AÖL SEÇMELİ COĞRAFYA 2 (COĞRAFYA 6) ÖZETİ

1.KÜRESEL ORTAM VE BÖLGELER

İLK KÜLTÜR MEDENİYETLERİNİN ORTAYA ÇIKIŞI,YAYILIŞI VE DAĞILIŞINA ETKİ EDEN UNSURLAR

İlk çağlarda insanların temel geçim kaynağı avcılık ve toplayıcılıktır.

Üçüncü zamanda gelişen tarım faaliyetleri onların yerleşik düzene geçmesini kolaylaştırmıştır. Yerleşim alanlarının seçiminde tarıma uygun düz alanlar ile su kaynaklarına yakınlık en önemli iki unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun sonucu olarak, ilk medeniyetlere ait kalıntıların genellikle akarsu havzalarının kenarlarında bulunması tesadüfi değildir.

Yeryüzünde coğrafi koşulların aynı olmaması toplumların medeniyete geçiş tarihlerinin farklı olmasına neden olmuştur.

İlk tarım denemelerinde kullanılan aletler oldukça ilkel ve yetersiz sayıda idi. Demir Çağı’na geçiş ile tarımda sabanın kullanılması işlenen arazilerin yüzölçümünü genişletirken aynı zamanda da tarım yapmayı kolay hâle getirmiştir.

Tarımsal üretimin artması ile fazla üretilen ürünler belli bir merkezde toplanarak saklandı. Bu durum tarım ürünlerini depolama, saklama ve dağıtım gibi yeni faaliyet kollarını da yavaş yavaş geliştirmeye başlamıştır. İnsanlar ürünlerini korumak için aldıkları güvenlik önlemleri sayesinde ilk askerî birlikler de kurulmaya başladı.

İlk Kültür Merkezleri

Mezopotamya Medeniyeti

Güneydoğu Anadolu´dan başlayarak, Basra Körfezi´ne kadar uzanan, Dicle ve Fırat Nehirleri arasındaki bölgeye Mezopotamya denir.

Mezopotamya, verimli topraklara sahip olması, iklim şartlarının uygun olması gibi nedenlerden dolayı, sık sık istila ve göçlere sahne olmuş, insanlar arasındaki kültür etkileşimi fazla olduğundan medeniyet bu bölgede gelişmiştir.

Sümerler

Birbirinden bağımsız, “site” denilen şehir devletleri halinde yaşadılar. En önemli şehirleri, Ur, Uruk, Lagaş´tır. Bu şehir devletleri, “ensi” veya “patesi” denilen rahip-krallar tarafından yönetiliyordu.

Çok tanrılı inanca sahip Sümerlerin, tapınaklarına ziggurat denirdi. Mezopotamya´da evler ve tapınaklar, taş az olduğundan kerpiç ve tuğladan yapılmıştır. Hem bu özelliğinden, hem de sık sık istilalara uğradığından bu yapılar, günümüze kadar ulaşmamıştır

Günümüz uygarlığının temeli olan yazıyı (çivi yazısı), ilk kez Sümerler bulmuştur (M.Ö. 3500). Tarihte ilk yazılı hukuk kuralları da Sümerler tarafından oluşturulmuştur. Bu özellikleri ile Sümerlere, dünyadaki ilk hukuk devleti diyebiliriz. Lagaş Kralı tarafından oluşturulan ilk yazılı kanunlar, “fidye ve bedel” sistemine dayanıyordu.

Sümerlerin en önemli edebiyat eserleri; Gılgamış Destanı, Yaradılış Destanı ve Tufan Hikayesi´dir. Sümerler aynı zamanda matematik ve geometrinin de temellerini atmışlardır. Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır.

Sümerler, astronomide de gelişmişlerdir. Burçları bulmuşlar, bir ayı 30, bir yılı 360 gün olarak hesaplamışlardır. İlk kez Ay yılı hesabına dayanan takvimi, Sümerler bulmuşlardır.

Örf, adet, gelenek ve dil yapılarına, kullandıkları aletlere bakılarak, Sümerlerin, Mezopotamya´ya Orta Asya´dan geldikleri, Türk olabilecekleri tahmin edilmektedir. Akkadlar tarafından yıkılmışlardır.

