AÖL TARİH 4 DERS ÖZETİ

OSMANLI 1453-1595 DÖNEMİ

Fatih Sultan Mehmet Dönemi

İSTANBUL’UN FETHİ

İstanbul’un Fethini Gerektiren Sebepler: 
1)Bizans’ın Osmanlı Şehzadelerini koruyarak ve kışkırtarak, taht kavgalarına neden olması,
2)Bizans’ın Osmanlı’ya karsı düzenlenen Haçlı seferlerini teşvik etmesi,
3)Osmanlı toprak bütünlüğünü bozan bir konumda olması ( Osmanlı topraklarıyla çevrili bir ada görünümündeydi. Osmanlı’nın Anadolu’dan Rumeli’ye, Rumeli’den Anadolu’ya geçişi zordu)
4)İstanbul’un boğaza hakim bir konumda olması ve bu yüzden Karadeniz Akdeniz su yolunun anahtarı konumunda olması.

Fatih’in Fethi Kolaylaştırmak için Aldığı Tedbirler: 
1)Bizans’a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı’nın karsısına Rumeli hisarını yaptırdı.
2)Bizans’a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı birlikleri gönderdi.
3)Surlara karsılık, Sahi adı verilen büyük toplar döktürdü.
4)Haliçteki zincire karsılık gemileri karadan yürüterek Haliç’e soktu.

İstanbul’un Fethini Kolaylaştıran Nedenler: 
1)Bizans ordu ve donanmasının zayıf olusu,
2)Kuşatma sırasında Avrupa’dan yardım alamaması.

NOT: Cenevizliler kuşatma sırasında ticari kaygılarından dolayı hem Osmanlılara, hem de Bizans’a yardım etmişlerdir.

İstanbul’un Fethinin Dünya Tarihi Bakımından Sonuçları:
1)Venedik ve Ceneviz ticareti olumsuz yönde etkilenmistir.
2)Bin yıllık Bizans imparatorluğu tarihe karısmıstır.
3)Ortaçağ kapanmıs, Yeniçağ baslamıstır.
4)İstanbul’dan kaçan Bizans’lı bilim adamları Avrupa’da Rönesans ve reform hareketlerinin baslamasında etkili olmuslardır.
5)Feodalite(derebeylik) sistemi çözülmeye baslamıstır.

İstanbul’un Fethinin Türk Tarihi Bakımından Sonuçları:
1)Osmanlı Devleti Yükselme dönemine girmiştir.
2)Başkent Edirne’den İstanbul’a taşınmıştır.
3)Osmanlı toprak bütünlüğü sağlanmıştır. Osmanlı’nın Anadolu-Rumeli geçişi kolaylaşmıştır.
4)Osmanlı toprakları arasında sürekli sorun çıkaran bir fitne yuvası ortadan kaldırılmıştır.
5)Karadeniz-Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlılar’a geçmiştir.
6)Osmanlı Devleti İslam dünyasında haklı bir şöhret ve itibara kavuşmustur.

Fatih Sultan Mehmet fetihlerini rastgele değil, belirli amaçlar doğrultusunda yapmıştır. Bu amaçları söyle sıralayabiliriz:

1)Karadeniz Ticaretine Egemen Olmak,
2)Anadolu Türk Birliğini sağlamak,
3)Anadolu’da Faaliyet Gösteren Devletleri Etkisiz Kılmak,
4)Ege ve Akdeniz Ticaretine Egemen Olmak,
5)Bizans’ın Yeniden Dirilmesini Önlemek,
6)Katolik Roma’yı Ele Geçirmek.

Osmanlı tarihinin belki de en büyük devlet adamı olan Fatih Sultan Mehmet Osmanlı’nın 7. Hükümdarıdır. Yaptıkları:

1444 – 2. Murat’ın tahttan çekilişi, 2. Mehmed’in tahta geçişi ve Varna Savaşı
1445 – 2. Mehmed’in tahttan çekilişi ve 2. Murad’ın ikinci defa geçişi
2. Mehmed İstanbul’u Fethederken (1453)
Sultan 2. Mehmed (1480)
1447 – Edirne’de 2. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii’nin yaptırılması
1448 – 2. Kosova Savaşı
1451 – 2. Murad’ın ölümü ve 2. Mehmed’in ikinci defa tahta geçişi
1453 – İstanbul’un fethi, Ayasofya’nın camiye çevrilmesi
1453 – Enez’in Fethi
1454 – 2. Mehmed’in Birinci Sırbistan Seferi
1455 – 2. Mehmed’in İkinci Sırbistan Seferi
1455 – Boğdan Voyvodalığı’nın Osmanlı’ya bağlılığını bildirmesi
1456 – 2. Mehmed’in Üçüncü Sırbistan Seferi, Belgrad kuşatmasının başarısız olması
1458 – 2. Mehmed’in Birinci Mora Seferi, Atina’nın Fethi
1459 – 2. Mehmed’in Dördüncü Sırbistan Seferi, Başkent Semendire’nin Fethi ve Sırbistan’ın tamamen ilhakı
1460 – 2. Mehmed’in İkinci Mora Seferi, Mora’nın Fethi
1461 – Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Osmanlılar tarafından yıkılışı
1461 – Candaroğulları Beyliği’nin ilhakı
1461 – Cenevizlilerden Amasra’nın alınışı
1462 – 2. Mehmed’in Eflak Seferi, Eflak’ın tekrar Osmanlı idaresine girmesi
1463 – Osmanlı-Venedik Savaşı’nın başlaması
1463 -1470 – İstanbul’da Fatih Külliyesi’nin inşaası
1463 – 2. Mehmed’in Birinci Bosna Seferi, Bosna’nın Fethi
1464 – 2. Mehmed’in İkinci Bosna Seferi, Bosna’nın fethinin tamamlanması
1466 – 2. Mehmed’in Karaman seferi
1466 – 2. Mehmed’in Birinci Arnavut Seferi
1467 – 2. Mehmed’in İkinci Arnavut Seferi
1468 – Karamanoğulları Beyliği’nin Osmanlılar tarafından yıkılışı
1468 – 2. Mehmed tarafından İstanbul’da Topkapı Sarayı’nın tesisi
1470 – Eğriboz’un Fethi, Ağrıboz adasının fethi
1470 – Kıreli Muharebesi, Akkoyunlular’a karşı zafer
1473 – Otlukbeli Savaşı’nda Akkoyunlu ordusuna karşı zafer
1475 – Kefe ve Azak’ın Cenevizlilerden alınışı
1475 – Kırım hanı Mengli Giray Han’ın Cenevizlilerin elinden kurtarılması ve Kırım’ın Osmanlı’ya bağlanması
1475 – Başarısız Boğdan seferi
1476 – Boğdan seferi, Boğdan kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı
1478 – 2. Mehmed tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi
1478 – 2. Mehmed’in Üçüncü Arnavut Seferi seferi, Arnavutluğun tamamen fethi
1479 – Korfu hariç tüm İyonya adalarının fethi
1479 – Osmanlı-Venedik Antlaşması ile Fatih’in Venedikliler’e Trabzon ve Kefe’de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi
1480 – Otranto Seferi
1480 – Başarısız Rodos Kuşatması
1480 – Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması
1481 – Mısır seferine çıkan 2.Mehmed’in ölümü ve 2. Bayezid’in tahta çıkışıı

II. Bayezid Dönemi

Cem Sultan’ın Hırıstiyan Avrupa’nın elinde olması, II. Bayezid döneminde Avrupa’ya karsı Osmanlıların önemli bir sefer geliştirmesini önlemiştir. Bu yüzden II. Bayezid Dönemi sönük bir devir olmuştur.

Cem Olayının Osmanlı Devletine Etkileri:

1)Cem’in hırıstiyanların eline geçmesi, batılı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmasına neden olmuştur.
2)Osmanlılar’ın batıdaki fetihlerinin durmasına neden olmuştur.
3)Cem Sultan’ın Memlükler’e sığındığı dönemde bu devlet tarafından padişah gibi karşılanıp, himaye görmesi, Osmanlı-Memlük iliskilerinin daha da bozulmasına sebep olmuştur.

Osmanlı-Venedik İlişkileri:

Bu dönemde de Venedikliler’le deniz savaşı yapılmış, Osmanlılar yenilmiştir.

