AÖL Seçmeli Coğrafya 4 Kitabı Ders Notları

AÖL Seçmeli Coğrafya 4 Kitabı Ders Notları

1. ÜNİTE
1. BÖLÜM
JEOPOLİTİK KONUM

1.1. KITALARIN VE OKYANUSLARIN KONUMSAL ÖNEMİ

Jeopolitik konum, bir yerin kıtalara, okyanuslara ve denizlere göre olan durumudur. Günümüzdeki çatışma alanlarına baktığımızda bu bölgelerin zengin yer altı kaynaklarına sahip olduğu ve siyasi kargaşaların yaşandığı gözlenmektedir.

Geçmişten günümüze gelinceye kadar kıtaların ve okyanusların konumsal öneminde meydana gelen değişiklikleri şu şekilde sıralayabiliriz:

a. İpek ve Baharat Yolu

Avrupalılar için önemli olan ipek, kağıt, mücevher ve porselen gibi ürünler Çin’de üretilerek İpek yolu üzerinden Anadolu’ya oradan da Avrupa pazarına ulaşmaktaydı. Bunun yanında Hindistan’da üretilen baharatların Avrupalıların sofralarında yer almaya başlamasıyla ulaşımın önemi iyice artmıştır. Bütün bu gelişmeler İpek ve Baharat yolunu elinde tutan devletlere ekonomik anlamda güç kazandırmıştır.

b. Coğrafi Keşifler ve Yeni Yollar

  • Avrupalıların doğu ülkelerindeki zenginliklere sahip olmak için kullandıkları güzergâh üzerinden taşınan malların çok el değiştirmesi maliyetleri yükseltiyordu.
  • 15.yy. da Avrupalıların gemicilikte ileri gitmeleri deniz aşırı seyahatlere olan cesaretlerini artırmıştır ve yeni yollar bulma ümidiyle İspanyol ve Portekizli gemiciler keşifler çıkmıştır. Bu denizcilerden Kristof Kolomb 1492 yılında Atlas Okyanusu’nu geçerek Hint adalarına ulaştığını zannetmiş ancak yıllar sonra Amerigo Vespucci (Amerika Vespuçi) tarafından bulunan bu kara parçasının yeni bir kıta olduğu dünyaya ilan edilmiştir.
    Aynı yıllarda Bartelemeo Diaz (Bartelmi Diyaz) tarafından Afrika kıtasının güney ucundaki Ümit Burnu’nun bulmasıyla Hint Yarımadası’nın batısına kadar gidilmiştir.
  • 1519 yılında İspanya’dan yola çıkan ünlü denizci Magellan (Macellan) Dünya’nın yuvarlaklığını kanıtlamak için sürekli batıya gitmiş ve Güney Amerika kıtasının güney ucundaki Magellan Boğazı’nı aşarak Büyük Okyanus’a ulaşmış ancak yolda hayatını kaybeden Magellan, arkadaşı Sebastian Del Cano (Sebastiayan del Kano) tarafından seferi tamamlanmış ve Dünya’nın yuvarlaklığı kanıtlanmıştır. 

Coğrafi keşiflerin ortaya çıkardığı sonuçları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Yeni kıtalar keşfedilmiş ve yeni ticaret güzergâhları ortaya çıkmıştır.
  • Akdeniz limanlarının önemi azalmış Atlas Okyanusu’ndaki limanlar önem kazanmıştır.
  • Asya kıtası cazibesini yitirmiş Amerika kıtası önem kazanmıştır.
  • İpek ve Baharat yolları eski önemini koruyamamıştır.

c. Sömürgecilik Anlayışı

Güçlü devletlerin diğer devletler üzerine maddi manevi üstünlük kurarak kontrol altına almaya çalışmasına sömürgecilik anlayışı denir.

  • Coğrafi keşifler sonucu yeni bulunan yerler üzerinde hakimiyet kurmak isteyen ülkeler arasında zamanla anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. 
  • Orta Çağ’ın sonlarında yaşanan bu gelişmeler İspanyollar ve Portekizlileri birbirine düşürmüş, böylece Atlas Okyanusu’nun doğusunu Portekizler, batısını ise İspanyollar alarak ilk sömürge hareketlerini başlatmış oldu.
  • Sonraki yıllarda keşif yapan millet sayısı artınca yeni sömürge arayışları hızlanmıştır. Hollanda, Fransa ve İngiltere’de bu yarışın bir parçası olmuştur.
  • Özellikle İngilizlerin kurduğu büyük sömürge kolonileri sayesinde zenginlikleri artmıştır.
  • Sömürgecilik anlayışı ile Pasifik (Büyük Okyanus) Adaları, Afrika kıtasının güney ve batısı ile Amerika kıtası konumsal açıdan önem kazanmıştır.

d. Kanallar

Doğal olmayan insanların açtığı su yollarına kanal denir. Kanalların açılması denizlerin, okyanusların ve kıtaların konumunda köklü değişikliklere neden olmuştur.

  • Açılan kanallar sadece ekonomik olarak değil askerî ve siyasi açıdan da son derece önem arz eder. Bu duruma örnek olarak Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı’nı verebiliriz.
  • 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlar. Kanalın açılması ile Avrupa ve Güney Asya arasındaki su yolu kısalmış, Akdeniz limanları yeniden önem kazanmıştır.
  • 1880 yılında yapımına başlanan Panama Kanalı’nın tamamlanması ise 1914 yılını bulmuştur. Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanusu birbirine bağlayan kanal Orta Amerika’nın en dar yerinde bulunmaktadır. Mühendislik harikası olarak nitelendirilen Panama Kanal’ı havuz sistemi ile çalışmakta ve gemilerin karşıya geçme süresi yaklaşık sekiz saati bulmaktadır.
  • Panama Kanalı’nın açılması ile güneydeki Magellan Boğazı önemini kaybetmiş ve dünya ticaretinin yaklaşık %5’i bu su yolu ile sağlanmaktadır.

