AÖL TARİH 3 -DERS ÖZETİ

1.ÜNİTE

YERLEŞME VE DEVLETLEŞME SÜRECİNDE SELÇUKLU TÜRKİYESİ

1. TÜRKLERİN ANADOLU’YA YERLEŞMEYE BAŞLAMASI İLE TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ’NİN YIKILIŞI ARASINDAKİ SİYASİ GELİŞMELER

Saltuklular Beyliği’nin kurulması1072
Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurulması1077
Danişmentliler Beyliği’nin kurulması1080
Mengücekliler Beyliği’nin kurulması1080
Çaka Beyliği’nin kurulması1081
Çaka Beyliği’nin yıkılması1093
I. Haçlı Seferi1096-1099
Artuklular Beyliği’nin kurulması1102
Katvan Muharebesi1141
II. Haçlı Seferi1147-1149
Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılması1157
Eyyubiler Devleti’nin kurulması1174
Miryokefalon Muharebesi1176
Danişmentliler Beyliği’nin yıkılması1178
III. Haçlı Seferi1189-1192
Moğol İmparatorluğu’nun kurulması1196
Saltuklular Beyliği’nin yıkılması1202
IV. Haçlı Seferi1202-1204
Moğol İmparatorluğu’nun parçalanması1227
Mengücekliler Beyliği’nin yıkılması1228
Yassıçemen Muharebesi1230
Artuklular Beyliği’nin yıkılması1231
Bâbailer Ayaklanması1240
Kösedağ Muharebesi1243
Eyyubiler Devleti’nin yıkılması1250
Memlûklular Devleti’nin kurulması1250
Ayn-ı Calut Muharebesi1260
Haçlı Seferleri’nin sona ermesi1270
Karamanoğlu Mehmet Bey’inTürkçeyi resmî dil ilan etmesi1277
Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılması1308

2. ANADOLU’YA YAPILAN TÜRK GÖÇLERİ

Anadolu’ya Türkler arasındaki ilk ilgi Hunlar döneminde başlamıştır. Hunlar 4. yüzyılda Anadolu’ya ganimet amacıyla yönelmişler, Anadolu’yu yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır. 7. yüzyılda Sabarlar’ın Anadolu’ya girdikleri bilinmektedir. Abbasiler, hizmetlerinde yer alan Türkler için sınır boylarında Avasım adı verilen şehirler oluşturmuşlardır. Bizans’a karşı Türkler, Avasım şehirlerinden gaza ve cihat anlayışı ile hareket etme imkânı bulmuşlardır.

Türklerin Anadolu’ya göçleri dalgalar hâlinde gerçekleşmiştir. Birinci dalga göçler, Oğuz Türkleri tarafından 1015-1021 tarihleri arasında yapılan göçlerdir. İlk Selçuklu akınları biçiminde gerçekleştirilen bu göç dalgasının esas kitlesini Malazgirt Muharebesi’nden sonra Türkmenler’in Anadolu’yu yurt edinmek amacıyla gerçekleştirdikleri göç dalgası oluşturmaktadır. Türkmenler, Malazgirt Zaferi ile batıya doğru akmaya başlamışlardır.

3. ANADOLU’DAKİ İLK SİYASİ TEŞEKKÜLLER

3.1. Anadolu’da İlk Türk Beylikleri

Selçuklu Devleti’nin eski gücünü kaybetmesi üzerine Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki bu beylikler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Böylece Anadolu’da ilk beylikler dönemi başlamıştır.

Danişmentliler (1080-1178) : Danişment Ahmet Gazi tarafından Sivas merkezli olarak kurulmuştur. Danişmentliler, geniş bir alanda etkili olmuş, Malatya, Kayseri dolaylarında hâkimiyet kurmuştur. Danişmentlilerin Anadolu’daki destanlarını, kahramanlıklarını, Bizans, Haçlı ve Ermenilere karşı mücadelelerini anlatanDanişmentname yaşanılan dönemi aydınlatan kıymetli bir edebî eserdir. Danişmentliler Türkiye Selçuklu Devleti tarafından yıkılmışlardır.

Saltuklular (1072-1202): Ebul Kasım Saltuk Bey tarafından Erzurum merkezli olarak kurulmuştur. Anadolu’da kurulmuş olan ilk Türk beyliğidir.  Saltuklular, Türkiye Selçuklu Devleti tarafından yıkılmışlardır.

Mengücekliler (1080-1228):Mengücek Gazi tarafından Erzincan merkezli kurulmuştur. Mengücekliler Erzincan, Kemah ve Sivas-Divriği dolaylarında yaşamışlardır.

Artuklular (1102-1409): Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın ordu komutanlarından Artuk Bey ve oğulları tarafından Diyarbakır merkez olmak üzere Doğu ve Güneydoğubölgesinde kurulmuştur. Artuk Bey’in ölümüyle birlikte beylik, oğulları arasında Hasankeyf, Harput ve Mardin Artukluları olmak üzere üç kola ayrıldı. Hasankeyf kolu 1102-1231, Mardin kolu 1108-1409, Harput kolu 1112-1234 yılları arasında varlıklarını devam ettirmişlerdir. Hasankeyf kolu, Eyyubiler tarafından; Mardin kolu, Karakoyunlular tarafından; Harput kolu, Türkiye Selçukluları tarafından yıkılmıştır.

Çaka Beyliği (1081-1097): Çaka Bey tarafından Malazgirt zaferinden sonra İzmir ve çevresinde bağımsız bir beylik olarak kurulmuştur. Çaka Bey, İzmir’de bir tersane kurarak kırk gemiyi denizlere indirdi. Böylece ilk Türk deniz filosunu kurmuş oldu. Çaka Bey ilk Türk denizcisi olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Çaka Bey, İstanbul’u almak için mücadele ederken şehit düşmüştür.

Çubukoğulları Beyliği (1085-1113): 1085 yılında Çubuk Bey, Harput ve civarında, Çubukoğuları adıyla anılan kendi beyliğini kurmuştur. Emir Çubuk, Anadolu’nun fethinde ve özellikle Diyarbakır’ın ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır. Artuklu Belek Gazi, Harput’u ele geçirerek beyliğe son vermiştir (1113).

İnaloğulları Beyliği (1098-1183): Diyarbakır ve çevresinde Türk emiri Sadr tarafından kurulmuşlardır. Sadr’ın yerine geçen kardeşi İnal Bey ile beylik devam etmiştir. İnaloğulları Beyliği Haçlılara karşı yapılan mücadelelerde başarılı olmuşlardır. Beyliğe Selahaddin Eyyubi tarafından son verilmiştir.

Dilmaçoğulları Beyliği (1085-1394): Bitlis ve çevresinde Dilmaçoğlu Mehmed Bey tarafından kurulmuş bir beyliktir. Beylik, 1229 yılında Harzemşahların daha sonra Moğolların egemenliği altına girmiştir. 1394 yılında Akkoyunlular tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Sökmenoğulları (1100-1207): Van Gölü ve Ahlat çevresinde Sökmen Bey tarafından kurulmuş Türk beyliğidir. Artuklular, Mengücekliler, Saltuklular, Gürcüler, Haçlılarla mücadele etmişler; sınırlarını Kars’a kadar genişletmişlerdir. 1207 yılında beyliğin hâkimiyetine Eyyubiler son vermişlerdir.

İnançoğulları (1261-1368): Denizli ve çevresinde Mehmet Bey tarafından 1261 yılında kurulmuştur. Beylik 1368 yılında Germiyanoğullarına katılmıştır.

Tanrıvermişoğulları (1081-1093): 1081 yılında Efes ve çevresinde Tanrıvermiş Bey tarafından kurulmuştur. Beyliğe 1093 yılında Bizans son vermiştir.

