AÖL T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 2

4. ÜNİTE

İKİ SAVAŞ ARASINDAKİ
DÖNEMDE TÜRKİYE VE DÜNYA (1919-1938)

4. 1. ATATÜRK DÖNEMİ
İÇ POLİTİKADAKİ GELİŞMELER

4. 1. 1. I. Meclis ve II. Meclis

  • TBMM 23 Nisan 1920’de kurulmuştur.
  • Millî Mücadele’nin ilk zamanlarında, millî birliği bozacağı endişesiyle her türlü particilik faaliyetinden uzak durulması kararlaştırılmıştı.
  • Mustafa Kemal Paşa Mecliste gruplaşmalar nedeniyle kendine yakın milletvekilleriyle birlikte Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nu kurdu. Bu gruba I. Grup denildi. Bunun dışında kalan milletvekillerinin oluşturduğu gruba da II. Grup adı verildi.
  • I. TBMM’de ortaya çıkan gruplar arasında; Tesanüt (Dayanışma) Grubu, İstiklal Grubu, Islahat Grubu, Halk Zümresi, Müdafaa-i Hukuk Zümresi yer alır.
  • TBMM, 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesine karar verdi.
  • 1923’te yapılan seçimlerde çoğunluğu, Mustafa Kemal’in kurduğu I. Grup (Halk Fırkası) elde etti.
  • II. Meclis’in ilk faaliyetlerinden biri, 23 Ağustos 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı onaylamak oldu.
  • Lozan Barış Antlaşması’nın TBMM’de onaylanmasından sonra İtilaf Devletleri 6 Ekim 1923’te işgal kuvvetleri İstanbul’u terk etti.

4. 1. 2. Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri ve
Karşılaşılan Tepkiler

  • Doğrudan doğruya millet egemenliğine dayanan, yöneticileri halkın oyu ile seçilen devlet rejimlerine cumhuriyet denir.
  • Mustafa Kemal 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” kurdu. 
  • Cumhuriyet’in ilan edilmesinden sonra 10 Kasım 1924’te kurulan ilk partinin adı Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirilmiştir.
  • Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanı sonrasında mecliste fikir ayrılıkları daha da arttı.
  • Halk Fırkası içinde başlayan muhalefet, en çok devletçilik ve inkılapçılık ilkelerinin uygulanma şekline karşı çıkıyordu.
  • Millî Mücadele’nin lider kadrosundan; Kazım Karabekir, Rauf (Orbay), Dr. Adnan (Adıvar), Refet (Bele) ve Ali Fuat (Cebesoy) Cumhuriyet Halk Fırkasından istifa ederek 17 Kasım 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdular.
  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet’e ve gerçekleştirilen inkılaplara karşı olanların kışkırtmaları sonucu, doğu illerinde Şeyh Sait İsyan’ı çıktı.
  • İsyan gerekçesiyle ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası  Takrir-i Sükûn Kanuna dayanılarak kapatıldı (3 Haziran 1925).
  • Bu gelişmelerden sonra yeniliklere karşı olanlar ve eski İttihatçılar, siyasal yoldan ulaşmadıkları amaçlarını Mustafa Kemal’e suikast yaparak elde etmek istediler, ancak başarısız oldular.
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sonrasında çok partili yaşama geçiş için atılan ikinci adım Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulmasıdır.
  • Türkiye 1929’daki Dünya Ekonomik Bunalımından etkilenmişti. Mustafa Kemal, ülke yeni bir kadronun, baş gösteren sıkıntıların çözümünde faydalı olabilileceğine inandıyordu.
  • Mustafa Kemal, iktidara geldiğinde cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmaya çalışmamasını garanti altına alabilmek adına  yakın arkadaşı olan Fethi (Okyar) Bey’i yeni bir parti kurmaya ikna etti.
  • Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Dönemi’nin ikinci muhalefet partisi olarak 12 Ağustos 1930’da İstanbul’da kuruldu.
  • Parti örgütlenmesiyle Cumhuriyet’e, laik düşünceye ve inkılaplara karşı olanlar, partinin örgütlerinde görev almaya başladılar. Bu gelişmelerden ürken Fethi (Okyar) 17 Kasım 1930’da partiyi feshetti.
  • Serbest Cumhuriyet Fırkası, 18 Aralık 1930’da resmen kapatıldı.

4. 2. ATATÜRK DÖNEMİ
TÜRK DIŞ POLİTİKASI (1923-1938)

  • Türkiye, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh!” düşüncesini kendisine ilke edinmiştir.
  • Atatürk Dönemi Türk dış politikasında belirlenen öncelikler iki ana bölüme ayrılır:
  • 1923-1930 yılları arası dış politika öncelikleri Lozan Barış Konferansı’ndan kalan sorunları çözmeye yöneliktir. 
  • 1930-1938 yılları arasındaki Türk dış politikasının önceliklerinde ise 1930’lu yıllarda Almanya ve İtalya’nın saldırgan ve yayılmacı politikalarına karşı alınacak tedbirler önem kazanmıştır.
  • Türkiye 1932 yılında da Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur.

4. 2. 1. Türkiye-Yunanistan İlişkileri

  • Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Türk-Yunan ilişkilerinde belirleyici olan iki ana sorun nüfus mübadelesi ve patrikhane meselesi olmuştur.
  • Lozan Barış Antlaşması’nda, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan önce İstanbul’da yerleşik olan Rumlar ve Batı Trakya’daki Türkler dışında kalan, Türkiye’deki Rumlar’ın ve Yunanistan’daki Türklerın mübadelesi (değişimi) kararlaştırıldı.
  • 10 Haziran 1930’da Ankara’da imzalanan bir antlaşmayla yerleşme tarihlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi “yerleşik” sayıldılar.
  • 1924’te Patrik seçilen VI. Konstantinos Arapoğlu, Bursa doğumluydu ve 1921’de İstanbul’a gelmişti. Dolayısıyla mübadeleye tabi idi. Bu yüzden Türkiye bu duruma itiraz etti.
  • Konstantinos Arapoğlu istifa etti ve yerine mübadeleye tabi olmayan Vasilios Yeorgiadis (Vasilyus Yorgiyadis), patrik seçildi.
  • Yunanistan Başbakanı Venizelos, Türkiye’yi ziyaret etti ve 30 Ekim 1930’da Türk-Yunan Dostluk Antlaşması imzalandı.
  • 1934’te Venizelos, Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

4. 2. 2. Türkiye-İngiltere İlişkileri ve Musul Sorunu

  • İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın sonunda, Mondros Ateşkes Anlaşması’nın imzalanmasından sonra antlaşma hükümlerine aykırı şekilde Musul’u işgal etti.
  • Türkiye ve İngiltere sorunu Lozan’da çözemedi.
  • İki ülke arasında görüşmeler 19 Mayıs 1924’te İstanbul’da Haliç Konferansı adı altında başladı.
  • 16 Aralık 1925’te yapılan toplantıda Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a bırakıldığını ilan etti.
  • 5 Haziran 1926’da Türkiye ve İngiltere, Ankara Antlaşması’nı imzaladı.
    Buna göre:
    1. Musul, Kerkük ve Süleymaniye, İngiliz mandası altında olan Irak’a
    bırakılacak.
    2. Hakkari Türkiye’ye bırakılarak Türkiye-Irak sınırı çizilecek.
    3. Irak, Musul’dan elde edeceği petrol gelirlerinden %10’unu 25 yıllığına Türkiye’ye verecekti.
  • 1936’da İngiltere Kralı VIII. Edward’ın (Edvırd) Atatürk’ü ziyareti, bu ilişkileri olumlu etkilemiştir.

4. 2. 3. Türkiye-Fransa İlişkileri

  • Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile Fransa arasındaki ilk sorun Türkiye-Suriye sınırının tespiti oldu.
  • Fransa’nın mandası altındaki Suriye ile Türkiye arasında 1925 Eylül’ünde ortak bir komisyon kuruldu.
  • Uzun tartışmalar sonucu Türkiye-Suriye sınırı komisyonca belirlendi, karar 30 Mayıs 1926’da imzalandı. 
  • Türkiye ile Fransa arasındaki bir başka sorun olan Osmanlı’dan kalan borçların nasıl ödeneceği konusu ödeneceği tartışmaları 13 Haziran 1928’de imzalanan bir antlaşmayla belirlendi.
  • Türk hükûmetinin hazırladığı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’na
    göre, yabancı okulların tümünde Türkçe, tarih ve coğrafya dersleri Türk öğretmenler tarafından ve Türkçe okutulacaktır kararına Fransa ısrarla itiraz etmiş ancak Türkiye, konuyu iç meselesi sayarak tutumundan hiçbir ödün vermeden uygulamalarına devam etti.
  • Bir Fransız şirketi tarafından işletilen Adana-Mersin demir yolu Fransa’nın itirazlarıına rağmen Haziran 1929’da Türkiye tarafından satın alındı.
  • 1936’da Fransa’nın, kendi mandaterliği altında bulunan Suriye’ye bağımsızlık vermesinden sonra Hatay sorunu başladı. Hatay’ın 1939’da Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmasıyla mesele son buldu.

4. 2. 4. Türkiye-Sovyetler Birliği (SSCB) İlişkileri

  • Moskova Antlaşması (16 Mart 1921), Türk-Sovyet ilişkilerine temel teşkil eder.
  • Sovyetler Birliği, TBMM’yi ve Misak-ı Millî’yi resmen tanıdığını açıklamış ve Millî Mücadele’ye desteklemişti.
  • Lozan Barış Konferansı’nda Boğazlar konusunda Sovyet yönetimi Türkiye’nin tezlerini desteklemiştir.
  • 17 Aralık1925’te, Türkiye ile SSCB arasında Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı.
  • 1936’dan itibaren Türk-İngiliz yakınlaşmasının başlaması, sonraki dönemde Türk-Sovyet ilişkilerinin zayıflamasına yol açtı.

4. 2. 5. Türkiye’nin Milletler Cemiyetine Girişi (1932)

  • ABD Başkanı Wilson’un I. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya barışını sağlamak ve korumak amacıyla önerdiği Milletler Cemiyetinin kurulması kararı, Paris Barış Konferansı’nda alındı.
  • Milletler Cemiyeti, 10 Ocak 1920’de Cenevre’de kuruldu.
  • Yunanistan’ın ve İspanya’nın önerisiyle Milletler Cemiyeti, Türkiye’yi üyeliğe davet etti.
  • Türkiye, dünya barışının korunması için beslediği iyi niyetin göstergesi olarak üyelik davetini kabul etti (18 Temmuz 1932).

4. 2. 6. Balkan Antantı (1934)

  • 1932 yılından itibaren İtalya ve Almanya’da ortaya çıkan totaliter rejimlerin (Faşizm ve Nazizm) saldırgan ve yayılmacı politikaları, Balkan Yarımadası’ndaki devletleri endişelendirdi.
  • Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya, Atina’da toplanarak 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı’nı imzaladılar.

4. 2. 7. Montreux (Montrö) Boğazlar Sözleşmesi (1936)

  • Lozan Barış Antlaşması’na göre Boğazların her iki yakası askerden arındırılarak Türkiye’nin başkanlığında uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakılmıştı.
  • Türkiye’nin çağrısı üzerine İsviçre’nin Montrö şehrinde bir konferans
    toplandı.
  • İngiltere, Boğazlarla ilgili Türkiye’nin tezlerini desteklerken Sovyet Rusya bazı konularda karşı çıktı. İtalya ve Japonya ise bu sözleşmeyi imzalamak istemediler.
  • 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Buna göre:
  • 1. Boğazlar Komisyonu kaldırıldı.
    2. Boğazların savunması Türkiye’ye bırakıldı.
    3. Yabancı ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişi serbest bırakıldı.
    4. Savaş gemilerinin geçişi için bazı sınırlamalar getirildi.

4. 2. 8. Sadabat Paktı (1937)

  • İtalya’nın Habeşistan’ı işgal etmesi ve doğu ülkelerini hedef alan yayılmacı siyaseti üzerine Türkiye öncülüğünde İran, Irak ve Afganistan bir araya geldiler.
  • İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 1934 yılında Türkiye’yi ziyareti sırasında yapılan görüşmeler sonucunda İran’ın başkenti Tahran’da Sadabat Paktı imzalandı (8 Temmuz 1937).
  • Türkiye ile Hatay meselesi ve Irak ile toprak sorunu olan Suriye, Sadabat Paktı’na katılmadı.