Osmanlı-İran İlişkileri:

İran’da Akkoyunlu Devleti’nin yerine Safevi Devleti kurulmuştu. Safeviler:
a)Doğu Anadolu’yu ele geçirmek istiyorlardı.
b)Anadolu’ya gönderdikleri dervişlerle Şii mezhebini Anadolu’da yaymaya çalışıyorlardı. Safevilerin bu faaliyetleri sonucu 1511 yılında Anadolu’da Şah Kulu İsyanı çıktı. O sırada Trabzon valisi olan Şehzade Selim (Yavuz), babası II. Bayezid’in Safevi ve şii tehlikesine karsı yeterli önlem almaması üzerine Yeniçerilerin desteğiyle babasını tahttan indirerek padişah oldu.

II. Bayezit Döneminde Osmanlı-Memlük İlişkileri:

Osmanlı Memlük iliskilerinin bozulma sebepleri:
a) Fatih Döneminde Hicaz su yolları meselesi. (Fatih Memlük Sultanına Mekke yolunda gerekli önlemlerin alınarak hacıların rahatça seyahat etmelerinin sağlanmasını rica etmişti. Ancak Memlükler bu isteği iç islerine karışma seklinde yorumlamışlardı.)
b) Memlükler’in Cem Sultan’ı himaye etmeleri,
c)Osmanlı Devleti ile Memlük Devleti arasında yeralan Güneydoğu Anadolu’daki Dulkadiroğulları Beyliği yüzünden iki devletin çekişmesi.

Osmanlı Devleti ile Memlükler arasında 8 yıl süren savaş yasandı. Bu savaş süresince iki taraf birbirlerine karşı üstünlük sağlayamadılar.

Karamanoğulları Beyliğine Son Verilmesi:

II. Bayezid döneminde Cem olayına karıştığı için bu beylik kesin olarak ortadan kaldırıldı.

1481 – Mısır seferine çıkan 2.Mehmed’in ölümü ve 2. Bayezid’in tahta çıkışı
1481 – 100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi
1482 – Cem Sultan’ın mağlubiyeti, Rodos’a ilticası
1483 – Morova Seferi ve Hersek’in ilhakı
1484 – Boğdan Seferi ve Kili ile Akkirman’ın fethi
1485 – Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması
1486 – Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, 2. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)
1488 – 2. Bayezid tarafından Edirne’de Bayezid Darü’ş-şifası’nın yapımı
1489 – Memlüklere karşı toprak kaybı
1491 – Osmanlı-Memlük Barışı
1492 – Macar Seferi
1492 – İspanya’dan çıkarılan Yahudiler’in de Osmanlı Devleti’nin himayesine girmesi
1494 – Şehzade Süleyman’ın doğumu
1495 – Macarlarla mütareke, Cem Sultan’ın ölümü
1497 – İlk Rus elçisinin İstanbul’a gelişi
1498 – Lehistan Seferleri
1499 – Venedik Harbi
1500 – Modon, Navarin ve Koron’un alınışı
1502 – Venedikle sulh
1508 – Çaul seferi
1509 – Diu seferi
1511 – Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi
1512 – 2. Bayezid’in tahttan çekilişi, 1. Selim’in tahta geçişi

Yavuz Sultan Selim 
Dönemi

Şehzadeler Sorunu :

Yavuz Sultan Selim babasının yerine tahta geçtikten sonra, ağabeyleri Ahmet ve Korkut’un tahtı ele geçirmelerini engellemek amacıyla Fatih Kanunnamesine dayanarak şehzadeleri etkisiz hale getirdi.
NOT: Böylece Yavuz, Cem olayına benzer bir olayın yasanması ve Avrupa’nın ise karışmasını engellemiş oldu.

İran Seferi ve Çaldıran Savaşı (1514)

Sebep: Safevilerin Doğu Anadolu’yu ele geçirmek istemeleri ve Şiilik propagandası yapmaları.
Savaş: 1514 yılında Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail ile Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim arasında Çaldıran ovasında yapıldı. Savası Osmanlılar kazandı.
Önemi: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Şiilik tehlikesi ortadan kalktı.

Turnadağ Savaşı (1515)

Bu savaşla Anadolu Beyliklerinin (Dulkadir ve Ramazanoğulları) siyasi varlığı kesin olarak sona erdi.
Böylece Anadolu Türk Birliği sağlandı.

Mısır Seferi (MEMLÜK SEFERİ)

Sebepleri:
a)Fatih döneminde baslayan Hicaz su yolları meselesi
b)Memlüklerin Cem Sultan’ı himaye etmeleri
c)Osmanlılar ile Memlükler arasında Dulkadiroğulları yüzünden çekisme.
d)Memlüklerin Sah İsmail ile ittifak kurmaları.
e)Yavuz’un Memlük topraklarını ele geçirerek BAHARAT yolunu denetim altına almak istemesi.
f)- Her iki devletinde Türk-İslam dünyasının lideri olma mücadelesi.
Savaslar: Yavuz Sultan Selim 1516′ da MERCİDABIK Savasında Memlük ordusunu yenerek Suriye ve
Filistin topraklarına sahip oldu.1517’de RİDANİYE Savasında Memlük ordusunu ikinci kez yenerek, bu devleti ortadan kaldırdı.Mısır toprakları Osmanlılara katıldı.

Mısır Seferinin Sonuçları:

1)Memlük Devletinin ortadan kalkmasıyla bu devletin toprakları Osmanlılara katıldı.( Suriye, Filistin, Hicaz,Mısır)
2)Baharat yolunun denetimi Osmanlı Devletine geçti.
3)Halifelik ve İslam’ın kutsal emanetleri Osmanlılara geçti. (Böylece Osmanlı Devleti İslam Dünyasının Lideri oldu.)
4)Venedikliler Kıbrıs Adası için Memlüklere verdikleri vergiyi Osmanlılara vermeye başladılar.
NOT: Osmanlı Devleti Baharat yolundan beklenen ticari kazancı elde edemedi. Çünkü Avrupalıların Ümit Burnu’nu bulmalarıyla Coğrafi yollar değişmiştir.
NOT: Yavuz’un İran ve Mısır seferleri sonucunda burada bulunan kültürel eserler ile bilim adamları ve sanatçılar İstanbul’a getirilmiş, böylece Osmanlı Kültüründe doğunun etkisi artmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in Doğu Siyaseti:

Yavuz Sultan Selim’in amacı bütün Türkleri ve müslümanları tek bayrak altına toplayarak Türk-İslam birliğini sağlamaktı.

Osmanlı Devleti’nin 9. Padişahı olan Yavuz Sultan Selim çok hırslı ve muharipti. Dedesi gibi fatih biriydi. Doğu yönüne gerçekleştirdiği seferlerle ülke topraklarını genişletmiştir. 8 yıl tahta kalması ve erken ölmesi büyük talihsizlik olmuştur. Yaptıkları:

1512 – 2. Bayezid’in tahttan çekilişi, 1. Selim’in tahta geçişi
1514 – Çaldıran Savaşı, Tebriz’e giriş
1516 – Mısır Seferi ve Mercidabık Savaşı
1517 – Ridaniye Savaşı ve Kahire’ye giriş
1517 – Haremeyn’in himaye altına alınması
1517 – Piri Reis’in Mısır’da Yavuz Sultan Selim’e ilk dünya haritasını sunması
1519 – Celali isyanları
1519 – Cezayir’in iltihakı
1520 – 1. Selim’in vefatı, 1. Süleyman’ın tahta geçişi Çaldıran Savaşı’nda İran’a karşı zafer kazanılması

Kanuni Sultan Süleyman 
Dönemi

Kanuni Döneminin Önemli Olayları

İÇ İSYANLAR:

Canberdi Gazali İsyanı : 
Yavuz tarafından Suriye Valiliğine atanan eski Memlük komutanlarından
Canberdi Gazali, Yavuz’un ölümünü fırsat bilerek ayaklanmış ve ortadan kaldırılmıştır.

Ahmet Paşa İsyanı : 
Kanuni tarafından Mısır’a vali olarak gönderilen Ahmet Pasa ayaklanmış ve
ortadan kaldırılmıştır.
NOT: Bu iki isyan Memlük Devletini yeniden kurmak amacıyla ortaya çıkmıştır.

Baba Zünnun İsyanı: 
Yozgat’da arazi meselesinden çıkmış gibi gösterilen bir Şii ayaklanmasıdır.

Kalenderoğlu İsyanı : 
Konya’da Hacı Bektaş-ı Veli soyundan geldiğini ileri süren Kalenderoğlu tarafından çıkarılmış bir Şii ayaklanmasıdır.

