AÖL COĞRAFYA 4 – DERS ÖZETİ

1. ÜNİTE: BEŞERÎ SİSTEMLER

1. Bölüm Dünya’da Nüfus ve Göç

1.1 Nüfusun Özellikleri ve Önemi

Nüfus, sınırları kesin olarak bilinen bir alan üzerinde ve belli bir zaman diliminde
yaşayan insan sayısının genel toplamına denir.

Bir nüfus sayımı ile elde edilecek veriler şunlardır:
 Toplam nüfus miktarı,
 Nüfusun ülke geneline olan yayılışı,
 Nüfusun yaş gruplarına göre dağılışı,
 Cinsiyet yapısı,
 Eğitim durumu,
 Sektörel dağılım,
 Bir önceki yıla göre olan artış oranı,
 Kır kent nüfusu,
 Nüfus hareketleri (göç) dir

Bir devletin ekonomik bakımdan kalkınması, güçlenmesi için elbette eğitimli nüfusa ihtiyacı
vardır çünkü sahip olduğu nüfusun niteliği aynı zamanda ülkenin kalkınma hızını belirler. Bu yönüyle nüfus devletleri oluşturan temel unsurdur, diyebiliriz. Devletler bu temel unsur üzerine çeşitli politikalar üretir ve bunların bir kısmını hayata geçirir. Nüfus alanında yapılan bu çalışmalara nüfus politikaları adı verilir.

1.1.1. Nüfus Artış ve Azalışının Olumlu Olumsuz Etkileri

Oransal olarak bakıldığında dünya nüfusu her yıl % 1,7 artış göstermektedir. Bu artış oranı aynı zamanda toplam nüfusa 97 milyon insanın eklenmesi demektir. Bu rakam bize dünya genelinde artış hızının yüksek olduğunu ifade eder. Doğal olarak artış hızının yüksekliği bazı sosyal ve ekonomik sorunları da beraberinde getirir.

Nüfus artışının hızlı olmasının olumlu ve olumsuz sonuçları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Olumlu yönleriOlumsuz yönleri
Vergi gelirlerinin artması 
İş gücü 
Yeni yatırım alanlarının açılması 
Askerî güç 
Tüketici sayısının artması
İş olanaklarının azlığı
Yatırımların daha çok nüfusa yönelik olması
Hizmet sektöründe yetersizliklerin yaşanması
Ortalama ömrün az olması
Çevre ve trafik sorunları
Çarpık kentleşme

Nüfus artış hızının sonuçlarına dünyadan ve Görsel 1.1: Çin’de Eğitim Türkiye’den örnekler vererek açıklayabiliriz. Çin, Hindistan gibi ülkelerde nüfus artış oranı yüksektir. Çin’in son yıllarda genç nüfusunu ucuz iş gücü Görsel 1. 2 Çin’de iş gücü olarak görmesi yabancı sermayenin ülkeye akmasını sağlamıştır. Yatırımcı sayısının artmasıyla da Çin ekonomik anlamda bir dünya devi hâline gelmiştir. 

İngiltere, Almanya, Fransa gibi gelişmiş Avrupa ülkelerinde nüfus artış oranı durma noktasına
gelmiştir ve özellikle genç nüfus sayısı azdır.Ekonomik seviyenin yüksek olduğu bu ülkelerde
genç nüfusun az olması, iş gücüne duyulan ihtiyacın her geçen gün artmasına neden
olmuştur. 

1.1.2. Nitelikli Genç Nüfusun Ülke Kalkınmasındaki Önemi

Toplam nüfusun içinde 15-24 yaş aralığında bulunan nüfusa, genç nüfus denir.

Bir ülkenin genç ve dinamik nüfusa sahip olmasının sağladığı faydaları şöyle sıralayabiliriz:
 Ülkede üretim artar.
 Genç nüfusun ihtiyaçları daha çok olduğundan mal ve hizmetlere talep artar ve
bu durum, ekonomik canlılığı beraberinde getirir.
 Ekonomik canlılığa bağlı olarak devletin vergi gelirleri yükselir.
 Genç nüfusta teknolojik üretkenliğe olan yatkınlık yeni iş alanlarını ortaya çıkarır.
 Sanayide kâr oranı artar. Üretimde verimliliğin artması ihracatta rekabeti de
kolaylaştırır.

1.1.3. Nüfus Artış Hızının Kalkınmadaki Yeri ve Önemi

Kalkınma planlarının yapılıp uygulanması için ülkede var olan insan sayısının ve bu insanların temel ihtiyaçlarının neler olduğunun bilinmesi gerekir eğer kalkınma planında nüfusun nicelik ve nitelik özellikleri dikkate alınmazsa o kalkınma planı hedeflenen başarıyı yakalayamaz.

1.2 Dünya Nüfusunun Tarihsel Süreçteki Değişimi

Bugün dünya nüfus verilerine bakıldığında toplam 7.432.663.275 (2016) kişi olduğu
görülmektedir. İnsanlık tarihi boyunca dünya nüfusunda üç önemli sıçrama gerçekleşmiştir.

