BİYOLOJİ 2 – 2. BÖLÜM ÖZETİ

BİYOLOJİ 2 – 1. BÖLÜM ÖZETİ

2. CANLI ÂLEMLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Biyolojinin alt dalı olan taksonomi (sınıflandırma), sürekli değişen ve gelişen bilim dalıdır. Canlılar âlemini oluşturan canlıların hücre yapısına göre iki büyük gruba ayrıldığını öğrenmiştik.

Hücresel yapılarına göre canlılar
ProkaryotÖkaryot

Bilimsel bilgi; akıl, gözlem ve deneye dayalı bilimsel bir yol izleyerek elde edilen bilgidir. Bilimsel bilgilerin tamamı ise bilimi oluşturur. 

Bilimsel bilginin değişebilir olması bilimin ilerlemesini sağlayan önemli bir özelliktir. Örneğin mantarlar, 1960’lı yıllara kadar bitkiler alemi içinde sınıflandırılmıştır. Günümüzde elde edilen yeni bilgiler ışığında mantarlar ayrı bir alem olarak sınıflandırılmıştır.

Günümüzde canlılar; bakteriler, arkeler, protista, mantarlar, bitkiler ve hayvanlar olmak üzere altı farklı alemle sınıflandırılır.

2.1. CANLI ÂLEMLERİ

CANLILAR ÂLEMİBakteriler
Arkeler
Protista
Mantarlar
Bitki
Hayvanlar
PROKARYOTÖKARYOT
ÂlemBakteriler
Arkeler
Protista
Mantar
Bitki
Hayvan

2.1.1 BAKTERİLER

Bakteriler, yeryüzünde 3,5 milyar yıldır bulunan ve tanımlanmış yaklaşık 5.000 türden oluşan geniş bir âlemdir.

Bakterilerin Genel Özellikleri
• Bakteriler, prokaryot hücre yapısına sahip tek hücreli organizmalardır.
• Bakteriler “n” kromozomludurlar.
• Hücre zarı üzerinde hücre duvarı bulunur. Hücre duvarı peptidoglikan denilen bir maddeden oluşmaktadır.
• Bazı bakterilerin hücre duvarının üzerinde kapsül bulunur. Bu yapı bakterinin daha dirençli olmasını sağlar. Kapsül hastalık yapan bakterilerde daha çok görülür.
• Bakterilerin birbirine ve yüzeylere tutunmasını sağlayan pilus denilen kısa uzantılar bulunur. Piluslar iki bakteri arasında gen aktarımında da görev yaparlar.
• Bazı bakterilerde kamçı bulunur. Kamçılar bakterinin aktif hareket etmesini sağlar. Kamçı bulundurmayan bakteriler ise pasif hareket eder.
• Depo karbonhidatları glikojendir.
• Sitoplazmaları içinde DNA, RNA, ribozomlar, glikojen, protein, yağ damlacıkları ve su bulunur.
• Bakteri DNA’sı halkasal yapıdadır.
• Bazı bakterilerde hücre DNA’sından bağımsız olarak küçük ve halkasal DNA parçacıkları bulunur. Bunlara plazmit denir. Plazmitler, bazı genetik özelliklerin aktarımını sağlar. Plazmitler antibiyotik ve bazı kimyasallara karşı dirençli olmasını
sağlayan genler içerir.
• Plazmitler hücre DNA’sından bağımsız olarak eşlenmekte ve konjugasyonla diğer hücrelere aktarılabilmektedir.

• Bazı bakteriler uygun olmayan çevre koşullarında hayatta kalabilmek için endospor oluştururlar. DNA’nın çevresi ve bir miktar sitoplazma kalın bir duvar ile çevrilir. Bu oluşan yapıya endospor denir.

Endosporda; metabolizma hızı düşüktür.
Endospor olumsuz yaşam koşullarına dayanıklıdır.
Ortam koşulları tekrar uygun hale geldiğinde, endospor gelişerek normal bir bakteri hücresini oluşturur.
Endospor bir üreme şekli değildir.

• Bakteriler bölünme ile eşeysiz olarak ürerler.
• İçerisinde besin elementleri bulunan kültür ortamında bakteriler yaklaşık her 20 dakikada bir bölünebilir.

• Aynı tür iki bakteri arasında pilus yardımı ile geçici bir sitoplazmik köprü kurulur. Bu köprü kullanılarak bir bakteride bulunan plazmit DNA’sı diğer bakteriye aktarılır. Bu olaya konjugasyon denir. Konjugasyonla genetik çeşitlilik sağlanır.
• Oksijenli solunum yapan bakterilerde hücre zarının hücre içine kıvrım yapmasıyla oluşmuş mezozom denilen yapılar bulunur. Mezozomlar ökaryot hücrelerdeki mitokondrinin görevini yapar.
• Ototrof ya da heterotrof olarak beslenirler.
• Ototrof bakteriler, fotosentez ya da kemosentezle besinlerini üretirler.
• Siyanobakterler gibi fotosentez yapan bakterilerin sitoplazmasında klorofil bulunur.
• Heterotrof bakteriler parazit ya da saprofit (çürükçül) yaşarlar. Saprofit bakteriler; hücre dışına salgıladıkları enzimlerle ölü ve artık maddeleri parçalayarak beslenirler. Böylece madde döngüsüne de katkı sağlarlar. Ayrıca biyolojik gübre oluştururlar. Saprofit bakteriler yaralı bakterilerdir.
• Parazit yaşayan bakteriler, besinlerini üzerinde yaşadıkları canlıdan elde ederler. Bazıları hastalık yapar. Hastalık yapan bakterilere patojen denir. Patojen bakteriler canlılarda hastalık oluştururlar. İnsanlarda; neden oldukları enfeksiyonlar arasında tetanoz, tifo, tifüs, difteri, frengi, kolera gibi hastalıklar sayılabilir. Parazit bakteriler zararlı bakterilerdir.
• İnsanların bağırsağında yaşayan yararlı bakteriler B ve K vitamini üretirler.
• Bakteriyel enfeksiyonlar antibiyotikle tedavi edilebilirler. Antibiyotikler; insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde ortaya çıkan enfeksiyonları tedavi etmek amacıyla bakterileri öldürmek veya çoğalmasını durdurmak için üretilen ilaçlardır.