3.2. Türkiye Selçuklu Devleti

KURULUŞ DEVRİ:

SÜLEYMANŞAH DÖNEMİ:

  • Anadolu Selçuklu Devleti Selçuk Beyin soyundan gelen Kutalmış Beyin oğullarından Süleyman Şah tarafından kuruldu.
  • Süleyman Şah , Bizans’tan Konya ve çevresini Bizans’ta aldı. Daha sonra İznik’i de alarak başkent yaptı. Böylece yeni bir Türk devleti kurulmuş oldu.
  • Bizans aleyhine sınırlarını genişleten Süleyman Şah, Bizans’ın taht kavgalarından yararlanarak Güney Marmara kıyılarını, Kocaeli yarımadasını, Üsküdar ve Kadıköy’ü ele geçirdi.
  • Süleyman Şah’ın Anadolu’da bağımsız bir devlet kurması Melikşah’ın hoşuna gitmedi. Porsuk isminde bir komutanı Anadolu’ya gönderdi.Fakat Süleyman Şah bağımsızlığını korudu.
  • Süleyman Şah daha sonra güneye yönelerek Çukurova ve Antakya’yı aldı.
  • Süleyman Şah Halep’i almak isteyince Suriye Selçuklu sultanı Tutuş’la arasının açılmasına neden oldu. Yaptıkları savaşta Süleyman Şah öldü.
  • Süleyman Şah ölünce oğulları Melikşah’ın yanında tutulduğundan Anadolu Selçukluları bir süre başsız kaldı.

NOT: Süleyman Şah’ın mezarı günümüzde Suriye sınırları içinde bulunan ancak Türk toprağı olan CABER KALESİ‘ndedir.

I. KILIÇARSLAN DÖNEMİ:

  • Melikşah’ın ölümüyle serbest kalarak , Anadolu’ya gelerek babasının tahtına oturdu.
  • Saltanat boşluğu nedeniyle boşalan Selçuklu birliğini yeniden düzene koydu.
  • Bizans imparatoru Aleksi Kommen’in entrikaları sonucu, ilk Türk denizcisi olan Çaka Bey’i ortadan kaldırdı.
  • I. Haçlılarla mücadele etti. Haçlı ordusu çok kalabalık olduğu için Haçlılara yıpratma savaşı yaptı. Haçlı ordusunun ancak beşte biri Anadolu’dan geçerek Kudüs’e ulaştı.
  • I. Haçlı seferinde İznik kaybedildiğinden Konya başkent oldu ve yıkılana kadar da başkent olarak kaldı.
  • Babası gibi doğuda fetihlere yöneldi. Ve sınırlarını Musul’a kadar genişletti.
  • Büyük Selçuklu sultanlarını tanımayarak kendini Büyük Sultan ilan etti. Bu nedenle Büyük Selçuklu komutanlarıyla yaptığı savaşı kaybetti. Habur ırmağından geçerken boğularak öldü.

I. MESUT DÖNEMİ:

  • Konya üzerine yürüyen Bizans imparatorunu ağır bir yenilgiye uğrattı.
  • Tahtta bulunduğu dönemin sonlarına doğru ll. Haçlı savaşı ortaya çıktı.Haçlılar ağır bir yenilgi aldı.
  • Anadolu’da Türkmen birliğini sağlamaya çalıştı.
  • İlk bakır Selçuklu parası zamanında basılmıştır.

ll. KILIÇARASLAN DÖNEMİ:

  • Sultan l. Mesut ölünce erine oğlu ll. Kılıçarslan geçti.
  • Başa geçince önce kardeşlerin ayaklanmalarını bastırdı.Böylece devlet otoritesini bastırdı
  • Bizans’la anlaşıp batı sınırlarını güvence alına aldı.
  • Danişmentliler Beyliğine son verdi..
  • ll. Kılçarslan Döneminde lll. Haçlı Seferi çıktı. Oğulları ile birlikte savaşarak Haçlıların Anadolu’ya zarar vermesini engellediler.
  • ll. Kılıçarslan döneminin en önemli olayı Miryokefalon savaşıdır.

MİRYOKEFALON SAVAŞI:

NEDENLERİ:

NEDENLERİ:

1) Bizansın Haçlılarla işbirliği yapıAnadolu’daki bazı yerleri ele geçirmesi bu durumun Bizansın Türkleri Anadolu’dan çıkarabileceği umudunu artırması

2)Bizansın Türkleri tamamen yok edip Anadolu’dan atmak istemesi

Selçuklu ve Bizans ordusu Denizli yakınlarındaki Mirokefalon Vadisinde karşılaştı. ll. Kılıçarslan Bizans’ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Bizans imparatoru ağır şartlar taşıyan bir antlaşma imzaladı.

SONUÇLARI:

· Bizans’ın Malazgirt Zaferinden beri devam eden Anadolu’yu Türklerden geri alma umudu sona erdi.

· Malazgirt Zaferi; Anadolu’nun kapısını Türklere açarken, Miryokefalon Zaferi, Anadolu’nun Türk yurdu olduğunu ve Türklerden bir daha geri alınmayacağını bütün dünyaya gösterdi.

· Bu zaferden sonra Anadolu’nun Türk yurdu olduğu kabul edildi.

· Bizans Anadolu’daki saldırılarına son verip savunmaya geçti.

DEVLETİN YÜKSELİŞİ:

l. GIYASEDDİN KEYHÜSREV:

· ll.Kılıç Arslan’ın oğludur.

· Bunun döneminde devlet yükselme dönemine başlamıştır.

· Trabzon Rum İmparatorluğu üzerine bir ordu göndererek kapanmış olan Karadeniz ticaret yolunu açtı.

· Samsun ve Antalya’yı alarak Akdeniz ve Karadeniz ticaretinde söz sahibi oldu.

· Antalya’da gemi yapımı için tersaneler kurdurup burada güçlü bir deniz gücü oluşturuldu.

İZZEDDİN KEYKAVUS:

· l. Gıyaseddin Keyhüsrev’in oğludur.

· Trabzon Rum İmparotorluğu’ndan Kastamonu ve Sinop’u alarak Karadeniz ticaret yolunun güvenliğini sağladı.

· Sinop ithalat ve ihracat limanı haline geldi. Böylece Anadolu Selçuklularının denizlerdeki durumu daha da güçlendi.

· Trabzon Rum İmparatorluğu vergiye bağlandı.

ALÂEDDİN KEYKUBAT DÖNEMİ:

· l. İzzeddin Keykavus’un oğludur.

· Anadolu Selçuklu Devletinin her yönden en parlak devridir.

· Antalya yakınlarındaki Kandelor kalesini alarak Alâiye olarak değiştirdi.Burada bir tersane kurdu..

· Doğu Anadolu’ya bir sefer yaparak Mengüceklilerin Erzincan Kemah koluna son verdi.

· Anadolu bir yönetim altında birleştirildi.

· Kırım’a bir donanma göndererek Suğdak şehrini ele geçirdi.İpek Yolunun Karadeniz’e ulaştığı noktada bulunan Sugdak şehrinin alınmasıyla önemli ticaret limanları Selçukluların egemenliğine girmiş oldu.

· Ticareti geliştirmek için birçok kervansaray yaptırdı.

· Olası Moğol saldırısına karşı gerekli önlemleri aldı. Surları güçlendirirken Eyyubilerle de anlaştı.

· Bu dönemde Harzemşahlarla da Yassı çemen savaşını yaptı.

· YASSI ÇEMEN SAVAŞI: (1230)

Nedenleri:

· Harzemşahların Anadolu Selçuklularının elindeki Ahlat kalesini ele geçirmesi

Sonuçları:

· Harzemşahlar yenildi ve yıkılma sürecine girdi.

l. Alaeddin Keykubat Kayseri’de verdiği bir ziyafette zehirlenerek öldü.

ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİNİN YIKILIŞI:

ll. GIYADEDDİN KEYHÜSREV DÖNEMİ:

· Alâeddin Keykubatın oğludur.

· Devleti iyi yönetemedi.

· Ekonomi bozuldu, ekonomiyi düzeltmek için halka ağır vergiler koydu.

· ll.Gıyaseddin Keyhüsrev vezirliğe Sadedin Köpek’i getirdi.Fakat hükümdarı kışkırtarak devlete önemli hizmetleri olmuş devlet adamlarını öldürttü.