1.2. ÜLKELERİN KONUMLARI VE ETKİLERİ

Bir ülkenin dünya üzerinde sahip olduğu coğrafi konum o ülkeye sağladığı bir avantaj ya da dezavantaj olarak dönmektedir.

Coğrafi konum, matematiksel (mutlak) ve özel konum (göreceli) olmak üzere ikiye ayrılır. Matematiksel konum ülkenin paralel ve meridyenlere göre Dünya üzerinde bulunduğu noktayı göstermektedir. Özel konum ise bir ülkenin iklimi, yer şekilleri, su kaynakları ve su yollarına göre olan durumu, yer altı kaynaklarına, kıtalara ve önemli denizlere olan uzaklığı gibi özellikleri içermektedir.

Ülkenin coğrafi konumu ekonomik anlamda gelişmesine önemli katkı sağlamaktadır. Önemli su yolları üzerinde olan, doğal kaynakları bakımından zengin ve bu kaynakları kendi imkanları ile işletebilen ülkeler gelişmiştir.

a. Kanada’nın Sahip Olduğu Konumun Bölgesel ve Küresel Etkileri

Kanada, Kuzey Amerika kıtasının kuzeyinde yer alır. Doğusunda Atlas Okyanusu, batısında Pasifik Okyanusu, kuzeyinde Kuzey Buz Denizi ve Alaska ile komşu olan Kanada’nın güneyinde ise kıtanın en gelişmiş ülkesi olan ABD yer alır. 

  • Kanada Kalkanı adı verilen saha eski ve sert kayaçlardan meydana gelmektedir.
  • Güneydoğusunda kireç taşı yaygın bir şekilde bulunur. Bu yapı Niagara Irmağı ile bölünerek ABD ve Kanada arasındaki Niagara Şelalesi’ni oluşturmaktadır.
  • Kanada’daki akarsular denize akışı olan açık havzalı sulardır. Ülkedeki iklim şartları kuzeye çıktıkça sert geçerken batı ve güneydoğusu ise daha ılıman bir hâle gelmektedir. Kutup kuşağında olması iklimindeki kar yağışlarının artmasına ve uzun süren soğuklar yüzünden ülke yüz ölçümünün büyük bir kısmı kar örtüsüyle kaplanmaktadır.
  • Doğal kaynaklar bakımından, demir, bakır, çinko, altın, kurşun ve uranyumdur.
  • Dünya’da en fazla nikel çıkaran ülkedir.
  • Nüfus yapısına bakıldığında denize yakın yerlerde nüfusun sıklaştığı kuzeye doğru nüfusun seyrekleştiği görülmektedir.
  • Ülkede nüfus çoğunlukla şehirlerde yaşamaktadır.
  • Kanada, orman sanayi, balıkçılık, madencilikle uğraşmanın yanında buğday, şekerpancarı, tütün, sebze ve çeşitli meyveler yetiştirmektedir.
  • Ülke buğday üretiminde ABD’den sonra ikinci sırada yer almaktadır. Bunların dışında arpa, yulaf ve çavdar da yetiştirilmektedir.
  • Mera ve otlakların fazla olması hayvancılığı öne çıkarmaktadır. Süt
    ve et ürünleri ihraç eder.
  • Ülkede kürkçülüğün gelişmesine bağlı olarak vizon, tilki, su
    samuru gibi hayvanlar yetiştirilmektedir. Her iki tarafının okyanuslarla çevrili olması balıkçılık faaliyetinin de gelişmesini sağlamıştır.
  • Kanada’da sanayi alanında yer alan başlıca sanayi kolları çelik,
    tarım makineleri, ulaştırma malzemesi, kâğıt, kimya ve gıda üzerinedir. Kanada sanayinin gelişmiş olmasının nedeni, ülkenin enerji kaynaklarının yeterli düzeyde olması ve bu kaynakların etkin bir şekilde kullanılması nedeniyledir.
  • Kanada ticaret hacmi büyük olan ülkeler arasındadır. İhraç ettiği ürünler arasında otomobil ve yedek parçaları, bunu kâğıt, selüloz, alüminyum, nikel, uranyum, asbest, bakır, petrol, elektrik
    enerjisi, doğal gaz, demir filizi, kurşun, kimya ve balık ürünleri takip eder.
  • En fazla ihracat yaptığı ülkeler ABD, İngiltere ve Japonya’dır.
  • Kanada, ulaşım yönünden de oldukça gelişmiştir. Kara yolu ulaşımının yanında demir yolu, deniz yolu ve hava yolu ulaşımı da bulunur.
  • Önemli ticari limanlarının olması ülkeyi ekonomik anlamda rahatlatmaktadır.
  • Ülke yüz ölçümü büyük olduğu için özellikle hava yolu ulaşımı tarifeli bir şekilde yapılmaktadır.

b. Mısır’ın Sahip Olduğu Konumun Bölgesel ve Küresel Etkileri

Kuzey Afrika’da yer alan Mısır’ın kuzeyinde Akdeniz, doğusunda Kızıldeniz bulunur. Batısında Libya, kuzeydoğusunda İsrail ve güneyinde Sudan vardır. Nil Nehri ülke topraklarını boydan boya aşarak, oluşturduğu delta ovası ile verimli tarım sahalarını beslemektedir. Ülkenin çoğu yerinde araziler çöllerle kaplıdır.

  • Çöl ikliminin hakim olması kuraklık sorununu ortaya çıkarmaktadır.
  • Nil deltası ve çevresinde tarımsal faaliyetlerin olması burada medeniyetlerin gelişmesine katkı sağlamıştır.
  • Mısır bulunduğu coğrafi konum gereği kuzeyden Akdeniz’e,
    güneyden ise Hint Okyanusu’na doğru açılması stratejik önemini artırmıştır.
  • 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı ile ticari ve politik anlamda önem kazanan Mısır, Avrupalılar için son derece önemli ülke hâline gelmiştir.
  • Ayrıca Mısır’ın Orta Doğu petrollerine yakın olması ve enerji ticaretinde dış pazarlara açılan bir noktada olması ülkenin önemini hem küresel hem de bölgesel açıdan etkilemektedir.