Akadlar

Arap Yarımadası´ndan Mezopotamya´ya gelen Sami kökenli bir kavimdir. İlk sürekli ve düzenli orduları kurmuşlardır. Bu sayede, kısa zamanda Mezopotamya´nın tamamına sahip olmuşlardır. Tarihte bilinen ilk büyük imparatorluğu kurdular. Kurucuları Sargon, başkentleri Agade´dir. Tapınaklarına da Agade denilirdi. En önemli mimari eserleri Zafer Anıtı´dır.

Elamlılar

Elam, Güneydoğu Mezopotamya´ya verilen addır. Başkentleri Sus´tur. Bilim ve teknikte ileri olmamalarına rağmen, güzel sanatlar ve süsleme alanında gelişmişlerdir.

Babilliler

İlk mutlak krallık anlayışı, Babil´de ortaya çıkmıştır. Ünlü kralları Hammurabi, ilk anayasa olarak bilinen “Hammurabi Kanunları” nı oluşturdu. Bu kanunlar, Sami geleneklerinden ve Urukagine Kanunları´ndan yararlanılarak hazırlanmıştır. “Babil Kulesi” ve “Babil´in Asma Bahçeleri” en önemli eserleridir.

Asurlular

Yukarı Mezopotamya´da (Güneydoğu Anadolu) kurulmuşlar, Toroslar ve Kapadokya´ya kadar yayılmışlardır. Anadolu´da ticaret kolonileri kurdular. Çivi yazısını Anadolu´ya öğreterek, Anadolu´da tarih devirlerini başlattılar. Tüm çivi yazılı eserleri, başkentleri Ninova´da toplayarak, ilk kütüphanecilik ve arşivcilik faaliyetini başlattılar.

Mısır Medeniyeti

Mısır Medeniyeti, Nil nehrinin çevresinde kurulmuştur.
-Etrafının çöllerle çevrili olması, diğer medeniyetlerle daha az etkileşmesine neden olmuştur.
-Mısırlılar öldükten sonra dirilmeye inanmışlar ve bu nedenle diğer yaşamlarında kullanabilmek için bazı eşyalarını mezarlarına koymuşlardır.
-Mısır sanatı dini ağırlıklıdır.
-Yeniden dirileceklerine inandıklarından cesetlerin bozulmamasına dikkat etmişler ve Mısırlılarda mumyacılık milli sanat haline gelmiştir.
-Mumyacılık faaliyetleri insan vücudunun (bilgi yelpazesi) yakından tanınmasını ve Mısır’da tıp biliminin gelişmesini sağlamıştır.
-Mısırlılar, resim yazısı denilen hiyeroglif yazısını kullanmışlardır.
-Gök cisimlerini incelemek için rasathaneler kurmuşlar ve astronomide oldukça ilerlemişlerdir.
-Bugün kullandığımız Miladi takvimin ilk düzenli şeklini Mısır medeniyeti oluşturmuştur.
-Mısır ekonomisinin temelini tarım ürünlerinden sağlanan gelirler oluşturuyordu.
-Mısır’da canlı bir ticaretin olduğu bilinmektedir.

İnka Medeniyeti

12 ve 16. yüzyıllar arasında Amazon nehrinin yukarı çığırında kurulan İnka Medeniyeti, bugünkü Peru, Şili ve Ekvator ülkeleri sınırları içinde kalmaktadır.

İnka medeniyeti, tarımsal faaliyetlerin yanında hayvancılık da uğraşmışlardır. Yerleşme yerlerinde yaptıkları yapılar ahşap ve taş malzemeden olduğu için günümüze kadar gelebilmiştir. İnka medeniyeti özellikle astronomiyle ilgilenmişler ve güneş saatini kullanmışlardır.

Maya Medeniyeti

  • Meksika’nın güneyi ile Orta Amerika’nın bir kısmında kurulmuştur.
  • Maya medeniyetinin su kaynaklarına yakın bölgede kurulmuştur.
  • Temel geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.
  • Mısır, kakao gibi tarım ürünleri ile balıkçılık geçim kaynaklarıydı.
  • Mimaride yapı malzemesi olarak ahşap ve taş malzeme kullanmışlar.
  • Matematik, astronomi, mimari ve sanat alanında gelişmişlerdi.
  • Yazıyı kullanmışlar ve güneş yılı esasına dayalı takvimi yapmışlardır.
  • Dünya, Ay ve gezegenlerin hareketlerini takip ederek Ay tutulmalarını hesaplamışlardır.