Ancak bu vezirin kendine zarar vereceğini düşünen hükümdar onu ortadan kaldırdı.

· Diyarbakır’ı alarak Suriye Eyyubilerine zarar verdi.

· Bu dönemde Baba İshak ayaklanması çıktı. Ayaklanma Amasya Tokat’a kadar yayıldı.Bu Türkmen ayaklanması güçlükle bastırıldı. Ayaklanma devletin direncini iyice zayıflattı.Moğol istilasına ortam hazırladı.

· Moğollarla Kösedağ Savaşı yapıldı.

· KÖSEDAĞ SAVAŞI (1243):Bu savaşla birlikte Anadolu Selçukluları büyük bir yenilgi aldı. Anadolu Selçukluları yıkılma sürecine girerken

Anadolu’da Moğolların egemenliği altına girdi. Anadolu Selçukluları Moğollara her yıl vergi vermeyi kabul ettiler.

Anadolu Selçukluları bu savaştan sonra yıkılma sürecine girdi. Moğollar bu dönemden sonra Anadolu’yu işgale başladılar. İstedikleri Selçuklu şehzadesini başa geçirdiler istemediğini tahttan indirdiler.Sonuçta 1308 de Anadolu Selçukluları tarihten silindi. Bundan sonra Anadolu toprakları üzerinde birçok beylik kuruldu.

HAÇLI SEFERLERİ

Haçlı seferlerin nedenleri ve sonuçları

Avrupalıların din adamlarının önderliğinde birleşerek Hırıstiyanlarca kutsal sayılan Kudüs, Antakya, İskenderiye gibi yerleri almak amacıyla düzenledikleri seferlere “Haçlı Seferleri” denir.

1096–1270 yılları arasında 8 haçlı seferi düzenlenmiştir. Bunlardan ilk dördü önemlidir. Bu seferlere katılanlar, elbiselerinin üzerlerine ve silahlarına haç işareti koydukları için kendilerine “Haçlı” denilmiştir.
Türklerin Anadolu’dan atılması, Balkanlara geçmelerinin önlenmesi ve Akdeniz ile bağlantılarının kesilmesi amaç olarak alınmıştır.
Haçlı Seferlerinin Nedenleri
1. Siyasi Neden
– Bizanslıların Türklere karşı Avrupa’dan yardım istemesi
– Avrupalıların Türklerin batıya doğru ilerleyişini durdurmak istemesi
-Derebeyliklerin güçlerini artırmak istemeleri
2. Ekonomik Neden
-Fakir olan Avrupalıların İslam dünyasının zenginliklerine sahip olmak istemeleri
– Müslümanların kontrolündeki İpek ve Baharat Yolu’nu ele geçirmek istemeleri
3. Dini Neden
-Müslümanların elinde bulunan kutsal yerlerin (Kudüs ve çevresi) Hıristiyanlarca geri alınmak istenmesi
– Hıristiyanlığı yaymak isteyen Kuluni tarikatının çalışması
-Papa ve din adamlarının etkinliğini ve nüfuzunu (gücünü) artırmak istemesi
4. Sosyal Neden
-Yoksul ve topraksız olan köylülerin, yeni topraklar ve zenginlikler elde etmek istemeleri
– Şövalyelerin, şan, şöhret ve macera isteği
NOT: Haçlı Seferleri’nin asıl amacı; Avrupalıların Doğu’nun zenginliklerinden yararlanmak istemeleridir. Yani ekonomiktir.
I. Haçlı Seferi (1096–1099)
II. Haçlı Seferi (1147–1149)
III. Haçlı Seferi (1189–1192)
IV. Haçlı Seferi (1202–1204)
NOT: I. Haçlı Seferi sırasında Haçlılar, İznik’i aldılar. Böylece I. Kılıçarslan devletin başkentini İznik’ten Konya’ya taşıdı.
NOT: IV. Haçlı Seferi sırasında Haçlılar İstanbul’u alarak burada bir Latin Devleti kurdular.

Haçlı Seferleri’nin Sonuçları

1. Siyasi Sonuçları

-Haçlılar, bu seferler sonunda amaçlarına ulaşamadılar, Bizans, Türk ilerleyişine engel olamadı.
-Yeni devletler kuruldu (İznik Rum, Trabzon Rum Pontus, İstanbul Latin Krallığı).
-Derebeyler eski güçlerini yitirmişler, merkezi krallıklar güçlenmeye başlamıştır.
-Coğrafi buluntuların başlamasında etkili olmuştur.
-Türklerin Batı’ya (Avrupa’ya) yaptıkları seferler durdu.

2. Ekonomik Sonuçları

-Müslümanlarla Avrupalılar (Doğu-Batı) arasında ticari ilişkiler gelişti.
-Akdeniz limanları önem kazandı.
-Doğu’daki pek çok tarım ürünü ve meyveler Avrupa’da da yetiştirilmeye başlandı.
– Haçlıların Anadolu ve Suriye’de yağmalama, yakıp yıkma ve insanları öldürmeleri İslam dünyasını yoksullaştırmıştır.

3. Dini Sonuç

-Avrupa’da kilise ve din adamlarına duyulan güven azaldı.
– Türkler, Haçlılara karşı verdikleri mücadele ile İslam dünyasının sevgisini kazandılar.
-Kilise baskısı azaldı, akılcı ve bilimsel düşünce gelişmeye başladı.
– Hıristiyan-Müslüman çatışması başladı.

4. Sosyal Sonuçları

-Sınıflar arası dengesizlik azaldı, halk arasındaki sınıf farkları ortadan kalktı.
– Burjuva sınıfı güçlenmeye başladı.
-Feodalizm (derebeylik) gücünü yitirmeye başladı.

5. Bilimsel Sonuçları

– Avrupalılar Müslümanlardan pusula, kâğıt, top, barut gibi yeni buluşlar öğrendiler. Bunun sonucunda Avrupa’da düşünce, bilim ve sanatta büyük ilerlemeler oldu.
– Avrupa İlkçağ kültürü ile tanıştı.

MOĞOL İSTİLASI

Selçuklu-Moğol ilişkileri ve Moğollar’ın Anadolu’yu istilası:

Moğolların sert ve acımasız tutumları karşısında özellikle batı Asyadaki kalabalık Türk boyları, güven içinde yaşayabilmek için Moğol istilası altındaki yurtlarından kaçarak Anadoludaki soydaşlarının yanına göç etti. Anadolu, bu tarihllerde Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçukluları Devletleri yönetiminde esasen büyük ölçüde Türkleşmişti. Yeni gelenlerin de katılması ile Anadoludaki Türk nüfus büsbütün arttı. Moğol istilasının dolaylı etkisi, böylece Anadoluda hissedildi. Bu sırada Anadolu’da II. Gıyaseddin Keyhüsrev yönetimindeki Anadolu Selçuklu devleti hüküm sürmekte idi. Fakat bu dönem Selçukluların zayıf dönemi idi ve çeşitli iç karışıklıklar vardı. Bunu gören İlhanlı Devleti kuvvetleri Kamutanı Baycu 1243 yılında Anadolu üzerine yürüdü. Sivasın yaklaşık 80 km doğusundaki Kösedağda yapılan savaşta Selçuklu ordusu kendisinden sayıca az olan Moğol ordusuna yenildi. Bu yenilği üzerine Anadolu Selçuklu devleti Moğolların istilası altına girdi.

Moğolların ikinci Anadolu istilası, 1277 yılında Mısır-Suriye’de hüküm süren Türk Memluklu devleti hükümdarı Baybars’ın, Selçuklu Sultanı Pervanenin daveti üzerine Anadoluya yürüyerek Moğolları  Elbistan-Maraş ovasında ağır bir yenilgiye uğratması ile ortaya çıkmıştır. Fakat Moğolların misillemesinden korkan ve kendisini davet eden Pervane ve diğer devlet yöneticileri,  Baybars’ın Kayseri’ye gelmesi üzerine onunla iş birliği yapmayarak Tokat’a kaçmışlardır.  Baybars’ın Suriye’ye dönmesinden sonra, Moğollar güçlü bir ordu ile tekrar Anadolu’ya gelerek Elbistan Savaşı’ında ölen Moğolların öcünü Türk halkından almış,  Kayseri’den Erzuruma’ma kadar olan bölgede katliamlar yapmıştır. Bu katliamlarda 200 bin insanın öldürüldüğü sanılmaktadır. Dönemin tarihçilerine göre “Türkmenler Moğolların kılıçlarına yem olmuşlardır. Tutsak alınarak götürülen 400 bin kadar Türkmen ise daha sonra selbest bırakılmıştır.