4. 2. 9. Hatay Sorunu ve Hatay’ın Ana Vatana Katılması (1939)

  • 1936’da Fransa, Suriye üzerindeki manda yönetimine son vererek Suriye’den çekilme kararı aldı.
  • Fransa ve yeni kurulan Suriye Hükûmeti arasında varılan antlaşmayla İskenderun ve Antakya şehirleri Suriye’ye bırakıldı.
  • Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Hatay’ın kaderine Hataylıların karar vermesini istedi.
  • Milletler Cemiyeti, yeni bir komisyon kurarak bağımsız Hatay Devleti için bir anayasa hazırlattı (29 Mayıs 1937).
  • Türk-Fransız çatışması ihtimalinin ortaya çıktığı bu konuda, komşusu Almanya’daki askeri gelişmelerden çekinen Fransa, Türkiye ile anlaşmak zorunda kaldı. 3 Temmuz 1938’de yapılan anlaşma sonucu Türk ordusu Hatay’a girdi.
  • Yapılan seçimler sonrasında Hatay Millet Meclisi toplandı ve 2 Eylül 1938’de Hatay Cumhuriyeti ilan edildi.
  • II. Dünya Savaşı’nın çıkmasının an meselesi olduğu bir dönemde Hatay Meclisi, Türkiye’ye katılma kararı aldı (29 Haziran 1939).

4. 2. 10. Atatürk’ün Ölümü ve İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı Seçilmesi

  • Atatürk’ün ölümüne neden olan siroz hastalığının tanısı Dr. Nihat Reşat Belger tarafından Ocak 1938’de konuldu.
  • Atatürk, dinlenmek üzere 26 Mayıs 1938’de İstanbul’a gitti.
  • Atatürk, Dolmabahçe Saray’ında haber aldığı 2 Eylül 1938’de bağımsız Hatay  Cumhuriyeti’nin kuruluşu onu çok mutlu etti.
  • Hastalığının daha da artması üzerine kendi isteği ile vasiyetnamesini hazırlattı (5 Eylül 1938).
  • Servetinin büyük bölümünü Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun çalışmalarına kaynak olması için Türk milletine bağışladı.
  • 8 Kasım 1938’de durumu iyice ağırlaşan Atatürk komaya girdi. 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05’te Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yumdu.
  • 21 Kasım 1938’de Atatürk’ün naaşı, Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabrine konuldu. 
  • 10 Kasım 1953’te ise büyük bir törenle Türk milletinin onun için
    yaptırdığı ebedi istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi.
  • 11 Kasım 1938’de toplanan TBMM, Atatürk’ün en yakın silah ve fikir arkadaşlarından İsmet İnönü’yü ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçti.
    İsmet İnönü, 1950’ye kadar Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürdü.

4. 3. İKİ DÜNYA SAVAŞI ARASINDAKİ DÖNEMDE DÜNYADA MEYDANA GELEN SİYASİ VE EKONOMİK GELİŞMELER

4. 3. 1. I. Dünya Savaşı’ndan Sonra Kalıcı Barışı Sağlama Çabaları

  • I. Dünya Savaşı’na Üçlü İtilaf Grubu’nun yanında girerken ABD Başkanı Wilson savaş sonrası dünya düzeni ve barışın sürdürülmesi için kendi adıyla bilinen ilkeleri açıkladı.
  • İngiltere, Fransa ve İtalya aralarında yaptıkları gizli antlaşmalarla bu ilkeleri geçersiz hâle getirdiler.
  • ABD Başkanı Wilson, dünya barışının korunması ve devamlılığının  sağlanması için istediği uluslararası bir teşkilat kurulması önerisi, Paris Barış Konferansı’nda 32 devlet tarafından kabul edilmiştir.
  • Kuruluş aşamasında ABD bu cemiyet içerisinde yer almadı.
  • Savaşta tarafsız kalmış olan devletler de asil üyeler arasına dâhil edildi. Kuruluşunda 18 üyeden oluşan cemiyetin üye sayısı daha sonra 63’e ulaştı.
  • İtalya’nın Habeşistan’ı işgaline, Almanya’nın Avusturya’yı ilhakına ve II. Dünya Savaşı’nın başlamasına engel olamayan Milletler Cemiyeti, uluslararası pek çok sorunun çözümünde başarılı olamadı.
  • Locarno Antlaşması (1 Aralık 1925), Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, Polonya, Çekoslavakya ve Belçika devletleri birbirlerinin sınırlarını tanımış oluyorlardı. 
  • Locarno Antlaşması sonrasında Almanya, 1926 yılında Milletler Cemiyetine üye olarak kabul edildi.
  • Briand-Kellog (Bıraynd-Kellog) Paktı, Fransa ve ABD öncülüğünde 27 Ağustos 1928’de dokuz devlet arasında (ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Japonya, Belçika, Polonya ve Çekoslavakya) imzalandı. Türkiye ve 1929’da Sovyetler Birliği de sonradan pakta katıldı.
  • Briand-Kellog (Bıraynd-Kellog) Paktı, barış ve silahsızlanma çabalarında önemli bir aşamadır ancak hayata geçirilememiştir.

4. 3. 2. I. Dünya Savaşı’ndan Sonra Dünya Ekonomik
Bunalımı (Kara Perşembe)

  • 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, New York Borsası’nın çökmesiyle başlamıştır.
  • 1929 Buhranı, geniş anlamıyla ise kredi sistemiyle varlığını sürdüren ekonomide fazla üretimden kaynaklanan üretim-tüketim dengesizliği olarak özetlenebilir. 
  • Amerikan çiftçileri 1. Dünya Savaşı sırasındaki talepleri karşılamak için üretimini artırdıkları tarım ürünleri ellerinde kalan ürünleri
    satabilmek için fiyatları düşürdüler. Bu nedenle gelirleri azaldı ve üretim için aldıkları kredileri ödemekte sıkıntıya düştüler.
  • ABD’de küçük şirketler, I. Dünya Savaşı’nın yarattığı zorluklar nedeniyle birleşmiş ve tekeller oluşturmuşlardı. 1929’a gelindiğinde Amerika ekonomisinin %50’si 200 kadar holdingin kontrolüne girmişti. 
  • ABD Bankacılık sektörü yeterince iyi yönetilmiyordu ve denetlenemiyordu.
  • Bu dönemde Amerikalı zenginler güvensizlik ortamında Borsaya yöneldiği için hisse fiyatları dörde katlanırken üretim iki
    katına bile çıkmamıştı.
  • ABD Avrupalı devletlere vermiş olduğu kredilerin geri ödenmesini istedi fakat borç alan devletlerin bunu ödeyemedi.
  • Amerikalı yetkililer, 1929 yazında kredileri kısıtlamaya karar verdiler.
  • New York Wall Street Borsası hızlı bir düşüşe geçti ve Yabancı yatırımcıların ellerindeki hisseleri satışa sunulmasıyla 24 Ekim 1929 Perşembe günü “Kara Perşembe” New York borsası çöktü.
  • Bu çöküş sonrası bankaların çoğu battı, şirketler iflas etti, fabrikalar kapandı, insanlar işsiz kaldı, köyler terk edildi. 
  • II. Dünya Savaşı’nın en büyük sebeplerinden biri de bütün dünyayı etkisine alan 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı olmuştur.

4. 3. 3. İki Savaş Arası Dönemde Dünyaya Hâkim
Siyasi Düşünceler ve Rejimler

  • Bu dönemde Almanya’da Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin (NAZİ) Adolf Hitler liderliğinde iktidara geldi. 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın olumsuz etkisiyle bunalan halka Hitler; Alman ırkının üstünlüğüne, Yahudilerin zenginliğine el koymaya ve devletin kutsallaştırılmasına dayalı vaatler sunmuştu. Bu dönemde Alman dış politikasının temel prensipleri şöyleydi:

1. Versay’ın getirdiği bütün kısıtlama ve yaptırımlardan kurtulmak.
2. Almanya sınırları dışında yaşayan bütün Almanları bir devlet altında toplamak.
3. Hayat Sahası (Lebensraum) denilen yayılmacı politikayı gerçekleştirmek

  • Siyasi birliğini 1870’te tamamlayan İtalya, sanayisi için ham madde ve pazar arayışına girdiğinde ise dünyanın büyük bölümü sömürgeci devletler tarafından paylaşılmıştı. I. Dünya Savaşı’na yeni sömürgeler elde etmek için katılmış olan İtalya, orada hayal kırıklığı yaşamıştı.  Ekonomik ve toplumsal sorunlar yaşayan İtalya’da Benito Mussolini’nin liderliğindeki Ulusal Faşist Parti iktidara gelmiş ve İtalya’yı 1922’den 1943’e kadar diktatörlükle yönetmiştir. Mussolini, Akdeniz’de eski Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurmak istiyordu. 
  • 1914’te I. Dünya Savaşı başladığında Rusya ekonomik zorluklar ve toplumsal hareketlerle boğuşuyordu. Savaşla birlikte sorunları artan Rus halkı  için Rusya anlamsız bir savaşı sürdürüyordu. Mart 1917’de başlayan ayaklanma sonucunda Çarlık yönetimi yıkıldı ve ilk değişiklikte Bolşevikler hariç Rusya’daki bütün siyasi eğilimlerin katıldığı geçici bir hükûmet kuruldu. Kurulan hükûmet başarısız oldu ve halkın desteğiyle Bolşevikler, geçici hükûmeti devirerek iktidarı ele geçirdiler (7 Kasım 1917) ve Brest Litowsk Antlaşması ile de savaştan çekildiler. Bolşevik iktidarı toprakları kamulaştırılarak köylülere dağıttı, bankalar devletleştirildi. Kadın-erkek eşitliğini sağlamaya yönelik düzenlemeler yapıldı.

5. ÜNİTE

II. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA

5. 1. 1. II. Dünya Savaşı’nın Nedenleri

  • II. Dünya Savaşı’nda; mevcut durumdan memnun olmayan ve onu değiştirmek isteyen Mihver Devletler (Almanya, İtalya ve Japonya) ile Müttefik Devletler (İngiltere, Fransa, ABD ve SSCB) savaşmışlardır. 
  • Avrupa’da I. Dünya Savaşı’ndan sonrasında Almanya’nın gücünün sınırlandırılmasını amaçlayan Versay Antlaşması, diğer devletlerin aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle etkisiz kaldı.
  • Almanya’da 1933’te iktidara Nazi Partisinin ve Adolf Hitler geldi ve Alman ırkını tek bir bayrak altında toplama hedefini gerçekleştirmeye yönelik ilk adım olarak Avusturya ilhak edildi. Sonraki aşamada Alman ırkının ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gerekli bir “Hayat Sahası”nın ele geçirilmesi hedefi vardı.
  • Fransa ve İngiltere ile beraber ABD bu durumdan rahatsız oldu.
  • I. Dünya Savaşı’ndan istediklerini elde edemeden İtalya’da da 1922’de Mussolini iktidara gelmiş ve aşırı milliyetçilik esasına dayalı sömürgecilik emelleri olan bir yönetim kurdu.
  • Benzer durum ve arayışları nedeniyle bu dönemde Almanya ile İtalya iş birliğine gitti.
  • Uzak Doğu’da doğal kaynaklar açısından zengin olan Mançurya ve Çin’e egemen olarak Asya içlerine girmeyi amaçlıyordu.
  • Japonya’nın yayılmacılığı ABD ve SSCB’yi rahatsız etti.
  • Japonya, Almanya ile 25 Kasım 1936’da Anti-Komintern Paktı’nı imzaladılar.  İtalya bu oluşuma 6 Kasım 1937’de katıldı.
  • Sovyetler Birliği ise Uzak Doğu’dan Asya’ya göz diken Japonya ve Avrupa’da antikomünist Almanya’nın güçlenmesi nedeniyle huzursuzdu.