Helicobacter pylori adlı bakteri, insanda, midenin iç kısmında (yüzeyde) yer alan mukoza tabakasının iltihaplanmasına neden olur. Bu hastalığa gastrit adı verilir. 

Antibiyotikler bakterilere karşı etkilidir. Antibiyotik direnci, antibiyotiğin belli bir bakteriyi öldürme veya bakterinin üremesini durdurma özelliğini kaybetmesi anlamına gelir. Kullanılan antibiyotiğe karşı dirençli hâle gelen bakteri, antibiyotik karşısında hayatta kalarak çoğalmaya devam eder ve böylece hastalığın tedavisinde dirençli antibiyotik işe yaramaz.

2.1.2 . ARKELER

Arkeler, bazı özellikleri bakımından ökaryotlara benzeyen tek hücreli ve prokaryot hücre yapısına sahip mikroskobik organizmalardır. Arkeler, yüksek tuzluluk, düşük oksijenli ortam, yüksek sıcaklık, yüksek ya da düşük pH gibi diğer canlıların dayanamayacağı zorlu çevre şartlarına uyum sağlamış organizmalardır. Ancak yapılan araştırmalar sonucunda, ılımlı ( normal) çevre koşullarında yaşayabilen türleri olduğu tespit edilmiştir.

Arkeler, fiziksel ve kimyasal özellikleri bakterilere benzer. Ancak hücre zarlarında bulunan yağlar, hücre duvarını oluşturan yapı, ribozomal RNA’larındaki genetik dizilimlerindeki farklılıklar sebebiyle bakterilerden ayrılırlar. Bakterilerin DNA’ları çıplaktır. Arkelerin DNA’ları ise ökaryotlardaki gibi histon proteini içerir.

Arkelerin Genel Özellikleri
• Arkeler, prokaryot hücre yapısına sahip tek hücreli organizmalardır. Ancak bazı özellikleriyle ökaryot hücrelerle benzerlik gösterirler.
• Aşırı ortamlarda yaşayabilirler. Bu yüzden bozulmadan kalabilen enzimlere sahiptirler.
• Bataklıklarda, pis sularda, çöplerde, otçul memelilerin sindirim sisteminde yaşayıp metan gazı üreten türleri bulunmaktadır.

2.1.3. PROTİSTA (Protistler)

Protista âlemi çok farklı özelliklere sahip canlıları içeren oldukça geniş bir âlemdir. Bu gruptaki canlılar tek hücreli, çok hücreli, mikroskobik, makroskobik, ototrof ya da heterotrof olabilirler. Kısacası bu âlemin bütün özelliklerini barındıran tipik bir canlı örneği yoktur.

Protistlerin Genel Özellikleri
• Ökaryot hücre yapısına sahiptir. Yaşamsal olayları, sitoplazmasındaki organellerde gerçekleşir.
• Çoğunluğu bir hücreli olmasına rağmen çok hücreli olan canlı türleri de vardır. Genellikle nemli ve sulu ortamlarda yaşarlar.
• Tatlı sularda yaşayan formlarında kontraktil koful bulunur.
• Eşeyli ya da eşeysiz ürerler.
• Bu âlemde, farklı beslenme şekilleri görülür. Örneğin; öglena ışık olduğu sürece fotosentez ile besinini üretir, diğer zamanlarda ise besinini dışarıdan hazır olarak alır. Bazı protista türleri ise parazit olarak yaşar.

Parazit olarak yaşayan protistalara örnek olarak tek hücreli olan ve sporla çoğalan Plasmodium (Plasmodyum) verilebilir. Plasmodium, insanda sıtma hastalığına neden olur. Bu canlı; üreme döngüsünün bir kısmını insanda, bir kısmını da anofel cinsi sivrisineğin dişisinde gerçekleştirir. Plasmodium; insanda eşeysiz üremesini (mitoz), dişi anofelde eşeyli üremesini (mayoz ve döllenme) gerçekleştirir.

Amip, sitoplazma hareketi ile oluşan yalancı ayakları ile aktif olarak hareket eder. Yalancı ayakları besinini almak için de kullanır. Bir amip türü insanlarda amipli dizanteri denilen hastalığa neden olur. Bu canlı, parazit olarak kalın bağırsakta yaşar.

Öglena kloroplast taşır. Işık varlığında fotosentez yapar. Işık olmadığında ise, besinlerini dışarıdan alır. Yani hem ototrof hem de heterotrof olarak beslenir.