1.3. TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU

Ülkemiz Orta Kuşak’ta yer alır. Ilıman iklim kuşağının içinde olmasına rağmen yazlar sıcak ve kurak, kışlar sert geçmektedir. Bu durum ülkemizin sahip olduğu yer şekilleri ile yakından ilgilidir.

  • Yüzey şekillerinin bozuk olması kısa mesafede sıcaklık ve nem koşullarının değişmesine neden olmaktadır.
  • İklimsel çeşitlilik ülkede birbirinden farklı tarım ürünün yetişmesine imkân sağlar. Bunlara ek olarak su kaynaklarının bol olması ülkemizin jeopolitik önemini bir kat daha arttırmaktadır.
  • Türkiye, Asya ve Avrupa kıtaları arasında bulunan Karadeniz ve Akdeniz sularını birleştiren iki önemli boğaza sahiptir.
  • İstanbul Boğazı Karadeniz’in serin sularını Marmara Denizi’ne bağlarken; Çanakkale Boğazı Marmara Denizi ile Akdeniz arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır.
  • Orta Doğu ve Hazar petrollerinin dış pazara taşınmasındaki en kısa yol Türkiye üzerinden geçmektedir.
  • Ülkemizin genç ve dinamik nüfus yapısı, iş gücü ihtiyacının olmaması, askeri alandaki yenilikler ve gücü stratejik konum ile ilgili diğer özellikler arasında sayabiliriz.

a. Türkiye’nin Jeopolitik Konumunun Tarihçesi

Ülkemiz topraklarının bulunduğu Anadolu Yarımadası kuzeyden İpek Yolu, güneyden Baharat Yolu’nun geçtiği önemli ticaret yollarının üzerinde olması Jeopolitik önemini arttırmıştır. Osmanlı Devleti’nin Anadolu’da üstünlük sağlaması ve Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde halifeliğin Osmanlıya geçmesi ile Anadolu askeri, siyasi ve ekonomik anlamda kilit bir noktaya gelmiştir.
15.yy. da coğrafi keşiflerle yeni ticaret yollarının bulunması, Osmanlı Devleti’ni ekonomik yönden olumsuz etkilemiştir. Deniz ticaretinin yönü Atlas Okyanusu ile Hint Okyanusu’na doğru kaymıştır. Kuzeyde yer alan Rusya’nın sıcak denizlere inmek istemesi ve İngiltere’nin Kuzey Afrika’daki sömürgelere daha kısa yoldan ulaşma çabası İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının önemini daha da artırmıştır.

20.yy. başlarında Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Daha sonraki yıllarda II. Dünya Savaşı ile beraber küresel anlamda yaşanan değişimler ve yeni politik oluşumlar Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasların önemini arttırmıştır.

Türkiye, jeopolitik konumu ile önemli bir enerji koridoru olma özelliği taşımaktadır. Kuzeyde Rusya, doğal gazın büyük bir kısmını ülkemiz üzerinden ihraç etmektedir. BM ve NATO üyesi olan ülkemiz, askerî açıdan güçlü olduğu gibi bölgesel barışın ve güvenliğin sağlanmasında kilit noktasıdır.

b. Kıbrıs Adası’nın ve Boğazların Türkiye’nin Jeopolitik Konumuna Etkisi

300 yıldan fazla Osmanlı toprağı olarak varlığını sürdüren Kıbrıs; Suriye, Mısır, İsrail ve Süveyş Kanalı’na kadar olan su yolu koridoru üzerinde bulunur. Bu haliyle ada, petrol zengini ülkelerin deniz yolu ticaretinin ortasındadır. Kıbrıs ülkemiz için Akdeniz’deki önemli bir askeri hava üssüdür.

Özellikle Mersin ve İskenderun Limanlarının güvenliği açısından da politik bir konumda yer alır. İstanbul ve Çanakkale Boğazları ise Lozan
Antlaşması’na kadar Osmanlı elinde iken bu anlaşma sonrasında kullanım hakkı kısıtlanmıştır. 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye Cumhuriyetinin eline geçmiştir.

Boğazlar, Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki ülkeler için son derece önemlidir. Üzerine köprüler inşa edilen İstanbul Boğazı, Asya ve Avrupa arasındaki transit kara yolu geçişini sağlamaktadır.

1.4. TÜRKİYE’NIN JEOPOLITIK KONUMUNUN BÖLGESEL ETKİLERİ

Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik konumu üzerine etkili olan faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olmasının yanı sıra İstanbul ve Çanakkale Boğazlarına sahiptir.
  • Kuzeyde Hazar Petrol Havzası’na, güneyde ise Orta Doğu Petrol Havzası’na komşu olması onu önemli bir kavşak noktası hâline getirmiştir.
  • Üye olduğu küresel ve bölgesel örgütler jeopolitik önemini artırmaktadır.

Türkiye sahip olduğu kara yolları sayesinde üç kıta arasında bir bağlantı noktasıdır. Hava yolu ulaşımında son yıllarda yapmış olduğu atılımlar ile ülkeyi avantajlı hale getirmiştir. Bulunduğu konumu daha ileri bir seviyeye taşımak için bazı projeler geliştirmektedir. Bunlar:

  • Kanal İstanbul Projesi
  • 3. Havalimanı Projesi
  • Osman Gazi Köprüsü
  • Demir İpek Yolu Projesi
  • Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP)

1.5. TÜRK KÜLTÜR HAVZASI

Türk kültürünün kökeni Orta Asya’ya dayanır. Orta Asya’dan çeşitli sebeplerle ayrılan Türkler önce Sibirya’ya oradan Afrika’ya ve Balkanlar’a kadar uzanır. Konar-göçer hâlde yaşayan Türkler kültürlerini çok uzaklara kadar taşımışlardır. 