5. 1. 2. II. Dünya Savaşı’nın Başlaması ve Savaşın Seyrini Değiştiren Olaylar

  • II. Dünya Savaş 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlamıştır.
  • İngiltere ve Fransa, Polonya’nın yanında olmak üzere 3 Eylül 1939’da Almanya’ya savaş ilan ettiler.
  • II. Dünya Savaşı sürecinde ilk süreçte 1939-1941 yılları arasında Avrupa’da Alman üstünlüğü kesin olarak kurulmuştur. Türkiye, İngiltere ve SSCB dışında Almanya ve İtalya’nın egemenliğine girmemiş ülke kalmamıştı.
  • Savaşın 1941-1943 yılları arasındaki ikinci sürecinde, 1941’de Almanya İngiltere’ye karşı düzenlediği başarısız hava saldırıları sonrasında SSCB’ye saldırdı. Uzak Doğu’da ise Japonya kendisine petrol ambargosu koyan ABD’ye karşı 7 Aralık 1941’de hava üssü Pearl Harlbour’a baskın yaptı. ABD ve SSCB’yi savaşın içine çekmek Almanya ve Japonya’nın en önemli stratejik hataları oldu.
  • 1943-1945 yılları arasında gerçekleşen üçüncü süreçte, 1943 yılında Alman kuvvetlerinin Stalingrad Kuşatması kırıldı, Alman kuvvetleri geri çekilmeye başladı. Müttefik devletler de, Kuzey Afrika’yı ele geçirdikten sonra İtalya’yı savaş dışı bırakmak amacıyla 10 Temmuz 1943’te Sicilya’ya çıkarma yaptılar. Bunun sonucu olarak Mussolini iktidardan düştü ve hapsedildi, Ulusal Faşist Parti kapatıldı ve İtalya savaştan çekildi. 6 Haziran 1944’te ABD ve İngiliz kuvvetleri;
    yüz elli altı bin asker, beş bin gemi ve on bin uçakla Manş Denizi’ni geçerek Fransa’nın Normandiya sahiline çıkarma yaptı. Başarıyla gerçekleştirilen çıkarma harekâtından sonra Müttefik orduları hızla ilerleyerek Fransa, Belçika ve Hollanda’yı Alman işgalinden kurtardı.
    Hitler, 30 Nisan 1945 tarihinde intihar ederek hayatına son verdi. 7 Mayıs 1945’te Alman delegeleri Reims (Rems) kentinde, Almanya’nın kayıtsız şartsız teslim oluşunun belgesini imzaladı. Böylece Avrupa’da II. Dünya Savaşı resmen sona erdi.
  • Uzak Asya’da Japonya ile savaş devam ediyordu. Potsdam Konferansı’nda SSCB de, Japonya’ya karşı savaşmayı kabul etti. Konferanstan sonra ABD, Japonya’yı kayıtsız şartsız teslim olmaya zorlamak için yeni geliştirdiği atom bombalarını 6 Ağustos’ta Hiroşima’ya, 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atom bombası attı. 14
    Ağustos 1945’te Japonya da kayıtsız şartsız teslim oldu.

5. 1. 3. Birleşmiş Milletler Teşkilatının Kuruluşu

  • I. Dünya Savaşı sonrasında barışı korumak ve sürdürmek amacıyla Milletler Cemiyeti kurulmuş ancak devletler arasındaki sorunları çözmede yetersiz kalmış ve II. Dünya Savaşı’nın çıkmasına engel olamamıştı.
  • ABD ve İngiltere, 14 Ağustos 1941’de Birleşmiş Milletler Antlaşması’na temel oluşturan Atlantik Bildirisi’ni yayınladılar.
  • Almanya’ya karşı savaşa katılan 26 devletin imzasıyla 1 Ocak 1942’de Birleşmiş Milletler Bildirisi yayınladı.
  • Şubat 1945’te toplanan Yalta Konferansı’nda Beş Büyükler’e (ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin) Birleşmiş Milletler kararlarını veto etme hakkının tanınmasına karar verildi. 
  • 25 Nisan 1945’de, Birleşmiş Milletleri resmen kurmak için San Francisco Konferansı toplandı ve genel kurulda devletlerin
    eşitliği, Güvenlik Konseyindeki büyük devletlerin üyeliklerinin sürekliliği ve bu devletlerin veto haklarının varlığı kabul edildi. Konferans sonunda Birleşmiş Milletler Teşkilatı kuruldu.
  • 19 Nisan 1946’da Milletler Cemiyeti yetkilerini Birleşmiş Milletler Teşkilatına devretti.

5. 2. II. DÜNYA SAVAŞI SÜRECİNDE TÜRKİYE

5. 2. 1. Savaş Döneminde Türkiye’nin Dış Politikası

  • 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgali ile II. Dünya Savaşı fiilen başladı. Türkiye tarafsız olduğunu duyurdu.
  • Savaşın erken bitirilmesi ve Komünizmin yayılmasının engellenebilmesi düşüncesiyle, İngiltere Başbakanı gizlice Adana’ya gelerek Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüştü (30 Ocak 1943) ve Aralık ayında da ABD Başkanı ve İngiltere Başbakanı ile İsmet İnönü arasında Kahire Görüşmeleri oldu.
  • İsmet İnönü, Türk ordusunun asker ve malzeme yetersizliğini öne sürerek Türkiye’yi savaşa sokmamıştır.
  • 1 Mart 1945’te kadar Almanya ve müttefiklerine savaş ilan edecek devletlerin de kurucu üyeliğe alınacağı açıklandıktan sonra Türkiye  23 Şubat 1945’te Almanya’ya savaş ilan etti.

5. 2. 2. II. Dünya Savaşı Sürecinde Türkiye’deki Ekonomik, Toplumsal ve Politik Gelişmeler

  • Türkiye, ekonomisini savaşın olumsuz etkilerinden korumak amacıyla birtakım vergi ve yükümlülükler getirdi. Fakat bunların uygulanması sırasında bazı suistimaller, haksızlıklar ve tutarsızlıklar yaşandığı için toplumda tepki oluştu.
  • II Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine ekonomiyi ve fiyatları denetim altına almak için 18 Ocak 1940’de Millî Korunma Kanunu çıkarıldı.
  • Devletleştirme politikasının bir sonucu olarak üretim artışında azalışlar ve ithalattaki kısıtlamalar yüzünden birçok ürün ve mal yetersiz seviyeye düştü ve karaborsa oluştu.
  • Bu olumsuzluğu ortadan kaldırmak için piyasa serbestleştirildi ve bu da yüksek enflasyona ve halkın alım gücünün düşmesine neden oldu. 1942’de halka, günlük ekmek ihtiyaçlarını alabileceği karneler dağıtıldı.
  • Savaş koşullarının getirdiği karaborsacılık ve fiyatların yükselmesi bazı kimselerin olağanüstü servetler edinmesine yol açmıştı. Çıkarılan kanunla bir defaya mahsus olmak üzere Varlık Vergisi (11 Kasım 1942) ile ağır bir vergi alındı. 1944 yılı başlarında Varlık Vergisi  uygulamasına son verildi.
  • Tarımla uğraşan kesimi vergilendirmek, askerin ve halkın asgari ölçüde beslenmesini sağlamak için Toprak Mahsülleri Vergisi çıkarıldı (26 Nisan 1944). Üç yıl boyunca uygulanan bu vergi, büyük toprak sahiplerinin iktidardaki partiye karşı cephe almalarına da yol açtı.
  • II. Dünya Savaşı sürecinde Türkiye’de tek parti uygulaması devam etti. Fakat bir takım demokratik açılımlar da gerçekleştirildi.
    1945 yılında SSCB’nin Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı istemesi ve Boğazlar’da askerî bir üs kurmak istediğini belirtmesi nedeniyle Türkiye’nin Batı’nın sempatisini elde edebilmesi, Batı’nın siyasal değerlerini benimsemesi tercih edildi. 
    Yeni çözüm arayışları, iç ve dış dinamiklerin etkisiyle iyice yıpranan iktidarı, demokratikleşme yolunda adımlar atmaya zorladı.
    7 Ocak 1946’da Demokrat Partinin kurulmasıyla da Türkiye’de çok partili demokratik hayat başlamış oldu.

5. 3. II. DÜNYA SAVAŞI’NIN SONUÇLARI

  • II. Dünya Savaşı boyunca elli milyondan fazla insan hayatını kaybetti.
  • Savaş sonrasında dünyada demokratik devletlerden oluşan ABD liderliğindeki “Batı Bloku” ile SSCB liderliğindeki komünist ideolojilerin oluşturduğu “Doğu Bloku” vardı.
  • Savaşın sonunda, savaş suçlarına ve insanlığa karşı işlenen suçlara bakmak üzere Nürnberg Mahkemesi kuruldu. Japon yöneticiler de Tokyo’da kurulan mahkemede yargılandılar.
  • Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 9 Aralık 1948’de “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme”yi kabul etti.
  • Birleşmiş Milletler, 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul etti.

5. 3. 1. II. Dünya Savaşı’ndan Sonra Orta Doğu

  • I. Dünya Savaşı’nın sonunda Kudüs, Osmanlı Devleti’nin elinden çıktı ve İngiltere’nin mandası altına girdi. Bundan sonra Filistin’de yaşayan Araplarla, Filistin topraklarına yerleşen Yahudiler arasında çatışmalar başladı.
  • İngiltere, II. Dünya Savaşı’ndan sonra 2 Nisan 1948’de Araplar ve Yahudiler arasındaki anlaşmazlığı Birleşmiş Milletlere götürdü. BM Filistin Komisyonu oluşturuldu ve komisyon oy birliği ile Filistin’in bağımsızlığını teklif etti.
    Komisyon üyelerini oluşturan üyelerin çoğunluğunun teklifine göre Filistin, Araplar ile Yahudiler arasında taksim edilmeli ve iki ayrı bağımsız devlet kurulmalıydı. Kudüs şehri ise milletlerarası statüye sahip olmalıydı. Komisyonda azınlıkta kalan diğer üyelere göre ise Filistin, Yahudi ve Arap devletlerinden meydana gelen “federal” bir devlet olmalıydı. Yahudiler çoğunluk planını, Araplar ise azınlık planını desteklediler.
  • BM Genel Kurulunda 27 Kasım 1947’de Filistin’in Araplar ve Yahudiler arasında taksimine karar verildi. Büyük devletlerden Amerika, Sovyet Rusya ve Fransa taksim lehinde oy verirken İngiltere çekimser kaldı. Türkiye ise Arap ülkeleriyle beraber Filistin topraklarının taksiminin aleyhinde oy verdi.
  • Arap ülkeleri 17 Aralık 1947’de Kahire’de yaptıkları toplantıda, Filistin topraklarının taksim edilmesini ve İsrail Devleti’nin kurulmasını önlemek için savaşa girme kararı aldılar.
  • İngiltere BM kararından sonra 15 Mayıs 1948’e kadar Filistin’deki bütün kuvvetlerini çekme kararı aldı.
  • Tel Aviv’de bulunan Yahudi Millî Konseyi, İsrail Devleti’nin kuruluşunu ilan etti (14 Mayıs 1948). Amerika, yeni İsrail Devleti’ni daha ilk günden tanıdı.
  • İsrail Devleti kurulur kurulmaz Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak devletleri 15 Mayıs’ta İsrail’e savaş açtılar ve Birinci Arap-İsrail Savaşı başladı. Savaş bir yıl kadar sürdü. 75.000 kişilik İsrail ordusuna karşı, savaşa katılan beş Arap devleti her cephede yenilgiye uğradı.

1948-1949 Arap-İsrail Savaşı’nın Sonuçları:

1. Savaş nedeniyle bir milyon kadar Filistinli yerinden yurdundan etmiş ve bugün de süren Mülteciler Meselesi ortaya çıkmıştır.
2. Mısır’da Kral Faruk rejimi askerî bir darbeyle devrildi, darbenin liderinden Yarbay Cemal Abdülnasır yönetimi ele geçirdi ve gerici olarak nitelediği Arap monarşilerini yıkarak yerlerine “sosyalist-cumhuriyetçi” rejimler kurma çabalarına girişti.
3. İsrail’e karşı alınan yenilgisi sonrasında Cemal Abdülnasır, bütün Arapları birleştirip millî ve büyük bir Arap dünyası kurmak ve onun başına geçmek için çabaladı.
4. Arap-İsrail savaşındaki yenilgi, Araplar arasında İsrail’e duyulan öfkeyi ve düşmanlığı artırdı.