Paramesyum, yüzeyindeki siller ile hareketi sağladığı gibi beslenmeye de yardımcı olur.

Protista âlemi üyelerinden biri alglerdir. Algler bir hücreli ya da çok hücreli olabilirler. Alglerin büyük çoğunluğu suda yaşar. Fotosentez yaparlar, sudaki oksijen miktarını arttırırlar ve sudaki bazı canlıların besinini oluştururlar. Taşıdıkları renk pigmentine göre kırmızı, esmer, kahverengi alg gibi çeşitleri vardır.

Plankton; suda bulunan, aktif olarak hareket edemeyen, akıntıya bağlı olarak hareket edebilen canlılara verilen genel isimdir. Fotosentez yapan planktonlara fitoplankton, diğer planktonları tüketerek beslenen planktonlara zooplankton, ayrıştırıcı olan planktonlara bakteri planktonları denir.

Protista âlemi üyelerinden biri cıvık mantarlardır. Tek hücrelidirler. Bunlar nemli ve organik maddelerin yoğun olduğu bölgelerde yaşarlar. Heterotrof beslenirler. Bazıları ölü ve artık maddeleri sindirerek (saprofit= çürükçül), bazıları da bakteri
ve mayalarla beslenir.

2.1.4. MANTARLAR

Mantarlar doğada çok fazla bulunur. Toprakta ve havada çok sayıda mantar sporu vardır. Salça, ekmek, limon, peynir gibi gıdalar açıkta bırakıldığında üzerinde oluşan küfler bunun en belirgin örneğidir.

Mantarların Genel Özellikleri
• Ökaryot hücre yapısına sahip, çoğu çok hücrelidir.
• Hücre zarının etrafında hücre duvarları vardır. Hücre duvarı; bitkilerdeki gibi selüloz yapılı değildir. Kitin adı verilen bir polisakkaritten oluşur.
• Kloroplast içermez ve fotosentez yapamazlar.
• Beslenme şekilleri heterotroftur. Saprofit (çürükçül) olanlar, hücre dışına enzim salgılayarak ölü ve artıkları parçalayarak beslenirler. Böylece madde döngüsünde de rol almış olurlar. Parazit olanlar ise besinlerini sindirilmiş olarak üzerinde yaşadığı canlıdan sağlarlar.
• Glikozun fazlası glikojen olarak depo edilir.
• Eşeysiz ve eşeyli ürerler. Çok sayıda spor oluştururlar.
• Tek hücreli mantarlar hariç, mantarların vücutları hif denilen ince ipliciklerden oluşur. Hifler birleşerek miselyum yapılarını meydana getirir.

Miselyumlar, mantarın toprağa tutunmasını sağladığı gibi beslenmesine de yardımcı olur. Miselyumdan dışarı salgılanan enzimler büyük yapılı besinlerin sindirilmesini sağlar. Sindirim sonucu oluşan monomer yapıdaki besinler de miselyum yardımıyla emilerek hücre içine alınır.

Oksijensiz ortamda besinlerin parçalanarak enerji elde etme olayına fermantasyon denir. Mayalanma olayında karbonhidratlar parçalanıp enerji oluşturur ve CO2 gazı açığa çıkar. Çıkan gaz hamurun kabarmasını sağlar.

2.1.5. BİTKİLER

Bitkiler de diğer canlılar gibi oldukça geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Bugün yeryüzünde 280 binden fazla bitki türü yaşamaktadır. Bitkilerin sınıflandırılmasında; tohum bulundurup bulundurmaması, kök, gövde, dal ve yaprak yapı ve dizilimleri, damar yapısı, çenek sayısı gibi anatomik ve fizyolojik özellikleri dikkate alınmaktadır.

Bitkilerin toprak üstü kısımlarına sürgün, toprak altı kısımlarına kök denir. Bitkilerin kökleri, topraktan suyun ve suda çözünmüş hâlde bulunan mineral tuzların alınmasını sağlar.

Bitkiler kök, gövde ve yaprakları ile eşeysiz; çiçek, meyve, tohum gibi yapılarıyla eşeyli olarak çoğalır. Bitkilerde eşeyli üreme spor veya tohumla gerçekleşir. Bazı bitkilerde tohum oluştuktan sonra meyve gelişir.

Bitkilerin Genel Özellikleri
• Ökaryot hücre yapısına sahiptir.
• Hücre zarının çevresinde hücre duvarı bulunur. Hücre duvarı selüloz yapılıdır.
• Çok hücreli canlılardır.
• Kloroplast organeli bulundururlar.
• Ototrofturlar ve fotosentez ile besinlerini üretirler. Az sayıda parazit yaşayan türleri vardır.
• Bitkilerin tamamı oksijenli solunumla enerji üretirler.
• Bitkiler karada yaşayan canlılar için besin ve oksijen kaynağıdır.
• Eşeysiz ve eşeyli olarak üreyebilirler.
• Glikozun fazlasını nişasta şeklinde depo ederler.
• Tohum oluşturan bitki türleri, tohum sayesinde yeryüzünde geniş alanlara yayılırlar.

Kara yosunları nemli bölgelerde yaşarlar. Gerçek kök gövde, yaprak içermezler. Su ve mineralleri taşıyacak iletim demetleri (damarları) yoktur.