Moğol istilasının Anadolu Selçuklu Devleti üzerindeki siyasi sonuçları:

13. yüzyılın ikinci yarısında, Moğollar Anadolu Selçuklu Devleti yöneticilerini kontrol altında tutmalarına rağmen, Anadolunun çeşitli yörelerindeki Türkmen Beyliklerinin çok çetin dirençleri ile karşılaştılar.  Birçok Türkmen Beylikleri Moğol istilacılar ile sürekli bir çatışma halinde yaşadılar. Bu nedenle ilk İlhanlı hükümdarı Hülagü Han Anadolu’daki  Moğol kumandanlarına Türkmenleri cezalandırma ve ortadan kaldırma buyruğunu vermiştir. Moğollar özellikle Sivas ve Kayseri bölgesindeki Türkmenlere saldırarak birçoklarını öldürmüşler ve ağır darbeler indirmişlerdir. Her ne kadar Moğollar Türkmenleri yenip baskı uygulasalar da sarp yerlerde yerleşen Türkmenlerin direnişlerine bir türlü son verme başarısını gösterememişlerdir.  Ancak, bu dönemde Selçuklu tahtında bulunan hükümdarların vurdum duymazlığı, ihtirasları, ve devlet yönetimi ile hiç bir ilgileri olmamaları yüzünden Moğol baskısı giderek ağırlaşmıştır. Anadolu Selçuklu Hükümdarları Moğollara karşı yöresel direnç gösteren  Türkmen beyliklerini bir güç altında örgütleyememiş ve bu nedenle Anadolu’nun gittikçe artan bir Moğol hakimiyeti altına girmesine ve devletin giderek zayıflamasına neden olmuşlardır.

Moğol Hükümdarı Abaka, Baybars’ın zaferini Anadolu Selçuklu hükümdarı Süleyman Pervanenin ihanetine bağlayarak idamını emretmiştir. Pervane yanındaki devlet adamları ile birlikte ortadan kaldırılmıştır.Bu tarihten sonra  Moğollar Anadolu Selçuklu Devletinin idaresini fiilen ellerine almışlardır. Bu tarihten sonra Selçuklu sultanları gittikçe önemlerini kaybetmişler ve Anadolu Selçuklu Devleti 1308 tarihinde tamamen yıkılmıştır.

Moğol istilası sonrasında Anadolu’da oluşan siyasi durum:

13. yüzyıl sonlarına doğru, gittikçe zayıflayan Moğol zorbalığı karşısında  Türk beyleri ve halkının yer yer direnmeleri görülmüş ve bundan çökmekte olan Selçuklu devletinin yıkıntıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu beylikleri (Pervane oğulları, Sahip-ataoğulları, Karasi oğulları, Germiyan oğulları, Saruhan oğulları, Aydın oğulları , Menteş oğulları, Candar oğulları, Karaman oğulları, Hamid  oğulları, Eşref oğulları, İnanç oğulları) ortaya çıkmıştır. Anadolu Selçuklu devletinin batı uçlarında 1299 dan itibaren gelişen Osmanlı Beyliği de bunlardan biridir. Bu beylik, manevi yapısı ve teşkilatı bakımlarından  Selçuklu Türklüğünden birçok değerleri de devir alarak dünyanın en büyük imparotorluklarından birini kurmayı başarmıştır. İlhanlı Hükümdarı Ebü Said Bahadır Han’ın ölümü üzerine (1335) Moğollar arasında çıkan şiddetli bir iç mücadeleler sonucu Anadolu’daki Moğol etkisi tamamen ortadan kalkmıştır. 

Moğolların Türk ve İslam kültürü üzerindeki olumsuz sonuçları:

Moğolların en fazla zararlarının bulunduğu kesim Müslüman devletlerdir. Moğol istilasının İslam dünyasındaki ilmi ve kültürel gelişmeyi sona erdirdiği ve islam dünyasının kendi kabuğu içine çekilmesine neden olduğu yolunda iddialar vardır. Gerçekten de Moğollar, özellikle yerleşik Müslüman devletlere zarar vermişler, Maveraünnehir, Bağdat gibi yörelerde uygarlığın ortadan kaldırılmasına neden olmuşlardır.

Moğollar işgal ettikleri yerlerdeki insanların çoğunu öldürdükten başka, cami, medrese ve kütüphaneleri tahrip ettiler, kentleri yakıp yıktılar. Bağdatı işgal eden İlhanlı hükümdarı Hülagu, halifeyi bir çuvala koyup, Moğol atlılarının ayakları altında çiğneterek öldürttü. Bağdat’ın işgalinden sonra, ırmaklardan günlerce, kan ve mürekkep akmıştır. İstiladan önce Bağdat, İslam  dünyasında entektüel faaliyetlerin sürdürüldüğü, bilim ve sanatla iç içe bir kentti. İslam medeniyeti Moğol istilasının meydana getirdiği yıkımdan kendini kurtarıp önceki yıllarda ki dönemlerini bir daha hiç yaşamamış, kendi kabuğu içine çekilmiştir.

13. yüzyıldaki Moğol İstilasının Asya ve Anadolu’daki Türkler üzerindeki etkisi

Orta Asya’da yaşayan Türk toplulukların yapısını değiştirmiş olmasıdır. Moğol hakimiyetinin nedeni ile Türk toplulukları Moğollarla birleşerek ve kaynaşarak yeni topluluklar oluşturdular. Bugün orta Asyadaki Özbek, Kazak, Doğu Türkistan Türkleri bu karışım ve kaynaşmadan oluşmuşlardır. Moğolların Türk tarihine en büyük tesiri ise Türk boylarının gördükleri baskı sonucu, Anayurtları Orhun bölgesinden ayrılıp önce Maveraünnehir, sonra da Kaskasya, İran ve Anadolu’ya gelmeleridir.

Moğol istilasının en önemli olumsuz etkisilerinden biri Moğollar tarafından Türklerin yaşadığı kentlerin tahrip edilmesi, milyonlarca Türkün öldürülmesi, milyonlarcasının canını kurtarmak için batıya göç etme zorunda kalması ve bu nedenle, günümüzdeki Balkanlarda yaşanan trajik olayların benzerlerinin yaşanmasıdır.

Moğol istilasının Türkler üzerindeki olumlu etkileri:

Bütün olumsuzluklarına karşın, Moğolların Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türk bölgelerindeki yayılımcılığının Türkler üzerinde bazı olumlu etkilerinin de olduğu söylenebilir. Moğol saldırılarından kaçan Türklerin Anadolu’ya gelmesi ile, Anadolu bir Türk yurdu haline gelmiş ve Anadolu’da bir Türk birliği sağlanmıştır.  Göçler sunucu Anadolu’da göçebe hayatını terk ederek yerleşik düzene geçen Türkmen kavimleri Anadolu’da Türk kültürünün yaygınlaşmasını ve kökleşmesine yol açmıştır. 

OSMANLI’NIN BEYLİKTEN DEVLETE GEÇİŞİ (1302-1453)

Osmanlı Tarihsel Süreç Özeti

Devletinin Kuruluşu (1299)

Kayı boyuna ait Ertuğrul Gazi yönetimindeki aşiret Anadolu Selçukluları zamanında Ankara dolaylarına yerleştirilmişlerdi. Sonraki süreçte Osman Bey idaresindeki kayı Türkleri Eskişehir ve Söğüt çevresine yerleştiler.
Osman Gazi Karacahisar İnegöl Yenişehir ve Bilecik yörelerini fethedince çevredeki Bizans tekfurları ordu kurdular Bu ordu, Osman Gazi idaresindeki birlikler tarafından Koyunhisar (Bafeon) Savaşı’nda yenilgiye uğratıldı (1302). Böylece Osmanlılar ilk zaferlerini kazandılar.