6. ÜNİTE

II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA TÜRKİYE VE DÜNYA

6. 1. II. DÜNYA SAVAŞI SONRASI TÜRKİYE

6. 1. 1. Siyasi Hayat

  • Çok partili siyasi sisteme geçişi sağlayan süreç Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan tarafından imzalanan ve 7 Haziran 1945’te meclis başkanlığına verilen Dörtlü Takrir (önerge) ile başladı. Önerge, meclise dahi taşınmadan parti grubunda görüşülüp reddedildi (12 Haziran 1945)
  • 18 Temmuz 1945’te iş adamı Nuri Demirağ öncülüğünde Millî
    Kalkınma Partisi (MKP) kuruldu. II. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş olan ilk muhalefet partisi MKP, siyasi hayatta çok fazla etkin olamadı.
  • 1946 ve 1950 Yılları Arasında Kurulan Partiler:
  1. Millî Kalkınma Partisi
  2. Yalnız Vatan İçin Partisi
  3. Demokrat Parti (7 Ocak 1946)
  4. Türk Muhafazakâr Partisi
  5. Liberal Demokrat Parti
  6. Serbest Demokrat Partisi
  7. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi
  8. Millet Partisi
  9. Çiftçi ve Köylü Partisi
  10. Toprak Emlak ve Serbest Teşebbüs Partisi
  11. İslam Koruma Partisi
  12. Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi
  • CHP’den ayrılan milletvekilleri tarafından kurulan DP’nin parti programında, Atatürkçülüğün altı temel ilkesine bağlı kalınacağı belirtildi. CHP’nin devletçi ekonomi anlayışı ile laiklik konusundaki uygulamaları ise dolaylı bir şekilde eleştirildi. Demokrat Partinin parti programı, CHP’den farklı olarak, “siyasette demokrasi” ile “ekonomik hayatta liberalizm” ilkelerine dayandırıldı.
  • CHP, 1947’de yapılacak olan milletvekili genel seçimlerini bir yıl öne aldı. ve seçimlerin 21 Temmuz 1946’da yapılması kararlaştırıldı. 
  • Bu seçimlerde CHP 395, DP 64, Bağımsızlar 6 milletvekili çıkarttı.
  • 1946’da yapılan seçim, Türk siyasi tarihinin tek dereceli ve çok partili ilk genel seçimleri oldu.
  • 16 Şubat 1950’de TBMM’de yeni seçim yasası kabul edildi. Seçimlerin tek dereceli, gizli oy ve açık sayım esasına göre yapılması kararlaştırıldı.
  • Seçimler yargı denetimine alındı.
  • 14 Mayıs 1950 Seçimlerinin Sonuçları:

Partiler                                   Oy Oranı %   –    Milletvekili
Demokrat Parti                            53.59                     408
CHP                                                39.98                       69
Millet Partisi                                  3.03                         1
Millî Kalkınma Partisi                00.11                         –
Bağımsızlar                                    3.40                         9
Toplam                                            100                     487

  • 22 Mayıs 1950’de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi, DP genel başkanı Celal Bayar’ı cumhurbaşkanı olarak seçti. Refik Koraltan da TBMM başkanı seçildi. Celal Bayar’ın ardından DP genel başkanlığına ise Adnan Menderes getirildi.

6. 1. 2. Ekonomik Hayat

  • Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tarımsal alanı kalkındırmaya yönelik çalışmalara büyük önem verildi.
  • 1945’te Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
  • 1945’ten sonra CHP, devletçi ekonomi modeli uygulamalarını yumuşattı ve serbest ekonomiye yönelik politikalar takip etmeye başladı.
  • Recep Peker Hükûmeti döneminde yapılan devalüasyon sonucu, 7 Eylül 1946’da Türk Lirası’nın değeri ABD doları karşısında %50 oranında düşürüldü. 1 ABD doları 280 kuruş oldu.
  • 22 Haziran 1945 tarihinde Çalışma Bakanlığı kuruldu. 
  • 9 Temmuz 1945 tarihinde İşçi Sigortaları Genel Müdürlüğü kuruldu. 
  • 23 Ocak 1946 tarihinde İş ve İşçi Bulma Kurumu kuruldu. 

6. 1. 3. Sosyal ve Kültürel Hayat

  • II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de hızlı bir şekilde nüfus artışı yaşandı.
  • 1940-1945 yılları arasında nüfus artış oranı %5,4, 1945-1950 yılları arasında %11,5 oldu.
  • 1945’ten itibaren köyden kentlere göç yaşanmaya başladı.
  • Ankara, İstanbul, Adana, İzmir gibi büyük kentler yoğun olarak göç aldı.
  • 1945-1950 yılları arasında Türkiye’de yayımlanan dergi sayısının neredeyse iki katına çıkmıştır.
  • Bu dönemin kültürel hayatına katkıda bulunan edebiyat dergilerinden başlıcaları; Hisar, Varlık, Mavi, Yeditepe, Pazar Postası, Markopaşa ve Büyük Doğu’dur.
  • Edebiyatta Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat’ın oluşturduğu Garip Akımı ön plana çıktı. Bu akımda şairler, şiirde her türlü kurala ve kalıplara karşı çıkıp günlük konuşma diliyle beraber sokaktaki insanı şiire soktular.
  • 10 Haziran 1949’da, Devlet Tiyatrolarının Kuruluşu Hakkında Kanun’un çıkarılmasıyla kültürel hayatta önemli bir adım atıldı. 
  • Devlet Tiyatrolarında Shakespeare (Şekspir), Moliere (Molyer), Goethe (Göthe), Çehov gibi yabancı yazarların eserlerinin yanı sıra Ahmet Kutsi Tecer, Oktay Rifat ve Cevat Fehmi Başkut gibi yerli sanatçıların eserleri de sergilendi.

6. 2. İKİ KUTUPLU DÜNYA VE TÜRKİYE

6. 2. 1. Doğu Bloku

  • II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan iki süper güçten biri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ydi (SSCB)
  • Almanya, İtalya ve Japonya’nın savaştan yenilgiyle çıkmaları, İngiltere ve Fransa’nın savaşta yıpranmış olmaları SSCB’nin güçlenmesinde etkili oldu.
  • Marshall Planı’na karşılık SSCB ve uydu devletleri, aralarındaki ekonomik ilişkileri ve iş birliğini sıklaştırmak için Molotof Planı doğrultusunda ikili ticaret sistemleri kurdular.
  • SSCB, Doğu Avrupa ülkeleriyle dostluk, iş birliği, saldırmazlık gibi antlaşmalar yaparak bir blok oluşturdu ve bu ülkeleri daha sıkı
    denetim altında tutmaya çalıştı.
  • 5 Ekim 1947’de kurulan Cominform ile SSCB ve komünist rejimler arasında siyasi ve ideolojik bağ sağlandı.
  • Marshall Planı ve Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütüne karşı SSCB öncülüğünde 25 Ocak 1949’de Comecon (Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi) kuruldu.
  • SSCB öncülüğünde; Arnavutluk, Doğu Almanya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya ve Çekoslovakya’nın katılımıyla NATO’ya karşı 14 Mayıs 1955’de kurulan Varşova Paktı. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle 1991’de dağıldı.

6. 2. 2. Batı Bloku

  • II. Dünya Savaşı sonrasında SSCB’nin yayılma tehlikesi karşısında İngiltere Başbakanı Winston Churchill (Vinstın Çörçıl), ABD’ye Türkiye ve Yunanistan’la ilgili uyarı niteliğinde verdiği notalarda Türkiye ve
    Yunanistan’ın Batı savunması için önemi vurgulandı.
  • Batı Bloku’nun liderliğini üstlenen ABD, SSCB’yi çevreleme politikası izledi.
  • ABD’nin Batı Bloku’nun liderliğini üstlenmesiyle İngiltere,  Avrupa’daki üstünlüğünü ABD’ye bıraktı.
  • ABD Başkanı Harry S. Truman (Hery S. Truman), 12 Mart 1947’de Avrupa’yı desteklemek ve güçlendirmek için Truman Doktrini’ni ilan etti.
  • Doktrinin temel amacı, SSCB’nin yayılmasını engellemek ABD’nin ekonomik ve siyasal hâkimiyetinin genişlemesini sağlamaktı. İkinci amaç ise SSCB tehdidine karşı Türkiye ve Yunanistan’a askerî yardım yapmaktı.
  • ABD, Avrupa’nın ekonomik yönden güçlü olduğu takdirde SSCB’nin siyasi yayılmacılığına karşı koyabileceğini düşünüyordu. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall, 5 Haziran 1947’de yaptığı açıklamada ABD’nin, Avrupa’nın ekonomik kalkınması için yapacağı girişimden önce, Avrupa ülkelerinin kendi aralarında ekonomik iş birliği sağlamaları gerektiğini belirtti.
  • Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Norveç, Danimarka, İzlanda, Portekiz, İtalya ve Kanada’nın katılımıyla 4 Nisan 1949’da kuruldu.
  • Londra Antlaşması ile; İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Danimarka, İrlanda, İtalya,Norveç ve İsveç arasında 5 Mayıs 1949 Avrupa Konseyi kuruldu. Üye ülkeler arasında güven oluşturup iş birliği sağlamayı amaçlıyordu.

6. 2. 3. Doğu ve Batı Arasındaki Türkiye

Türkiye-SSCB İlişkileri

  • II. Dünya Savaşı’ndan sonrasında yapılan Yalta Konferansı’nda, SSCB lideri Stalin, II. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan koşullar nedeniyle Boğazların statüsünün aynen devam edemeyeceğini dile getirdi.
  • SSCB 30 Mayıs 1953’te yaptığı açıklamayla, II. Dünya Savaşı’ndan sonra gündeme getirdiği taleplerinden vazgeçtiğini resmen bildirdi.

Türkiye ve Truman Doktrini

  • Türkiye SSCB’nin istekleri ve tehdidi karşısında ABD’nin desteğini almak için Truman Doktrini ile ABD yardımlarını kabul etmiştir.
  • Truman Doktrini’yle dış politikada Batı Bloku’na yaklaşan Türkiye NATO’ya katılmak istedi.
  • Kore Savaşı’nda Doğu Bloku’nun yayılmacılığına karşı dünyayla birlikte hareket eden Türkiye, Batı Bloku ülkelerinin desteğini kazandı.

Türkiye’nin Avrupa Konseyine Üye Olması

  • Türkiye, Avrupa Komisyonu kurulduktan kısa bir süre sonra Yunanistan ve İzlanda ile birlikte Ağustos 1949’da Avrupa Komisyonuna davet edildi.
  • Türkiye’nin komisyona kesin katılımı ise TBMM tarafından 12 Aralık 1949’da onaylandı.

Türkiye’nin NATO’ya Katılması

  • 14 Mayıs 1950 seçimleri sonucu iktidara gelen Demokrat Parti, NATO’ya katılma çalışmalarına hız vermişti.
  • Türkiye’nin NATO’ya katılmak istemesinin nedenleri:
  1. SSCB tehdidinin devam etmesi karşısında ülke topraklarının savunulmasının kolaylaştırılması düşünülmüştür.
  2. Türk devlet adamları Avrupa Konseyinin kurucu üyelerinden olan Türkiye’yi Batı’nın ayrılmaz bir parçası olarak görüyorlardı ve bu dış politikanın vazgeçilmez bir koşulu olarak NATO’ya üye olmanın gerekli olduğu düşünülmüştür.
  • Kore Savaşı, Türkiye için önemli bir dönüm noktası oldu.
  • Türkiye’nin NATO’ya kabul edilmesini sağlayan bir başka gelişme ise SSCB’nin nükleer silah edinmesi oldu.
  • 15 Eylül 1951’de Ottowa’da toplanan NATO Bakanlar Konseyi, oy birliğiyle Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olarak davet edildi, 22 Ekim 1951’de Türkiye ile Yunanistan’ın NATO’ya katılımını sağlayan protokol imzalandı.
  • TBMM, 18 Şubat 1952’de Kuzey Atlantik Antlaşması ve Protokolü’nü onayladı.

Türkiye’nin 4.500 asker göndererek dahil olduğu Kore Savaşı 3 yıl sürdü,  taraflar birbirlerine üstünlük sağlayamadılar.
1950’de başlayan savaş, 27 Temmuz 1953 Panmunjom Ateşkes Anlaşması ile sona erdi. Yapılan ateşkese göre Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki sınır değişmedi ve 38. enlem sınır çizgisi olarak kabul edildi.