1. Sıçrama: En uzun dönem olarak bilinen birinci zaman (Paleolitik) aynı zamanda birinci sıçrama dönemidir. Bu dönemde insanlar avcılık ve toplayıcılıkla uğraşmışlar, alet yapmayı öğrenmişler ve kendilerine çeşitli savunma aletleri geliştirmişlerdir. 

2. Sıçrama: İnsanoğlunun tarım yaparak toprağı işlemesi, hayvanları evcilleştirmeleri
zamanla onları yerleşik hayata taşımıştır. Böylece küçük sahalarda bile kalabalık yerleşme dokusu ortaya çıkmıştır.

3. Sıçrama: 1750-1850 yılları arasında gerçekleşen dönemdir. Endüstri Çağı’nın ilk
olarak Avrupa’da başlamasıyla kıtada hızlı nüfus artışı yaşanmıştır. Orta Çağ’a gelindiğinde
çıkan savaşlar, salgın hastalıklar ve kötü yaşam koşulları yıllarca ölüm oranının yüksek seviyelerde seyretmesine neden olmuş ve nüfusu nicelik yönünden azaltmıştır. Yeni Çağ ve Yakın Çağ’da sanayileşme ile iş olanaklarının artmasına bağlı olarak yaşam standartlarının yükselmesi, beslenme ve sağlık koşullarının iyileşmesi ve son olarak modern tıp alanındaki yenilikler nüfusun her geçen yıl artmasında en önemli etken olmuştur.

Genel olarak Dünya nüfus artış oranına etki eden faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:
 Sanayileşme oranı,
 Toplumsal ve kültürel gelişmeler,
 Beslenme koşullarının iyileştirilmesi,
 Çocuk ölümlerinin azalması gibi nedenler etkili olmuştur.

1.3 NÜFUSUN DAĞILIŞI

Kıtalar  Nüfus miktarı(milyon)Nüfus yoğunluğu(km)
Asya 
 
4.140 86.7
Afrika  99432.7
Avrupa738 70.0
K. Amerika  52922.9
G. Amerika  38621.4
Okyanusya 36 4.25
Antarktika4.5 0.00

Bu tabloya göre çıkacak sonuçlar şöyledir:
 Asya Kıtası, dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu anakaradır. Özellikle
Çin ve Hindistan nüfus miktarı bakımından lider durumda olan iki ülkedir. Bu kıtada doğal nüfus artışı çok hızlıdır. Bu anlamda Güney Asya’da ciddi bir doğal kaynak tüketimi de sözkonusudur.
 Nüfus yoğunluğu fazla olan ikinci kıta Avrupa kıtasıdır. Avrupa’da sanayinin
gelişmesi ekonomik kalkınma hızını yükseltmiş ve teknolojik gelişmeler ortalama
yaşam süresini uzatmıştır. Bunun yanında tıp alanındaki yeniliklerle bebek
ölüm hızı azalmıştır ancak günümüzde Avrupa nüfusunun artış nedenini
yabancı ülkelerden gelen işçi göçleri ile açıklayabiliriz.
 Afrika Kıtası’nın batısında ve doğusunda nüfus yoğunluğu fazla iken kuzey ve
güneydeki çöl alanlarında nüfus yoğunluğu azalmaktadır. Kıtada etkili olan
beslenme ve su kaynaklarının yetersizliği, salgın hastalıklar, kötü yaşam koşulları
ve siyasi karışıklıklar nedeniyle ölüm oranlarının dünya geneline göre en
yüksek olduğu kıtadır.
 Kaliforniya (K.Amerika), Brezilya (G. Amerika’nın Batısı) ikinci dereceden
nüfusun yoğun olduğu alanlardır. Orta Amerika’da Meksika Platoları da nüfusun
sık olduğu yerler arasındadır.
 Nüfusun az yoğun olduğu yerler; 60° enleminin kuzeyi, orta kuşak ve tropikal
bölgedeki çöl sahaları, dağların yüksek yerleri, Ekvatoral orman bölgesi ve kutuplara
yakın soğuk yerlerdir.

1.3.1. Nüfus Dağılışına Etki Eden Doğal Faktörler

a. İklim Koşulları: Sıcaklık ve yağış koşulları nüfusun genel dağılışına doğrudan etki
eden faktörlerdir. Sıcaklık ve yağışın müsait olduğu coğrafi mekânlarda canlı sayısı
çoğalırken, sıcaklığın düştüğü ya da çok yükseldiği sahalarda nüfus ciddi oranda azalır.

b. Yeryüzü Şekilleri: Yer şekilleri iç kuvvetler tarafından ortaya çıkan yapılardır. Bu
yapılar dış kuvvetlerce yontularak birbirinden farklı yer şekillerini oluştururlar. Dağlar,
platolar, ovalar ve vadiler örnek olarak verilebiliriz.

c . Kara ve Denizlerin Oranı: Karalar ve denizlerin oranı dünya genelinde eşit bir şekilde
dağılmamıştır. Kuzey yarım kürede karaların oranı denizlere göre daha fazladır. Bu
durum Kuzey yarım kürede nüfusun sayıca çok olmasına neden olmuştur.