Orhan Gazi Dönemi (1324-1362)

1.Bursa fethedildi ve başkent yapıldı.
2.İznik’in fethine girişildi. Bunu önlemek isteyen Bizans kralının kurduğu ordu Maltepe (Pelekonon) Savaşında yenilgiye uğratıldı (1329). Böylece Osmanlılar, Bizans devletiyle doğrudan yaptıkları bu savaşı kazandılar. Savaştan sonra İznik başkent yapıldı.
3.Bizansta taht kavgasına giren Kantakuze‘ne yardım edildi. Bu yardım karşılığında Geliboludaki Çimpe Kalesi kazanıldı. Gelibolunun fethine girişildi. Kazanılan Tekirdağ dolaylarına Anadolu’dan getirilen Türkler yerleştirildi.
4.Karesi Beyilğine son verildi. Rumeliye geçiş yolu Çimpe kalesiyle birlikte açılmış oldu.
5.Divan teşkilâtı kuruldu. Yaya ve Müsellem (atlı) askerlerden ilk düzenli ordu kuruldu. Böylece beylikten devlete geçiş sağlandı.

I. Murat Dönemi (1362-1389)

1.Karamanoğulları’nın kışkırtması nedeniyle Ankara’yı idrelerine alan Ahiler’den Ankara geri alındı.
2.Rumeli’de yapılan Sazlıdere Savaşı kazanıldı. Bundan sonra Edirne fethedildi (1363)
3.Papalık Edirne’nin fethine tepki olarak propoganda yaptı Bunun sonucu Balkanlı uluslar Haçlı Ordusu kurdular. Haçlılar Sırpsındığı Savaşında yenilgiye uğratıldı (1364).
4. Sırpların kurduğu haçlı ordusu Çirmen Savaşında yenilgiye uğratıldı. (1371)
5. Hamitoğulları Beyliği’nden toprak satın alındı.
6. Karamanoğulları, Osmanlıların Anadolu’ya yönelmesine karşı çıktılar Osmanlıların yaptıkları savaşla Karamanoğulları’na üstünlüklerini kabul ettirdiler.
7. Balkanlarda bir Osmanlı akıncı birliği Ploşnik Savaşı’nda yenilgiye uğratıldı. Bundan yararlanan Sırplar Osmanlıları Balkanlardan atmak için birleşik Haçlı ordusu kurdular. I. Murat, bu haçlı ordusunu I. Kosova Savaşı’nda yenilgiye uğrattı (1389) Ancak Savaş sonunda I. Murat bir Sırplının saldırısıyla öldü.

Yıldırım Beyazıt Dönemi (1389-1402)

1.I. Murat’ın kararı üzerine hükümdar oldu. Taht kavgasına gireceğinden şüphelendiği kardeşi Yakup’u öldürttü.
2.Karamanlılar dahil Batı Anadolu’daki beyliklere son verdi. Böylece büyük ölçüde siyasi birliği sağladı.
3.İstanbul’u ilk kez kuşattı. Bunun üzerine Batı Avrupa uluslarının katılımıyla büyük bir Haçlı ordusu kuruldu. Yıldırım Beyazıt bu orduyu Niğbolu Savaşında yendi (1396).
4.Yıldırım Beyazıt Bizans’ı ikinci kez kuşattı. Karadenizden Bizans’a gelecek yardımları önlemek için Anadolu Hisarını (Güzelce Hisarı) yaptırdı. Kuşatma sürerken Doğu Anadolu’da Timur tehlikesi belirdi. Bunun üzerine Bizans’la anlaşma yapılarak kuşatma kaldırıldı. Bu anlaşmaya göre:
a) Bizans yıllık vergi verecek.
b)İstanbulda bir müslüman Mahallesi kurulacak
c)Haliç’e bir Osmanlı birliği yerleştirilecek.

Ankara Savaşı (1402)

Nedenleri
1.Timur’a topraklarını kaptıran Karakoyunlu ve Celayir hükümdarlarının Osmanlı Devleti’ne sığınmaları Timur’un bunları kendisine teslim edilmesini istemesi.
2.Yıldırım Beyazıt’ın, beyliklerine son verdiği Anadolu beylerinin Timur’dan yardım istemeleri.
3.Timur’un, kendi üstünlüğünün tanınmasını istemesi.
Ankara Savaşını Timur kazandı.

Sonuçları
1. Anadolu’da siyasi birlik bozuldu. Bu durum savaşın en önemli sonucudur. Çünkü beylikler yeniden kurulmuştur.
2. Yıldırım Beyazıt öldü ve oğulları arasında taht kavgaları başladı.
3. Yıldırımın oğulları arasındaki taht kavgası döneminde (fetret devrinde) devlet dağılma tehlikesi geçirdi. 11 yıl süren bu kavgayı Çelebi Mehmet kazanmıştır.

Çelebi Mehmet Dönemi (1413-1421)

1. Bozulan devlet kurumlarını yeniden sağlamlaştırdı. Anadolu’da otoriteyi yeniden sağladı. Böylece devleti dağılmaktan kurtardı. Bu çalışmalarından dolayı Çelebi Mehmet devletin ikinci kurucusu sayılmıştır.
2. Ege denizinde Venediklilere ait adalardan Anadolu kıyılarına saldırılar oldu. Bundan dolayı Venediklilerle ilk büyük deniz savaşı yapıldı. Osmanlının deniz gücü zayıftı. Osmanlılar yenildi. Bizans’ın araya girmesiyle anlaşma yapıldı.
3. Fetret dönemindeki siyasi ve sosyal sorunları gerekçe gösteren Şeyh Bedrettin isyan çıkardı. Rumeli’de çıkan bu isyan bastırıldı. (1420)
4. Timur’un Semerkant’a götürdüğü Mustafa Çelebi geri dönerek taht kavgasına girdi. Mücadeleyi kaybedince Bizans’a sığındı. Bu kişinin gerçek Şehzade Mustafa Çelebi olmadığı iddia edildi. Bundan dolayı bu olaya “Düzmece Mustafa Olayı” denilmiştir.

II. Murat Dönemi (1421-1451)

1. Bizans Devleti Mustafa Çelebi’nin başlattığı taht kavgasını yeniden destekledi. II. Murat bu mücadeleyi kazandı. Mustafa Çelebi öldürüldü.
2. Karaman ve Germiyan Beyleri Osmanlının otoritesini sarsmak için II. Murat’ın kardeşi Şehzade Mustafa’yı taht kavgasına sürüklediler. II. Murat bu mücadeleyi kazandı.
3. Osmanlı orduları Balkanlarda Macarlarla yaptıkları savaşları kaybettiler. Bunun üzerine II. Murat barış istedi. Macarlarla Edirne Segedin Anlaşması imzalandı (1444). Anlaşmaya göre
a) 10 yıl savaş olmayacak.
b) Tuna sınır sayılacak.
4. II. Murat iktidarı küçük yaştaki II. Mehmete bıraktı. Ancak devlet adamları arasında sorunlar çıktı. Macarlar anlaşmayı bozdular. II. Murat yeniden padişahlığa geldi. Macarlar Varna Savaşında yenilgiye uğratıldı (1444).
5. II. Murat iktidarı tekrar bıraktı. Yine aynı sorunlar çıktı. II. Murat tekrar padişahlığa geldi. Macarların yönetimindeki haçlı ordusunu II. Kosova Savaşında yenilgiye uğrattı (1448). Balkanlı uluslar bir daha saldırı düzenlemediler. Böylece Osmanlıların Balkanlara yerleşmesi kesinleşmiştir.