6. 3. 1950’Lİ YILLARDA TÜRKİYE

6. 3. 1. Siyasi Hayat

  • 14 Mayıs 1950 seçimleriyle başlayan Demokrat Partinin iktidarı kesintisiz olarak on yıl devam etti ve 27 Mayıs 1960 yılındaki askerî darbeyle sona erdi.
  • Celal Bayar, DP genel başkanlığından istifa ederek görevini Adnan Menderes’e bıraktı.
  • Bu on yıllık süreçte DP genel başkanlığını Adnan Menderes, CHP genel başkanlığını ise İsmet İnönü sürdürdü.
  • Halkı kışkırtmak amaçlı Atatürk heykellerine yapılan saldırılar üzerine 25 Temmuz 1951’de Atatürk’ün manevi şahsiyetini korumak için Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun çıkarıldı.
  • 1953’te Atatürk’ün naaşı geçici olarak konulduğu Etnoğrafya Müzesinden alınarak törenle ebedi istirahatgâhı olan Anıtkabir’e nakledildi.
  • Köy Enstitüleri 1954’te öğretmen okullarına dönüştürüldü.
  • Ekonomide devletçi ekonomi anlayışından liberal ekonomiye geçildi.
  • Ekonomide tarım sektörüne öncelik verildi.
  • Ekonomiyi geliştirmek için yabancı sermaye teşvik edildi. Bu amaçla 1951’de Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu çıkarıldı.
  • 1954 seçimlerinin ardından DP, oylarını önemli ölçüde artırarak iktidarını devam ettirdi.
  • Dış politikada; Kıbrıs Meselesi ve 6-7 Eylül Olayları’nın yaşanması büyük sıkıntılara yol açtı. DP iktidarı döneminin ortalarından itibaren ülkede ekonomik sıkıntılar baş gösterdi.
  • İktidar ve muhalefet arasında yaşanan gerilimler tırmandı.
  • 1958 yılında yapılacak seçimler; muhalefet partileri arasındaki iş birliği arayışları, DP içinde yaşanan çekişmeler, üniversite olayları, ordu içindeki cuntacı hareketlenmeler ve ekonomide yaşanan sıkıntılar nedeniyle 27 Ekim 1957’de yapılacağını duyuruldu.
  • Seçimleri DP kazandı, ancak diğer seçime göre muhalefet bu seçimden güçlenerek çıkmıştı. DP %47,7 oy oranı ile 424 milletvekili çıkardı. Bu dönemde de DP kadrolarında ciddi bir değişiklik olmadı.
  • TBMM, 2 Kasım 1957’de Celal Bayar’ı 413 oyla üçüncü kez cumhurbaşkanı seçti.
  • 1958’de Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Köylü Partisi birleşip Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) adını aldı. Hürriyet Partisi de CHP’ye katıldı. 
  • Muhalefet partilerinin birleşme yoluna gitmesi, iktidar-muhalefet ilişkilerini daha da sertleştirdi.
  • Siyasal gerginliği azaltmak ve istikrarı sağlamak isteyen hükûmet 18 Nisan 1960’da DP milletvekillerinden oluşan ve olağanüstü yetkilere sahip Tahkikat Komisyonu kuruldu.
  • 27 Mayıs 1960’ta Millî Birlik Komitesi adlı bir cunta ülke yönetimine el koydu. DP üyeleri tutuklandı, anayasa ve meclis feshedildi.

6. 3. 2. Ekonomik Hayat

  • 1950 seçimleri ile iktidara gelen Demokrat Parti devletçilik ilkesi tamamen reddetmese de Liberal ekonomi anlayışını savundu. 
  • 1950’de Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası kuruldu.
  • 1951’de “Yabancı Sermaye Yatırımlarını Teşvik Kanunu” çıkartıldı. 1954’te çıkartılan yeni bir kanunla yabancı sermayeye verilen imkânlar daha da genişletildi.
  • Devlet; Makine Kimya Endüstri Kurumu, Denizcilik Bankası, Et ve Balık Kurumu, Devlet Malzeme Ofisi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, Ereğli Demir Çelik Fabrikaları gibi birçok Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT) kurdu.
  • Tarım sektörü ön planda tutuldu.
  • ABD, kara yolları yapımı koşuluyla yardımda bulundu, demir yolları yapımı durdurulup kara yolları yapımına ağırlık verildi.
  • Amerikalı teknik uzmanların girişimiyle 1949’da Kara yolları İdaresi kuruldu.
  • 1954’ten itibaren yaşanan döviz darboğazı yüzünden DP’nin liberalizme kısıtlamalar getirerek, ithalatı kısıtlayıcı önlemler alındı.
  • Devlet sanayide özel sektörün yerini aldı.
  • 1955’ten itibaren tarım ürünlerinin üretiminde düşüşler, dış ticaret açıkları, kamu harcamalarındaki sürekli artışlarla birlikte ekonomik sıkıntılar yaşanmaya başladı.

6. 3. 3. Sosyal ve Kültürel Hayat

  • 1950’li yıllardan itibaren kentlerdeki sanayileşme ile beraber köylerden kentlere göçler artarak devam etti.
  • Göçlere bağlı olarak kentlerde konut sıkıntısı, çarpık kentleşme ve altyapı sorunları gibi problemleri ortaya çıktı.
  • Edebiyatta Garip Akımı’nın ardından İkinci Yeni şiir, Attila İlhan öncülüğündeki Maviciler ve Hisarcılar Grubu ortaya çıktı.
  • 1950 sonrasında gelirleri ve şehirle irtibatı artan kırsal kesimde de, müzik evlere kadar girdi.
  • Dönemin önemli ses sanatçıları arasında Aşık Veysel, Zeki Müren, Müzeyyen Senar yer almaktadır.
  • Sinema tarihinde 1950-1960 yılları Yeşilçam Sineması olarak geçmektedir.

7. ÜNİTE

TOPLUMSAL DEVRİM ÇAĞINDA DÜNYA VE TÜRKİYE

7. 1. 1960 SONRASI DÜNYADAKİ GELİŞMELER

7. 1. 1. Bloklar Arası Rekabet

  • Doğu ve Batı Blokları; ABD ve SSCB öncülüğünde askerî, siyasi ve ekonomik alanlarda teşkilatlanarak ülkeler arasındaki ayrışmayı keskinleştirdi.
  • ABD ve SSCB arasındaki gerilimin önemli sonuçlarından biri Kore Savaşı’dır.
  • 1955’te Bandung Konferansı ile “Üçüncü Dünya Devletleri” olarak isimlendirilen Asya, Afrika ve Latin Amerika Devletleri tarafından Bağlantısızlar Bloku oluşturuldu.
  • 1960 yılından itibaren Soğuk Savaş, Yumuşama (Detant) Dönemi’ne girdi. Nedenleri:
  1. Doğu Bloğunda Yugoslavya ve Çin’in SSCB ile ters düşmesi,
  2. ABD ve SSCB arasında 1962’de meydana gelen Küba Krizi ile kendisini gösteren küresel çapta bir nükleer savaş tehlikesinin ortaya çıkması.
  • Yumuşama Dönemi’nde bloklarda meydana gelen yapı değişikleri, Doğu ve Batı Bloklarında yakınlaşma adımları atıldı:
  1. 1972’de SALT I ve 1979’da SALT II Antlaşmalarının imzalanmasıyla ABD ve SSCB’nin nükleer silahlarını azaltma girişimleri,
  2. Blokların birbirlerinin varlıklarına saygı göstereceklerini taahhüt ettikleri Helsinki Sözleşmesi’ni imzalamaları.

7. 1. 2. Arap-İsrail Savaşları

  • 1948’de Filistin toprakları üzerinde İsrail Devleti’nin kurulması Orta Doğu’da uzun soluklu savaş dönemini başlattı.
  • 1948’deki ilk Arap-İsrail Savaşı Arapların yenilgisiyle bitti.
  • 1978’de Mısır ve İsrail arasında imzalanan Camp David (Kemp Deyvid) Antlaşması’na kadar İsrail ve Arap devletleri arasında üç önemli savaş daha yaşandı.
  • Mısır devlet başkanlığını ele geçiren Albay Abdünnâsır, Süveyş Kanalı’nı millîleştirdi ve 1881’den beri bölgede etkisi olan İngiltere’nin ülkeden tamamen çekilmesini istedi.
  • İsrail, Mısır’ın Ürdün ve Suriye ile yaptığı askerî ittifakın kendisini tehdit ettiğini bahane ederek Mısır’a saldırdı. İngiliz ve Fransız birlikleri de Süveyş Kanalı’nı işgal etti.
  • Birleşmiş Milletler tarafından alınan, ABD ve Rusyanın desteklediği  kararla İsrail, İngiltere ve Fransa’nın işgal ettiği Mısır topraklarından çekilmek zorunda kaldı.
  • İngiltere ve Fransa Orta Doğu üzerindeki gücünü kaybettiler, onların yerini ABD ve SSCB aldı.
  • 1967’de Mısır, Suriye, Ürdün ve Irak ittifakı İsrail’e saldırdı. Tarihe “Altı Gün Savaşı” olarak giren savaşta Araplar yenildi.
  • Arap-İsrail Savaşı sonunda İsrail, Mısır’ın Sina Yarımadası’nı, Suriye’nin Golan Tepeleri’ni, Ürdün’ün Batı Şeria bölgesini
    ve Doğu Kudüs’ü işgal ederek sınırlarını dört kat genişletti. ve Yahudiler yaklaşık iki bin yıl sonra ilk defa Kudüs’ün tamamına egemen hâle geldiler.
  • 1973’te Yom Kippur Savaşı olarak adlandırılan Arap-İsrail Savaşı, 1967 savaşının bir devamı niteliğindeydi. Mısır, Suriye ve Ürdün kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail’e saldırdı. Savaşın ilk anlarında Mısır ve Suriye, İsrail karşısında ilerleme sağladılar. Savaşın ilerleyen anlarında İsrail’in dengelediği savaşta taraflar, BM Güvenlik Konseyinin çatışmayı durdurma çağrısına uyarak savaşı sonlandırdılar. 1974’te kesin ateşkes sağlandı.
  • İsrail’in Mısır ve Suriye sınırına BM Barış Gücü askerlerinin yerleştirilmesi kabul edildi.
  • Arap ülkeleri, İsrail’i destekleyen Batı ülkelerine karşı petrol fiyatlarını bir siyasi güç olarak kullanma kararı aldı, ancak Batı ülkeleri, yükselen petrol fiyatlarını sanayi ve teknoloji ürünlerine yansıtarak kısa sürede bu ekonomik durumu dengelediler. 
  • 1978’de Mısır’ın yeni devlet başkanı Enver Sedat, SSCB ile iş birliğinden vazgeçip ABD’ye yaklaşma kararı aldı. ABD’nin girişimiyle, Mısır ile İsrail arasında 17 Eylül 1978’de Camp David Antlaşmaları imzalandı.
  • Antlaşmalar neticesinde göre İsrail, Sina Yarımadası’nı Mısır’a geri verdi, Mısır da İsrail’in siyasi varlığını tanıdı. Kurulduğu 1948’den bu yana İsrail’in siyasi varlığını, bir Arap devleti ilk kez resmen kabul etti.

7. 1. 3. İran-Irak Savaşı

  • Orta Doğu’da meydana gelen önemli çatışmalardan biri olan Irak-İran  savaşı; Irak ve İran’ın Basra Körfezi üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesi, Şattülarap su yolu meselesi, dinî ve etnik anlaşmazlıklar nedenleriyle çıkmıştı.
  • Savaş, 22 Eylül 1980’de Irak’ın İran’a saldırmasıyla başladı, iki taraf birbirine üstünlük sağlayamadı ve Birleşmiş Milletlerin ara buluculuğu ile 1988’de sona erdi.