ç. Verimli Tarım Alanları: Akarsuların vadi tabanları ile denize döküldüğü delta alanları
ve volkanik arazilerdeki toprakların verimli olması nüfusun bu alanda toplanmasına zemin hazırlar. 

d. Maden Alanları: Maden ocakları iş imkânlarının çok olduğu yerlerdir. Bu sahalarda
nüfus ve yerleşme yoğunluğu çevresine göre daha fazladır. 

e. Bitki Örtüsü: Orman, doğal kaynaklar arasında yer alan ve birçok sektörün hammaddesi
olarak kullanılır ancak bu alanları nüfus ve yerleşme coğrafyası açısından değerlendirildiğinde ormanların gür olması yerleşmeyi zorlaştırdığı için nüfus yapısı seyrektir.

1.3.2 Beşerî Faktörler

Beşerî faktörler denildiğinde; aklımıza ulaşım, sanayi, ticaret, turizm ve eğitim gibi faktörler
gelmektedir. Bu faktörlerin öne çıkan özelliği aynı zamanda o sahadaki nüfus yapısını doğrudan
etkilemesidir. Özellikle ulaşım ağının gelişmesi diğer faktörlerin de gelişmesine fırsat verir.

1.3.3 Kıtalara Göre Nüfus Yoğunluğu

Belirli bir alanda yaşayan nüfusun o alana olan oranına nüfus yoğunluğu denir. 

a. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu :

Bir ülke ya da sınırları belli herhangi bir alan üzerinde yaşayan insan sayısının yüz
ölçümüne bölünmesi ile elde edilen sayı aritmetik nüfus yoğunluğunu verir

1.4. NÜFUS YAPISI

Nüfus yapısı dediğimizde aklımıza beş temel özellik gelir. Bunlar:
 Nüfusun yaş yapısı,
 Nüfusun cinsiyet yapısı,
 Nüfusun eğitim durumu,
 Nüfusun sektörel dağılımı,
 Nüfusun kır kent durumudur.

Genç nüfusun çok olması bütçeden eğitime daha çok pay ayrılması demektir. Bu şekilde ortaya çıkan ve insana bağlı olarak gelişen yatırımlara demografik yatırım denir. 65 yaş ve üzeri nüfus ise yaşlı nüfus grubunu oluşturur. Çalışma çağında olmayan nüfusa bağımlı nüfus denir.  Nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı üç ana başlıkta toplanır:
 Genç (Çocuk) Nüfus (0-14 yaş)
 Olgun (Yetişkin) Nüfus (15-64 yaş)
 Yaşlı Nüfus (65 + yaş)

Nüfusun cinsiyet durumu, ülkedeki kadın ve erkek nüfusun sayıca oranıdır. Dünyada ve ülkemizde genel olarak kadın ve erkek nüfus oranları birbirini yakın takip etse de erkek nüfusu biraz daha yüksektir.  Okullaşmanın artması eğitimdeki yeniliklerin takip edilip uygulanması ülkedeki nitelikli insan sayısını büyük ölçüde arttırır. Kentsel nüfusun fazla olması gelişmişliği ifade ederken kırsal nüfusun fazla olması ise geri kalmışlığın bir göstergesi sayılabilir.

1.4.1 Nüfus Piramitlerinin Temel Özellikleri

Nüfusun yaş durumuna bakılarak oluşturulan grafiklere nüfus piramitleri denir. Nüfus piramitlerinin tabanı genç nüfusu, orta kısmı çalışma çağındaki olgun nüfusu, üst kısmı ise yaşlı nüfusu ifade eder. 

Geri Kalmış Ülke Piramidi : İç bükey üçgene benzeyen bu piramide bakıldığında tabanının geniş, üst kısmının ise oldukça dar olduğu görülür.

Gelişmekte Olan Ülke Piramidi : Eşkenar üçgene benzeyen bu piramidin tabanı birinci piramide göre daha dardır.

Gelişmiş Ülke Piramidi 1 : Doğum ve ölüm oranlarının düşük olduğu gelişmiş ülkelerin piramidinin şekli arı kovanına benzer.

Gelişmiş Ülke Piramidi 2 : Çan şekline benzeyen bu piramit, doğum oranlarının son yıllarda arttığını gösterir.

Gelişmiş Ülke Piramidi 3 : Bu piramitte gelişmiş ülkelere aittir ancak diğerlerinden farkı doğum oranlarının az olmasıdır.

1.5. Nüfus Hareketleri ( Göç )

Göç, esasında bir nüfus hareketi olup, insanların çeşitli nedenlerden dolayı yaşadıkları mekânları bırakıp başka yerlere gitmesidir. Bu terk ediş kimi zaman kitlesel hâlde, kimi zaman ise bireysel şekilde olmaktadır. Göç eden kimselere göçmen denir. Göç ile ilgili bilinmesi gereken iki kavram daha vardır. Bunlar birisi ‘’net göç” kavramı diğeri ‘’net göç hızı”dır. 

Net Göç: Bir yerleşim yerinin çevreden aldığı insan sayısı ile çevreye gönderdiği insan sayısı arasındaki farkın rakamsal olarak ifade edilmesidir.