Çin Medeniyeti

  • Asya’nın güneydoğusunda Sarı Irmak ve Görsel 1.9 Çin Seddi Gök Irmak’ın kıyısında kurulmuştu.
  • Çin medeniyetinin temel geçim kaynağı tarımdı.
  • İpekli dokuma ve çiniciliktle birlikte ticaret alanında gelişmişti.
  • Kâğıt, pusula ve barutu icat ettiler.
  • Mimaride taş ve ahşap malzeme kullanmışlardı.
  • Dinî inançları Budizmdi. Tao ve Konfiçyus’un görüşleri de din olarak kabul edilmişti.

Akdeniz Medeniyeti

  • Akdeniz ikliminin ılıman yapısı ve su kaynaklarının bol olması Akdeniz havzasında köklü medeniyetlerin kurulmasında etkili olmuştu.
  • Tarım önemli bir geçim kaynağıydı.
  • Büyük ve Küçük Menderes Ovalarında İyonlar, Gediz Ovası’nda Lidyalılar ve Tiber Irmağı kıyılarında Roma İmparatorluğu kurulmuştu.
  • Denizcilikte ve Tıp alanında da ileri gitmişlerdi.
  • İlk takvimi yapmışlardı.
  • Felsefe, edebiyatta önemli eserler bırakmışlardı.
  • Hipokrat, Heredot ve Homeros dönemin tıp, tarih ve edebiyat alanında öne çıkan isimlerdi.

Hint Medeniyeti

  • İndus ve Ganj Nehirlerinin etrafında kurulmuştu.
  • Verimli tarım arazileri ve su kaynaklarının bol olması sonucunda özellikle sulu tarım geliştirilmişti.
  • Pirinç yetiştirilen en önemli tarım ürünüydü.
  • Mimaride taş malzeme kullanmışlardı.
  • Nüfusun fazla olması nedeniyle geniş bir coğrafyaya yayılmışlardı.

FARKLI KÜLTÜRLERİN YERYÜZÜNDE YAYILIŞI VE DAĞILIŞINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Kültür, tarihsel gelişim süreci içinde toplumların oluşturduğu maddi ve manevi unsurların bir sonraki nesillere aktarılarak devamı sağlanan, insanın yaşadığı çevreye göre uyarladığı hayat tarzını gösteren değerler bütünüdür. Sosyoloji açısından ele alınacak olursa kültür, bir topluma ya da belli bir halkın düşünce ve sanat eserlerinin tümünü ifade eder. Bir kültürün doğduğu yere kültür ocağı denir.

Kültürü oluşturan manevi unsurlar;

  • dil, din,
  • ahlak, örf ve âdetler,
  • komşu kültürler,
  • dünya görüşü
  • hukuk kurallarını sayabiliriz.

Kültürü oluşturan maddi unsurlar;

  • Coğrafi konum,
  • fiziki yapı,
  • iklim özellikleri,
  • su ve toprak özellikleridir.

Kültürün temel özelliklerinden biri; devamlılığının olmasıdır. Bunun dışında kültür, toplumsaldır, değişebilir, bütünleştiricidir ve belli kuralları olan bir yapıdır.

Dünya kültürlerini inceleyen coğrafi bilim dalına kültürel coğrafya denir.

İslam Medeniyeti

  • İslamiyet din olarak Hz Muhammed (s.a.v) ile Arabistan Yarımadası’nda doğmuştur.
  • Müslümanın nüfus olarak en kalabalık ülke Endonezya’dır.(202.867.000). Pakistan (174.082.000), Hindistan (160.945.000), Bangladeş (145.312.000) Türkiye (73.619.000), Malezya (16.581.000)
  • Çin, Hindistan gibi nüfusu kalabalık olan ülkelerde müslüman nüfus azınlıktır.
  • 7. yy başlarında İslam medeniyeti bugünkü Orta Doğu bölgesine kadar yayılmıştır.
  • Endülüs Emevi devletini kurmaları ile İslam medeniyeti Güney Avrupa’ya kadar yayılmıştır.
  • Osmanlı Devleti zamanında İslam medeniyeti Kuzey Afrika, Balkanlar ve Ortadoğu bölgesini içine almıştır.
  • İslam medeniyetinin mimari simgeleri camiler, şadırvanlar ve çeşmelerdir.