Türk kültürünün izlerine Balkanlarda Mostar Köprüsünden; Mısır’daki Tolunoğlu Ahmet Camisine, Sibirya’dan Yemen’e kadar izlerini görmekteyiz. Türk milleti 5000 yıllık tarihî geçmişe sahiptir. Bu süreç içinde Asya, Avrupa ve Afrika kıtasında siyasi otorite olmuştur.

Talas Savaşı’ndan sonra İslamiyet’i kabul etmeleri ile Türklerin kültür havzası genişlemiştir. Türkler kuzeybatıda Balkanlar, kuzeydoğuda Kafkaslar, doğuda Türkistan, güneydoğuda Orta Doğu, Akdeniz’in güneyinde ise Kuzey Afrika topraklarında varlığını devam ettirmiştir.
Türk kültür havzasının yayılış alanında bağımsız devletlerin olduğu gibi özerk topluluklar da vardır. Bunlara Orta Asya’da yer alan Kırgızistan,
Özbekistan, Kazakistan, Doğu Türkistan; Kafkaslarda Azerbaycan, Dağıstan ve Çeçen kültürü örnek gösterilebilir.

Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) 1992 yılında kurulmuştur. Dış politikamıza aktif politika anlayışının yerleşmesi ile TİKA ortak değerlere sahip olduğumuz ülkeler başta olmak üzere birçok bölge ve ülkede Türk dış politikasını uygulayıcı bir aracı haline gelmiştir.

1. ÜNİTE
2. BÖLÜM
ÜLKELER ARASI ETKİLEŞİM

2.1. TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN KÜLTÜREL VE EKONOMİK
ETKİLERİ

İnsanların gündelik hayatı kolaylaştırmak, çevresini ve doğal çevreyi daha iyi kullanmak adına yaptığı yenilikler teknoloji olarak adlandırılır.

Teknolojik gelişmelerin başlangıcı insanlık tarihi kadar eskidir. Teknoloji üreten ve bunu dünyaya pazarlayabilen ülkelerin kalkınma seviyeleri yüksek olur. Özellikle Sanayi İnkılabı ile hızlı gelişen teknoloji, ekonomik büyüme hızının artmasında son derece etkili olmuştur. 

Son yıllarda bilişim alanındaki gelişmeler ve özellikle Genel Ağ kullanımının yaygınlaşması küresel anlamda dünya ülkelerini yakından etkilemektedir. Genel Ağ sayesinde küreselleşme hız kazanmış
ve uzaklar yakın hAle gelmiş, farklı coğrafyalarda yaşayan insanlar birbirlerini tanıma fırsatı bulmuştur. 

Teknolojinin ekonomik açıdan en önemli sonucu Genel Ağ adreslerini kullanarak yapılan e-ticarettir.

1965-1980 arasında doğanlar X kuşağını oluştururken 2001 ve sonrası Z kuşağını oluşturmaktadır. Her iki kuşak arasında olay ve olgulara bakış açısı değişmektedir. 

18. yüzyıla gelindiğinde buharlı makinelerin ortaya çıkması üretimin artmasını sağlamış ve dünya ticaretindeki dengeleri bozmuştur.

2 .2. GELİŞMİŞLİK SEVİYESİNİN BELİRLENMESİNDE ETKİLİ
OLAN FAKTÖRLER

Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini etkileyen birçok faktör vardır. Sermaye, ham madde, teknoloji, pazar ve nitelikli iş gücüne sahip ülkeler gelişmiş ülkelerdir.

Gelişmişlik seviyelerinin belirlenmesinde etkili olan faktörler şunlardır :

• İhracat oranları ve ihraç edilen malların çeşidi,
• Enerji üretimi ve kullanımı,
• Kentleşme,
• Hizmet sektörünün gelişmişlik düzeyi,
• Ölüm oranlarının azalması ve ortalama yaşam süresinin uzaması,
• İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması,

Gelişmiş ülkeler teknoloji ve bilişim dünyasındaki gelişmeleri yakından takip eden, bunları üreten ve pazarlayan ülkelerdir. 

İnovasyon, yenilikleri takip ederek daha önceki üretim, pazarlama, yönetim ve dış ilişkilere kadar her alanda yeni yaklaşımlar kazandırmaktır. İnovasyonun olması için temel şart, değişim ve yeniliğin belirgin olması gerekmektedir.

Girişimcilik; ekonomik anlamda yakın çevredeki fırsatları görmek ve onlardan yaralanmak için mal ve hizmet üretmektir. Girişimci kimseler, toplumun ihtiyaçlarını önceden gören ve bu ihtiyaçların karşılanması için üretimde bulunan kimsedir.

2 .3. GELİŞMEKTE OLAN VE GELİŞMİŞ ÜLKELERİN EKONOMİK ÖZELLİKLERİ

BM verilerine göre milli geliri kişi başına 1.000 ile 10.000 dolar arası olan ülkeler gelişmekte olan ülke sınıfında yer alırken kişi başı 10.000 doların üzerinde olan ülkeleri gelişmiş ülke olarak kabul edilmektedir.

Ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyesindeki farklılıklar doğal ve beşerİ olmak üzere iki temel unsurun kontrolü altındadır.

a. Doğal Faktörler

Ülkelerin sahip olduğu doğal koşulların gelişmişlik düzeyi üzerinde doğrudan etkisi vardır. Buzulların, çöllerin ve dağların ülkenin yüz ölçümü içinde kapladığı alanın çok olması gelişmişlik düzeyini kısıtlayan unsurlar arasındadır. Bu özelliklerin baskın bulunduğu sahalarda ulaşım, tarım ve sanayi gibi ekonomik faaliyetler yapılamaz.