Avrupa İle İlişkiler (MACAR, AVUSTURYA, ALMANYA) :

Belgrad’ın Alınması (1521): 
Macarlar’dan Belgrat’ın alınmasıyla Orta Avrupa’nın kapıları
Osmanlılar’a açıldı.

Rodos Adasının Fethi (1522):  
Rodos Sain Jean Sövalyelerinin elinde buluyordu. Sövalyeler Akdeniz’deki Türk ticaret gemilerine büyük zararlar veriyorlardı. Bu adanın alınmasıyla bu tehdit ortadan kalktı.

Mohaç Meydan Savaşı (1526):
AÇIKLAMA: Bu sırada Avrupa’da Kutsal Roma Germen İmparatorluğu (Alman İmp.) ve başında da Şarlken bulunmaktaydı. Şarlken Avrupa birliğini sağlamak amacıyla İspanya’yı ele geçirmiş, Fransa Kralı Fransuva’yı esir almıstı. Fransuva’nın annesinin isteği üzerine, Kanuni Fransa’ya destek olmak için II. Macaristan seferine çıktı ve Macarları Mohaç ovasında yendi. Mohaç Meydan Savaşı: Macar ordusuyla yapılan savası Osmanlı Devleti kazandı. (1526)
Önemi: Bu zaferle Macaristan Osmanlı devletine bağlandı.
NOT: Kanuni Macaristan’ı Osmanlı topraklarına katmamış, himaye altına almıştır. Bunun nedeni Osmanlıların
Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti arasında bir tampon bölge oluşturmak istemesidir.

I. Viyana Kuşatması (1529):
Bu sırada Avusturya’nın basında Sarlken’in kardesi Ferdinand bulunmaktaydı. Ferdinand Osmanlı himayesindeki Macaristan’a saldırınca Kanuni Sultan Süleyman harekete geçerek Viyana’yı kuşattı.
Ancak;
a)Kış mevsiminin yaklasması,
b)Ağır topların getirilmeyişi,
c)Erzağın yetersiz olusu… gibi sebeplerle kuşatmayı kaldırarak İstanbul’a geri döndü.

Almanya Seferi (1532)
Sebebi: Avusturya Kralı Ferdinand’ın Kanuni’nin İstanbul’a geri dönmesinden sonra tekrar Macaristan’a saldırması.
Sefer: Kanuni Ferdinand ve Şarlken’le bir meydan savası yapmak umuduyla Almanya içlerine kadar ilerledi. Ancak Şarlken ve Ferdinand karşısına çıkma cesareti gösteremeyince İstanbul’a döndü.

İstanbul Antlaşması (1533):
Ferdinand’ın barış isteği üzerine ilk Osmanlı-Avusturya Antlaşması İstanbul’da imzalandı(1533).
Maddeleri:
1-Avusturya kralı protokol bakımından Osmanlı sadrazamına denk olacak.
2-Avusturya elinde tuttuğu Macar toprakları için Osmanlılar’a vergi verecek.
Önemi: Bu antlasma Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa’daki üstünlüğünün bir kanıtıdır.
NOT: Bu üstünlük 1606 yılında yine Osmanlı Devleti ve Avusturya arasunda imzalanacak olan ZİTVATOROK antlasmasıyla sona erecektir.

Osmanlı-Fransız İlişkileri ve Kapitülasyonlar (1535)

İlk Osmanlı-Fransız ilişkisi Fransa kralı I. Fransuva’nın Almanya İmparatoru (Kutsal Roma Germen) Şarlken ile yaptığı savaşta esir düşmesiyle başlamıstı. Bunun üzerine Fransuva’nın annesi dönemin en güçlü devleti Osmanlı Devletinden yardım istemişti (1525). Bunun üzerine Kanuni Macaristan seferine çıkarak Mohaç’da Macarları yenmiş, sonrada Avusturya ve Almanya seferlerine çıkmıştı.
Kapitülasyonlar: Ticaret,hukuk, gümrük gibi alanlarda devletlerin birbirlerine tanıdıkları imtiyazlardır.
Kanuni Sultan Süleyman 1535’de Fransızlar’la KAPİTÜLASYON antlaşması imzalamıştır.

Kapitülasyonlarla İlgili Önemli Notlar:
1)İlk ticari ayrıcalıklar Fatih döneminde Venediklilere verilmistir.
2)Kanuni’nin Fransızlarla kapitülasyon antlaşması yapmasının nedeni, Şarlken’e karsı Fransa’yı güçlü kılarak, Avrupa hırıstiyan birliğinin oluşmasını önlemekti.
3)Bu antlaşma süresiz değildi. İki hükümdarın yasadığı dönemde geçerli olacaktı. Ancak Kanuni’nin ölümünden sonra Fransızlar’ın isteğiyle 5 kez yenilenmiş ve I. Mahmut döneminde 1740’da sürekli hale getirilmiştir.
4)Devletin gücünü koruduğu dönemlerde önemli bir sorun yaratmayan kapitülasyonlar, devletin gücünün azalmasına paralel olarak ve Avrupa’da sanayinin gelişmesiyle önemli bir sorun olmuştur.
5)Başlangıçta sadece Fransızlar’a verilen bu haklar genişletilerek, diğer Avrupa devletlerine de verilmiştir.
6)1923 Lozan Antlaşmasıyla Kapitülasyonlar tamamen kaldırılmıştır.

Denizlerde Gelişmeler:

Rodos Adasının Fethi (1522)
Akdeniz’deki Türk ticaret gemilerine büyük zararlar veriyorlardı. Bu adanın alınmasıyla bu tehdit ortadan kalktı.

Barbaros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı Hizmetine Girmesi :
Barbaros Akdeniz’de faaliyet gösteren bir Türk korsanı idi. Kuzey Afrika’da başarılar kazanmış ve Osmanlılar’dan aldığı destek kuvvetlerle Cezayir’e sahip olmuştu. Osmanlı Donanması, kara ordusu kadar güçlü değildi. Bu yüzden Kanuni Sultan Süleyman Barbaros’u Osmanlı Hizmetine girmeye çağırdı.
Barbaros’un bu teklifi kabul etmesiyle Osmanlı donanması güçlenirken, Cezayir de Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

Preveze Deniz Savaşı (1538):
Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasıyla, Andrea Dorya komutasındaki Haçlı donanması arasında yapılan bu deniz savasını Osmanlı Devleti kazandı.
Önemi: Preveze Deniz Zaferi’yle Akdeniz’deki Osmanlı Egemenliği kesinlik kazanmış, Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiştir.

Nice (NİS) Kuşatması :
Bu arada Fransa ile Şarlken arasında savaşlar devam ediyordu. Barbaros Fransa’ya yardım amacıyla Fransız donanmasıyla birleşerek Nis’i kuşattı ve kaleyi ele geçirdi.

Trablusgarp’ın Alınması (1551): 
Sinan Paşa ve Turgut Reis 1551 yılında Malta Şövalyeleri’nin elindeki Trablusgarp’ı aldı.

Cerbe Deniz Savaşı (1559): 
Andrea Dorya komutasındaki Haçlı Donanması ile Turgut Reis ve Piyale Paşa’nın komutalarındaki Osmanlı kuvvetleri arasındaki bu deniz savaşını Osmanlılar kazandı.
Önemi: Bu zaferle Akdeniz’deki Osmanlı Egemenliği pekişti.

Hint Deniz Seferleri (1538-1553)
Sebepleri:
a)Coğrafi kesifler sonucu baharat yolu önemini yitirmis, Avrupalılar Ümit Burnu yoluyla ticaret
yapmaya baslamıslardı. Portekizliler Hint Okyanusu’nda egemenlik kurmuslardı.
b)Hindistandaki GÜCERAT İSLAM DEVLETİ’nin Portekizliler’e karşı Osmanlılardan yardım istemesi.
Seferler: Osmanlı Devleti 1538-1553 yılları arasında bu bölgeye seferler düzenledi. Portekizlilerle savaştı. Ancak kesin bir üstünlük sağlayamadı. Yemen, Aden, Sudan ve Habeşistan’ın bazı kısımları bu seferler sırasında Osmanlı topraklarına katıldı.

Hint Seferlerinin Başarısız Olma Sebepleri :
a)Osmanlı Devlet adamlarının hint yoluna gereken önemi vermemeleri,
b)Osmanlı gemilerinin Okyanus şartlarına dayanıklı olmaması,
c)Gücerat Sultanlığı’nın Osmanlı Devleti’ne gereken yardımı yapmaması.
NOT: Osmanlı Padişahları’nın halife olarak ilk yardım ettikleri müslüman ülke Gücerat’dır.