2.1.6. HAYVANLAR ÂLEMİ

Hayvanlar Âleminin Genel Özellikleri
• Ökaryot hücre yapısına sahiptir.
• Çok hücreli canlılardır.
• Beslenme şekilleri heterotroftur.
• Hayvanlar âlemi en fazla tür içeren âlemdir.
• Büyük bir çeşitlilik gösteren hayvanlar âlemini sınıflandırmak için bilim adamları bazı özelliklerden faydalanmaktadır. Hayvan vücutlarının oluşma düzenleri, vücut simetrileri, vücut boşluğu (sölom), segmentli yapı sınıflandırma kriterlerden sadece birkaçıdır.
• Omurgalı ve omurgasız olmak üzere iki şubeye ayrılır.

HAYVANLAR ÂLEMİ
I. Omurgasız
Hayvanlar
II. Omurgalı
Hayvanlar
Süngerler
Sölenterler
Solucanlar
Yumuşakçalar
Eklem bacaklılar
Derisi dikenliler
Balıklar
İki yaşamlılar
Sürüngenler
Kuşlar
Memeliler

I. OMURGASIZ HAYVANLAR

• Hayvanlar âleminin büyük bir kısmını oluştururlar.
• Suda ve karada yaşayan türleri vardır.
• Omurgasız hayvanların çoğunda dış iskelet bulunur.
• Genelde açık dolaşım görülür.
• Süngerler, sölenterler, solucanlar, yumuşakçalar, eklembacaklılar ve derisi dikenliler olmak üzere altı sınıfta incelenirler.

Çoğu denizlerde, çok az kısmı tatlı sularda yaşayan süngerler, bilinen en eski hayvan türlerindendir.

Sölenterler

Sölenterler, süngerlerden daha gelişmiş organizasyona sahip sucul hayvanlardır. Sölenterlerde, sabit ve serbest yüzücü olmak üzere iki genel vücut formu vardır. Mercanlar, hidralar ve deniz şakayığı sabit, deniz anaları ise yüzücü sölenter örnekleridir. Sölenterlerin bazıları avcılardan korunmak, avlanmak, kendi türüyle veya diğer türlerle ilişki kurmak için çoğunlukla su tarafından daha az soğurulan mavi renkli bir ışık çıkarır. Buna biyolüminesans denir.

Solucanlar

Solucanların vücutları genelde yuvarlak veya yassı şekillidir. Tenya, bağırsak solucanı, kıl kurdu gibi türleri omurgalı hayvanların sindirim sisteminde parazit yaşar. Eşeyli olarak üremelerine rağmen bazı türleri eşeysiz olarak çoğalabilir. Çift
eşeyli olanlarında hem yumurta hem sperm üretilir. Ancak solucanlarda genellikle sperm ve yumurta farklı dönemlerde oluşturulduğu için kendi kendini dölleme görülmez.

Yumuşakçalar

Eklem bacaklılar Yumuşakçalar, eklem bacaklılardan sonraki ikinci en büyük omurgasız hayvan grubudur. Bu grup içerisinde büyüklük ve şekil bakımından çok değişik canlı örnekleri bulunur. Yumuşakçalar tuzlu ve tatlı su ile karada yaşar. Yumuşakçalar eşeyli olarak çoğalır.

Eklem bacaklılar

Eklem bacaklılar, dünyada yaşayan hayvanların büyük bir bölümünü içine alır. Karasal hayata başarılı şekilde uyum sağlamış, dünya üzerinde geniş alanlara yayılmış omurgasız canlılardır. Eklem bacaklılarda embriyonel dönemde başkalaşım (metamorfoz), ergin dönemde deri değiştirme olayı görülür.
Eklem bacaklılar ayrı eşeyli canlılardır. Eklem bacaklı örneklerinden olan karıncalar, arılar gibi böcekler, koloniler oluşturarak yaşarlar.

II. OMURGALI HAYVANLAR

Omurgalılar, dünya üzerinde tüm ekosistemlerde koloniler hâlinde veya bireysel yaşar. Omurgalıların en ayırıcı özelliği, vücutlarının sırt kısmında birbirini takip eden omurlardan yapılmış bir omurgaya sahip olmalarıdır. Bu yapıdan dolayı bu gruba dâhil olan canlılar, omurgalı (kordata) olarak adlandırılır.

• Embriyonik gelişim sırasında sırt bölgesinde bulunan notokord, gelişerek omurgayı oluşturur.
• Vücudun sırt kısmında bir sinir kordonu bulunur.
• Embriyonik gelişimin ilk evrelerinde solungaç yarığı görülür.
• Kemik ya da kıkırdaktan oluşan bir iç iskelet bulunur.

• Sinir sisteminde beyin ve omurilik yapıları görülür.
• Kalpleri en az iki, en çok dört odacık ihtiva eder.
• Kapalı dolaşım sistemi görülür.
• Boşaltım organları böbrektir. Boşaltım atıkları amonyak, üre veya ürik asittir.
• Suda yaşayanlarda solungaç, karada yaşayanlarda akciğer solunumu görülür.
• Solunum pigmenti hemoglobin alyuvar içinde olup, kanları kırmızı renklidir.
• Besinlerini katı parçalar hâlinde alıp çiğneyerek yutan omurgalıların otobur, etobur, hem otobur hem etobur olan türleri vardır.
• Omurgalıların tümü eşeyli yolla ürer.
• Balık ve iki yaşamlılarda dış döllenme; sürüngen, kuş ve memelilerde iç döllenme görülür.
• Bazılarında yavru bakımı vardır.
Balıklar, iki yaşamlılar (amphibiler), sürüngenler, kuşlar ve memeliler olmak üzere beş sınıfta incelenirler.