Doğu Medeniyeti

  • Genel olarak kalkınma düzeyinin düşük olduğu kültür bölgeleridir.
  • Japonya ve Çin dışında kişi başına düşen millî gelir payı azdır.
  • Özellikle Çin ve Hindistan’daki hızlı nüfus artışı tüketimin artmasına ve doğal kaynakların azalmasına neden olmaktadır.
  • Doğu kültüründe sanat, teknoloji, matematik ve tıptaki ilerlemeler batı toplumu ile aynı hızda yaşanmıştır.
  • Doğu medeniyetlerinin ilimleri müslümanlar tarafından yeniden biçimlendirilerek Batı’ya aktarıldı.
  • Birbirinden farklı üç kültür bulunan doğu medeniyeti Hint, Çin ve Güneydoğu Asya’dır.
  • Doğu kültürünün temel geçim kaynağı tarıma dayanır.
  • Pirinç dışında tahıl tarımı, sebze yetiştiriciliği ve balıkçılıkta yapılan diğer faaliyetler arasındadır.
  • Tokyo, Hong Kong ve Singapur gelişmiş şehirleridir.
  • Konfüçyüs ve Mao’nun öğretileri doğu toplumlarında yaşam öğretileri hâline gelmiştir. Şark kültüründe Hinduizm, Budizm ve İslamiyet dinleri yaygındır.

Afrika Medeniyeti

  • Kıtanın kuzeyi ve batısında İslam dininin hâkim olması toplumsal yaşayışı değiştirmiştir.
  • Uzun yıllar Avrupa Devletleri’nin sömürgesi ve köle kaynağı olmuşlardır.
  • Devletler kabilelere ayrılmışlardır.
  • Temel geçim kaynakları; ilkel metotlarla yaptıkları tarım faaliyetleri yanında avcılık ve toplayıcılıktır.
  • Yetiştirilen tarım ürünleri; Tahıl, tatlı patates, pamuk, fıstık, kahve, kakao ve palmiye yağıdır.
  • Afrika kıtasındaki başlıca sorun açlık, yoksulluk ve salgın hastalıklardır.

Slav Medeniyeti

  • Slavlar Avrupa ve Asya kıtasında özellikle Doğu Avrupa’da yaşamış milletlerdir.
  • Slavlar kendi arasında üç gruba ayrılırlar. Ruslar, Ukraynalılar ve Beyaz Ruslar
  • Çekler, Slovaklar ve Polonyalılar Batı Slavları, Sırplar, Slovenler, Hırvatlar, Makedonlar ise Güney Slavlar içinde yer alır.
  • 15.yy’da Slavlar Kuzey Asya’da geniş bir coğrafyaya yayılmak için Rus İmparatorluğu’nu kurmuşlardır.
  • 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik ihtilali ile yıkılan imparatorluk, Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin kurulması ile rejim değiştirmiş ve kominist düzene geçmiştir.
  • Beyaz ırka tabi olan Slavlarda dinî inanış olarak eski dönemde tabiat canlılarına yükledikleri tanrılar vardı fakat daha sonra Ortodoks inancını benimsemişlerdir.
  • Slav ırkının yaşadığı fiziki ortam genellikle ormanlık ve bataklık alan olduğu için temel geçim kaynağı avcılık ve balıkçılıktır.
  • Tarımsal ürünleri ise Buğday, arpa ve darıdır.

Batı Medeniyeti

  • Avrupa kültür bölgesi kapladığı alan bakımından diğer kültür bölgelerine göre en büyük olandır.
  • Avrupa kültürü 15.yy daki coğrafi keşiflerle bulunan Amerika kıtalarına, Kuzey Asya ve Okyanusya’ya (Avustralya) sıçramıştır.
  • Bu bölge yaklaşık 2000 yıldan beri bilimin, teknolojinin ve yeniliklerin geliştiği önemli bir bölgedir.
  • Kurdukları sömürge kolonileri ile geniş bir ticaret ağına sahip olmuşlardır.
  • Avrupalılar bazı tarım ürünlerinin anavatanları dışında yetiştirilmesi ve yaygınlaşmasını sağlamıştır.
  • 18.yy gelindiğinde sanayileşme ile büyüyen batılı ülkeler ticaret alanlarını geliştirmişlerdir.
  • 1789 yılındaki Fransız İhtilali etkisi ile Monarşi yönetimi yerine demokrasi tercih edilmiştir.
  • Din anlayışında kilisenin baskısından kurtulmuşlar ve edebiyat, resim, müzik gibi sanat dallarında yenilikler yaşanmıştır.
  • 1945 yılında II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa devletleri güç birliği yaparak Avrupa Topluluğunu oluşturdular.