Osmanlı-İran (SAFEVİ) İlişkileri (1534-1555)

Kanuni Sultan Süleyman Döneminde İran üzerine 1534-1555 yılları arasında üç sefer yapılmış, İran Şahının barış istemesi üzerine savaşlar sona ermiştir. Sonuçta iki devlet arasında AMASYA ANTLAŞMASI imzalanmıştır (1555).

Amasya Antlaşması (1555): 
Bu antlasmayla Tebriz, Azerbeycan’ın büyük kısmı, Doğu Anadolu ve Irak Osmanlılar’a bırakılmıstır.
NOT: Amasya Antlaşması ilk Osmanlı-İran Antlaşmasıdır.

Kanuni’nin Son Seferi ve Ölümü : (1566)
Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferini düzenlemiş ve Zigetvar kalesini kusatma sırasında ölmüştür. 

Osmanlı Devleti’nin en parlak dönemini yaşadığı yıllarda hüküm sürmüştür. 26 yaşında tahta geçmiş ve 46 yıllık uzun bir saltanat sürmüştür.Devlet nizamına ve ilkelerine bağlı kalmıştır. Fatih ve mareşaldir. Osmanlı’da en çok fetih yapan sultandır. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptıkları:

1520 – 1. Selim’in vefatı, 1. Süleyman’ın tahta geçişi
1521 – Belgrad’ın fethi
1521 – Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması
1522 – Kanuni Sultan Süleyman’ın validesi, Yavuz Sultan Selim’in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa’da bimaristan inşa edilmesi
1522 – Rodos’un fethi
1524 – Mısır’da Hain Ahmed Paşa isyanı, Kazan Hanlığı’nın Osmanlı’ya tabiiyeti
1525 – İlk Fransız elçisi İstanbul’da
1526 – Mohaç Muharebesi
1527 – Bosna’nın fethi’nin tamamlanması
1528 – Pîrî Reis’in 1. Süleyman’a ikinci dünya haritasını takdim etmesi
1529 – Viyana kuşatması, Budin’in geri alınışı, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Marsilya’ya çıkması
1532 – Alman Seferi, Kanuni’nin Graz’ı fethi
1533 – Osmanlı Almanya arasında İstanbul Antlaşması
1533-1534 – Barbaros’un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir Beylerbeyliği’ne tayini
1534 – Osmanlı-İran Savaşı’nin açılışı, Tebriz’e ikinci defa giriş ve Bağdat’ın alınışı
1534 – Şeyhülislam İbn-i Kemal’in ölümü
1535 – Tunus’un kaybedilişi
1536 – Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi
1536 – Veziriazam İbrahim Paşa’nın idamı
1537 – Körsof-Avlonya seferi
1537 – Avusturyalılara ve Macarlara karşı Vertizo Zaferi
1538 – Preveze Zaferi
1538 – Hadım Süleyman Paşa’nın Hint Seferi, Aden ve Hadramut’un alınışı
1540 – Venedik ahidnamesindeki Karadeniz’de ticaret imtiyazının kaldırılması
1541 – Budin’in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması
1543 – Estergon ve Szekesfehervar’ın fethi
1547 – İstanbul Antlaşması
1547 – Avusturyalılar’a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması
1548 – 1534-1555 Osmanlı-İran Savaşı
1550 – Süleymaniye Külliyesi’nin inşaası
1551 – Trablus Kuşatması
1554 – Piri Reis’in ölümü
1553 – Fransa ile İstanbul Antlaşması ve Fransa’nın Alman tehdidine karşı himaye altına alınması
1553 – 1554 – Turgut Reis’in Akdeniz seferi, Korsika’yı fethi
1553 – 1554 – Nahcıvan Seferi
1555 – İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Antlaşması
1555 – Kanem-Bornu devletiyle ticaret antlaşması
1557 – Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas’ın fethi
1559 – Konya Savaşı ve Şehzade Bayezid’in yenilerek İran’a sığınması
1560 – Cerbe Savaşı’nda Osmanlı Donanmasının İspanyollara karşı zafer kazanması
1562 – Osmanlı Almanya arasında 1547 antlaşmasının yenilenmesi
1565 – Başarısız Malta kuşatması
1565 – 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi
1566 – Kanuni Sultan Süleyman’ın son seferi: Zigetvar Savaşı ve Sultanın vefatı, 2. Selim’in tahta geçişi 

Osmanlılarda Yönetim

Birun

  • Topkapı Sarayının dış bölümüdür.
  • Tarih boyunca birçok Divan-ı Hümayun toplantısına sahne olan Kubbealtı sarayın bu bölümünde yer almaktadır.
  • Yabancı elçilerin ve divan üyelerinin kabul edildiği Arz Odası bu bölümdedir.
  • Altı bölük halkı, yeniçeri ağası, cebeciler, topçular, çaşnigirler, seyisler, müteferrikalar bu bölümde bulunurdu.
  • Birun, Babussade kapısı ile Enderun’a bağlanırdı.

Enderun

  • Sarayın iç bölümüdür.
  • Padişahın güvenilir hizmetkârları bu bölümdedir.
  • Devletin ihtiyaç duyduğu devlet adamları bu bölümde Enderun Mektebinde yetiştirilirdi.
  • Enderun Mektebinde eğitim, oda denilen yerlerde yapılıyordu. Büyük Oda, Küçük Oda, Seferli Odası, Doğancılar Odası, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda olmak üzere yedi odadan oluşurdu.

Harem

  • Hükümdarın ve ailesinin yaşadığı bölümdür.
  • Saray kadınlarının eğitimi burada verilirdi.
  • Harem ağası bu bölümün yöneticisiydi.

Merkezi Yönetim

Osmanlı Devleti merkezi yapıya sahip bir devlettir. Devlet yönetiminin merkezinde padişah ve ülkenin yönetildiği saray teşkilatı bulunuyordu. Devletin yönetim merkezi olan İstanbul’da bulunan saray, merkez ve taşra birimlerinin bağlı olduğu yerdi.

( Merkeziyetçi Devlet Anlayışı: Devlet kurumlarının doğrudan padişaha bağlı olduğu ve üst düzey yöneticilerin padişah tarafından atanıp görevlerini yerine getirmede padişaha karşı sorumlu oldukları yönetim anlayışıdır. )

Padişahlar Fatih döneminden Eyüp Sultan Türbesi’nde gerçekleşen kılıç kuşanma töreninden sonra tahta çıkarlardı. Tahta çıkma merasimlerine Cülus töreni denirdi.

Tahta geçen hükümdarlar mutlak yönetme gücüne sahipti. Son söz hakkı padişahta olmakla beraber yönetimle ilgili bazı yetkiler devlet adamlarına verilmişti.  Padişah Şeri hükümlere uymak zorundaydı. Şeri hükümlere aykırı bir kanun yapamazdı. Osmanlı Devletinde padişahlar devlet kurumlarının işleyişiyle ilgili örfi kanun adı verilen iç yönetmelikler çıkartabiliyorlardı. Padişahların kanunname, ferman, berat gibi adlar altında çıkartmış olduğu örfi kanunlar İslam hukuk sistemiyle çelişmemek zorundaydı.

Osmanlı padişahının genel görevleri şunlardı:

  • Üst kademe devlet memurlarını atamak.
  • Savaşa ve barışa onay vermek.
  • Orduyu komuta etmek.
  • Ülkesini adaletle yönetmek.
  • Halkın refah ve güvenliğini sağlamak.

Divan-ı Hümayun

Orhan Bey zamanında kurulan Divan, devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yer olmuştur. Fatih Döneminden itibaren Divan’a veziriazamlar başkanlık etmeye başladılar. Böylece divan danışma meclisi niteliği kazanmış, padişahın otoritesi artmıştır.

Divanın özellikleri şunlardır:

  • Orhan Bey döneminde kurulmuştur.
  • Fatih Dönemine kadar divana padişahlar başkanlık etmiştir.
  • Fatih dönemi ve sonrasında divan başkanı veziriazam olmuştur.
  • Divanda görüşülen konular veziriazam(sadrazam) tarafından padişahın onayına sunulmuştur.
  • Divan en yüksek mahkemedir. Yani yerel mahkemelerde haksızlığa uğradığını düşünen şahıslar, mahkemelerde alınan kararlara karşı Divan’a başvurabilişlerdir.
  • Diğer Türk-İslam Devletlerinin aksine Osmanlılarda tek divan bulunmuştur.
  • Divan’da görüşülemeyen konular veziriazamın ikindi namazından sonra topladıkları İkindi Divanında görüşülmüştür.