Osmanlı’da Askeri Sistem

A. OSMANLIDA ORDU

Osmanlılarda Orhan Bey dönemine kadar eli silah tutan ve Osmanlı topraklarında yaşayan herkes savaşlara katılırdı (Ordu millet anlayışı). Orhan Bey döneminde Yaya ve Müsellem olmak üzere ilk düzenli ordu kuruldu. Daha sonra bu ordular da ihtiyaca cevap veremedi ve 1. Murat klasik ordu modelini oluşturdu. Orduyu kara ve deniz ordusu olarak ikiye ayırdı.Ayrıca Osman Bey döneminden itibaren fethedilen topraklara Türkmenler yerleştirildi. İskân politikası denilen bu yöntemle fethedilen topraklar Türkleştirildi ve merkezi otorite arttı.

1) Kara Kuvvetleri

        a) Kapıkulu Ordusu

  • Dünyanın ilk daimi ve profesyonel ordularından biridir.
  • Üç ayda biri ulufe denen maaş alırlardı.
  • Askerleri emekli oluncaya kadar evlenemezdi.
  • Merkezde veya merkeze yakın yerlerde otururlardı.
  • Asker ihtiyacı önce pençik sistemi daha sonra ise devşirme sistemi ile giderilmiştir.

Pençik sistemi: Savaş esirlerinden askerlik yapabilecek olanların 5 te 1’i seçilerek eğitilir.

Devşirme sistemi: Osmanlıda yaşayan gayrimüslim halkın birden fazla erke çocuğu varsa bir tanesi küçük yaşta devlet tarafından alınır. Türkleştirilip ve Müslümanlaştırılması için köklü Türk ve Müslüman ailelerin yanına verilir askerlik çağına kadar eğitilirdi. Askerlik çağında ise Acemi Oğlanlar Ocağı’na alınır ve askeri eğitim alırlardı.

Kapıkulu ordusunun bölümleri;

        1. Kapıkulu Piyadeleri

  • Acemi Oğlanlar Ocağı: Günümüz acemi birliklerine benzer.
  • Yeniçeriler: Savaşta ve barışta padişahın hayatını korur ve İstanbul’un güvenlik ve asayişini sağlar.
  • Topçular: Savaşlarda topu kullanan ocak.
  • Top Arabacılar: Topları taşır ve savaş esnasında nakliyesini sağlar.
  • Cebeciler: Silah yapım, bakım ve onarımından sorumlu askerlerdir.
  • Humbaracılar: Günümüz havan topuna benzer humbara silahını kullanan askerlerdir.
  • Lağımcılar: Savaşlarda tünel, kanal, siper açan ve bu tünel ve kanallara patlayıcı yerleştirerek kale ve surların yıkılmasını sağlayan askerlerdir.

        2. Kapıkulu Süvarileri

Muhafız görevini yürüten birliklerdir. Savaş sırasında padişahı, ele geçirilen ganimetleri, yiyecekleri, önemli devlet sembollerini(bayrak, alem, tuğ, sancak), silah ve cephaneyi korurlar.

  • Sipah (Sipahi)
  • Silahtar
  • Sağ ulufeciler
  • Sol Ulufeciler
  • Sağ Garipler
  • Sol Garipler

        b) Eyalet Ordusu (Tımarlı Sipahi)

Osmanlı ordusunu en kalabalık bölümüdür. Dirlik sisteminden meydana gelir ve gönüllü Türk gençlerinden oluşurdu. Devletten maaş almaz tımar beyinden geçimleri sağlanırdı. Sadece savaş zamanı askerlik yapar, barış zamanında diğer işlerle uğraşıp evlenebilirlerdi.

        c) Yardımcı Kuvvetler

  • Akıncılar: Sınır boylarında görev yapan, komşu ülkelere akınlar yapıp istihbarat toplayan birliklerdir.
  • Azaplar: Ordunun önünde düşmanla ilk çarpışan birimdir.
  • Sakalar: Ordunun su ihtiyacını karşılayan birim.
  • Derbentçiler: Sefer güzergahı üzerindeki köprü ve geçitleri koruyan birim.

2) Deniz Kuvvetleri

Osmanlılarda denizcilik faaliyetleri ilk kez Orhan Bey zamanında Kareasioğulları Beyliğinin alınması ile başlamıştır. Osmanlı donanmasının başında Kaptan-ı Derya bulunur, gemi kaptanlarına Reis, askerlerine ise Levend denirdi.

OSMANLI’DA DEVLET YÖNETİMİ VE MEDENİYET

Osmanlı Devletini, Osman Bey soyundan gelen hükümdarlar yönetmiştir. Yönetim babadan oğula geçmiştir. “Ülke hanedanın ortak malıdır” anlayışı I. Murat döneminde “devlet yönetiminin hükümdar ve oğullarına ait olduğu”kural haline gelmiştir.  Fatih döneminde, devletin bütünlüğünü korumak için padişahlara kardeşlerini öldürme izni verilmiştir. Bu kanunname ile Osmanlı İmparatorluğu merkeziyetçi ve mutlakiyetçi bir karakter kazanmıştır. XVI. yüzyıl başlarında halifeliğin Osmanlı padişahlarına geçmesinden sonra Osmanlı Devleti, mutlakiyetçi ve teokratik bir imparatorluk haline gelmiştir. Fatih zamanında devletin bütünlüğü için kardeş katli gelenek haline gelmiştir. Bu durum I. Ahmet’e kadar devam etmiştir. XVII. yüzyıl başlarında I.Ahmet’ten sonra veraset sisteminde değişiklik yapılarak “Yönetimin hanedanın en yaşlı üyesinin hakkı olduğu” kabul edilmiştir.

Hükümdarlık alametleri; Para bastırmak, hutbe okutmak ve kılıç kuşanmaktır.

Divan-ı Hümayun: Devlet işlerinin görüşüldüğü yerdir. (Bakanlar Kurulu) Orhan Bey döneminde kuruldu. Divan her milletten ve dinden vatandaşlara açıktı. Fatih dönemine kadar padişahlar başkanlık ederken, Fatih’ten itibaren Divan üyelerinin fikirlerini rahatça söyleyebilmesi için padişahlar Divan toplantılarına katılmamıştır. Bu uygulamadan sonra Divan’a sadrazamlar başkanlık yapmaya başlamıştır. “Son söz padişahındır.” 

Divan Üyeleri

Sultan: Devlet yönetiminde en yetkili kişidir.

Vezirazam: Padişahın vekili.(Başbakan)

Vezirler: Bakanlar.

Defterdar: Maliye işlerine bakar.

Nişancı: Padişahın tuğrasını çeker,dirlikleri dağıtır.

Kazasker: Adalet işlerine bakar.

Müftü, Şeyhülislam: Din işlerinden sorumludur.

Kaptan-ı Derya: Deniz kuvvetleri komutanı.

Reis-ül Küttap: Dış işlerden sorumlu, bütün katiplerin lideri.

Yeniçeri Ağası: İstanbul’un güvenliğinden sorumlu, yeniçeri ocağının amiridir.

NOT: Divan danışma meclisi niteliğindedir.

Memleket Yönetimi

Memleket yönetim bakımından üçe ayrılmıştır.

– Merkeze Bağlı Eyaletler: (İstanbul’a yakın)

Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği; dirlik sisteminin uygulandığı ve yıllıksız eyaletlerdir.

Eyaletler sancaklara, sancaklar kaza ve köylere ayrılır. Kazalarda subaşılar (güvenlik) ,kadılar (adalet) görevlidir.

– Merkeze Bağlı Hükümet ve Beylikler:(İstanbul’a az uzak)

İç işlerinde serbest, dış işlerinde Osmanlıya bağlılardı.

Kırım, Eflak, Erdel Beyliği ve Hicaz Emirliği. Hicaz Emirliği dışındakiler yıllık vergi verirler ve ihtiyaç olduğunda orduya asker gönderirlerdi.

– Özel Yönetimli Eyaletler: (İstanbul’a uzak)  

Bağdat, Mısır ve Tunus vs. Yıllık vergi verirler. Yöneticilerine Saliyane (yıllık maaş) verilirdi. Bu eyaletlerin gelirleri iltizama verilirdi. (Toprakların kiralanması) Mültezim ise kiralayan kişidir.

Toprak Yönetimi

Toprak İslam Hukukuna göre Öşri, Haracive Miri arazi olmak üzere üçe ayrılır.