7. 2. 1960 SONRASI TÜRK DIŞ POLİTİKASINI ETKİLEYEN GELİŞMELER

  • Yunanistan, 1954’te Birleşmiş Milletlere başvurarak Kıbrıs’ın kendi kaderini belirlemesi için Ada’da halk oylaması yapılmasını talep etti. Bu talep BM tarafından kabul edilmedi ancak bu, Türkiye’nin de Kıbrıs Sorunu ile ilgilenme sürecini başlattı. Böylece Kıbrıs, 1954’ten itibaren Türkiye’nin dış politikasının en önemli meselesi hâline geldi.
  • Kıbrıslı Rumlar, adadaki İngilizlere ve Türklere karşı EOKA adlı bir terör örgütünü kurdular. Şiddet kullanarak Ada’yı İngilizlerden ve Türklerden temizleyerek Rumlaştırmak ve daha sonra Kıbrıs’ı Yunanistan’a katmayı amaçlamışlardı.
  • İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ı görüşmeye davet etti. 1955’te toplanan Londra Konferansı’nda bir sonuç alınamadı.
  • İngiltere Ada’ya özerklik önerirken Yunanistan halk oylamasında ısrar ediyor, Türkiye ise var olan durumun korunmasını ya da Ada’nın kendisine bırakılmasını istiyordu.
  • Kıbrıslı Türkler, EOKA terörüne karşı 1957’de TMT’yi (Türk Mukavemet Teşkilatı) kurarak kendilerini savunmaya başladı.
  • 1958’de İngiltere tarafından Mac Millan (Mak Milen) Planı ortaya atıldı ve ABD bunu destekledi. Bu planı görüşmek için 1959’da Türkiye ve Yunanistan arasında Zürih’te başlayan görüşmelerde Kıbrıs Adası’nın bağımsız bir devlet olması fikri kabul edildi ve 11 Şubat 1959’da
    Zürih Antlaşması imzalanarak Kıbrıs’ın bağımsızlığı resmîleşti. 
  • 1960’ta İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın imzaladığı Londra Antlaşması’yla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci resmen başladı.
  • Londra Antlaşması’yla, Ada’daki Türk ve Rum toplumunun kurulacak Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki temsil şartlarını şöyleydi:
  1. Türk ve Rum toplumları kendilerini ilgilendirecek işleri toplum meclislerinde yürüteceklerdi.
  2. Yürütmenin başkanı olan cumhurbaşkanı Rum, yardımcısı Türk olacaktı.
  3. Cumhurbaşkanı, üyelerinden üçünün Türk, yedisinin Rum olacağı bakanlar kurulu ile görevini yürütecekti.
  4. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzeninin sürekliliği İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde olacaktı.
  • Rumlar, enosis fikrini hayata geçirmek hazırladıkları Akritas Planı, Türkiye ve Ada’daki Türk toplumu tarafından reddedildi.
  • Rumlar ve Türkler arasında gerginlik arttı. Rumlar Akritas Planı gereğince genel saldırıya geçtiler ve pek çok Türk’ü vahşice katlettiler. Yaşanan bu cinayetlere ve katliama Kanlı Noel adı verildi.
  • Türk savaş uçaklarının ada üzerinde uçuş görevinin komutanı Yüzbaşı Cengiz Topel’in uçağı, Rumlar tarafından düşürüldü ve esir düşen Yüzbaşı Cengiz Topel daha sonra Rumların işkencesi sonucu şehit oldu.
  • Lefkoşa’nın Rum ve Türk tarafını birbirinden ayırmak için İngiltere tarafından Yeşil Hat adı verilen bir sınır çizildi.
  • Kıbrıs’taki Türk toplumu, 1967’de Dr. Fazıl Küçük önderliğinde Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi’ni kurdu. 1971’de geçici ifadesi kaldırılarak oluşum Kıbrıs Türk Yönetimi’ne dönüştü.
  • 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Yunanistan’a bağlı subaylar askerî bir darbe yaparak Cumhurbaşkanı Makarios’u devirerek yerine EOKA’ya bağlı Nikos Samson’u geçirdiler ve Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Ada’yı Yunanistan’a bağlamayı amaçlıyorlardı.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974’de Kıbrıs’ta barışı ve anayasal düzeni yeniden sağlamak için Kıbrıs Barış Harekâtı’nı gerçekleştirdi.
  • Birleşmiş Milletler taraflara ateşkes çağrısında bulundu. 25 Temmuz 1974’te taraflar Cenevre Konferansı’nda toplandı. Konferansın sonuçsuz kalması üzerine Türkiye 14 Ağustos 1974’te İkinci Barış Harekâtı’na başladı. İkinci Barış Harekâtı ile Lefke-Lefkoşa-Magusa hattı çizildi ve adanın üçte biri Türk kontrolüne geçince harekât sona erdi.
  • Türk toplumu 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurdu ve Başkanlığa Rauf Denktaş seçildi.
  • Rumlar, Kıbrıs Sorunu’nu 1983’te Birleşmiş Milletlere taşıdılar. BM Genel Kurulu 13 Mayıs 1983’te toplandı ve oylama Rumlar lehine sonuçlandı.
  • BM Genel Kurulunun bu yanlı kararından sonra Kıbrıs Türk toplumu Türkiye’nin desteğiyle 15 Kasım 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni kurarak bağımsızlığını ilan etti.

7. 2. 2. Türk-Yunan İlişkileri

  • Balkan Savaşları’ndan sonra imzalanan 1913 tarihli Londra Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’ni elindeki Gökçeada, Bozcaada; İtalya’nın elindeki On İki Ada dışında Ege Adalarının geleceği büyük devletlerin kararına bırakıldı.
  • Türkiye ve İtilaf Devletleri arasında yapılan Lozan Barış Antlaşması’nda, Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye bırakıldı. On İki Ada ise İtalya’da kaldı.
  • II. Dünya Savaşı’nda yenilen İtalya, 1947 Paris Antlaşması’yla,
    askerî üsler kurmamak ve silah yığınağı yapmamak kaydıyla On İki Ada’yı Yunanistan’a bıraktı. 
  • Yunanistan, özellikle 1963 Kıbrıs Bunalımı’ndan sonra, Lozan ve Paris Antlaşmaları’na aykırı olarak Ege Denizi’ndeki adaları
    silahlandırmaya başladı.
  • 1973’te Türkiye’nin Ege Denizi açıklarında petrol aramak üzere Türkiye Petrolleri Anonim Şirketine arama ruhsatı vermesiyle kıta sahanlığı sorunu başladı. 
  • 1976’da Sismik-I adlı Türk araştırma gemisinin Ege Denizi’ne savaş gemileri korumasında açılması, Türkiye ve Yunanistan’ı savaşın eşiğine getirdi.
  • Yunanistan’ın, Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığa karşı takındığı olumsuz tutum, iki ülkenin ilişkilerini doğrudan etkilemektedir.
  • Bulgar çetelerinin Batı Trakya’da yaşayan Müslüman Türklere
    şiddet uygulaması nedeniyle, Enver Paşa‘nın buyruğuyla bölgeye gönderilen, Kuşçubaşı Eşref komutasında 116 kişilik bir birlik başarı gösterdi ve Batı Trakya’yı işgalcilerden temizledi. Gümülcine’yi alarak 31 Ağustos 1913’te “Batı Trakya Türk Cumhuriyeti”ni kurdu
  • İstanbul Hükûmeti ile Bulgaristan arasında İstanbul Antlaşması’nın imzalanmasıyla Batı Trakya resmen Bulgaristan’a bırakıldı ve tarihte cumhuriyet olarak kurulan ilk Türk Devleti çok kısa ömürlü oldu.
  • I. Dünya Savaşı’nda Batı Trakya, Fransızlar tarafından işgal edildi.
  • Batı Trakya konusu, Lozan Barış Konferansı sırasında görüşüldü ve  Türkiye bölgede bir halk oylaması yapılmasını isterken Yunanistan Türkiye’nin bölgeyi 1913’te kaybettiğini ve burada söz hakkı olmadığını savundu.
  • Batı Trakya, Lozan Barış Konferansı’nda Yunanistan’a bırakılmak zorunda kalınmıştı.
  • Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan mübadele antlaşmasına göre Batı Trakya’daki Müslümanlar yerleşik sayıldı ve mübadele dışı bırakıldılar.
  • Batı Trakya Türklerini sistemli bir şekilde asimilasyona tabi
    tutan ve göç ettirme politikası güden Yunanistan Batı Trakya Türklerine çeşitli baskılar uygulamaktadır, bunlar:

1. Batı Trakya’daki Türk kimliği inkâr edilerek bölgedeki Türkler, Yunan resmî makamlarınca ‘Müslüman azınlık’ olarak kabul edilmektedir.
2. Lozan Barış Antlaşması’na göre Türklere tanınan vakıf ve kurum kurma hakkı önlenmiştir.
3. Batı Trakya’daki Türk okullarında eğitim, özellikle Yunan öğretmenlere verdirilmektedir.
4. 1977’de çıkarılan iki yasayla; Lozan Barış Antlaşması, 1951 Türk-Yunan Antlaşması ve 1968 Türk-Yunan Kültür Protokolü ihlal edilerek Batı Trakya Türklerinin Türkçe eğitim hakları ellerinden alınmıştır.

5. Lozan Barış Antlaşması çerçevesinde Müslüman Türklere tanınması gereken dinî haklar tanınmamaktadır. Türkler kendi müftülerini seçememektedir. 

7. 2. 3. Ermenilerin Faaliyetleri ve ASALA Terör Örgütü

  • 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’nda Batılı devletler, Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin hakları konusunda reform yapılmasını talep ettiler.
  • Osmanlı Ermenilerinin, Batılı devletlerin kışkırtması ve Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik akımının etkisiyle, ayrılıkçı faaliyetlere başlamaları, Ermeni sorununun başlangıç tarihi oldu.
  • I. Dünya Savaşı sırasında Ermeni çetelerinin Rus ordusu saflarında savaşmaları ve cephe gerisinde Türk köylerine saldırmaları üzerine Osmanlı Devleti, önleyici tedbirlere başvurdu. Bu kapsamda çıkarılan Tehcir Kanunu ile 1915’te Ermeniler, Suriye bölgesine zorunlu göçe tabi tutuldu.
  • 1920’de Doğu Cephesi komutanı olarak atanan Kazım Karabekir Paşa,
    TBMM’den aldığı emirle Ermenistan’ın saldırgan faaliyetlerine son vermek için taarruza geçti. Kars ve Ardahan Ermenilerden geri alındı. 1920’de TBMM Hükûmeti ve Ermenistan arasında imzalanan Gümrü Antlaşması’yla Ermenilerin yıkıcı faaliyetleri son buldu.
  • 1965’e kadar Türk-Ermeni ilişkileri sakin bir dönem geçirdi.
    Ermeni lobisinin kışkırtması ve Batılı devletlerin desteğiyle Türklere karşı Ermeni şiddeti yeniden canlandı. “Ermenistan’ın Kurtuluşu
    İçin Ermeni Gizli Ordusu” isimli terör örgütü (ASALA) yurt dışındaki Türk temsilcilik ve kuruluşlarına, Türk diplomat ve büyükelçilik görevlilerine yönelik silahlı saldırılar düzenlemeye başladı.
  • ASALA terörü, 1973’te Mıgırdiç Yanıkyan adlı bir Ermeni’nin Türkiye’nin Los Angeles Büyük Elçisi Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’i şehit etmesiyle başladı.
  • ASALA, 15 Temmuz 1983’te Paris’in Orly Havaalanı’ndaki Türk Hava Yolları bankosuna yerleştirdiği bombanın patlamasıyla ikisi Türk sekiz kişinin hayatını kaybettiği saldırıdan sonra, Avrupa’daki desteğini kaybetti.
  • ASALA’nın Türkiye’de yaptığı ilk ve en kanlı eylem olan Esenboğa Havalimanı saldırısında 7 Ağustos 1982 tarihinde 9 kişi hayatı kaybetti 72 kişi de yaralandı.
  • Ermeni meselesi konusunda Ermenistan’dan sonra Türkiye’nin ikili ilişkilerinde gerginlik yaşadığı ülkelerin başında ABD gelmektedir.
  • Avrupa Birliğinden farklı olarak Ermeni meselesinde Türkiye’ye karşı
    daha olumsuz bir tavır takınan ülke Fransa’dır.
  • Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bir diğer ülke de Rusya’dır. Rusya, Türkiye-Rusya ilişkilerinde Ermenistan lehinde tutum sergilemektedir.

7. 3. 1960 SONRASI TÜRKİYE’DE YAŞANAN SİYASİ, EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞMELER

7. 3. 1. Askerî Darbeler

  • Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kurulan bir cunta 27 Mayıs 1960’ta yönetime el koydu ve Demokrat Parti kapatıldı.
    Başbakan Adnan Menderes, bakanlardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan Yassıada’da kurulan bir mahkemeyle yargılandı ve idam edildiler. 
  • 12 Mart 1971’de Genel Kurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanının imzaladıkları bir muhtıra ile ortaya çıkan darbe sonucu seçimle göreve gelmiş olan Adalet Partisi Hükûmeti ve Başbakan Süleyman Demirel bu isteğe boyun eğmek zorunda kalarak istifa etti. 
  • Artan politik gerilim ve ekonomik darboğaz, bir kargaşa ortamını gerekçe gösteren Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesi demokrasi dışı bir yöntemle 12 Eylül 1980’de mevcut hükûmete askerî darbe
    yaptı ve yönetimi ele geçirdi.

7. 3. 2. 1961 ve 1982 Anayasaları

  • Osmanlı tarihinde 1876 Kanun-ı Esasi ile başlayan anayasa deneyimi, Cumhuriyet Dönemi’nde millî egemenliğe dayalı bir devletin kurulmasıyla yazıldığı dönemin siyasi ve sosyal ihtiyaçlarına göre şekillendi.
  • 1921 Anayasası, Millî Mücadele Dönemi’nin ihtiyaçlarını yansıtan daha genel bir metindi.
  • 1924 Anayasası ise yeni kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinin yapılandırılmasını hedefliyordu.
  • 1961 ve 1982 Anayasaları darbe anayasasıdır. 1961 ve 1982 Anayasalarının benzer yönleri:

1. Her iki anayasa da askerî darbe ile oluşturulmuştur.
2. Her iki anayasa da yürürlüğe girmeden önce halkoyuna sunulmuştur.
3. Her iki anayasa da bir askerî, bir sivil kanadın oluşturduğu kurallar aracılığıyla yapılmıştır.