Yol masraflarının artması en çok ulaşım sektörünü olumsuz etkiler. 

Su kaynaklarının yeterli olması bir bölgede ekonomik faaliyetlerin gelişmesine katkı sağlamaktadır. 

b. Beşerî Faktörler

Beşeri faktörler bir ülkenin nitelikli insan gücüne sahip olması ve bu gücü doğru yerde kullanmasıdır. Sadece nitelikli insan gücü değil sermaye, eğitim, teknoloji gibi unsurlar da beşeri faktörler arasındadır. Beşeri faktörlerin geliştiği ülkelerde ekonomik büyüme hızı yükselir, kişi başına düşen milli gelir payı artar ve insanlar daha rahat bir yaşam sürerler.

Üretimin artması ve ülkenin yeni yatırımlar yapabilmesi için sermaye birikimine ihtiyaç vardır. 

2.3.1 Gelişmekte Olan ve Gelişmiş Ülkelerin Karşılaştırılması

Gelişmekte Olan Ülkelerin Ortak Özellikleri

✓ Kişi başına düşen millî gelir
payı azdır.
✓ Nüfusun büyük bir kısmı tarım sektöründe çalışır.
✓ Hizmet sektörü geri kalmıştır.
✓ Bilim ve teknolojideki yenilikleri yakından takip edemezler.
✓ Tarımsal faaliyetler ilkel
yöntemlerle yapılır.
✓ Kentleşme oranı azdır.
✓ Geniş aile modeli yaygındır.
✓ Nitelikli iş gücü azdır ve beyin göçü verir.

Gelişmiş Ülkelerin Ortak
Özellikleri

✓ Kişi başına düşen millî gelir
payı yüksektir.
✓ Nüfusun büyük bir kısmı sanayi ve hizmet sektöründe çalışır.
✓ Hizmet sektörü gelişmiştir.
✓ Bilim ve teknolojideki yenilikler yakından takip edilir ve bu
alanda yenilikler yapılır.
✓ Tarımsal faaliyetler modern
yöntemlerle yapılır.
✓ Kentleşme oranı yüksektir.
✓ Çekirdek aile modeli yaygındır.
✓ Nitelikli iş gücü fazladır ve
beyin göçü alır.

2.3.2 Ülkelerin Gelişmişlik Kriterleri

a. Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH)

Bir ülkenin üretimden kazandığı toplam varlığına gayrisafi milli hasıla denir. GSMH tek başına bir ülkenin gelişmişlik düzeyini belirlemede yeterli bir araç olamaz.

b. İnsani Gelişme Endeksi

BM tarafından yayınlanan insani gelişme raporlarına göre sağlık ve bilgi alanında ilerleyen ülkelerde BM tarafından her yıl insani gelişme endeksi yayınlanmaktadır.

Hazırlanan bu endeksin amacı dünya üzerinde eğitim, sağlık, özgürlükler, beslenme sorunları ve güvenlik gibi konularda küresel olarak birliği sağlamaktır.

2.4 ÜLKELERİN BÖLGESEL VE KÜRESEL ÖLÇEKTE DOĞAL KAYNAK POTANSİYELİ

Sanayi devrimi sonrasında özellikle gelişmiş ülkelerin fosil yakıtlara olan ihtiyacı sanayileşme ile artarak devam etmiş hatta büyük sömürge kolonileri kurarak ticaret hacimlerini büyütmüşlerdir.

Doğal kaynaklar açısından zengin olan bölgeler Kuzey Amerika, Asya ve Orta Doğu’dur. Zengin yer altı kaynaklarına sahip olan bu bölgelerdeki ülkelerin gelişmişlik seviyeleri aynı değildir. Örneğin Güney Afrika Cumhuriyeti elmas, altın ve platin gibi değerli madenlerce zengindir ancak ülkedeki siyasi boşluklar yüzünden uzun yıllar sömürge altında bulunmasının başlıca nedeni olmuştur.

2.5. ENERJİ GÜZERGAHLARI VE ETKİLERİ

Sanayileşmenin hızlanması ile fosil yakıtlara olan talep artmış ve onların taşınması için yeni ulaşım sistemleri geliştirilmiştir. Petrol ve doğal gazın, kara yolu ile taşınması hem maliyetli olması hem de zaman alması nedeniyle bu kaynakların deniz yoluyla ve boru hatları ile taşınması gündeme gelmiştir.

2.5.1 Deniz Yolu ile Taşıma

Dünya petrolünün taşınması için kullanılan deniz yolu güzergahları stratejik ve ekonomik bir öneme sahiptir.

Petrol tankerlerinin dünya üzerinde izlediği güzergâhlar Hürmüz Boğazı, Malaka Boğazı, Süveyş Kanalı, Bab-ül Mendep Boğazı, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile Panama Kanalı’dır.

2.5.2 Boru Hatları ile Taşıma

Petrolün tankerlerle taşınması çevreyi olumsuz etkilemektedir. Tanker kazaları sonucu denizlere karışan petrolün uzun süre arınmadan kalması, çevreye büyük zarar vermesi, hem ekonomik hem de ekolojik açıdan olumsuz sonuçları olduğu için boru hatları ile taşınması zorunlu hale gelmiştir.

Doğal gazın taşınması petrole göre daha zor olduğundan taşıma işi boru hatlarından sağlanır.

Başlıca petrol boru hatları şöyledir:

• Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Boru Hattı
• DPruzba Boru Hattı Sistemi
• CC Boru Hattı
• Hazar Havzası Alternatif Boru Hatları

Isınmanın yanı sıra elektrik üretiminde de kullanılan doğal gaz, ülkelerin ekonomik büyümelerinde önemli bir etkiye sahiptir. Doğal gaz kaynağına sahip olmayan sanayileşmiş Avrupa ülkeleri bu kaynak için Rusya’ya bağımlıdır.