Balıklar

Balıklar, tatlı ve tuzlu sularda yaşar. Köpek balığı, çekiç balığı, vatoz gibi türlerinde kıkırdaktan; hamsi, sazan, levrek gibi türlerinde kemikten yapılmış iç iskelet bulunur. Solungaç solunumu yapar. Kalpleri bir kulakçık ve bir karıncık olmak üzere iki odacıklıdır. Vücut ısıları, dış ortam sıcaklığına bağlı olarak değişen canlılardır. Köpek balıkları gibi bazı balıklar hariç diğer tüm balıklarda dış döllenme ve dış gelişme görülür. Genelde yavru bakımı yoktur.

İki Yaşamlılar

İki yaşamlılar, tatlı sularda ve nemli karasal bölgelerde yaşamaya uyum sağladığından bu şekilde adlandırılır. Ayrı eşeyli canlılardır. Döllenme ve embriyonel gelişmeleri suda gerçekleşir. Embriyonel gelişimini tamamlamadan yumurtadan çıkan yavrulara larva adı verilir. Larvalar, başkalaşım (metamorfoz) geçirip ergin kurbağalara dönüşür. Larvalar suda yaşar ve akciğer solunumu yaparlar. Erginleri ise deri ve akciğer solunumu yaparlar.
Kalpleri iki kulakçık ve bir karıncık olmak üzere üç odacıklıdır. Vücut ısıları, dış ortam sıcaklığına bağlı olarak değişir. Kış uykusuna yatarlar. Yavru bakımı görülmez.

Sürüngenler

Omurgalılar içerisinde karasal hayata uyum sağlayan ilk gruptur. Karada ve suda yaşayan türleri vardır. Vücutları, keratinden yapılmış pullarla ve kemiksi plakalarla kaplıdır. Kertenkele ve yılanlarda pullu deri, büyümeyi engellediğinden zaman zaman yenilenir, buna deri (gömlek) değişimi denir. Akciğer solunumu yaparlar. Sürüngenlerin büyük çoğunluğunun kalpleri iki kulakçık ve bir karıncık olmak üzere üç odacıklıdır. Hepsinin vücudunda karışık kan dolaşır. Vücut sıcaklıkları çevre sıcaklığına bağlı olarak değişen ayrı eşeyli canlılardır. İç döllenme ve dış gelişme görülür.

Kuşlar

Vücutları keratinden yapılmış pul, tüy ve teleklerle kaplı canlılardır. Beslenme tipine göre gagaları; delmeye, parçalamaya ve yakalamaya uyum sağlayacak biçimde şekillenmiştir. Kuşlar akciğerler solunumu yaparlar. Ayrı eşeyli canlılardır. İç döllenme ve dış gelişme yapan kuşlar yumurta ile çoğalır. Kuluçkaya yatma ve yavru bakımı görülür. Kalpleri iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacıklıdır. Vücut ısıları sabittir.

Memeliler

Yunus, balina gibi suda yaşayanların dışındaki memeli canlıların genelinde vücut; ısı kaybını engelleyen, kıllardan oluşan, kalın bir örtüyle kaplıdır. Üyeler, yaşadığı ortama uygun olarak tutma, koşma, yakalama, uçma, yüzme gibi
fonksiyonları yerine getirecek şekilde değişime uğramıştır. Kalpleri iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört odacıklıdır. Sıcakkanlı hayvanlardır. Akciğerler solunumu yaparlar. Akciğerlerinde alveoller bulunur. Olgun alyuvarları çekirdeksizdir. Karın ve göğüs boşluğu kaslı bir diyaframla birbirinden ayrılır. Memeliler çoğunlukla iç döllenme ve iç gelişme ile ürer. Birçoğunun ana rahminde, embriyonun beslenmesini sağlayan plasenta bulunur. Bazı türlerinde gelişimini tamamlamadan doğan yavru, gelişimini süt bezleri bulunan özel bir kesede tamamlar. Memeliler çoğunlukla yavrularını doğurur ve sütle besler. Uzun süren bir yavru bakımı görülür.

2.2. CANLILARIN BIYOLOJIK SÜREÇLERE, EKONOMIYE VE TEKNOLOJIYE KATKISI

Bakterileri düşündüğümüzde ilk aklımıza gelen hastalıklardır. Gerçekten de bakteriler pek çok hastalığın temel nedenidir; boğazımızın ağrımasından, dişimizin çürümesinde kadar pek çok rahatsızlıktan bakteriler sorumludur. Ancak hastalık yapan patojen bakterilerin sayısı, yararlı bakterilerle karşılaştırıldığında oldukça düşüktür.