Net Göç Hızı: İki nüfus sayımı arasında göç edebilecek her bin kişi için göç edenlerin sayısıdır. Genellikle gelişmemiş kentlerde net göç hızı yüksektir.

1.5.2. Tarihteki Önemli Türk Göçleri

a. Kavimler Göçü
MS IV. yy. da büyük Türk boylarının Orta Asya’dan Avrupa ve Afrika kıtasına doğru yaptıkları büyük göç hareketidir. MS IV. ve VI. yy. arasında gerçekleşmiştir. Kavimler Göçü’nü başlatan en önemli olay Orta Asya iklimindeki kuraklaşma sonucu toprakların ve otlakların  verimsizleşmesidir. Kavimler göçü ile Avrupa ve Anadolu’da kurulan siyasi otoriteler yeni bir çağın başlamasına zemin hazırlamıştır.

Türklerin Orta Asya’ya Göçleri

Türklerin ana yurdu binlerce yıl yaşadıkları Orta Asya topraklarıdır. Orta Asya Türklerinin topraklarını bırakmalarının en önemli nedeni iklimin kuraklaşmasıdır. Bunun yanında temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olduğu için zamanla verimsizleşen topraklar ve otlak alanları mevcut nüfusun artması ile yetersiz kalmış ve onları yeni yerler aramaya itmiştir. Türk boyları arasındaki mücadeleler, Çinliler ve Moğollar ile olan savaşlar Türklerin ana yurdunu terk etmesinde etkili olan siyasi nedenlerin başında gelir.

b. Mübadele Göçleri
Siyasi anlaşmaların esaslarına dayanılarak yapılan, ülke nüfuslarının karşılıklı olarak yer değişmesi sonucu ortaya çıkan göçlerdir. Bu göçler insanların gönüllü olarak yaptıkları göç hareketleri değildir, zorunlu göçlerdir. 

c. İşçi Göçleri
1945’li yıllar II. Dünya savaşının olduğu çetin Görsel 1.18 Bulgaristan’dan Göç Eden Nüfus
yıllardı. Almanya bu savaşta mağlup olmuş ve ülkenin ekonomisi çökmüştür. İşte bu
yıllarda dağılan ekonomilerini toplamak isteyen Avrupalıların fabrikalarında çalıştırmak
için işçi aradığı yıllardır. 1958-1961’li yıllarda özellikle Anadolu’nun kırsal yerlerinden pek çok aile yurt dışına işçi olarak çalışmaya gitmişler ve gurbetçi olarak orada yaşama başlamışlardır. 

d. Beyin Göçü
Nitelikli iş gücü ve bilim adamlarının yurt dışına yaptığı göçlere beyin göçü denir. Dünya
literatüründe bunun pek çok örneğini görmek mümkündür. 1879-1955 yılları arasında Alman yurttaşı olan Albert Einstein Yahudi asıllı olduğu için Adolf Hitler’in Yahudi soykırımından kaçarak Amerika’ya yerleşmiştir.

1.5.1. Güncel Mülteci Göçleri

MBirleşmiş Milletlerin 28.07.1951 yılında imzalanan sözleşmede mülteci tanımı “Irkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen her şahıs” olarak yapılmaktadır.

2. Bölüm: Türkiye Nüfusunun Yapısal Özelikleri

2.1 Türkiye Nüfusunun Tarihsel Gelişimi

Bir ülkenin nüfus artışını ve gelişimini izlemek için belli aralıklarla nüfus sayımı yapılır. Nüfus sayımı ile elde edilen parametreler nüfusun bir önceki yıla göre olan değişimini gösterir. Ülkemizde yapılan ilk nüfus sayımları Osmanlı Dönemi’ne kadar gitmektedir. Nüfus yapımızın tarihsel gelişimini dönemlere ayırarak inceleyebiliriz.

2.1.1 Birinci Dönem (Cumhuriyet Öncesi Dönem)

Fatih Sultan Mehmet döneminde tutulan tahrir defterlerindeki kayıtlar sayesinde o dönemdeki
toplam nüfusa ulaşabiliriz ancak gerçek anlamda ilk sayımlar II. Mahmut döneminde 1831 yılında yapılan sayımlardır. Bu sayımlar sonucunda Osmanlı tebası içinde ne kadar asker ve vergi yükümlüsü vatandaş var ise sayısal olarak tespit edilmiştir. Anadolu üzerinde 7-7.5 milyon insan yaşadığı belirlenmiş ayrıca bu sayı 1844 yılında Sultan Abdülmecit döneminde yapılan nüfus sayımı ile 10 milyona kadar çıktığı tespit edilmiştir. 1914 yılına gelindiğinde ise Anadolu toprakları üzerinde yaşayan nüfusun 16 milyona çıktığı görülür.

2.1.2 İkinci Dönem (Cumhuriyet Dönemi)

28 Ekim 1927 tarihinde nüfusun miktarı, nüfusun ülke yüz ölçümüne dağılışı, kırsal ve kentsel nüfus sayısını belirlemek amacı ile nüfus sayımı yapılmış ve bu sayım sonucunda 13,6 milyon kişinin Anadolu toprakları üzerinde yaşadığı tespit edilmiştir. İkinci nüfus sayımı ise 1935 yılında yapılmış ve sayım sonucunda mübadele yoluyla Anadolu’ya gelen göçmenlerle ülke nüfusunda %28,9 oranında bir artış sağlanmıştır.

