dönemi’ni de içine alarak “Erken İslam Dönemi” olarak adlandırılır.

İslam inancına göre, yeryüzünde ibadet amacıyla yapılan ilk mimari yapı Kâbe’dir.

Peygamber efendimiz hicret ederken (622), Medine’ye gelmeden önce Kuba Köyü yakınlarında Kuba Mescidi’ni inşa ettirmiştir ki İslam tarihinde yeri ve önemi büyüktür. 
İslam mimarisinin ilk özgün örneği, Hicret’ten sonra Medine’de Hz. Peygamber(sav) ve arkadaşları tarafından 622 yılında inşasına başlanıp, 623 yılında tamamlanan Mescid-i Nebevî (Peygamber Mescidi) dir. 

Fethedilen yerlerde yapılan ilk camiye fetih camii; şehir merkezindeki camiye ulu cami veya cami-i kebir; Osmanlı sultanlarının yaptırdığı camilere selâtin camii denilmiştir. Yol boylarında, yolcuların namaz kılması için yapılan mescitler ise namazgâh olarak adlandırılmıştır.

Genel olarak camiler, Müslümanlar için son derece önemli, her türlü dış etkene karşı korunaklı olması gereken yapılardır. Örneğin, Osmanlı Klasik Dönemi’nin en önemli yapılarından olan Kanuni Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı ve Mimar Sinan’ın “Kalfalık Dönemi Eserim” diyerek özellikle vurguladığı İstanbul‘daki Süleymaniye Camii’nin kubbesinin isten korunması için “is odası” yapılması bu özenin önemli bir göstergesidir.

Cami mimarisinde esas alınan yapı “Mescid-i Nebevi” dir. Değişik bölgelerde estetik ve süsleme unsurları farklılık gösterse de cami mimarisinde temel olan bazı unsurlar; avlu,şadırvan, minare, mihrap, minber gibi detaylardır.
Minare, cami mimarisinin en önemli unsurlarındandır. İslam mimarisinde ilk minare 673 tarihinde Fustat’ta (Mısır) Amr-ibn As Camii’nde inşa edilmiştir.
Dini mimaride diğer bir önemli yapı gurubu da mezar yapılarıdır. Bu yapılar türbe ve kümbet şeklinde inşa edilmişlerdir.
Türbe: Üzeri kubbe ile örtülü mezar yapısıdır. Kümbet: Üzeri konik veya piramit çatıyla örtülü mezar yapısıdır.

İslam’da ilk türbe Abbasi Devri’nde inşa edilmiş olup Samarra’daki Kubbet-üs Süleybiye’dir.

Buhara’daki Samanoğlu İsmail Türbesi, Arap Ata Türbesi; Talas’taki Ayşe
Bibi Türbesi, ilk Türk-İslam Devleti olan Karahanlılar Dönemi’nde yapılmış mezar yapılarından bazılarıdır.
Gazneliler Dönemi’nde; Kümbet-i Kâbus,

Büyük Selçuklu Devri’nde; Kümbet-i Surkh ve Sultan Sencer Türbesi,

Türkiye (Anadolu) Selçuklu Dönemi’nde; Konya II. Kılıçarslan Kümbeti, Tercan Mama Hatun Kümbeti

Beylikler Dönemi’nde; Ahlat Emir Bayındır Kümbeti, Kırşehir Aşık Paşa Türbesi, Sivas Güdük Minare Kümbeti

Osmanlı Dönemi’nde; Bursa Yeşil Türbe, İstanbul Mahmut Paşa Türbesi, İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Türbesi gibi pek çok önemli örnek sayabiliriz.

17. yy.da Hindistan’ın Agra şehrinde , Şah Cihan’ın ölen eşi Begüm Mümtaz Mahal için yaptırdığı Taç Mahal de İslam mimarisinin en güzel örneklerindendir.

Sivil Mimari: İslam sanatında medreseler, kervansaraylar (hanlar-ribatlar), hamamlar, su yapıları (çeşme-sebil-selsebil), astaneler(darüşşifa), mahalle mektepleri, imarethaneler, tabhane (misafirhane) ve külliyeler sivil mimari yapılarıdır.

Bunların yanı sıra evler ve saraylar sivil mimarinin önemli unsurlarıdır. Bunlar çok sade ve abartısız yapılardır.

İslam mimarisinde ilk saraylar, Emeviler Dönemi’nde görülür 
ki bunlar çoğunlukla çöl saraylarıdır. Meşatta Sarayı’nı örnek olarak verebiliriz.

Abbasi Dönemi’nde Leşger-i Bazar Sarayı;

Anadolu Selçuklu Dönemi’nde Konya II. Kılıçarslan Köşkü’ nü sayabiliriz.

Osmanlı Dönemi’nin en önemli saray yapısı Fatih Sultan Mehmet Dönemi’nde yapılan Topkapı Sarayı’dır.

Askeri Mimari: Kale, sur, burç, tersane, kule, hisar, kışla, ok meydanı ve ordugâhlar askeri mimarinin bazı yapı tipleridir. Anadolu Hisarı ve Rumeli Hisarı İstanbul Boğazı’nı kontrol altında tutan önemli Orta Çağ kaleleridir.