Divan’da padişahın yetkilerini kullanmak üzere üç bürokrasi sınıfı oluşturulmuştur.

Seyfiye (Askeri Bürokrasi)

  • İdare ve askeri görevleri üstlenen sınıftır.
  • Veziriazam, vezirler, kaptanıderya bu sınıfın Divan-ı Hümayundaki temsilcileridir.
  • Yönetim ve askerlik işlerini padişah adına yerine getirirler.

Bunların görevleri şunlardır:

Veziriazam (Sadrazam)

  • Padişahtan sonra en yetkili kişidir.
  • Üst düzey devlet memurlarının atama ve görevden alma işlerinden sorumludur.
  • Padişahın katılmadığı seferlere Serdar-ı Ekrem unvanıyla ordu komutanı olarak katılırdı.
  • Günümüzdeki Başbakan.

Vezirler

  • Veziriazamın verdiği işleri yaparlar.
  • Devlet işlerinde görüşlerine başvurulur.
  • Günümüzdeki karşılıkları Devlet Bakanları.

Kaptan-ı Derya

  • Donanma ve denizcilikten sorumludur.
  • Günümüzdeki Deniz Kuvvetleri komutanı.

Kalemiye (Sivil Bürokrasi)

  • Mali ve idari işlerden sorumlu sınıftır.
  • Divandaki temsilcileri defterdar ve nişancıdır.
  • Devlet yazışmaları ve hazine kayıtlarını tutan sınıftır.

Defterdar

  • Maliyenin başında bulunur.
  • Gelir ve gider kayıtlarını tutar.
  • Başlangıçta bir defterdar bulunurken sınırların genişlemesiyle sayıları üçe ulaşmıştır.
  • Günümüzdeki karşılığı Maliye Bakanıdır.

Nişancı

  • Devletin yazışmalarını yürütür ve takip ederdi.
  • Padişah fermanlarına tuğra çekerdi.
  • Devletin arazi kayıtlarını tutardı.
  • Kanunları iyi bilmek zorundaydı.
  • Günümüzdeki karşılığı Dışişleri Bakanıdır.

İlmiye(Din, eğitim, hukuk Bürokrasisi)

  • Eğitim-öğretim, yargı, fetva çıkarma ve yönetimin faaliyetlerini şeriata uygunluğu bakımından denetleyen sınıftır.
  • Divandaki temsilcileri Şeyhülislam ve Kazaskerdir.
  • Padişah adına yaptıkları işlerde adaletli olmaları temel kuraldır.

Şeyhülislam

  • İlmiye sınıfının en üstünde bulunan kişidir.
  • Divan toplantılarında alınan kararların İslam Dinine uygunluğunu denetler.

Kazasker (Kadıasker)

  • Divandaki davalara bakar.
  • Kadı ve müderrislerin tayinini ve görevden alma işlemlerini yerine getirir.
  • Günümüzdeki karşılığı Eğitim ve Adalet Bakanlığıdır.

Yeniçeri Ağası

  • Divan toplantılarında yeniçerilerle ilgili bilgi verirdi.
  • Divanda yeniçeriler hakkında alınan kararları yeniçerilere iletilirdi.

Reisülküttâb

Verilen hükümleri ve kararları düzelttikten sonra tamamlamak, fermana uygun olarak emirleri yazmak, hükümdara ve veziriazama gelen mektupları tercüme ettirerek cevaplandırmak, divanda tezkerecinin bulunmadığı durumlarda onun görevini yapmakla yükümlüdür.

Osmanlı Şehzadelerinin Eğitimi

Osmanlı şehzadeleri dönemin önde gelen hocalarından aldıkları eğitimlerin ardından 10-15 yaşlarında sancaklara yönetici olarak gönderilirdi. Sarayda aldıkları eğitimi sancaklarda (  kazadan büyük eyaletten küçük bir yönetim birimi ) uygulama fırsatı bulan şehzadeler yöneticilik vasıflarını geliştirerek ülke yönetimi için hazır hale gelirlerdi.

Osmanlı devletinde şehzadeler yönetici olarak belli başlı sancaklara gönderilirlerdi. Bu sancaklardan Manisa, Amasya, Trabzon, Konya ve Kütahya sancakları en önemlileriydi. Sancaklar arasında en meşhur olanı ise Manisa sancağıydı.  Manisa sancağından yetişen   şehzadelerin birçoğu tahta geçmişti. Manisa payitahta yakındı ve Menemen üzerinden deniz yoluyla İstanbul’a ulaşımı mevcuttu. Bu sebeple Padişah kendinden sonra tahtın varisi olarak düşündüğü şehzadeyi Manisa’da görevlendirirdi.  150 yıllık sürede 13  şehzadenin bir yandan eğitim aldığı diğer yandan ise yöneticilik yaptığı Manisa sancağından Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed ve I.Mustafa gibi tarihte önemli yer etmiş padişahlar yetişti.

Sancaklara gönderilen şehzadelerin yanında Lala adı verilen tecrübeli devlet adamları bulunurdu. Ayrıca Nişancı, Defterdar, Reisülküttap, Çavuşbaşı, Divan Katibi, Ruznamçeci gibi devlet görevlileri ile Çeşnigir,Kapıağası,tabip  gibi görevliler ve yeteri kadar asker bulunurdu. Şehzadeler bu geniş kadro ile devlet merkezindeki idari teşkilatlanmanın -divan- küçük bir örneğini sancakta kurmuş olurlardı.

Sancağı idare eden şehzade yönetim tecrübesi kazanırken devlet idaresi ile ilgili, hukuki, askeri,mali,konularda eğitim almaya devam ederdi. Şehzade bu eğitimleri yanında bulunan başta Lala olmak üzere diğer görevlilerden alırdı. Şehzadenin devlet idaresini öğrenmesinde ve padişahlık vasıflarının kazanmasında birinci derecede rol oynayan kişi lalaydı. Lala hem yönetilen sancaktan hem de şehzadenin iyi bir eğitim almasından sorumluydu. Defterdar mali işleri yürüten kişiydi. Nişancı ise devlet kanunlarına vakıf olan, yapılan işlerin kanun ve nizamlara uygun lup olmadığı konusunda yol göstermekle görevliydi. Reisülküttap katiplerin başıydı ve yazışmalardan sorumluydu. Ruznamçeci,hazineye giren çıkan para,altın,gümüş vb. kayıtlarını tutardı. Çavuşbaşı ise divanda çıkan kararların uygulanmasından sorumluydu. 

Şehzade ile birlikte görev yapa bu idari kadro aynı zamanda bilgi ve tecrübeleri ile şehzadeyi eğiten hocalardı.  Şehzade devlet yönetimi ile ilgili eğitim alırken aynı zamanda padişahlık makamına çıktığında beraber çalışacağı kimseleri de belirlemiş olurdu. Şehzadenin sancaktaki idarî kadrosunun başı olan lalalardan bazıları, şehzade padişah olduktan sonra güvenilir ve tecrübeli olmalarından dolayı sadrazamlık görevlerine getirildiler. -Lala Mustafa Paşa,  Lala Mehmet Paşa-

Bu idari kadronun dışında şehzadelerin eğitimlerinde dönemin alim, şair,edip ve musikişinas kimselerde bulunur ve bunlardan da eğitim alırlardı. Küçük yaştaki şehzadelerin eğitiminde önemli rol oynayanlardan biri de onların dini, manevi eğitimlerinden sorumlu olan hocalarıydı. Şehzadelerle birlikte sancağa çıkan hocalar onlara fıkıh,hadis,kelam gibi dini ilimleri ve tasavvufi bilgileri öğretirlerdi. Bunların en meşhuru Fatih Sultan Mehmed’e hocalık yapan Akşemseddin idi.

Geleceğin padişahını en iyi şekilde yetiştirmeyi hedefleyen sancağa çıkma usulü başarılı bir yöntemdi.  Şehzadeler bir taraftan devlet idaresini öğrenip tecrübe kazanırken diğer taraftan da aldıkları geniş çaplı eğitimle yüksek seviyede yetişmekteydi. Teorik ve pratik eğitimi beraber alan şehzadeler tahta çıktıklarında oldukça başarılı yönetim sergilediler.