2.1.3 Üçüncü Dönem (1950-1960 )

1955-1960 yılları arasında Türkiye nüfusu %2,9’luk artış oranı en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu duruma II. Dünya Savaşının bitmesi ve seferberlik hâlinin sona ermesi etkili olmuştur. 

2.1.4 Dördüncü Dönem ( 1960-1980 )

O yıllarda Anadolu’daki pek çok şehirde işsizlik temel sorun olduğu için Almanya, Fransa ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerine çalışma amacıyla giden işçi göçleri yaşanmıştır. Bu dönemde ülkemiz nüfusu tekrar azalma eğilimi göstermiş ve süreç içinde beş yıllık kalkınma planları
hazırlanarak ekonomik kalkınma hedeflerinin yanında nüfusun niteliğini artırma ve nüfus artış hızını dengede tutma amaçlanmıştır.

2.1.5 Beşinci Dönem ( 1980 Sonrası )

Bu dönemde artan şehirleşme, kadının çalışma hayatı içinde yer alması, eğitim seviyesinin yükselmesi ve aile yapısının geniş aileden çekirdek aileye doğru geçmesi gibi sebepler, nüfus artış hızında küçük de olsa düşmeler yaşatmıştır. Örneğin, 1955 yılında % 2,9 olan artış oranı 1985’te % 2.5 inmiştir. Nüfus artış hızındaki bu azalma 1990 yılında iyice belirginleşerek % 2.0 olarak kayıtlara geçmiştir.

1927 yılından günümüze gelinceye kadar nüfus değişimini şöyle özetleyebiliriz:
 Nüfusumuz giderek artmakta ve son nüfus verilerine göre nüfusmuz 79 milyon
814 bin 871 kişiye ulaşmıştır.
 Eğitim düzeyi geçmişten günümüze gelinceye kadar yükselmiştir.
 Kentsel nüfus kırsal nüfusun önüne geçmiştir.
 Sağlık koşullarının iyileşmesi, ortalama yaşam süresini uzatmıştır.
 Erkek nüfus oranı kadın nüfus oranından fazladır.
 İç ve dış göçler birçok nedene bağlı olarak yaşanmıştır.

2.1.6 Türkiye’deki Nüfus Artışları

a. Nüfus Artışının Nedenleri
 Doğum oranlarının yüksek olması
 Bebek ölüm oranının geçmiş yıllara göre az olması
 Beslenme ve sağlık koşullarındaki iyileşmeler
 Çeşitli nedenlerle dışarıdan gelen göçler

b. Nüfus Artışının Ortaya Çıkardığı Sorunlar
 Kırsal yerlerden kentlere doğru göç hareketleri hızlanır.
 Alt yapı yetersizlikleri kentsel bir problem olarak ortaya çıkar.
 Kentlerde trafik, çevre kirliliği ve çarpık kentleşme en sık karşılaşılan problemler
arasındadır.
 Hızlı artan nüfus, ülkede ekonomik büyümeyi de yavaşlatır.

2.2 Türkiye’de Nüfusun Dağılışı ve Dağılışa Etki Eden Faktörler

Türkiye’de nüfusun dağılışına iklim, yer şekilleri, su kaynakları, toprak yapısı ve bitki
örtüsü gibi doğal faktörlerin yanında turizm, ticaret, sanayileşme, ulaşım vb. beşerî
faktörler de etkili olmaktadır.

2.2.1 Türkiye’de Nüfus Yoğunluğu

Nüfus yoğunluğu aritmetik nüfus yoğunluğu, fizyolojik nüfus yoğunluğu ve tarımsal nüfus yoğunluğu olarak üç başlıkta incelenir. Türkiye’nin gerçek yüz ölçümüne göre hesaplanan aritmetik nüfus yoğunluğu km²’ye 104 kişi’ye düşmektedir.

2.3. Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri

2.3.1 Yaş Yapısı

0-14 yaş ( genç nüfus)% 26
15-64 yaş (yetişkin nüfus) % 67
65 yaş ve üzerine ise yaşlı nüfus olarak% 7,20

2.3.2 Cinsiyet Yapısı

Örneğin cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizde kadın nüfusu erkek nüfusundan fazlaydı çünkü savaştan yeni çıkmış bir ülke olarak erkek nüfusun büyük bir kısmı cepheye gitmiş ya şehit düşmüş ya da gazi olarak dönmüştür. 1940 yılında kadın ve erkek nüfus hemen hemen eşit sayıya ulaşmışken bu rakam daha sonraki yıllarda erkek nüfusunun kadın nüfusundan fazla olmasıyla son bulmuştur.1975 yılına kadar erkek nüfusu artmıştır. 1975 yılından sonra bu rakam değişerek kadın nüfusunun artış hızı erkek nüfusunu geçmiştir. 2010 yılına gelindiğinde ise 100
kadın nüfusa 101 erkek nüfus düşerek rakamlar birbirine yaklaşmıştır.