  • 1961 ve 1982 Anayasaları yapı bakımından temel bazı farklılıklara da sahipti, bunlar:
  1. 1961 Anayasası ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması, yargısal denetime tabii kılınarak önemli bir gelişme sağlanmıştır. 1982 Anayasası ile devlet otoritesinin ağırlığı artmıştır  ve toplumsal kaygılar sebebiyle hak ve hürriyetlerde sınırlamalara gidilmiştir.
  2. 1961 Anayasası’na göre devletin temel görevi, sosyal devlet görevini önemsemiştir. 1982 Anayasası ise güçlü devlet, otoriter idare kavramlarını ön plana çıkarmıştır.
  3. 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na kıyasla yürütmede Cumhurbaşkanının ve başbakanın yetkilerini daha çok güçlendirmiştir.
  4. 1961 Anayasası’nda yasama yetkisi, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak iki meclis arasında bölüşülmüştür. Parlamenter sistem uygulanmış ama iki meclis sistemi getirilmiştir. 1982 Anayasası’nda ise Cumhuriyet Senatosu kaldırılmıştır.
  5.  1961 Anayasası’nda çoğulcu bir yapı oluşturulmuş, siyasi partiler güvenceli bir hukuki statüye kavuşturulmuştur. 1982 Anayasası’ndaysa siyasi partiler, dernekler, kamu kuruluşlarına getirilen yasaklarla daha az katılımcı demokrasi anlayışı  benimsenmiştir.
  6. 1961 Anayasası’nda Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliğini tanımlaması “insan haklarına dayalı” ifadesinin yerine 1982 Anayasası’nda “insan haklarına saygılı” olarak yazılmıştır.
  7. 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre daha ayrıntılı maddeler ve detaylı hükümler içermektedir.

7. 3. 3. Göçler ve Sosyal Hayat

Daha çok, köyden kente doğru yaşanan bu göçler daha çok ekonomik ve beşerî nedenlerle gelişti. İç göçlerin yaşanmasına etki eden başlıca unsurlar şunlardı:

1. Hızlı nüfus artışı,
2. Köylerde toprakların artan nüfusa yetmemesi,
3. Modern tarım yöntemlerinin gelişmesiyle köylerde iş gücüne duyulan ihtiyacın azalması,
4. Köy insanının kentlerdeki gelişmiş eğitim, sağlık ve kamu hizmetlerinden yararlanmak istemesi,
5. Gelişen ulaşım ağı nedeniyle köy nüfusunun kentlere gidişinin kolaylaşması.

Göçün önemli sosyal, ekonomik ve çevresel sonuçları olmuştur. Bunlar:

  1. Göç veren yerlerde tarım alanları işlenemedi, tarımsal üretim ve hayvancılık azaldı.
  2. Göç alan yerlerde çevre kirliliği, altyapı yetersizliği, gecekondulaşma, eğitim ve sağlık hizmetlerinde tıkanma ve suç oranında artış görüldü.
  3. Kent nüfusunun artması ile işçi sayısı da artış gösterdi ve sendikal hareketlerde artış görülmeye başlandı.
  4. Sanatsal faaliyetlerin içeriği ve kimliği değişti.
  5. Arabesk kültür müziğin yanında sosyal yaşamda da etkisini göstermeye başladı.
  6. Yurt dışına göçen işçiler ekonomiye önemli katkı sağlamıştır.
  7. Türkiy’den yurtdışına beyin göçü ülkemizi olumsuz etkilemiştir.

7. 3. 4. Ekonomide Yaşanan Gelişmeler

  • 1950-1960 yılları arasındaki ekonomi politikası, devletçi ekonomik politikalardan liberal ekonomik politikalara geçiş başlamıştır.
  • 1950’de iktidar olan Demokrat Parti Dönemi’nde dışa kapalı ve korumacı iktisat politikaları yerine serbest dış ticaret rejimini  benimseyerek ithalat yasağı kaldırılmıştır.
  • 1954’ten itibaren Demokrat Parti, ekonomideki tıkanma sonucunda tarıma ve dış ticarete dayalı sanayileşme politikasını terk etti ve özelleştirmeye dayalı sanayileşmeye öncelik verdi. Ancak bu da istenen sonucu vermedi.
  • Sonrasında liberal ekonomi anlayışının tam aksine, Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) adı verilen devlete ait işletmeler kuruldu.
  • 1960’dan sonra anayasada yer alan sosyal devlet anlayışı benimsendi ve planlı ekonomiye tekrar geçildi.
  • Dış ticaret açığını, enflasyon ve bütçe açıkları nedeniyle 1970’li
    yılların sonunda ekonomi iyice kötüleşti. 24 Ocak 1980’de ekonomiye yön verecek bazı kararlar alındı, amaç:
  1. Enflasyonun aşağıya çekilmesi
  2. Serbest piyasa ekonomisinin harekete geçirilmesi
  3. Ekonomiyi dışa açarak döviz gelirlerinin artırılması
  • Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrası Batı Bloğu’na yakınlaşmış, ABD’nin tasarladığı yeni ekonomik sistemle bütünleşme sürecine girmişti. Buna uygun olarak 1947’de IMF ve Dünya Bankasına üye oldu.
  • Türkiye, ilk defa 1950’de Dünya Bankasından ve 1961’de IMF’den kredi aldı.
  • 1994’te Türkiye’deki ekonomik krizin etkilerini yumuşatmak için IMF’nin isteği doğrultusunda yürürlüğe konan program çerçevesinde “5 Nisan” kararları alındı.
  • Türkiye’de ekonomide yaşanan önemli gelişmelerden birisi de 1985 yılında KDV’nin yürürlüğe konmasıdır.

7. 3. 5. İletişim ve Ulaşımda Yaşanan Gelişmeler

  • Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ülkeyi kalkındırmak amacıyla yabancıların elindeki demir yolu işletmeleri satın alınarak millîleştirilmişti ve TCDD kurulmuştu.
  • Türkiye’de deniz yolu ile yük ve yolcu taşımacılığı da 1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu’nun çıkarılmasıyla gelişmeye başladı.
  • 1950’den sonraki yıllarda ise ABD yardım koşulu olarak; kara yolları, demir yoluna göre ön plana çıktı.
  • Türkiye’de montaj da olsa otomotiv sanayisinin kurulması kara yolu taşımacılığının gelişmesine neden oldu.
  • Gelişmişliğin göstergelerinden biri olarak kabul edilen otoyolları Türkiye’de ilk defa 1973 yılında hizmete açıldı.
  • Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 16 Haziran 1961’de Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD) 23 mühendisle “Devrim Arabası” projesini 129 günde yaptı. Ancak projeye sahip çıkılmadığı için devamı getirilemedi.
  • 1980 sonrası dönemde ise otoyol yapımına hız verildi ve kara yoluna yapılan yatırımlar öncelik kazandı.
  • 2000’li yıllarda hava, deniz ve demir yolu ulaşımındaki gelişmelerle yolcu taşımacılığında kara yolunun payı %89,3’e düştü.
  • 1927’de İstanbul Radyosu kuruldu.
  • 1960 sonrasında dünyadaki gelişmelere uygun olarak Türkiye’de iletişim teknolojisi gelişti ve 1964 yılında Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) kuruldu.
  • 1968’de TRT tarafından televizyon yayını yapılmaya başladı.
  • 1973’te teleks, 1979’da uydu teknolojisi Türkiye’de kullanılmaya başlandı.
  • Türkiye; 1986 yılında çağrı cihazları, 1994 yılındaysa Mobil İletişim İçin Küresel Sistem (GSM: Global System for Mobile Communications) teknolojisiyle tanıştı.
  • Türkiye’de internet ilk kez 12 Nisan 1993’te kullanılmaya başlandı.

8. ÜNİTE

XXI. YÜZYILIN EŞİĞİNDE TÜRKİYE VE DÜNYA

8. 1. 1990 SONRASI TÜRKİYE’DEKİ GELİŞMELER

8. 1. 1. Ekonomik Krizler

  • 1994 yılı, Türkiye’nin biriken ekonomik sorunlarla karşı karşıya
    kaldığı bir yıl olmuştur. Yüksek enflasyonun ve cari açığın yaşandığı bu süreçte faiz oranları yüzde 400’ü aşarken, enflasyon yüzde 121’e sıçradı.
  • IMF (Uluslararası Para Fonu) yardımıyla bir çözüm planı
    hazırlandı. Bu plan, 5 Nisan Kararları olarak bilinmektedir.
  • 5 Nisan Kararları’nın en önemli başarısı, kamu kesimi borcunun azaltılması ve belli bir oranda bütçe disiplinin sağlanabilmesidir.
  • Şubat 2001’de gerçekleştirilen Millî Güvenlik Kurulu toplantısında dönemin cumhurbaşkanı, Ahmet Necdet Sezer ile dönemin başbakanı, Bülent Ecevit arasında yaşanan sert tartışma önce siyasi krize ve beraberinde ekonomik krize yol açtı. 
  • Faiz oranları gecelik % 7.500’e kadar çıkarken borsada %15 oranında düşüş yaşandı. Kamu bankaları büyük açıklar verdi.
  • Yatırımcıların güven kaybı yaşaması sebebiyle ülkede sermaye çıkışı hızlanarak arttı.
  • Bu gelişmeler bütçe açıklarının artmasına ve şirketlerin batmasına neden oldu.
  • 2001 Ekonomik Krizi’nin en ağır sonuçlarından biri de faizlerin ve enflasyonun çok yükselip günlük yaşamı olumsuz etkisi altına alması oldu.
  • Bu dönemde yardım istenen IMF’nin Türkiye’ye verdiği programı uygulamak üzere Dünya Bankası başkan yardımcılarından Kemal Derviş, Türkiye’ye getirildi ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı olarak göreve başlatıldı.
  • 2008’de ise Amerika Birleşik Devletleri’nde konut sahiplerinin ipotekli konut kredilerini ödeyememeleri üzerine bankalar ve finans kuruluşlarında başlayan darboğazın üretim ve hizmet piyasasını da darboğaza sokan bir kriz başladı.
  • Alınan önlemlere rağmen 2008 krizinin etkisiyle Türkiye ekonomisi 2009’da %4,8 küçüldü.
  • 2008’in Ağustos ayında işsizlik oranı %9,8’e yükseldi.

8. 1. 2. Millî İradeye Darbeler

  • 28 Şubat 1997’de seçilmiş hükûmete karşı diğer askerî darbelerden daha farklı bir darbe gerçekleştirildi. Silahlı kuvvetlerin hükûmeti görevden zorla almaması nedeniyle 28 Şubat’ı ta gerçekleştirilen darbe, “post-modern” darbe olarak adlandırılmıştır.
  • 28 Şubat Darbesi’ne giden süreçte hükûmete karşı yapılan müdahalenin gerekçeleri olarak şunlardı:
  1. Başbakan Necmettin Erbakan’ın, İslam ülkeleri ile yakınlaşması, İslam ortak pazarı için G-7’ye karşı, D-8’ler grubunu kurma projesi için harekete geçmesi.
  2. Başbakan Necmettin Erbakan’ın, Başbakanlık Resmî Konutu’nda, kamuoyunda tartışılan bir iftar yemeği vermesi.
  3. Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız’ın, Filistin ile dayanışma gecesi düzenlemesi; geceye İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Bagheri’nin çağrılması. Gecede yapılan konuşmaların ve sergilenen tiyatro oyununun içeriğinden rahatsız olunması.
  • Hükûmet ile asker arasındaki gerilim tırmanırken Millî Güvenlik Kurulu (MGK), 28 Şubat 1997’de ‘irtica’ gündemiyle
    toplandı. MGK’da yer alan askerî kanat, 18 maddelik bir karar listesi ortaya koydu:

28 Şubat kararları
1. 8 yıllık kesintisiz eğitim tüm yurtta uygulanmalıdır.
2. Kur’an kursları MEB’in sorumluluğu ve kontrolünde olmalıdır.
3. Tarikatların faaliyetlerine son verilmelidir. 677 sayılı kanunla Tekke ve Zaviyelerin açılması yasaklanmıştır. Bu kanunun uygulanması için ilgililer
uyarılmalıdır.
4. Aşırı dinci kesimlerin kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite, eğitim kurumları, bürokrasi ve yargı kuruluşlarına sızması önlenmelidir.
5. Kıyafet Kanunu’na aykırı uygulamalar önlenmelidir.
6. Kurban derileri kanunda belirtilen kuruluşlarca toplanmalıdır.

27 Nisan E-Muhtırası

Laikliğin tartışılmasından endişe duyulduğunun ifade edilmesiyle devam
eden e-muhtırada “Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, ‘Ne
mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.” diye sert ifadelerde bulunulmuştu. Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle birlikte kamuoyunda ortaya çıkan laiklikleilgili tartışmalarda TSK’nın taraf olduğu ve laikliğin kesin savunuculuğunu üstlendiğini vurguluyordu. 

Hükûmet, TSK’nın 27 Nisan’da internet bildirisiyle yaptığı vesayet girişimine karşı kararlı bir tutum gösterdi. Böylece demokrasiye ve millî iradeye yönelmiş büyük bir saldırı bertaraf edildi. 