Şehzadeleri tahta hazırlayan sancağa çıkma usulünde Kanuni döneminden itibaren değişiklikler yaşandı. Kanuninin oğlu şehzade Beyazıd’ın isyan etmesinden sonra sadece veliaht şehzade olan oğul sancağa gönderilmeye başlandı. Sonraki dönemde II.Selimin oğlu III.Murat ve III.Murad’ın oğlu III.Mehmet sancak beyi olarak görev aldılar. Veliaht  şehzadeler sancaklara gönderilirken diğer şehzadeler Topkapı Sarayında gözetim altında bir hayat yaşamaya başladılar. 1595 yılında tahta çıkan III.Mehmet döneminden itibaren en büyük şehzadenin de sancağa gönderilmesi uygulamasına da son verildi. Bununla beraber veliaht şehzadeye sancak tevcih edilmeye devam edildi. Padişahın en büyük oğlu kağıt üzerinde de olsa sancak beyi olarak tayin edildi.

Sancağa çıkartılmayan şehzadeler Topkapı Sarayı’nda Şimşirlik adı verilen kısımda yaşamaya başladılar. Kafes usulü adı da verilen bu uygulama ile şehzadeler hayattan kopuk bir şekilde yaşamak zorunda kaldılar ve psikolojik olarak büyük sıkıntılar yaşadılar. Şehzadelerin Şimşirlikteki bu hayat tarzı tahta geçtiklerinde devlet idaresinde büyük zorluklar yaşamalarına sebep oldu. Yönetim tecrübeleri olmadığından devlete tam olarak hakim olamadılar ve yönetimde silik kaldılar.

OSMANLI’DA TOPLUMSAL HAYAT

Osmanlı Devleti başlangıçta doğrudan doğruya Türk unsuru tarafından kuruldu. Sonraki yüzyıllarda sınırlar genişledikçe devletin kurucu ve temel unsuru olan Türklerin yanında başka topluluklar da görülmeye 
başladı. Giderek Osmanlı toplumu çok çeşitli milletlerden oluşan bir özellik 
kazandı.

Devletin Resmî Ayırımına Göre Toplum:
Osmanlı Devleti toplumu, islâm Hukuku ve Örfi Hukuk denilen hukuk kurallarına göre biçimlendirdi. Buna göre Osmanlı toplumu iki temel bölüme ayrılıyordu. Bunlardan biri “yönetenler”, diğeri “yönetilenler”di. Yönetici sınıfa Osmanlılar, “askerî sınıf diyordu. Osmanlı Devleti’nde “askerî” demek, herhangi bir devlet hizmeti yapan kişi demekti. Bunlardan askerlik yapanlara seyfiye denirdi, Eğitim öğretim işiyle uğraşan müderrisler, yargı ve yönetim işlerine bakan kadılar ilmiye sınıfını oluştururdu. Devlet dairelerinde çalışan her kademedeki memurlara ise kalemiye sınıfı denirdi. Genellikle askeriler vergi vermezlerdi. Bunun karşılığında devlete bir hizmet görürlerdi. Böyelce devlet, gelirinin önemli bir kısmını buradan sağlardı. Yönetilenler ise bunların dışında kalan gruptu. Yönetilen sınıfa Osmanlılar “reaya” diyordu. Kırsal kesimde 
köylüler, çiftçiler, şehirlerde tüccar, esnaf gibi gruplar reaya sınıfını 
oluştururdu. Reaya vergi verirdi.

Yerleşim Durumuna Göre Toplum:
Yerleşim durumuna göre Osmanlı toplumu üç gruptan oluşurdu. Bunlar;
şehirliler, köylüler ve konar-göçerlerdi. Şehir halkı askerîler, tüccarlar, 
esnaf ve bunların dışında kalan bazı gruplardan oluşurdu. Osmanlı ekonomisinin temeli tarıma dayalı olduğundan nüfusun büyük bir bölümü köylerde yaşıyordu. 
Konar-göçerler (yörükler), merkezin kontrolünden kısmen uzak olmakla birlikte, yine de kendileri için düzenlenmiş yasalar çerçevesinde bir hayat 
sürdürüyorlardı. Osmanlı Devleti’nde değişik kültürdeki ailelerin yapıları 
farklıydı. Bunlar arasında Türk ailesinin yapısı tamamen Türk töresi, Türk 
gelenek ve göreneklerinden “oluşuyordu. fiehir ve kasabalarda oturan Türk ailelerinde ise kısmen islâm Hukuku da etkiliydi.

Osmanlı Toplumunda Sosyal Hareketlilik:
Osmanlı toplumunda iki türlü hareketlilik vardı. 
Bunlardan biri yatay hareketlilikti. Ülke coğrafyası üzerinde köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye gidip gelme ya da oraya göç erek yerleşme olayına yatay hareketlilik denirdi. Toplumdaki bu hareketi devlet tamamen başıboş bırakmamış, yasalarla belirli kurallara bağlamıştı.

Diğer sosyal harekete ise dikey hareketlilik denir. Bu da bir toplumda sınıflar arası geçiş anlamına gelir. 
Osmanlı toplumu çeşitli sınıflardan oluşmakla birlikte bunlar Avrupa’daki halk sınıfları gibi aşılamaz sınırlarla ayrılmıyordu. Osmanlı toplumunda her sınıf için birinden diğerine geçmek mümkündü. Bu da yetenek, beceri ve çalışma ile olabiliyordu.

İnançlara Göre Toplum:
Osmanlı Devleti, toplum etnik yapılarına göre değil, inançlarına göre düzenlenmişti.

Buna göre egemen olan kesim Müslümanlar’dı. Ülke sınırları içinde değişik etnik kökenden olan Müslümanlar vardı. Bunların başında devletin kurucusu ve asıl sahibi olan Türkler geliyordu. Bundan sonra Araplar, Boşnaklar, Arnavutlar ve Gürcüler diğer belli başlı Müslüman gruplardı.

Toplumun ikinci kesimini Müslüman olmayanlar (Gayrimüslimler) oluşturuyordu. Bu ikinci kesimde en büyük grup Hristiyanlar’dı. Bunları Museviler (Yahudiler) izliyordu. Yahudiler sayı bakımından Hristiyanlar’dan azdı ama ekonomik hayat önemli ölçüde onların 
elindeydi. Osmanlı toplumunda daha bir çok etnik ve dinsel grup vardı. 
Gayrimüslimler kendi içlerinde pek çok mezhebe ayrılmışlardı. Her mezhebin kendi dinsel yönetim merkezi vardı. Hristiyanlar’da bunlara “patrikhane” denirdi. 
Yahudiler ise yine bir çok mezhebe bölünmekle birlikte dinsel yönetim merkezleri tekti. Buna haham-hane (hahambaşılık) denirdi.

Günlük hayat bakımından toplum  

Saray, şehir, köy ve göçebeler gibi gruplara ayrılırdı. Bu grupların günlük 
hayatları arasında benzerlikler vardı. Şehirlerde daha çok sanat ve ticaretle uğraşılırdı. Kırsal kesimde ise tarım ve hayvancılık önde gelirdi.

Osmanlı toplumunda çeşitli meslek ve görev grupları vardı. Bunlar “reâyâ” ve “askerî diye ayrılmıştı. Toplum içinde insanlar değişik gelir düzeylerine sahipti. 
Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda oldukça önemli rol oynamış olan ahiler, 
özellikle zenaat hayatını organize etmişlerdi.

Ahilik, Osmanlıllardan önce kurulmuş bir esnaf ve sanatkâr teşkilâtı idi. Belirli kurallara göre çok düzenli bir çalışma gösteren ahilik dürüstlük, çalışma ve yardım esası üzerinde kurulmuştur. 

Ahiliğin prensipleri :

  • Kişiyi eğitip, üretici ve yararlı bir duruma getirmek ve böylece onu toplumda layık olduğu en uygun yere ulaştırmak.
  • Ahlâklı, verimli ve üretken bir çalışma ortamı oluşturmak ve bu ortamın sürekliliğini sağlamak.
  • Karşılıklı anlayış ve güvene dayalı işbölümü ve işbirliğini gerçekleştirerek toplumu her bakımdan sağlıklı bir yapıya kavuşturmak.

Başlangıçta toplumda çok yararlı işler yapmış olan ahi teşkilâtı, devletin çöküntüye gitmesine paralel olarak çözülmeye başladı ve daha sonra ortadan kalktı. Osmanlı Devleti’nde toprak üç ana bölümden oluşurdu. 