• Bazı bakteriler aynı zamanda diğer bakteri türlerine zarar veren önemli antibiyotikler üretir. Streptomisin, bakterilerin ürettiği önemli antibiyotiklerden biridir.
• Hastalıklardan korunma ve tedavide bakterilerden yararlanılarak hazırlanan aşı ve serum kullanılır. Aşı zayıflatılmış veya öldürülmüş bakterilerden hazırlanır. Bazı hayvanların vücuduna zayıflatılmış bakteriler verilir. Hayvanın ürettiği antikorlar, özel teknik ile kanından ayrılır ve serum elde edilir.
• Bazı bakterilerin yaşam alanını bizim bağırsaklarımız oluşturur. Burada yaşayan bakteriler enzim, B ve K vitamini üretir ve bazı bakteriler besinlerimizi sindirmemize yardımcı olur.
• Sapropfit (çürükçül) bakteriler, organik atıkları inorganik maddelere çevirerek madde döngüsüne katkıda bulunurlar.
• Azot bağlayıcı bakteriler, nitrit, nitrat bakterileri ve baklagil kökünde yaşayan bakteriler, azot döngüsünde görev yaparlar. Böylece tüm canlıların protein sentezine kaynak oluştururlar.
• Biyolojik mücadelede bakterilerden faydalanılmaktadır.
• Gıda sanayinde, oksijensiz solunum yapan (fermentasyon) bakterilerden yoğurt, peynir, sirke, turşu vb. yapımında kullanılmaktadır.
• Kimya endüstrisinde; aseton, bütanol ve diğer bazı ürünlerin elde edilmesinde bakterilerden faydalanmaktadır.
• Biyoteknolojik çalışmalarda, en çok bakteriler kullanılır. Çünkü bakterilerin üretimi hızlı, maliyeti düşük ve n sayıda kromozom taşıdıklarından gen aktarımı çalışmalarında çok hızlı sonuç elde edilir.
• DNA teknolojisindeki gelişmeler neticesinde, insandan bakteriye insülin geni aktarılmış ve böylece bakterilerin insülin hormonu üretmesi sağlanmıştır.

Hücre ve doku biyolojisi kültürü, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, genetik, fizyoloji ve biyokimya gibi doğa bilimleri yanında mühendislik ve bilgisayar mühendisliğinden yararlanarak, DNA teknolojisiyle bitki, hayvan ve mikroorganizmaları geliştirmek, doğal olarak var olmayan veya ihtiyacımız kadar üretilemeyen yeni ve az bulunan maddeler (ürünleri) elde etmek için kullanılan teknolojilerin tümüne biyoteknoloji denir.

• Arkebakteriler sıra dışı koşullarda bile yapısı bozulmadan kalabilen enzimlere sahiptir. Bu enzimler endüstride pek çok tepkimede, atık maddelerin zehirli özelliklerinin giderilmesinde, metal cevherlerinin işlenmesinde, zehirli maddelerle kirletilmiş suların arıtılmasında, boya endüstrisinde arıtma tanklarında bulunan suyun temizlenmesinde, gübre sanayi gibi alanlarda kullanılmaktadır.
• Bazı atık sularda ve kanalizasyonlarda yaşayan arkebakteriler metabolik ürün olarak metan gazı üretirler.

Bu biyolojik gaz yanıcıdır ve enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Toprak, hava ve sudaki kirleticilerin giderilmesinde mikroorganizmaların kullanılmasına biyoremediasyon denir.

• Kırmızı alglerden elde edilen agar maddesi; bakteri ve mantarların laboratuvar ortamlarında üretilmesinde, gıda katkı maddesi olarak dondurma ve tatlı yapımında kullanılır.

• Fotosentez yapan algler, atmosferdeki oksijenin büyük bir kısmını oluşturur. Ayrıca sucul ortamdaki besin zincirinin ilk halkasını oluştururlar.
• Diatom olarak adlandırılan algler ise, diş macunu ve bazı ilaçların yapımında, izolasyon ve çeşitli maddelerin filtre edilmesinde kullanılmaktadır.
• Cıvık mantarlar ayrıştırıcı (saprofit) oldukları için madde döngülerinde önemli rolleri vardır.
• Maya mantarları gıda sanayinde; ekmek yapımı, bira ve şarap üretiminde kullanılırlar.
• Mantarlardan bazı antibiyotikler, ilaç ve vitaminler elde edilir.

• Kültür mantarları besin olarak kullanılmaktadır.
• Saprofit mantarlar, doğadaki organik atıkları inorganik maddelere çevirerek madde döngüsünde rol alırlar.
• Parazit türleri bitki ve hayvanlarda hastalık oluşturmaktadır. Bazı mantarlar besinlerde küf oluşturarak ekonomik kayıplara neden olmaktadır.
• Bitkiler, fotosentez ile organik bileşik sentezleyerek diğer canlıların besinini oluştururlar, ayrıca atmosferin oksijen miktarını arttırırlar.
• Bitkilerden selüloz ve kağıt üretiminde, kereste ve mobilya üretiminde hammadde olarak kullanılır.
• Tekstil sanayinde pamuk, keten, kenevir, bambu gibi lifli bitkilerden yararlanılır.
• Beslenme ve sanayide kullanılan yağlar bitki tohumlarından elde edilir.
• Bitkiler ilaç ve kozmetik sanayinde hammadde olarak kullanılır.

İnsanların tarih boyunca deneme-yanılma ve gözlemleriyle elde ettikleri bitki kullanılış amaçlarını inceleyen ve bitkilerden yararlanma bilgisini tespit eden bilim dalına etnobotanik denir.