2.3.3 Eğitim Durumu

Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze gelinceye kadar eğitim alanında pek çok yenilikler yapılmıştır. 1927 yılında okur yazar oranı % 10 iken 2000’li yıllarda bu oran
% 85’e ulaşmıştır. 

2.3.4 Çalışan Nüfusun Sektörel Dağılımı

Sektörel yapıyı üç başlık altında toplayabiliriz:
a) Tarım ve hayvancılık, ormancılık, madencilik gibi birincil faaliyetler, %25
b) Sanayi sektörü gibi ikincil faaliyetler, %26
c) Hizmet sektörü ise üçüncül faaliyetlerdir ancak son yıllarda bilim ve teknolojinin
hızla gelişmesiyle dördüncül ve beşincil faaliyetler de vardır. %48,60

2.3.5 Kır-Kent Nüfusu

Türkiye nüfusu 10.000’den fazla olan yerleri, kent yerleşmeleri olarak kabul ederken 10.000’den az olan yerleri kırsal yerleşmeler olarak kabul etmiştir. 1927 sayımlarına göre kentlerde nüfusun % 24,2’si yaşarken kırsal yerlerde bu oran % 75,7’dir. Bugün kentlerde yaşan nüfus oranı toplam nüfusun % 64,9’unu oluştururken kırsal yerlerde bu oran % 35,1’e düşmüştür. 

3. Bölüm: Türkiye’de Göç ve Göçün Mekânsal Etkileri

3.1 TÜRKİYE’DE GÖÇLER, NEDENLERİ VE SONUÇLARI

Göç, insanların bulundukları yerden başka yerlere geçici ya da daimi olarak yaptıkları taşınma işinin genel adıdır. Göç eden bu insanlara göçmen denir.

İç göçler, nedenleri ve sonuçları : 
Yurt içinde yapılan göçlere iç göç denir. Kırsal yerden kentlere olan göçün nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz.
 Kentlerde iş olanaklarının daha fazla olması,
 Sağlık, eğitim gibi hizmetlerin kentlerde kırsal yerlere göre gelişmiş olması,
 Kentlerde ihtiyaçların daha kolay sağlanması vb gibi.
Yukarıda sayılan nedenler çekici faktörlerdir. Bunlara ilave olarak kırsal yerlerdeki
bazı durumlarda göçe neden olur. Bunlara da itici faktörler denir. İtici faktörleri şu
şekilde sıralayabiliriz:
 Kırsal yerlerde tarım arazilerinin küçük ve parçalı yapıda olması ailelerin geçimlerini
sağlamada yetersiz kalmalarıdır.
 Tarımda makineleşme insan gücüne olan ihtiyacı azaltmış iş sıkıntısını ortaya
çıkarmıştır.
 Erozyon sebebiyle tarım arazilerinin giderek verimsizleşmesi tarımsal verimi
düşürmüş ve tarım gelirlerini azaltmıştır.
 İklim ve yer şekillerindeki bazı olumsuz durumlar ekonomik faaliyetlerin
gereği gibi yapılmasını önler.
 Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde karşımıza çıkan terör ve
kan davalarının yaşanması iç göçü hızlandırmıştır.
 Doğal afetler ekonomik ve sosyal hayatı olumsuz etkilediği için göç hareketlerinin
yaşanmasına neden olmaktadır.

İç göçleri de sürekli göçler ve mevsimlik göçler olarak ikiye ayırabiliriz.

a) Sürekli Göçler
Ülke içinde göç eden insanların gittikleri yerde sürekli ikâmet etmeleri ile ortaya
çıkan göçlerdir. Ülkemizde bu tip göçlere özellikle kırsal yerlerden kentlere iş bulma
maksadıyla giden ailelerin yaptıkları göçleri örnek olarak verebiliriz.

b) Mevsimlik İç göçler (Geçici Göçler)
Yılın belli bir zamanında kırsal yerlerden büyük şehirlere çalışma amacıyla yapılan
göçlere mevsimlik göç denir. Bu anlamda yaylacılık faaliyeti ve tarlalarda çalışmak
için ülkenin çeşitli yerlerine ailece gidilmesi de geçici göç sayılır.

3.1.1 Dış Göçler

a. Anadolu Topraklarında Yaşanan Dış Göçlerin Tarihsel Gelişim Süreci

Bir ülkeden başka ülkeye yapılan göçlere dış göç denir. Anadolu topraklarına yapılan
göçler 9.yy. da başlamış 11. yy. da yoğunluk kazanmış ve 16. yy. da son bulmuştur.
Osmanlı Devleti’nin Anadolu topraklarında güçlenmesi Ortadoğu, Kafkaslar ve Kuzey
Afrika topraklarında yaşayan pek çok insanın göç etmesine neden olmuştur. Yükselme
dönemine kadar devam eden bu durum, Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklar
üzerine yeni devletlerin kurulması, burada yaşayan Türk ailerin Anadolu’ya göç etmesine
neden olmuştur. 1829’da Yunanistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle bu göçler
daha da hızlanmış ve 1877-1878’deki Osmanlı-Rus savaşları ile Batum, Sohum ve Kafkaslardan
Anadolu’ya çok sayıda insan göç etmiştir. Bu göçleri daha sonraki yıllarda 1912-1913 yılları arasında yaşanan Balkan Savaşı sonrasında Romanya ve Bulgaristan göçleri izlemiştir.