1- Öşür Arazi: Müslümanlara ait olan topraklar. (Öşür vergisi)

2- Haraci Arazi: Müslüman olmayan halka aittir. (Haraç vergisi)3-Miri Arazi: Devletin malı olan topraklardır.

Miri Arazi Çeşitleri:

1-Dirlik: Geliri devlet memurlarına ve askerlere görevkarşılığı verilen topraktır. Üçe ayrılır;

a) Has: Geliri padişah ve divan üyelerine verilir.

b) Zeamet: İkinci dereceden devlet adamlarına verilir.

c) Tımar: Sipahilere verilir.

Eşkinci Tımarı: Savaşta yararlılık gösterenlere,

Mustahfaz Tımarı: Cami imam ve hatiplerine verilirdi.

Topraklar mutlaka işletilirdi. Toprağı işlemeyenden resm-i çiftbozan vergisi alınırdı.

Dirlik Sisteminin amaçları: Topraklardan yararlanma, gelir arttırma veüretimde sürekliliği sağlamaktır. Osmanlı ordusunun büyük bir bölümünüoluşturan tımarlı sipahiler sürekli savaşa hazır tutulmuştur. Ülkede güvenliksağlanmıştır.

2- Vakıf Toprak: Geliri hayır kurumlarına ayrılan arazi.

3- Yurtluk Arazi: Sınır koruma görevlilerine ayrılan arazi.

4- Ocaklık Arazi: Kale muhafızlarına ve tersane giderleri için.

5- Mukataa: Geliri doğrudan doğruya hazineye giden toprak.

6- Malikane: Devlette başarılı olanlara verilir.

Osmanlı’da Maliye Sistemi

Maliye Teşkilatı I. Murat zamanında kurulmuştur. Defterdar, mali işlerden sorumlu olan kişidir.

Devletin Gelir Kaynakları:

– Savaş ganimetleri(1/5)

– Vergiler ikiye ayrılır.

a) Şer-i Vergiler; Öşür, Haraç, Cizye

b) Örf-i Vergiler; Ağnam (Hayvan), Avarız (Olağanüstü durumlarda alınan vergi), Çiftbozan (Toprağı işlemeyenden alınan vergi), Otlakiye (Otlak vergisi)…

– Gümrük gelirleri

– Bağlı beylik ve devletlerden alınan vergiler

– Maden,tuzla,orman gelirleri…

* Osmanlı ekonomisinin en güçlü olduğu dönem 15.-16.yy. dır. Fatih Döneminde Venediklilere verilen ayrıcalık, Kanuni Döneminde Fransızlara verilen kapitülasyonlarla Osmanlı zamanla açık pazar haline gelmiştir. Düşük gümrük vergileri ile istenilen amaca ulaşılamamıştır.

İltizam Sistemi

Osmanlı İmparatorluğu’nda XVI. yüzyıldabazı eyaletlerin vergi gelirlerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedelkarşılığında şahıslara satılmasına iltizam sistemi denilmiştir.Bu kişilere de mültezim adı verilmiştir.

İltizam sisteminin uygulanması sonucunda;

  • Devlet eyaletlerin vergi gelirlerini peşin alarak nakit ihtiyacını karşılamış, alınan paralarla yönetici ve askerlerin maaşlarını karşılamıştır.
  • Mültezime bırakılan topraklarda asker yetişmemiş, tımarlı sipahilerin önemi azalmıştır.
  • Osmanlı Devleti’nin zayıflaması ve gerekli denetimlerin yapılmamasından dolayı halktan fazla vergi alınarak zor duruma düşürülmüştür.

Osmanlı’da Hukuk Sistemi

İkili hukuk sistemi vardır.

Örf-i Hukuk: Örf,adet,gelenek,görenek.

Şer-i Hukuk: İslam hukuku.

Mahkemeler herkese açıktı. Davalara kadılar bakardı. Kadılar Kazaskere bağlıydı.

Örf-i hukuk alanında ilk kanunname Kanunname-i Ali Osman’dır.

Sosyal Hayat

Osmanlı Devleti’nde köyde yaşayan halk;tarım ve hayvancılıkla, şehir ve kasabada oturanlar sanat ve ticaretle,uğraşırlardı. Osmanlı Devleti’nde esnaflar, esnaf ile hükümet ilişkilerini düzenleyen.  Lonca adı verilen teşkilatlara üye idi. Her esnaf kendi çalışma alanıyla ilgili bir loncaya üye olarak koruma ve denetim altına girerdi. Osmanlı şehirlerinde ekonomik hayatın temeli durumunda olan loncaların dışında esnaflık ve zanaatkarlık yapmak mümkün değildi.

Loncaların başlıca görevleri;

  • Ürünlerin kaliteli yapılmasını sağlamak ve fiyatları belirlemek
  • Esnaflarla hükümet arasındaki ilişkileri düzenlemek
  • Üyelere kredi sağlamak ve zararlarını karşılamak
  • Mesleki eğitim vermek idi.

Müslümanlar ile diğer dinlere mensup olan halk arasında ayrım yapılmamıştır. Osmanlı ülkesinde gayrimüslimler diledikleri işlerde çalışırlar, ibadetlerini serbestçe yaparlar, kendi dillerine ve dinlerine göre eğitim görürlerdi. Bütün halk aynı huzur, güven ve varlık ortamını paylaşarak barış içinde beraberce yaşarlardı. Gayrimüslimler askere alınmamış, bunun yerine askerlik yapabilecek erkekler devlete cizye adıyla vergi ödemişlerdir. Ticaret hayatında sürekli ve istikrarlı bir faaliyet gösteren gayrimüslimler zenginliklerini artırmışlar ve Osmanlı ülkesinde ticari hayata hakim olmuşlardır.

Osmanlı’da Bilim-Kültür-Edebiyat-Sanat

Osmanlı’da eğitim öğretim medreselerde yapılıyordu. İlk medrese Orhan Bey döneminde kuruldu. Daha sonra; Sahn-ı Semanve Sahn-ı Süleymaniye medresesi açılmıştır. Medreselerden sonra en önemli okul ise; Enderun mektebidir. Devlet memuru, idareci, komutan ve sanatkar yetiştirmek amacıyla kurulan saray okuluna Enderun denilmiştir. İlk defa II. Murat tarafından Edirne sarayında kurulan bu okul, bazı düzenlemeler yapılarak ve ismi değiştirilerek 1910 yılına kadar devam ettirilmiştir. Devletin resmi dili Türkçe’dir. Yazı dili Osmanlıca’dır. Mimaride ise; Selçuklu ve Bizans’tan etkilenilmiştir. Dini yönden sakıncalı olduğu için resim ve heykelcilik yasaklanmıştır. Bunun yerine; minyatür sanatı ve yazı sanatları gelişmiştir.

Osmanlı Devleti Önemli bilim adamları Şunlardır:

Kadızade-i Rumi:   Astronomi ve Matematik alanında çalışmalar yapmıştır. Ali kuşçu Kadızade-i Rumi’nin öğrencisidir.

Molla Fenari: İlk şeyhülislamdır. Matematik, Astronomi, Mantık ve dini bilimler alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır.

Ali Kuşçu:  Matematik ve Astronomi bilginidir. Semerkantta doğan Ali KUŞÇU, gözlem evinde müdürlük de yapmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in daveti ile İstanbul’a gelerek Ayasofya Medreselerinde matematik ve astronomi dersleri vermiştir. Risale fi’l Fethiye  (Fetih Risalesi ), Risale-hisap, (Matematik risalesi), Risale fi’l Hey’e (asronomi risalesi)  önemli eserlerindendir.

Piri Reis:  Ünlü Türk denizcisi ve coğrafya uzmanıdır. Denizcilik kitabı olan KİTAB-BAHRİYE adlı eseri ve çizdiği dünya haritaları ile bilinen Piri reis Osmanlı donanmasında da komutanlık görevi almıştır. Hint denizi seferlerini de yöneterek Portekizler ile bu seferlerde savaşmıştır. 1554 Yılında donanmayı Basra körfezinde  bırakıp döndüğü için idam edildi.