Bunlardan birincisi mülkiyeti devlete ait olan fakat kullanılmak üzere bir tür kira ile halka verilen topraklardı. Bunlara mîrî toprak denirdi. Has, zeamet ve tımar topraklan mîrî topraklardı. Toprağın bu şekilde işletilmesine tımar sistemi denirdi.

ikincisi, çeşitli toplum hizmeti vermek üzere yapılan kurumlara gelir getirmek için ayrılmış olan vakıf toprakları idi.

Üçüncüsü ise kişilerin kendilerine ait olan mülk topraklardı. Bu tür topraklar sahibi tarafından istenildiği biçimde kullanılır, alınıp satılabilirdi. Öldükten sonra çocuklarına miras kalırdı.

Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler:

Osmanlı toplumunda her zaman âyân ve eşraf denilen bir kesim vardı. Bunlar XVIII. yüzyıldan itibaren şehir ve kasabalarda devleti temsil eden 
kişiler oldular. Merkezi yönetimin zayıflamasından sonra da adeta yarı bağımsız birer “derebeyi” oldular. Bu durum özellikle XVIII. yüzyıldan itibaren görülmeye başladı. Bu tarihlerde hem yönetim kadrolarında, hem de toplum yapısında önemli değişiklikler başladı. Tanzimat’tan itibaren toplum yapısındaki değişiklikler daha da hızlandı. Ancak bu değişiklik daha çok büyük şehirlerde görüldü. Köy ve kasabalarda yine geleneksel hayat biçimi devam etti. XIX. yüzyılda görülen bu değişikliklerde yeni bürokratlar ortaya çıktı. Bunlar toplumun önde gelen temsilcileri oldular. Büyük Reşit Paşa, Fuat Paşa, Âli Paşa ve Mithat Paşa bunlardan bir kısmıdır. XIX. yüzyılda yoğunlaşan bu değişiklikler yalnız devlet teşkilatını değil, aynı zamanda eğitim ve hukuk gibi konuları da kapsıyordu.

OSMANLI’DA COĞRAFİ KOŞULLARIN SOSYAL HAYATA ETKİSİ:

Osmanlı, coğrafi özelliklerine bakıldığında tarım ve hayvancılığa elverişli bir bölgeydi. Halkın çoğunluğu geçimini tımar sisteminden de yararlanarak, tarım ile sağlıyordu. Devlet de bu elverişli coğrafya sayesinde oldukça fazla bir miktarda vergi elde ediyordu. Hayvancılık yapılması, halkı kilim-halı dokumacılığına iterek sanata da katkı sağlamıştır.

Osmanlı’da Aile Hayatı 

Bir milletin aile yapısı sağlam ise, devlet yapısı da sağlam ve uzun ömürlü olur. Bunun en güzel örneği; Osmanlı Toplumudur. Zaman zaman devlet bünyesinde görülen çatlaklar, isyanlar aile sayesinde toplumun 
geneline sıçramış ve bu millet en zor dönemlerinde bile içinde bulunduğu halden sağlam aile yapısı sayesinde rahatça silkinip ayakları üzerinde 
durmasını bilmiştir.

Bizim konumuz olan ‘Osmanlı Ailesi’ çok geniş içerikli bir kavramdır. Bu kavramın içinde her şeyden önce imparatorluğu yöneten ‘hanedan’ girer.

Bunun dışında Tuna kıyısında yaşayan Hıristiyan ve Bulgar aileler gibi hicaz da yaşayan Araplar, Anadolu’nun Sünni şerhli, Alevi köylü, Türkleri, Kürt aşiretindeki aile, adalı ve Egeli Rumlar, Müslümanlar Yahudi aileler hepsi Osmanlı ailesidir.

Osmanlı aile yaşamındaki farklılıklar dini olmaktan çok bölgeseldir.

Osmanlı da ev hayatı;  

Osmanlı evleri genelde ahşaptır. Bahçesi vardır. Apartman sistemi 
yoktur. Kirada azdır. Ev umumiyetle oturanın malıdır.

Eşya az ve basittir.büyük evlerde ve konaklarda haremlik ve selamlık kısımları vardır. Osmanlı evi çok temizdir.ayakkabı eve girerken çıkarılır. Bahçesinde muhakkak bir yeşillik bulunur. Osmanlı ailesinde zina yoktur.annesi babası ölmüş çocuk olabilir. Hemen en yakın akrabasına sığınır. Bu yüzden yetimhane diye bir şey bilinmez.

Osmanlıda çekirdek aile ve konumuna baktığımızda; 

Günlük yaşam ve üretimde Osmanlı ailesi çekirdek ailenin yaşam kalıplarından çok büyük ailenin yaşam ve üretim kalıplarına uymaya meyillidir.

Çekirdek aile hayatın sürdürülmesi için uygun bir aile tipi değildir.ailenin üretimi, yıllık tüketim stoklarını hazırlanması, kırsal alandaki iş bölümü, ailenin güvenliğinin sağlanması bakımından üç kuşağın bir arada barınması gerekir. Bu kültür mirasının aktarımı içinde gereklidir.

Aile içi eğitimde çocukların eğitimi kuşaklar tarafından yerine getirilir. Tüketime yönelik malzeme yiyecek, giyecek birlikte üretilir.

Aile ferdin hayatında bağlarının hiç gevşemeyeceği temel ve tek kurumdu.her sorun orada çözülür, her destek orada bulunurdu.ailenin korunması, parçalanmaması en çok dikkat edilen husustu.

Osmanlı ailesinin yaşadığı mahalleler;

Osmanlı şehirlerindeki mahallerde sınıf ve statü farkları biçimlenmemişti. Bir paşanın konağının karşısında bir katibin evi bulunabiliyordu. Bütün insanlar birbirleriyle her gün karşılaşır, etiket farklılıklarına rağmen muhatap olurlardı. 18.yy. ve hatta 19.yy. başlarında bile toplumsal sınıflanmaya göre belirlenmiş bir mahalle yoktu. 19.yy.’ ın ilk yarısına kadar mahalleleri yöneten imamlardı, padişah beratı ile tayin 
edilmekteydi. Doğum, ölüm gibi nüfus kayıtlarını tutarlardı. Zamanla mahalle imamları bu son görevlerini kötüye kullanmışlar ve hakkıyla yerine getirememişlerdir.

Osmanlı tebaası ailenin ve mahallenin gözünü ve kulağını üstünde hisseder, evlerin ince duvarları dışarısının duyamayacağı bir sesle konuşmayı icap ettirir. Hane halkı mahalle halkına göre yaşar. Mahalle bir idari birim olmaktan çok bir sosyal birimdir. Osmanlı ailesi ile bir bağ içerisindedir. Doğum, evlenme, ölüm mahalleyi ortaklaşa ilgilendiren ve dayanışmaya sevk eden olaylardır. Bir mahallede akrabalık ve hemşerilik önemlidir.

TOPLUMSAL TABAKALARI İTİBARİYLE OSMANLI AİLESİ

Osmanlı toplumunda bir aristokrasi yoktur. Üretici ve denetici veya yöneten ve yönetilen sınıfları vardır.

Kast sistemi, imtiyazlı sınıfları devam ettiren bir evlilik düzeni, evlilikle doğan soyluluk söz konusu değildi.

Osman oğulları hanedanı; 

Boyunca hiç kimse Osman oğulları ailesini uzaklaştırmayı ve tahtlarına geçmeyi düşünmedi. Osman oğullarına bir kutsallık atfedilmiştir hakimiyet onlarındır.

Altı Asır

Osmanlılar 16. asırdan sonra doğulu Müslüman hanedanlarla evlilik bağı kurmadılar. Padişah oğulları cariyelerle padişah kızlarda yabancı ve yerli hanedan olmayan devşirme paşalar veya halktan çıkan rütbe sahipleriyle evlendi. Sultanlar kötü muamele, saygısızlık etme, uygunsuz yaşamak gibi nedenlerle bir sultan kolayca koca boşama talebinde bulunurdu. Padişah eşleri padişah validesi olmadıkça sultan unvanı taşımazdı.

Osmanlı hanedanı 16. asırdan itibaren başka hanedanların kadın üyeleriyle siyasi evlilik sistemi terk etmişlerdir.

Osmanlıda padişah anneleri de pek çoktur. Bu cariyelerin cahil kadınlar oldukları söylenmektedir, öyle olanlar var ise de ortalamanın üstünde eğitim görenler vardır. Osmanlı sarayında Enderun gibi ‘harem’ 
genç cariyelerin eğitildiği bir kurumdur.