Dünyadaki başlıca doğal gaz boru hatları şöyledir:

• Mavi Akım (Blue Stream)
• Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğal Gaz Boru Hattı
• Yeşil Akım (Green Stream)
• Langeled
• Yamal-Avrupa 1
• Ukrayna Boru Hatları
• Brotherhood
• Soyu

2.5.3 Enerji Koridoru Türkiye

Türkiye’nin üretici ve tüketici ülkeler arasındaki stratejik konumu, Hazar ve Orta Doğu kaynaklarının dünya pazarlarına taşınması için güvenilir ve sürdürülebilir bir güzergah olma imkanı sunmaktadır. 

Özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin çok yönlü enerji politikaları ile sadece kendisinin değil aynı zamanda içinde yer aldığı bölgenin de enerji güvenliğine katkı sağlayan büyük adımlar attığını bir kez daha göstermiştir. 2000’li yıllardan itibaren Türkiye, küresel ölçekte yakından takip edilen projelere yaptığı katkılar geliştirdiği çok yönlü enerji politikaları ile Batı ve Doğu’yu buluşturarak bölgede güçlü bir aktör
haline gelmiştir.

Türkiye’nin bugüne kadar hayata geçirdiği ve gündeminde bulunan projeler şunlardır:

• Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı
• Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı
• Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi (TANAP)
• Türk Akım Gaz Boru Hattı Projesi

Petrol ve doğal gaz kaynaklarının bulunduğu Asya ve Orta Doğu ile bu kaynaklar için çok büyük bir pazar olan Avrupa kıtası arasında köprü görevi gören Türkiye, Doğu ile Batı arasında bir enerji koridoru olma yolundadır. Türkiye, küresel ölçekte enerji akışını gerçekleştirmek için birçok nakil hattı projesi ile kendi enerji güvenliğini sağlamaya yönelik
önemli adımlar atmaktadır.

Türkiye’deki doğal gaz boru hatları ve projeleri şunlardır:

• Rusya -Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı (Batı Hattı)
• Mavi Akım Gaz Boru Hattı
• Doğu Anadolu Doğal Gaz Ana İletim Hattı (İran – Türkiye)
• Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı
• Türkiye-Yunanistan Doğal Gaz Enterkonneksiyonu
• Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi
• Türk Akım Gaz Boru Hattı Projesi

2.6. ÇATIŞMA BÖLGELERİ

Yeryüzü, insanlık tarihi boyunca birçok çatışmalara sahne olmuştur. Bu çatışmaların başlıca nedeni ekonomik ve siyasi nedenlerdir. İlk çağlarda insanlar göçebe bir hayat sürmekte idi. Üçüncü zamanda tarım yapmaya başlayınca yerleşik düzene geçmiştir. Böylece topraktan yararlanmayı öğrenmiş ve ilk üretim faaliyetleri de başlamıştır. Yerleşik düzene geçen topluluklar henüz göçebe olarak yaşayan diğer toplulukların zaman zaman saldırılarına uğramışlardır. Yerleşik toplumlar, tarımsal üretim alanlarını genişleterek kendilerine yeni tarım alanları elde etme politikası gütmüşlerdir.

Sanayi devrimi sonrasında ise ABD ve Avrupa ülkeleri ekonomilerini canlı tutmak ve artan enerji ihtiyacını karşılamak için yoksul ülkelerden doğal kaynaklarını sömürge kolonileri kurarak almışlardır. Sömürgeci devletler, izlediği emperyalist politikalar sonununda üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan halkı huzursuz ederek çatışma alanları ortaya çıkarmıştır.
Günümüzdeki Sıcak Çatışma Bölgeleri

1. Irak Sorunu
2. Ukrayna İç Şavaşı
3. Afganistan
4. Yemen Sorunu
5. Filistin-İsrail Sorunu
6. Nijerya Sorunu
7. Doğu Sorunu
8. Vanezuella
9. Suriye Krizi
10. Azerbaycan-Ermenistan Çatışması

2.6.1 Sınır Aşan Sular Sorunu

Yanlış yaklaşımlar sonucu azalan kullanılabilir tatlı su miktarına ve artan su kirliliğine karşın dünya nüfusunun her geçen gün daha çok temiz suya ihtiyaç duyması, ülkeler üzerindeki su stresini arttırarak, dünyada çeşitli bölgelerde ve farklı boyutlarda anlaşmazlıklara yol açmakta ve kıyıdaş ülkeler arasındaki ekonomik, politik ve sosyal ilişkileri de olumsuz etkilemektedir.

Orta Asya ve Orta Doğu coğrafyasında Aral Gölü’ne dökülen Ceyhun Nehri üzerinde Tacikistan’ın inşa etmeye çalıştığı Rogun Barajı ve HES, Kırgızistan’ın Seyhun Nehri üzerinde yapmak istediği baraj ve hidroelektrik santraller, komşuları Özbekistan ve Kazakistan’la ilişkilerinde gerilimlere yol açmaktadır.

Orta Doğu’da, su paylaşımı konusu, ülkeler arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkilemektedir. Nil’in kullanımı Mısır ve Sudan arasında anlaşmazlık kaynağı iken buna Etiyopya’nın inşa ettiği Rönesans Barajı ve HES problemi daha ileri boyutlara taşımaktadır.

Orta Doğu’da bir diğer önemli su kaynağı olan Fırat-Dicle Havzası’ndaki suyun paylaşımı konusunda ülkemizin güney komşuları Irak ve Suriye ile sorunlar yaşanmaktadır. 1990 yılında yaşanan krizde devletler arası diplomatik bir sorun haline gelmiştir. Türkiye bütün bu kriz ortamının çalkantılarına rağmen Atatürk Barajı’nı tamamlamış bunun yanında Dicle Nehri üzerinde Ilısu Barajı faaliyete geçmiştir.