Dış Göçlerin Nedenleri Dış Göçlerin Sonuçları
  • Savaşlar ve Siyasi Nedenler
  • Baskı ve Zulümler
  • Geçim Darlığı (İşsizlik)
  • Doğal Afetler
  • Sınırların Değişmesi
  • Etnik Sorunlar
  • Nüfus Mübadelesi
  • Ülkeler arası ekonomik ilişkiler gelişir.
  • Göç alan ülke nüfusu artar.
  • Ülkeler arası kültürel farklılıklar fark edilir.
  • Göç veren aileler bölünür.
  • Göç veren ülke nüfusu azalır.
  • Ülke ekonomisine döviz girdisi sağlanır.

3.2 Türkiye’de Göçün Mekânsal Etkileri

Göç hareketinin başlaması ile göç alan ve göç veren yerlerde ekonomik, sosyal ve
kültürel anlamda birtakım değişiklikler ortaya çıkmaktadır.

3.2.1 Göç Alan Yerlerde Ortaya Çıkan Mekânsal Etkiler

a) İstihdam Alanı
Göç alan yerlerde yeni iş sahaları açılarak istihdam alanı genişler. Genişleyen bu yelpaze işssizlik sorunu kısmen azaltır ancak istihdam oranı, gelen nüfustan küçükse o zaman işsizlik oranı büyür.

b) Trafik Sorunu
Taşıtlardan salınan egzoz gazı atmosferdeki kirlilik oranının yükselmesinde önemli rol oynamaktadır. Diğer yandan gürültü kirliliği de başka bir sorun olarak karşımıza çıkar.

c. Çarpık Kentleşme
Şehirleşen yerlerde yaşanan diğer bir sorun iskâna henüz açılmamış hazine arazileri üzerinde görülen gecekondulardır ve bu yapıların oranı büyük şehirlerde yüksek olmasıdır.

Gecekondulaşmanın önüne geçilmesi için alınabilecek önlemleri şöyle sıralayabiliriz:
 Kentsel alanlara göçü azaltmak için kırsal yerleri cazip hâle getirebilecek projeler
geliştirmek,
 Kaçak yapıların önlenmesi için yasal boşlukların düzenlenmesi caydırıcı cezaların
olması,
 Konut ihtiyacının nüfus artışı ile orantılı olması gerekir.

ç) Çevre Kirliliği
Şehirlerde hızlı nüfus artışı beraberinde bazı çevre sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Her geçen gün artan nüfus öncelikle trafikteki taşıt sayısının çoğalmasına ve atmosfere salınan egzoz gazı oranının yükselmesine neden olur.

d) Sosyo Kültürel Zenginlikler
Göç alan yerlerde kültürel zenginlikler meydana gelir. Anadolu’nun değişik yerlerinden göç eden aileler kendi gelenek ve kültürlerini şehirlere taşırlar.

e) Çevre Tahribatı
Göç alan yerlerde karşılaşılan temel sorunlar arasında yeşil alanların yetersizliği ve betonlaşma ile ortaya çıkan şehir manzarasıdır.

f) Suç Oranlarının Artması
Gecekondulaşma şehirlerin kentsel görüntüsünü bozduğu gibi suç oranlarının artması ile de doğru orantılıdır.

g) Hizmet Sektörünün Zenginleşmesi
Ulaşım, sağlık, eğitim, iletişim gibi faaliyetler hizmet sektörünün bir parçasıdır. Gelişmiş  yerlerde hizmet sektörünün daha nitelikli yapıda olması çevredeki nüfusu doğal olarak kendisine çeker.

3.2.2 Göç Veren Yerlerde Ortaya Çıkan Etkiler

Göç veren yerleşim yerlerindeki temel sorun işsizlik problemidir. Göç veren yerlerde sanayi, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi hizmet sektörü ya geri kalmış ya da bu hizmetlerde bazı aksamalar yaşanmaktadır. Buralarda sosyal ve kültürel ekinlikler yok denecek kadar azdır ancak olaya başka bir açıdan baktığımızda kırsal yerlerde tabii doku bozulmadığı için çevre kirliliği, trafik sorunu, çarpık kentleşme gibi problemlere rastlanmaz.

4. Bölüm: Ekonomik Faaliyetler

4.1 EKONOMİK FAALİYETLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

İnsanlar geçimlerini sağlamak için geçmişten günümüze gelinceye kadar çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bir faaliyetin ekonomik olması için maddi anlamda ticari değerinin olması gerekmektedir. 