Osmanlı haremine gelen cariyeler mutlaka padişah ve şehzadelere sunulmak için gelmezdi. Harem keyif ve zulüm yeri değildir. Osmanlı hükümdarlarının aile ocağıdır.

19. yy. dan sonra Osman oğullarının ailesini yaşadığı saray harem sultanların yaşam ve eğitimi değişim ve gelişme geçirmektedir.

Bu değişim Avrupalılaşma, batılılaşma tarzında olmuştur.

Ulema aileleri,

Osmanlıda seçkin aileler grubu içinde Müslümanlar arasında ilmiye sınıfı gelir. Burada azda olsa ulema efendilerinin kızlarına değineceğim. Çünkü Osmanlı cemiyetinde ulema sınıfından olan babaların kızlarını eğitmeleri ve bu sınıfa mensup kızların cemiyet içindeki yerleri ve davranışları ilginç ve az bilinen bir konudur. Genelde bu sınıfın muhafazakar bir dünya görüşüne sahip oldukları,bu tutumla kızlarını okutmadıkları ve eve kapattıkları düşünülür.ancak yapılan araştırmalarla bu sınıfın kızlarının hiçte öyle olmadığı ortalamanın üstünde eğitim gördükleri babaları ve kocaları tarafından şımartıldıkları anlaşılmaktadır. Türk tarihinde okumuş kadın öncülerinin bu sınıftan çıktığı görülmektedir. 
Modernleşme hareketlerinde öncü rol oynamışlardır.

Gayrimüslim aileler,

Osmanlıda Bizans tan ve çok eski devirlerden gelen aileler devleti Alliye nin değer verdiği aileler olmuşlar belirli devlet hizmetlerinde çalışmışlar imtiyazları ve saygınlıkları vardır ancak bu hukuki bir imtiyaz ve kontrata dayanmadığı için soylulukları söz konusu değildir. Osmanlı devletinde yaşayan Rumlar Osmanlılığı benimseyen ve Osmanlı tarzı hayatına bağlı ailelerdir. Osmanlı kültür çevresinde kalan Rum aristokrasisi renkli kökenleri, Avrupa ya açılmışlıkları ve muhafazakarlıkları ile Osmanlı seçkin aileleri içinde önemli bir yere sahiptirler. Rumlu kadınlar Osmanlı imparatorluğu üst sınıfına mensup hemcinslerinin hayat tarzı ve kültürel kalıplarını paylaşmışlardır.

Osmanlıda Evlilik Dışı İlişkiler; 

Bütün geleneksel toplumlarda olduğu gibi Osmanlı toplumunda da evlilik dışı ilişkiler tepki ile karşılanıyordu.

İslam hukukuna göre zina yaptığı sabit olan kadın taşlanırdı buna recm denilirdi. Ancak Osmanlının daha ilk dönemlerinde bu cezanın uygulanmasını adeta imkansız hale getiren hükümler göze çarpıyor.

Mahalleli uygunsuz ilişki kuran insanların evine baskın yapıp onları teşhir ve alayla mahkemeye getirdiklerinde verilen hüküm zina isnadı şeklindedir. Kürek ve hapis cezaları verilmiştir.  

Beslenme Biçimleri;

Yerli ve yabancı bazı kimseler Osmanlı denen zenginliği İstanbul’la sınırlandırmak eğilimindedir. Ancak bu zenginlik başkentte ve saray çevresi ile sınırlı değildir. Diğer bölgelerde yemek kültürü bakımından birbirleri ile yarışır durumdadır. Anadolu 17.yy’ da bölgeler arası giden tüketim maddesi değişimi yapılmaktadır. Anadolu kentlerinde ekmek evde pişirilirdi. Şeker olarak akide tatlı olarak helva kentlerde bulunurdu. Ev kadınları turşu, makarna, reçel, salça gibi şeyleri evde hazırlarlardı.

Osmanlı Devleti’nde Ticaret

İç Ticaret
Osmanlı Devleti’nin kurulduğu topraklar, doğudan ve batıdan gelen ticaret yollarının birleştiği yerdi.
Bu nedenle Osmanlılar, kuruluş yıllarından itibaren, ticaretin gelişmesine önem verdiler. Ticaret, devlet
tarafından teşvik edildi. Bu amaçla, ticaret eşyasından alınan vergiler, son derece düşük tutuldu.
Osmanlı Devleti içinde, Osmanlı vatandaşlarının yanı sıra, yabancı ülkelerin tüccarları da ticaret yapabiliyordu.

Ticaret yolları üzerindeki menziller arasında at, katır ve deve kervanlarının sefer yapmaları için gerekli imkân hazırlanmıştı. Menziller arasındaki uzaklık, atın ortalama hızına göre belirlenmişti. Ana yollar ve geçitler derbentçilerin gözetimi altındaydı.

Şehirlere gelen mallar, bedesten, çarşı ve kapan hanlarında toplanır ve satışa sunulurdu. İlk bedesten, Orhan Bey zamanında Bursa’da, ikincisi ise Mehmet Çelebi zamanında yine Bursa’da İpek Hanı adıyla yapıldı. Kapan hanları, her biri tek cins ticaret maddesinin toptan satışı ya da dağıtımının
yapıldığı kapalı pazar yerleridir. Kapan hanları, toplayıp dağıtma işini yaptıkları malın adını alırdı.
Örneğin, satılan mal un ise, un kapanı, yağ ise yağ kapanı gibi…

Bedestenler, çarşı ve kapan hanlarında hem ürettiği malı satan hem de ticarete aracılık eden esnaflar, Ahiliğin birer kolu olan lonca teşkilatlarına bağlıydılar. Hirfet adı verilen kunduracı, demirci, duvarcı, marangoz gibi pek çok meslek grubuna ayrılan esnaflar ayrı ayrı loncaya kayıtlı olur,
loncasının koruması ve denetimi altında bulunurdu. Dükkân açma hakkına gedik denirdi. Gediğe sahip olmak için çıraklık, kalfalık yapıp ustalık belgesini almak gerekirdi.

Kapalı pazar yerlerinin dışında, büyük şehirlerde, açık pazarlar da vardı. Yılın, ayın, haftanın belirli günlerinde kurulan bu açık pazarlar, bütün malların alıcı ve satıcılarını bir araya toplayan daha çok, geniş yer kaplayan maddelerin ve hayvanların satıldığı yerlerdi. Bu pazar yerleri de satılan ticari malın adıyla anılırdı.

Örneğin; saman pazarı, odun pazarı, at pazarı, balık pazarı gibi… Çarşı ve pazar yerleri, muhtesip ve eminlerin denetimi altındaydı. Muhtesip ve eminler çarşı ve pazarda satılan malların kalitesini ve fiyatını kontrol ederlerdi.

Dış Ticaret

Osmanlı Devleti’nin, Anadolu’da egemenlik alanını genişletmesi, egemen olduğu topraklarda güvenliği sağlaması ve liman şehirlerini ele geçirmesi, XIV. yüzyılın sonlarından itibaren dış ticaretin gelişmesini sağladı. Yıldırım Bayezit zamanında Erzincan’a kadar olan toprakların alınması sonucu,
İran ipek kervanları, Trabzon yolu yerine Bursa yolunu tercih ettiler.
Bu dönemde, Hint ve Arap mallarının Anadolu’ya giriş limanları olan Antalya ve Alanya alındı.
Böylece, tüccarların güven içinde Bursa’ya ulaşmaları sağlandı. Devlet tarafından ticaretin geliştirilmesi ve ticaretle uğraşanların güvenliğinin
ve ihtiyaçlarının sağlanmasına çalışıldı. Bu amaçla ticaret yolları üzerine kervansaraylar yaptırıldı.  

OSMANLI TOPRAK SİSTEMİ

MİRÎ ARAZİ

Paşmaklık: Gelirleri padişah anneleri, eşleri ve kızlarına ait olan topraklardır.

Malikâne: Devlet adamlarına hizmetleri karşılığında mülk olarak verilen topraklardır.

Yurtluk: Gelirleri sınırların güvenliği için ayrılan topraklardır.

Dirlik: Gelirleri sivil ve asker devlet görevlilerine ayrılan topraklardır.

Mukataa: Gelirleri devlet hazinesine aktarılan topraklardır.

MÜLK ARAZİ

Öşri: Mülkiyeti Müslümanlara ait olan topraklardır.

Haraci: Mülkiyeti gayrimüslimlere ait olan topraklardır.

VAKIF ARAZİ

Gelirleri hayır işleri ve sosyal hizmetler için ayrılmış olan topraklardır.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*