ABD ve Meksika arasındaki Colorado Havzasındaki su paylaşımı uzun yıllar sorun haline gelmiş ve 44 yıllık görüşmelerin ardından Meksika % 42’lik paya razı olmuştur.

2.6.2 Barış Üzerine

Mustafa Kemal Atatürk’ün ömrü savaşlarda cepheden cepheye koşarak geçmiştir. Savaşlar döneminde bile her zaman barışı savunmuştur.

”Barış ulusları refah ve saadete ulaştıran en iyi yoldur” vecizesi onun barışa verdiği önemi ortaya koymaktadır.”Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi ile uluslararası barışta izlenecek politikayı belirlemiştir.1934 yılında imzalanan Balkan Antantı ile II. Dünya Savaşı sırasında çevre komşularla olan güvenliği sağlamayı hedeflemiştir.

Atatürk’ün dış politika hedeflerine ulaşmasında daima barışı tercih etmesi önemli rol oynamıştır. Savaşın ortaya çıkardığı sosyal ve ekonomik yaraları bilen Atatürk, gerek yurt içinde gerekse yurt dışında barışı temellendiren politikalar izlemiştir.

”Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Ulusun yaşamı tehlikeyle karşılaşmadıkça savaş cinayettir.”

2. BÖLÜM
DOĞAL ÇEVRENİN SINIRLARI

1.1. DOĞAL ÇEVRENIN SINIRLILIĞI

İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu günden beri doğa ile mücadele içindedir. Doğadan uzaklaşan insan, yeryüzünde sınırlı olarak bulunan bütün yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını yalnız kendi çıkarları uğrunda kullanmaya ve kullanırken de yıkıp yok etmeye devam etmektedir.

Canlıların yaşamını destekleyebileceği en fazla birey sayısına taşıma kapasitesi denir. Taşıma kapasitesinin üzerine çıkılması durumunda ekosistemde bozulmalar görülmektedir.

1.2. DOĞAL KAYNAKLARIN BİLİNÇSİZCE KULLANIMI VE ÇEVRE SORUNLARI

Atmosfere salınan kirletici gazlar havada uzun süre asılı kaldığı için güneşten gelen enerjiyi tutar ve Dünya’nın ısı dengesini bozar. Küresel ısınma olarak adlandıracağımız bu durumun etkilerini tarım, ekolojik denge ve yaşamın her alanı üzerinde hissedilmektedir. Aşırı ısınma, kutuplardaki buzulların erimesine ve deniz sularının seviyelerinde yükselmelere neden olduğu gibi toprakları sular altında kalma tehlikesiyle de yüz yüze getirmektedir. Havadaki kirletici partiküller, insan sağlığını olumsuz etkilemektedir.
Çevrenin korunması ve ekonomik kalkınma için doğal kaynağın sürdürebilir olması önemlidir.

Bir doğal kaynağın sürdürebilir olması için şunlar gerekmektedir:

• Çevresel korumaya önem verilmelidir.
• Gelecek nesillerin ihtiyaçları baz alınmalıdır.
• Geri dönüşümü olacak doğal kaynaklar tercih edilmelidir.
• Belirlenecek politikanın sosyal yönü ağır basmalıdır.
• Doğal kaynağın bu şekilde kullanılmasıyla ekosistem korunmuş olmaktadır.
• Gelişmiş ülkelerde enerji üretimi fosil yakıtlar yerine güneş, rüzgar, dalga gibi doğal kaynaklardan elde edilmektedir.

Çevre politikası çevre sorunlarının çözümüne yönelik yapılan adımların tümüne denir.

Çevre politikasın bazı temel ilkeleri vardır:

1. Kirleten Öder İlkesi: Çevreyi kirletenler tarafından temizleme maliyetinin karşılanmasıdır.
2. İleriyi Görme İlkesi: Çevre sorunlarına neden olabilecek olayları önceden görme ve önlemesidir.
3. Önleme İlkesi: Çevre kirliliğini önlemek için tedbirler alınması ve ortaya çıkan bir zararın önlenmesi
4. İş Birliği İlkesi: Çevre politikası oluştururken çevre ülkelerle işbirliği halinde olunmasıdır.

1.3. ÜLKELERİN ÇEVRE SORUNLARINA YAKLAŞIMI

Gelişmişlik düzeyi bir ülkenin doğal kaynağı nasıl değerlendirdiği, üretim kapasiteleri ve küresel ticaretteki konumu etkili olmaktadır.

Yeni Zelanda’nın Çevre Politikası

Ekonomisi büyük ölçüde doğal kaynakların sürdürebilirliğine dayalı olan Yeni Zelanda, çevrenin korunması ve kaynakların sürdürebilirliğine karşı aldığı önlemlerin yanında uluslararası işbirliğine de önem vermiştir. Bu anlamda ülkede 1991 yılında düzenlenen yasa ile ”kirleten öder” ilkesi benimsenmiştir.

İsveç’in Çevre Politikası

İsveç, çevre duyarlılığı konusunda en bilinçli ülkelerden birisidir. Sanayileşme sürecinde çeşitli çevre sorunları yaşayan ülke aldığı çevre önlemleri ile bu sorunları en aza indirmeyi başarmıştır. Çevre dostu enerjileri tercih eden İsveç %50 temiz enerji kullanmaktadır. İsveç’in doğal kaynakları arasında %70’lik bir yüz ölçüme sahip olan ormanlar vardır. Ormanların korunmasına ve ağaçlandırma çalışmalarına büyük önem
verilmiştir.