Ekonomik faaliyetlerin gelişmesi ve çeşitlenmesini dönemlere ayırarak incelememiz mümkündür. Bunlar:

• Paleolitik Çağ (Kabataş Dönemi)

Paleolitik Çağ, insanların mağaraları ve kaya oyuklarını mesken tuttukları dönemdir. Yontma Taş Devri ya da Eski Taş Çağı olarak bilinen bu dönem, günümüzden 2 milyon yıl önce başlamış 10.000 yıl önce sona ermiştir. Bu çağda henüz yaşadığı çevreyi tam olarak tanımayan insan,
geçimini sağlamak için avcılık ve toplayıcılıkla uğraşmıştır.

• Mezolitik Dönem (İkinci Dönem )
Bu dönemde insanlar alet yapımında taş kullanmaya ve toplayıcılık ve avcılıkla geçinmeye devam etmişlerdir. 

• Neolitik Dönem (Üçüncü Dönem)
Cilalı Taş ya da Yeni Taş Dönemi olarak bilinen bu çağda insanlar, tarım yapmaya başlamışlar.
Tarım ile ilgili bilgilerinin artması, toprağı işlemeleri onları göçebe bir yaşamdan yerleşik hayat düzenine geçmelerini sağlamıştır. 

• Kalkolitik Çağ (Dördüncü Zaman)
Bu dönem tarımın gelişmesiyle beraber yerleşmelerin sayısını arttığı ve yerleşmelerin geniş alana yayıldığı görülür. Köylerin büyümesi ile kentler kentlerin bir araya gelmesiyle devletler ortaya çıktığı dönemdeki en önemli özellik, devletler arasındaki ticari ilişkilerin gelişmesidir.

4.1.1 Günümüzde Ekonomik Faaliyetlerin Sınıflandırılması

EKONOMİK FAALİYETLER

  • Birincil Ekonomik Faaliyetler
  • İkincil Ekonomik Faaliyetler
  • Üçüncül Ekonomik Faaliyetler
  • Dördüncül Ekonomik Faaliyetler
  • Beşincil Ekonomik Faaliyetler

4.1.1.1 Birincil Ekonomik Faaliyetler

Çiftçilik, hayvancılık, madencilik, ormancılık gibi faaliyetlerin yapıldığı ekonomik
faaliyet grubudur.

4.1.1.2 İkincil Ekonomik Faaliyetler

İkincil ekonomik faaliyetler, hammadde hâlinde olan ürünler fabrikalarda işlenerek tüketici ile buluşur. Birincil ekonomik faaliyetler sonucu üretilen hammaddeler işlenerek mamül madde hâline getirilir.

4.1.1.3 Üçüncül Ekonomik Faaliyetler

Üçüncül ekonomik faaliyetler içinde pazarlama, ulaşım, eğitim, sağlık, güvenlik gibi hizmet sektörü bulunur. Hizmet sektörü ekonomik seviyesi yüksek ülkelerde daha yaygındır ve sağlamış olduğu imkânlar modern teknolojiyle entegredir.

4.1.1.4 Dördüncül Ekonomik Faaliyetler

Bilişimle ilgili olan bilgisayar tabanlı hizmetleri içine alan faaliyet grubudur. Bu sektör dünyada gelişmiş ülkelerde yaygın iken geri kalmış ülkelerde fazla geniş bir alana yayılamaz.

4.1.1.5 Beşincil Ekonomik Faaliyetler

Dördüncül ekonomik faaliyetlerin gelişmesi ile beraber ortaya çıkan CEO(Şirket Genel Müdürü) tarzı yöneticilerin bulunduğu sektördür.

4.2 Gelişmişlik Düzeyi İle Ekonomik Faaliyetler Arasındaki İlişki

Çalışan nüfus, aynı zamanda devlete vergi yükümlülüğü olan vatandaşlar demektir. Ekonomik olarak sektörde yer alan çalışanların bir kısmı tarım, hayvancılık gibi birincil ekonomik faaliyetlerde bir kısmı hizmet sektöründe bir kısmı da sanayi sektöründe bulunur. Sektörel dağılımda, önemli olan aktif nüfusun hangi alanda yoğunlaştığıdır çünkü buradan elde edilecek verilerle ülkelerin gelişmişlik düzeyleri hakkında çıkarımlarda bulunmamızı sağlar.

4.2.1 Gelişmiş Ülkeler

 Sanayi ürünlerini ihraç eder.
 Nüfus artış hızı çok düşüktür.
 Üretilen ürünlerin ticari değeri yüksektir.
 Hizmet sektörü gelişmiştir. Nüfusun büyük bir kısmı bu sektörde çalışır.
 Eğitim durumuna bakıldığında okur-yazar oranı yüksektir.
 Ortalama ömür uzundur.
 Şehirdeki nüfus, kır nüfusundan fazladır.

4.2.2 Gelişmemiş Ülkeler

 Hammadde ihraç ederler.
 Doğum oranı yüksek olduğu için hızlı nüfus artışı görülür.
 Ürünlerin ticari kalitesi düşüktür.
 Birincil ekonomik faaliyetler yaygın olarak yapılır.
 Eğitim seviyesi düşüktür. Okullaşma oranı azdır.
 Ortalama yaşam süresi kısadır.
 Sanayileşme ve hizmet sektörü yetersizdir.
 Beslenme kaynakları sınırlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*