Seydi Ali Reis:  Ünlü Türk denizcisi Osmanlı donanmasında komutanlık görevi almış, bu görev süresinde Portekizlileri mağlup ettiği, yoğun fırtına sebebiyle de Hindistana sürüklendiği bilinmektedir. Yaya olarak İstanbul’ a dönerken ki gözlemlerini Mir’at’ül Memalik (Memleketlerin Aynası) adlı eserinde toplamıştır.

Evliye Çelebi : IV. Murat döneminde  devlet hizmetine giren Evliye Çelebi elli yıl  boyunca Anadolu, Rumeli, Mısır,Kırım, Hicaz, Irak, Suriye, Arnavutluk, Bosna- Hersek, Eflak-Boğdan,Belgrat,Azerbaycan gibi Osmanlı toprakları ile komşu ülkeleri gezmiştir. Gözlemlerini 10 ciltten oluşan Seyahatname Adlı eserinde toplamıştır.

Kemal Paşazade: Tarih alanında yaptığı çalışmaları ile bilinen Osmanlı Şeyhülislamıdır. Tevarih-i Ali Osman en önemli eseridir.

Osmanlı’da El Sanatları

Hattatlık ve El Yazmaları 

Güzel yazı yazma sanatı olan Hattatlık Osmanlılarda oldukça gelişmişti. Levhalarda sülüs, dinî kitaplarda nesih denilen süslü yazı türü kullanılıyordu.

Resmî belgeler, diplomalar, fermanlar, malî kayıtlar, el yazısı ile ve özgün biçimlerde hazırlanıyordu.

Hat sanatıyla yazılmış levhalar evleri ve iş yerlerini süsler, resmin yerini tutardı. İslamiyette resmin yasak olması, hat sanatının çok gelişmesine yol açmıştır.

Osmanlılarda hattatlık çok geçerli bir meslekti. Binlerce kişi hattatlık yapıyordu.

El yazmaları içinde en çok Kur’an yazılmıştır. XVI. Yüzyılın ünlü hat sanatçısı Amasyalı Şeyh Hamdullah Bayezid Camii’nin mihrap ve kubbelerindeki yazıları yazmıştır.

Bu devrin ünlü hattatlarından biri de Afyonlu Ahmettir. Süleymaniye kubbesindeki yazıları yazmıştır.

XVII. Yüzyılda Hafız Osman’la Türk yazı uslûbu yeni bir yükseliş göstermiştir.

XVIII. Yüzyılın ünlü hattatları Mustafa Rakım Efendi, Mehmet Esat Yesavî; XIX. Yüzyılda Kazasker Mustafa izzet Efendi’dir.

El yazmaları ortak bir çalışma ürünü olarak ortaya çıkardı :

Hattat yazar, nakkaş süsler, musavvir portre yapar, mücellit ise tek sayfaları kitap haline getirir, ciltlerdi.

Minyatür ve Resim

Osmanlılar, resim yerine daha soyut olan minyatür sanatını tercih etmişlerdir.

• Minyatür sanatı Uygur Türkleriyle başlamış, Selçuklularda devam etmiş, Osmanlılarda en güzel örneklerini vermiştir.

• Osmanlılarda nakkaşlar hem kağıt hem de duvar, tahta, taş vb. üzerine süslemeler yaparlar; ayrıca minyatür işiyle uğraşırlardı.

• İtalya’da bir süre resim ustalarının yanında çalışan Sinan Bey, dönüşte çeşitli resimler yapmıştır. Fatih’in, gül koklayan resmi de Sinan Bey’e aittir.

XVI. Yüzyılın ünlü minyatürcüleri arasında Nigarî, Nakkaş Osman sayılabilir. Nakkaş Osman Hünemame adlı eserle III. Mehmet’in Sürname adlı eserine minyatürler yapmıştır. Matrakçı Nasuh’un yaptığı tasvirler, resim değerinin yanı sıra belge niteliği taşır. Bu sanatçı yaptığı tasvirlerde Osmanlı resminde bir çığır açmıştır.

XVII. Yüzyılda Naksî ve Nakkaş Hasan Paşa; XVIII. Yüzyılda Levnî ünlü nakkaşlar olarak dikkati çekerler.

XIX. yüzyılda resim sanatı gelişmeye başladı.

Tanzimat döneminde padişahların yağlıboya resimleri yapıldı. II. Mahmut, resimlerini devlet dairelerine astırdı.

Bu dönemin ünlü ressamları arasında Şeker Ahmet Paşa, Osman Nuri Bey, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekâi Paşa ve Ali Rıza Bey sayılabilir.

XIX. Yüzyılda Sanayii Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Okulu) açıldı. Bu okulda resim çalışmalarına önem verildi.

Ciltçilik ve Tezhip Sanatı

Osmanlılarda kitap ciltleri deriden yapılır. Bu iş için koyun, ceylan ya da keçi derisi kullanılırdı. El yazması kitaplar ciltlenirken tezhip (feüsleme) ve ebru sanatının da önemli katkıları olurdu.

Topkapı, İslâm Eserleri ve Ayasofya müzelerinde ciltçilik sanatının şaheserleri olan çok sayıda kitap mevcuttur. Tezhip, lüks el yazması kitaplarının altınla yaldızlanması sanatıdır. Bu işi yapanlara müzehhip denirdi

Çinicilik

Porselen tekniği Osmanlılara Çin’den geldiği için bu sanata çinicilik denilmiştir. Çininin bir adı da sırçaydı.

Mimari eserler çinilerle süslenirdi.

XVI. Yüzyıl, Osmanlı çini sanatının en olgun dönemidir. Kütahya ve İznik çiniciliğin merkezleri haline gelmiştir.

Topkapı Sarayı, Çinili Köşk, Rüstem Paşa Camiî, Sokullu Mehmet Paşa Camiî, Selimiye Camiî (Edirne) çini sanatının en güzel örneklerinin uygulandığı yerlerdir.

XVII. Yüzyıldaki başlıca örnekler Sultan Ahmet Camî ile Bağdat ve Revan Köşkleridir.

Çinilerde en çok bitki desenleri, yıldız motifleri, geometrik süslemeler ve hayvan figürleri süs unsuru olarak kullanılmıştır.

Cam Sanatı ve Süsleme

Osmanlılarda cam süsleme sanatı gelişmişti. Camilerin pencerelerinde, ahşap konaklarda cam süsleme sanatının güzel örnekleri uygulanmıştır.

Maden Sanatı ve Süsleme

Osmanlılarda çelik kılıçlar, zırh ve miğferler madencilik sanatının ustaca uygulandığı malzemelerdi. Ayrıca at koşum takımları (özellikle dizginler) oymalı gümüş levhalar ve altın yaldızlı tunç levhalarla süsleniyordu.

Osmanlı miğferleri Macaristan ve Polonya’da örnek alınmıştır.

Ayna, şamdanlık, leğen, ibrik, kapı tokmakları, bahçe parmaklıkları vb. madenî eşyalar ince bir zevkle şekillendirilmiş ve süslenmiştir.

Dokumacılık

Osmanlılarda dokumacılık gelişmişti.

Bursa’nın ipek dokumaları, Ankara Denizli, Şam ve Halep’in dokumaları çok ünlüydü. ‘

• XVI. Yüzyılda Uşak ve Bergama

• XIX. Yüzyılda Hereke, Gördes, Lâdik, Isparta, Kayseri halıları ün kazanmıştır.

Ahşap Sanatı

Anadolu Selçukluları’nda ahşap sanatı gelişme göstermişti. Osmanlılarda bu sanat mükemmel bir düzeye ulaştı.

Sehpa, yazı takımı, rahle, çekmece, kapı gibi gündelik eşyalar ahşaptan yapılırdı. Kimi ahşap eşyalar, oymalarla ve sedef kakmalarla süslenirdi.

Osmanlı hükümdarlarının firuze, zümrüt, yakut taşlarla süslü olan sedef ve boya kakmalı tahtları ahşap sanatının şaheserleri arasındadır.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*