• Süngerler temizlik, ilaç ve kozmetik sanayinde kullanılır.
• Mercanlardan ve midyelerden çeşitli süs eşyaları yapılmaktadır.
• Toprak solucanları ekolojik tarımın en önemli unsurlarından biridir. Açtıkları tüneller ile toprağı havalandırır ve erozyonu azaltır. Toprağı inorganik madde ve oksijence zenginleştirir. Bu yüzden günümüzde ticari olarak önem kazanmıştır.
• Sülükler tıpta tedavi amaçlı kullanılmaktadır.
• Böcekler bitkilerin tozlaşmasını sağlayarak ekolojik dengenin devamlılığını sağlarlar.
• Biyolojik mücadelede böceklerden faydalanılmaktadır.
• Bazı böcek türleri; kozmetik, ilaç ve gıda sanayinde kullanılmaktadır.
• Hayvanların, etleri, sütleri, yumurtaları, yağları besin olarak tüketilmektedir.

Bitki zararlılarının, doğadaki mevcut doğal düşmanları yardımıyla ekonomik zarar düzeyinin altında tutulması işlemine biyolojik mücadele denir. Biyolojik mücadelede hedef, ilaçlı mücadelede olduğu gibi zararlıları tümüyle yok etmek değildir.

•  Doğadaki canlılar her zaman insanların ilgisini çekmiştir. Hayvanların özellikleri teknolojiye ilham kaynağı olmaktadır. Doğadaki canlılardan esinlenerek bazı teknolojiler geliştirilmiştir.

Biyomimetik (biyotaklit) doğadaki modelleri inceleyen, sonra da bu tasarımları taklit ederek veya bunlardan ilham alarak insanların problemlerine çözüm getirmeyi amaçlayan yeni bilim dallarıdır. Kısacası doğanın taklit edilmesine biyomimetik denir.

2.3. VİRÜSLER

• Virüsler çapı 20 nm’yi bulan, en küçük biyolojik varlıklardır. Işık mikroskobuyla görülemeyip elektron mikroskobuyla görülebilirler.
• Virüslerin yapısı; nükleik asit (genom) ve protein kılıftan (kapsit) oluşur.

Virüs Latincede “zehir” anlamına gelmektedir.

• Virüsler bazen biyolojik organizmalar olarak adlandırılsa da hiçbir canlı âlemi altında sınıflandırılamayan ayrı bir gruptur.
• Virüsler yalnızca konakçı olarak adlandırılan bir hücre içinde üreyebilirler. Bu nedenle zorunlu hücre içi parazittirler. Konak hücre bulamadıklarında kristalize olup uzun süre bu şekilde kalabilirler.
• Her virüs ancak belirli bir konakçı türlerinde canlılığa ait özellikler gösterebilir.
• Virüs, konakçısını hücre zarındaki proteinler yardımıyla tanır.
• Virüsler genellikle belirli bir hücre ya da dokulara yerleşip çoğalabilir. Örneğin; grip virüsü yalnızca üst solunum yollarında, Hepatit B virüsü karaciğerde çoğalır.
• Araştırmacılar, virüsleri çeşitli kullanımlar için eşsiz bir varlık olarak adlandırmaktadır. Bunlar, tıp ve genetik mühendisliğinde kapsamlı bir şekilde kullanılmaktadır
• Örneğin; Bubble boy, gen mutasyonu sonucu oluşan adenozin deaminaz (ADA) enzimi eksikliğine bağlı bir hastalıktır ve bağışıklık sistemi hücrelerinin yok olmasına neden olur. Bu hastalığın tedavisi için hastalara ADA enzimi ve kemik iliği nakli yapılmaktadır. Ancak 1990’da kopyalanmış ADA enzimleri inaktive edilmiş bir virüse aktarılarak hastaya verilmiş virüs, hastanın T-hücrelerine yerleşip çoğalarak tedavi edilmesini sağlamıştır.

• Bir virüste DNA ya da RNA bulunur. Bu taşıdıkları nükleik asit türüne göre DNA virüsleri ya da RNA virüsleri olarak tanımlanır. Bitki virüslerinin çoğu RNA virüsüdür. Hayvanları konakçı olarak kullanan virüsler iki virüs grubunda da bulunur.
• Bakterileri konakçı olarak kullanan virüslere bakteriyofaj denir.

2.3.1. VİRÜSLERİN İNSANLARDA NEDEN OLDUĞU HASTALIKLARDAN BAZILARI VE BUNLARDAN KORUNMA YOLLARI

KUDUZ

Kuduz virüsü; kedi, köpek, tilki, yarasa gibi bazı hayvanların salyasında bulunur ve genellikle ısırma yoluyla insana bulaşır. Bu hastalığa yol açan virüs sinir sistemine yerleşerek etkisini gösterir. Kuduza karşı en etkili yöntem aşıdır.

HEPATİT B

Hepatit hastalığı karaciğer iltihaplanmasıdır. Hepatite yol açan çeşitli virüsler bulunmaktadır. Hepatit B virüsü karaciğerde çoğalır ve karaciğeri tahrip eder, siroz ve karaciğer kanserine sebep olabilir. Bulaşıcı bir hastalıktır. Bu hastalığa
yakalanan insanların bir kısmı tam olarak iyileşemez ve taşıyıcı olarak kalır. Hepatit B taşıyıcısı olan insanlar hasta değildir ancak hastalık virüsünün yayılmasına neden olurlar.

• Hepatit B virüsünün en yaygın bulaşma yolu kandır.
• Kan ve diğer vücut sıvılarıyla direk temastan kaçınılmalıdır.
• Korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir.
• Risk altında olan bireyler aşılanmalıdır.
• Tıraş jileti, tırnak manikür pedikür makasları, küpe gibi kişisel eşyalar ortaklaşa kullanılmamalıdır.
• Çeşitli amaçlar için kullanılan iğne ve şırıngaların steril olmasına dikkat edilmelidir.