Güzel Sanatlar

Hat Sanatı (hüsnühat): Güzel ve kurallı yazı yazma sanatıdır. Kur’an-ı Kerim’i mukaddesatına yaraşır şekilde yazma isteği, yazının ön plana çıkmasının asıl sebebidir. Hat sanatının en güzel örnekleri Mushaflarda görülür. Kûfi, sülüs, nesih, rik’a, divanî, siyakat, muhakkak, reyhanî, müsenna, tuğra, tevkii başlıca yazı çeşitleridir.
Tezhip: Arapça “zeheb” kökünden gelir, altınlamak anlamındadır. Bu sanatla uğraşan ustalara müzehhip denir. Ana malzeme altındır. Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere ilmî ve edebî el yazması kitapların yüksek manevi değerini ifade etmek için ve süsleme amaçlı uygulanır. Bu sanatın kökeni Uygur Türklerine kadar dayanır.
Ebru: Farsça “ebri” kelimesinden gelir. Bulut gibi, bulutumsu manasındadır. İlk kez Türkistan’da yapılmış, oradan İran ve Anadolu’ya gelmiş ve Avrupa’ya yayılmıştır.
Minyatür: El yazması kitaplarda yer alan çok renkli, küçük boyutlu, perspektif (derinlik) ve ışık –gölge tekniklerinin uygulanmadığı şematik resimlerdir. Minyatürlerin hem anlatımı kolaylaştırıcı hem de süsleme özellikleri vardır.
Çini (Kâşî): Osmanlıca çînî kelimesinden gelir. Çin işi demektir. İlk örneklerine Karahanlılar Dönemi’nde rastlanır. Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde de devam etmiştir. Osmanlı Dönemi’nde, İznik ve Kütahya’da açılan atölyeler çiniciliğin merkezleri konumundadır.
Anadolu Selçuklulara ait ilk çiniler, Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubad Abad Sarayı kazılarında bulunmuştur. Osmanlı Dönemi’ne ait örnek çoktur ancak İznik Yeşil Cami ve İstanbul Sultan Ahmet Cami çinilerini özellikle belirtmek gerekir. İstanbul Sultan Ahmet Cami çinilerinden dolayı yabancı kaynaklarda Mavi Cami (Blue Mosque) olarak geçer.

Ahşap Sanatı: Günlük hayatta kullanımı çok yaygındır. Oyma tekniği, kakma tekniği, kündekâri (geçme tekniği) ile cami, saray, köşk, türbe ve evlerin ahşap tavanları, pencere pervazları, merdiven trabzanları, kapıları, cumba ve küpeşteleri yapılmıştır. Ayrıca Kur’an mahfazası, rahle, minber ve vaaz kürsülerinde ahşap işçiliğinin en ince örnekleri karşımıza çıkar.
Ciltçilik: Bir mecmua veya kitabın yaprakları ve sırasını bozulmadan bir arada tutabilmek için yapılan koruyucu bağa cilt, cilt ustasına ise mücellit denir. İlk ciltler, 7 ve 9.yy. larda Mısır ve Orta Asya’da Uygurlarda görülmüştür.
Kumaş Sanatı: Dokumacılık en eski sanat dallarından olup İslam dünyası ve sanatında da çok önemli bir yeri vardır.
Halı Sanatı: Serilmek veya duvara asılmak için, çoğunlukla yün, ipek ve pamukla yapılmış; kısa tüylü dokumalara halı adı verilir. En eski tarihli halı Türklere aittir ve Orta Asya’da bulunmuştur. İran’da Büyük Selçuklularla halıcılık gelişmiş, Anadolu’ya da Selçuklu Türkleriyle gelmiştir.
Taş İşçiliği: Mimarinin ana malzemelerinden olan taş, dekoratif malzeme olarak da kullanılmıştır. En güzel örneklerine Anadolu Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı mimarisinde rastlamak mümkündür. Özellikle portal (taç kapı- ana giriş kapısı) de taş işçiliğinin en ince örneklerini görebiliriz.
Maden Sanatı: Bu sanatın uzun bir gelişim süreci vardır. Orta Asya’da başlamış; sırasıyla Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde de devam etmiştir.

Musiki

Musiki, insanın yaradılışında olan, Allah’ın lütfu diyebileceğimiz nimetlerden birisidir. İnsanlık tarihi kadar eski olup duygu ve düşüncelerin en iyi ifade edildiği bir araçtır. Antik Çağ’dan itibaren ayrıca Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde tedavi aracı olarak kullanıldığı da kaynaklarda mevcuttur. İranlı meşhur şair Farabî’nin Kitabü’l Musiki el Kebir adlı eseri, Doğu musikisi hakkında yapılan çok önemli bir çalışmadır.
Kur’an Musikisi: Kur’an musiki değildir ancak kıraatte güzel sesin önemini belirten ayet ve hadisler vardır.

Ezan: Tevhidin ilanı ve namaza çağrı fonksiyonu olan ezanın okunuşu çok
önemlidir ve bir sanattır. Osmanlı Dönemi’nde güzel sesli ve kabiliyetli gençler Enderun’a seçilir, eğitimlerini aldıktan sonra hünkâr müezzini olarak atanırlardı.
Dinî Musiki (Cami-Tekke Musikisi): Cami musikisinde enstrüman kullanılmaz, yalnızca insan sesiyle icra edilir. Tekke musikisinde ise enstrüman vardır. Camide Kur’an-ı Kerim tilaveti yapılır. İlahiler söylenir. Eğer ilahiler koro hâlinde okunmak için bestelenmişse cumhur ilahi adını alırdı. Bayram günlerinde okunan “Bayram Tekbiri” ise Buhurîzâde Mustafa İzzet Efendi tarafından bestelenmiştir.
Osmanlılarda musikinin icra alanlarından biri de mehterdir. Mehter, dünyanın en eski bandolarından olup savaş zamanında askere cesaret verip düşmana korku salmak amacıyla orduyla birlikte sefere çıkardı.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*