İsveç Çevre Kurumunun 2020-2025 yılı için belirlediği çevre hedeflerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Temiz Hava
2. Sürdürülebilir Göl, Akarsu ve Sulak Alan Yönetimi
3. Tarım Arazileri
4. Ekolojik Şehirler
5. Kirleticilerin Önlenmesi
6. Küresel İklim Değişimini Önleme
7. Sürdürebilir Ormancılık

1.4. ÇEVRE SORUNLARINI ÖNLEMEDE BİREYE DÜŞEN GÖREVLER

Bireylerin de çevreyi korumak onu güzelleştirmek için sorumluluk alması gerekmektedir.

Bireylere düşen görev ve sorumlulukları şu şekilde sıralamamız mümkündür:

• Çevre bilinci oluşturmak için eğitime okul öncesi dönemden başlamalıdır.
• Su ve enerji tasarrufu sağlanmalıdır.
• Katı atıklar özelliklerine göre depolanmalıdır. (cam, şişe, kağıt vs.)
• Biten pillerin ayrı bir yerde toplanması sağlanmalıdır.
• Mümkün olduğunca araba kullanımı azaltılmalıdır.
• Kanalizasyonlar genişletilmeli ve taşması önlenmelidir.
• Yere çöp atanlar uyarılmalıdır.
• Çöplerden sızan sularla canlıların zarar görmemesi sağlanmalıdır.

1.5. ÇEVRESEL ÖRGÜTLER

Çevre KuruluşuKurulduğu YılAmacı ve Etkinlikleri

Uluslararası Doğayı            1948                      Biyolojik çeşitliliğin                        Koruma Birliği (IUCN)                                      korunmasını sağlamak                                                                                                 için, nesli tükenmekte olan                                                                                         hayvan türlerine dikkat                                                                                               çekmek                                              Doğal Hayatı Koruma        1961                      Dünya’nın doğal dengesini            Vakfı (WWF)                                                       korumak ve insanın doğa ile                                                                                      uyumlu yaşamasını sağlamak      Greenpeace                         1971                      Ekolojik ortamın devamlılığını                                                                                    sağlamak, çevre kirliliğini                                                                                            önlemek 

Birleşmiş Milletler            1972                      Çevrenin korunması ve çevre      Çevre Programı (UNEP)                                  sorunlarını önleme amacıyla                                                                                     uluslararası işbirliği yapmak                    
Avrupa Çevre Ajansı         1990                      Üye ülkelerde çevre politikaları                                                                                 geliştirmek.

Türkiye’de de bazı çevre kuruluşları bulunur. TEMA, ÇEKÜL, DHKD, TÇV ve TURMEPA bu kuruluşlardan bazılarıdır.

1.6. ÇEVRE İLE İLGİLİ ANLAŞMALAR

Çevre sorunlarının küresel boyutlara ulaşması, sorunların çözümü için uluslararası çalışmaları zorunlu kılmıştır. Bu amaçla imzalanan anlaşmalar ve düzenlenen konferanslar bulunmaktadır.

Ramsar Sözleşmesi: 1971 yılında İran’ın Ramsar şehrinde imzalan bu sözleşmeye göre sulak alanların korunması temel hedef olmuştur. Türkiye bu sözleşmeye 1994 yılında imza atmıştır.

Rio Dünya Çevre Zirvesi: 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janerio (Rio de Jenerio) kentinde toplanan bu zirvede aşağıdaki sözleşmeler taraflarca imzalanmıştır.

  • Biyoçeşitlilik Sözleşmesi: Bu sözleşmede biyoçeşitliliğin korunması temel amaç olarak belirlenmiştir.
  • Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi: Aşırı kuraklık yaşayan ülkelerde çölleşme ile mücadeleyi ve çölleşmenin etkilerini azaltmayı amaçlamaktadır.
  • İklim Değişikliği Çevre Sözleşmesi: İklim değişikliklerine bağlı sorunların üstesinden gelmek için imzalanmıştır.

CITES: Nesli tehlike altında olan yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaret sebebiyle canlıların hayatta kalmalarını tehdit etmesini önlemek amacıyla ortaya atılmış bir sözleşmedir. 1973 yılında yürürlüğe giren bu sözleşme 183 ülke tarafından imzalanmıştır.

Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü: Ozon tabakasındaki seyrelmelerin önlenmesi ve ozon tabakasını incelten maddelerle ilişkin Montreal Protokolü imzalanmıştır. 1987 yılında imzalanan bu sözleşme ile uluslararası iş birliliğini sağlamayı hedeflemiştir.

Habitat Konferansı: Yerleşim birimlerinin insanlar için sağlıklı, güvenli, adil ve yaşanabilir olmasını amaçlanmaktadır. Bu konferansın ilki Meksika’da, ikincisi ise 1996 yılında İstanbul’da gerçekleştirmiştir.

Bern Anlaşması: 1979 yılında Bern kentinde yapılan bu anlaşma ile Avrupa’daki yaban hayatını korumayı hedeflemiştir. 

1.7. ORTAK DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRASA YÖNELİK TEHDİTLER

Doğal ve kültürel miraslar dediğimizde gelecek nesillere aktarılması gereken eşsiz doğal, kültürel ve tarihi güzellikler aklımıza gelmektedir.  Dünya mirasları UNESCO tarafından belirlenmektedir.

Doğal ve kültürel mirasları tehdit eden başlıca unsurlar şunlardır:

• Ülkelerin bu değerleri korumak için gerekli önlemleri almaması,
• Doğal afetler,
• Ortak mirasları ziyarete gelen turist sayısının taşıma kapasitesinin üzerinde olması,
• Tarihî eser kaçakçılığı,
• Baraj yapımı ve madencilik,

Ortak Mirası korumak için neler yapılmalıdır?

• Devlet bütçesinden bu değerler için kaynak ayırmalıdır.
• Çevrenin kirlenmemesi için önlemler alınmalıdır.
• Turistik yerlerde gereğinden fazla tesis yapılmamalıdır.
• Yasal sınırlarla koruma tedbirler alınmalıdır.

Random Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*