15 Temmuz 2016’da TSK içerisinde örgütlenmiş bir grup FETÖ (Fethullahçı
Terör Örgütü) mensubu subay tarafından demokrasiye ve millî iradeye karşı başlatılan hain darbe girişimi, tüm yurtta yaklaşık 22 saat süren bir mücadele sonucunda bertaraf edildi.

Darbe sürecinde yaşanan en önemli gelişme, özel kuvvetler mensubu astsubay Ömer Halisdemir’in komutanından aldığı emirle özel kuvvetleri ele geçirmeye çalışan general Semih Terzi’yi vurmasıyla yaşandı. Bu olay darbecilerin planlarının bozulmasına yol açtı.

Milletin darbecilere karşı gösterdiği iradenin ve kazanılan zaferin ardından
her yıl, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü kutlamaları gerçekleştirilmektedir.

8. 1. 3. Terörle Mücadele

Türkiye, özellikle dış destekli yardımlarla gerçekleştirilen pek çok terör hareketine maruz kalmaktadır. Bu şekilde Türkiye’nin kaynaklarını ve dikkatini terör örgütlerine harcayarak dünya siyasetinde etkin bir rol oynamasını önlemek amaçlanmaktadır.

Türkiye, 1973’te başlayan dış destekli bir Ermeni Terör Örgütü ASALA terörünün bitirilmesinin ardından 1980’lerin sonunda PKK bölücü terör örgütü saldırıları başladı. Günümüze kadar varlığını sürdüren PKK terörü nedeniyle pek çok güvenlik görevlisi şehit oldu, binlerce masum insan katledildi.

PKK terör örgütüyle uğraşan Türkiye, sınır komşuları olan Irak ve Suriye’de
yaşanan iç istikrarsızlıklar nedeniyle, 2014 yılından itibaren bölgedeki güvenlik açığını değerlendirerek güç kazanan ve dış desteklerle büyüyen DAEŞ terör örgütünün hedefi hâline geldi.

Türkiye, PKK ve DAEŞ’in yanı sıra FETÖ ile de etkin bir şekilde mücadele etmektedir.

8.1.4. Bilim, Sanat ve Spordaki Gelişmeler

Uzun yıllar krizde olan Türk Sineması’nda. Yavuz Turgul’un yönettiği ve senaryosunu yazdığı Eşkıya filmi, 1996-1997 sezonunda 2 milyon 568 bin 339 kişi tarafından izlendi. Sektör için bu bir umut oldu.

2016 yılında yerli sinema sektörü, sadece vizyon gelirleriyle 690 milyon
TL’lik bir gelir elde etti. Sinema sektörünün toplam büyüklüğü 3 milyar
TL’ye ulaştı.

1986 yılında Bulgaristan Türklerinden Naim Süleymanoğlu, Türklere yapılan baskılardan kurtulmak ve Türkiye adına müsabakalara katılabilmek için Avustralya’da düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası’nda Türkiye Büyükelçiliğine sığınarak Türkiye’ye iltica etti.

Naim Süleymanoğlu, Türkiye’nin güreş sporu dışında olimpiyatlarda altın madalya kazanan ilk sporcusu oldu. Naim Süleymanoğlu halter kariyeri boyunca 46 dünya rekoru kırdı.

1999-2000 futbol sezonunda UEFA Kupası’nda şampiyonu olan
Galatasaray Futbol Kulübü, ilk kez bir Avrupa kupasını Türkiye’ye getiren Türk takımı oldu.

2002’de Güney Kore ile Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği Dünya Kupası’na
Türkiye A Millî Futbol Takımı, 48 yıl aranın ardından turnuvaya ikinci kez
katıldı ve dünya üçüncülüğüyle de tarihî bir başarıya imza attı.

Bir Türk bilim adamının 2015 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü kazanmasıyla gerçekleşti. 1979’dan itibaren çalışmalarını ABD’de sürdüren Prof. Dr. Aziz Sancar, kanser hastalığı konusunda yaptığı önemli çalışmalar ve hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını haritalandıran araştırmaları sayesinde 2015 Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü.

8. 2. 1990 SONRASI DÜNYADAKİ GELİŞMELER

8. 2. 1. SSCB’nin Dağılması ve Türk Cumhuriyetleri’nin Bağımsızlıklarına Kavuşması

Soğuk Savaş’ın taraflarından birisi olan Doğu Bloğun lider ülkesi SSCB, Batı Bloku ile küresel siyaset sahasında girişilen güç yarışı , Sovyet sistemini işlemez hâle getirdi. 

SSCB yönetimi, 1987’de Devlet Başkanı Gorbaçov Glasnost ve Perestroika (Perestroyka) programlarıyla, Sovyet sisteminde şeffaflığa ve yeniden yapılanmaya gidileceğini ilan etti.

Ülkenin dağılma sorununu  aşmak için Gorbaçov, 1990’da “Egemen Devletler Birliği Antlaşması” adımını attı. Böylece SSCB’den ayrılmaya yönelik eğilimlerin gücü azaltılacak ve hatta SSCB’yi oluşturan devletler arasında daha sıkı bir yapı kurulacaktı.

SSCB’nin geleceği açısından gidişatı iyi görmeyen ordu içindeki bazı
komutanlar Gorbaçov’a karşı bir darbe yaptı. SSCB’nin en büyük cumhuriyeti olan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin, darbeyi yapanlara karşı halkı direnmeye çağırdı. Halkın ve aynı zamanda Batılı devletlerin de Yeltsin’e desteğiyle darbe yapanlar dağılmak zorunda kaldı.

Bu olayın hemen ardından SSCB içindeki devletlerin tamamına yakını, bağımsızlıklarını ilan ettiler.

19 Ağustos 1991’de Sovyet Komünist Partisinin faaliyetlerine son verilmesiyle SSCB resmen dağıldı.

25 Aralık 1991 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ve Kafkasya’da bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleri: Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’ı tanıyan ilk ülke oldu.

Türkiye’nin SSCB sonrası dönemde Orta Asya ve Kafkasya’da yapılacak
faaliyetleri ve dış politika önceliklerini uygulayacak, koordine edecek bir
organizasyon ihtiyacı doğrultusunda 1992’de Dışişleri Bakanlığına bağlı olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) kurulmuştur. TİKA, 1999 yılında başbakanlığa bağlanmıştır.

TİKA, dünyadaki gelişmeler doğrultusunda 2000’li yıllardan itibaren faaliyet coğrafyasını genişletti. Türkiye’nin izlediği aktif ve ilkeli dış politikaya bağlı olarak TİKA’nın çalışma yaptığı ülkelerin sayısı her geçen gün arttı.

6 Nisan 2010’da başbakanlığa bağlı müsteşarlık düzeyinde bir kamu kurumu olarak Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurulmuştur.

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) 1993’te Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin Kültür Bakanlarının imzalamış olduğu antlaşma ile kurulmuştur.

Yunus Emre Vakfı, Türkiye’nin diğer ülkeler ile kültürel alışverişini artırıp
dostluğunu geliştirmek amacıyla 2007’de kurulmuş bir kamu vakfıdır. Kurumun görevi aşağıdaki gibidir:
1. Türkiye’yi, Türk dilini, tarihini, kültürünü ve sanatını dünyaya tanıtmak,
2. Bununla ilgili bilgi ve belgeleri dünyanın istifadesine sunmak,
3. Türk dili, kültürü ve sanatı alanlarında eğitim almak isteyenlere yurt dışında hizmet vermek.

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, Kırım Türk’ü düşünür İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesini yaşama geçirmek için Prof. Dr. Turan Yazgan tarafından kurulmuştur.

8. 2. 2. Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye

Avrupa için bir barış ve iş birliği projesi olarak nitelendirilen Avrupa Ekonomik Topluluğunun (AET) 1957’de kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye, 31 Temmuz 1959’da topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur.

AET Bakanlar Konseyi ile Türkiye’nin arasında ortaklık antlaşması 12 Eylül 1963’te imzalanmış ve 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girmiştir. 

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi’nin ardından AB ile ilişkiler resmen askıya alınmıştır.

1983’te Türkiye’de sivil idarenin yeniden kurulmasıyla Türkiye-AET ilişkileri yeniden başlamıştır.

AET, 1991 Maastricht (Mastrikt) Antlaşması ile resmen Avrupa Birliği (AB) adını almıştır.

Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir.

10-11 Aralık 1999’da yapılan Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin AB’ye adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.

17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi’nde, AB-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve zirvede Türkiye’nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005’te üyelik müzakerelerine başlanması kararı alınmıştır.

8. 2. 3. Bosna Savaşı ve Balkanlardaki Gelişmeler

Bosna Savaşı, 1945’te Balkanlarda kurulan Yugoslavya Cumhuriyeti’nin
dağılmasının ardından çıkmış ve 1 Mart 1992’den 14 Aralık 1995’e kadar sürmüştür.

1990’da Yugoslavya’yı oluşturan cumhuriyetlerden birisi olan Slovenya bağımsızlığını ilan etti ve Yugoslavya parçalanma sürecine girdi.

Slovenya’nın ardından Hırvatistan ve Makedonya’nın da bağımsızlığını ilan
etmesi sonrasında Sırplardan oluşan Yugoslavya ordusu bu devletlere saldırarak savaşı başlatmıştır.

Bosna-Hersek de 27 Kasım 1991’de kendi ülkesinin bütünlüğünü korumak için bağımsızlığını ilan etti. Buna karşılık orada yaşayan Sırplar, Batı Sırp Cumhuriyeti’ni ilan ettiler ve istedikleri bölgeleri ele geçirmek için Müslüman Boşnaklara karşı saldırılara başladılar.

Bosna Savaşı’nın başlarında, Sırp kuvvetleri, Sırp köylülerinin de desteği ile
Bosna’nın doğusundaki Srebrenica (Srebrenitsa) çevresindeki Boşnak kasabalarına ve köylerine saldırdı.

1995’te Radko Miladiç komutasındaki Sırp güçleri, sabaha doğru Srebrenica
kentini tank ve top ateşiyle bombardımana tutmaya başladılar. Srebrenica,
BM komutasındaki 400 Hollandalı asker tarafından korunuyordu. BM komutasındaki bazı Hollandalı askerler Sırplar tarafından esir alındılar.

Şehrin düşmesinden sonra, yaklaşık 25.000 kişi büyük bir korku içinde Srebrenica yakınlarında bulunan Potoçari köyündeki BM’e bağlı Hollanda askerî kampına doğru kaçmaya başladılar. Bunlardan 6.000 kadarı kampa girmeyi başarırken geri kalanlar kampın çevresinde toplandılar veya dağlara kaçtılar. Sırp tehditleri sonucu kampta bulunan tüm Müslüman Boşnaklar, Hollandalı BM askerleri tarafından silah zoruyla dışarı çıkarıldılar. Sırplar, 11 Temmuz 1995 ile 17 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler. Bu hadise Srebrenica Soykırımı olarak tarihe geçti.

5 Eylül 1995’te ABD’nin girişimiyle savaşan taraflar Cenevre kentinde barış görüşmelerine başladılar. Cenevre’de varılan antlaşmadan sonra Bosna-Hersek’teki üç toplumun liderleri olan Aliya İzzetbegoviç,
Slobodan Miloseviç ve Franjo Tudjman ABD’nin Dayton
kentinde barış masasına oturdular ve 21 Kasım 1995’te Dayton Barış Antlaşması’nı imzaladılar. Antlaşma özetle şöyleydi:

1. Bosna-Hersek adı aynı olan ve daha önce tanınan uluslararası sınırlara uygun sınırları olan tek bir devlet olarak kalacaktır.
2. Devlet iki birimden, Bosna-Hersek Federasyonu ve Bosna Sırp Cumhuriyeti’nden oluşacaktır.
3. Tüm taraflar La Haye’deki (Lahey) savaş suçları mahkemesine yardımcı
olacaktır.

Dayton’da imzalanan ön antlaşma, 14 Aralık 1995’te Paris’te tarafların imzasıyla kesinleşti.

Savaşın sonuçları şöyle oldu:
1. Tahmini olarak 102.622 kişi hayatını yitirdi.
2. Ölenlerin %83’i Boşnak, %10’u Sırp, %5’i Hırvat’tı.
3. Nüfusun yarıdan fazlası yerinden edildi ve evsiz kaldı.
4. Yaklaşık 1,2 milyon kişi mülteci konumuna düştü.
5. Mültecilerin yarım milyonu komşu ülkelere, geri kalan 700.000 Bosnalı da Batı Avrupa ülkelerine sığındı.
6. Çatışmaların yarattığı ortamda demografik yapı bozuldu. Ülkedeki hiçbir
kent ve kasaba savaştan önce sahip olduğu etnik çeşitliliği koruyamadı.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*