GRİP VİRÜSÜ

Solunum yollarına yerleşerek burada çoğalır. Grip olan insanlarda yüksek ateş, terleme, halsizlik, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, kuru öksürük gibi belirtiler görülür. Hasta yaklaşık bir hafta içinde iyileşir. Bu sürede bol sıvı, taze meyve ve sebze tüketmeli, istirahat etmelidir. Grip tedavisinde antibiyotik kullanılmamalıdır. Antibiyotikler bakterilere etki eder. Grip virüsü hapşırma ve öksürme ile etrafa yayılır ve solunum yoluyla diğer insanlara bulaşır. Hasta ile yakın temastan
kaçınmalı ve ortak eşya (havlu, bardak vb.) kullanılmamalıdır. Eller sık sık sabunlanmalıdır. Yaşlılar, kronik hastalıkları olanlar, bağışıklık sistemi zayıf olanlar hekimlerine danışarak grip aşısı olmalıdır.

Grip virüsünün genomu sürekli mutasyona uğrar. Bu durum gribe karşı etkili bir aşı geliştirilmesini ve vücudun bağışıklık oluşturmasını engeller.

UÇUK (HERPES)

• Uçuk virüsü sinir hücrelerine yerleşir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda etkin hâle geçer. Bulaşıcı olan bu hastalık deride kızarık minik su damlacıkları şeklinde belirti verir. Genellikle ağız, dudak ve burun çevresinde çıkar.
Stres, heyecan, ateşli hastalıklar, yorgunluk, gibi durumlar uçuk oluşumunu tetikler.
• Uçuğun ilerlemesini durdurmak için ilaç tedavisi uygulanmaktadır.
• Uçuğu olan bireylerle havlu, bardak gibi aynı eşyalar kullanılmamalıdır.
• Uçuğa dokunmamalı, dokunulduğu takdirde eller su ve sabunla yıkanmalıdır. Uçuğu patlatmaktan kaçınmalı ve uçuk yarasının kabuğu kaldırılmamalıdır.

AIDS

İnsanlarda HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü) bağışıklık sistemini bozan AIDS’e neden olan bir virüstür. Bağışıklık sistemi bizi bakteri virüs gibi mikroplardan ve kanser gibi hastalıklardan korur. HIV virüsü vücudun savunma sistemini zayıflatmaktadır. Bu yüzden normal koşullarda tedavi edilebilen hastalıklar, vücudun savunma gücü zayıfladığından tedavi edilemez.

• Kan ve kan ürünleri, korunmasız cinsel ilişki, anneden bebeğe geçiş, steril olamayan iğne ve enjektör kullanımı virüslerin bulaşmasına yol açan en önemli faktörlerdendir.
• Dokunmak, sarılmak, el sıkışmak, aynı yerde oturmak, aynı banyoyu ve tuvaleti paylaşmak, aynı giysileri giymek, aynı tabağı, bardağı kaşığı kullanmakla HIV virüsü bulaşmamaktadır.
• Korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir.
• Kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, diş hekimliği aletleri vs. kullanılmamalıdır.
• Tıraş jileti, tırnak manikür pedikür makasları, küpe gibi kişisel eşyalar ortaklaşa kullanılmamalıdır.
• Açık yaralar, vücuda virüsün girişini engellemek için bantla kapatılmalıdır.

Viral hastalıklardan korunmak için;

• Yemekten önce ve sonra, tuvaletten önce ve sonra eller, sabun ve bol su ile iyice yıkanmalıdır.
• Kişisel temizliğe ve hijyene özen gösterilmeli, hastalık durumunda insanlarla doğrudan temastan kaçınılmalıdır.
• Toplu yaşanılan yerlerde öksürürken, aksırırken ağız bir mendille kapatılmalıdır.
• Sokaklara tükürülmemelidir.
• Islak veya kâğıt mendil ya da havlu kullanmalıdır.
• İçme ve kullanma suyu ihtiyacı güvenli kaynaklardan karşılanmalı, şüpheli durumlarda içme suları kaynatılmalı veya klorlanmalıdır.
• Çiğ tüketilen meyve ve sebzeler, bol su ile yıkandıktan sonra tüketilmelidir.
• Gıdalar, olabildiğince taze tüketilmeli ve buzdolabında saklanmalı; açıkta satılan ve son kullanma tarihi geçmiş ürünlerden kaçınılmalıdır.
• Pastörize edilmiş ya da UHT (çok yüksek sıcaklık) yöntemi ile paketlenmiş sütler tüketilmeli, açıkta satılan sütlerden alınmamalıdır.
• Hayvansal gıdalar iyice pişirilmeli, soğuk hava odalarında saklanmalıdır.
• Hastalıklara karşı aşı yaptırılmalıdır.
• Hasta olan insanlara sevgi ve saygı ile yaklaşmalı, gerektiğinde yardım etmeliyiz.

BİYOLOJİ 2 VİDEOLU DERS ANLATIMI

TEBRİKLER, ÖZETİN SONUNA GELDİNİZ.

İLETİŞİM KANALI OLARAK FACEBOOK GRUBUMUZU KULLANABİLİRSİNİZ.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*