Medeniyetlerin yayılmasında iklim, yer şekilleri, ulaşım olanakları, savaşlar, siyasi baskılar, azalan otlak alanları ve orman alanları, yeni yurt edinme girişimleri, coğrafi keşiflerle yeni ticaret yollarının bulunması, salgın hastalıklar gibi birçok neden etkili olmuştur.

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN YAYILIŞ ALANLARI VE BÖLGESEL ÖZELLİKLERİ

  • Türk kültürü dünya tarihi içinde en eski kültürler arasında yer alır.
  • Türk sözcüğü “güç, kuvvet, cesur” anlamlarına gelmektedir.
  • Türk kültürü başka kültürleri etkilediği gibi kendisi de zaman zaman başka kültürlerin etkisi altına girmiştir.
  • Kültürümüzün oluşmasında bulunduğu coğrafi konum ve yüzyıllar boyunca yaşadığı tecrübeler etkilidir.
  • Türk kültürünün doğduğu yer Orta Asya’dır.
  • Türk kültürünün etrafında birbirinden farklı kültürlerin var olması kendi kültürlerini uzun yıllar koruması açısından önemlidir.
  • Köklü ve eski bir kültür yapısı vardır.
  • Önceleri konar-göçer yaşam süren Türkler yurt edindikleri yerlerde yerleşik düzene geçmişlerdir.
  • Tarım, hayvancılık ve ticaret temel geçim kaynağıdır.
  • Orta Asya kökenli olduklarından karasal hâkimiyeti olan milletlerdendir.
  • Medeniyetlerin geçiş noktasında olmasından dolayı birbirinden farklı kültürleri etkilemiştir.

Günümüzde Türk kültürünün yaşadığı bağımsız Türk devletleri

  • Türkiye Cumhuriyeti
  • KKTC
  • Azerbaycan
  • Türkmenistan
  • Kazakistan
  • Özbekistan
  • Kırgızistan
  • Tacikistan

Bu devletlerin dışında dünyanın birçok yerinde Türklerin varlığından söz edebiliriz.

Türk Kültüründe Devlet Yönetimi

  • Türklerde devlet yönetim anlayışında merkezî yönetim hâkimdir.
  • Türk devletlerinde kağan, ayukı ve kurultay devlet yönetiminde söz sahibidir.
  • Eski Türk devletlerinde devletin başında bulunan kişiye kağan denir ve kağanlara şanyu, yabgu, idikut, ilteber gibi ünvanlar verilirdi.
  • Kut inanışına göre kağana bu görevin tanrı tarafından verildiğine inanılırdı.
  • Kağanın eşine hatun denilirdi.
  • Kağan olmanın şartı hükümdar ailesinden gelmek ve erkek olmaktır.
  • Kağanı, ya kurultay üyeleri seçer ya da baş hatunun en büyük oğlu seçilirdi.
  • Hükümdarlık sembolleri arasında, otağ, taht, sancak, davul, sorguç, kemer, kılıç ve kamçı vardır.
  • Kağanın ailesi ile birlikte kaldığı çadıra otağ denir ve otağda kağanın sancağı dalgalanırdı.
  • Kağanın erkek çocuklarına tigin denirdi.
  • Küçük yaştan itibaren ataman veya tumen adı verilen eğitmenler gözetiminde sancaklarda yönetici olurlardı.
  • Eski Türklerde devlet yönetiminde ayukı denilen bir hükümet bulunurdu ve başındaki kişiye aygucu ya da üge denirdi.
  • Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclis, toy ya da kurultay denirdi.
  • Osmanlı Devleti’nde Han, hakan, emir, melik, sultan ünvanları kullanılmıştır.
  • Sultan çocuklarına şehzade denir ve lala tarafından eğitilirlerdi.
  • Sultanlar ailesi ile birlikte sarayda yaşardı.
  • Saraylarda Harem, Birun ve Enderun denilen mekânlar vardı.
  • Devlet işlerinin görüşülüp karar bağlandığı meclise Divan-ı humayun denirdi.
  • Divanda başvezir, vezirler ,defterdar, nişancı, kazasker, kaptanı derya gibi meclis üyeleri bulunurdu.
  • Günümüzde Türk devletleri yani cumhuriyet yönetim anlayışı ile yönetilir.
  • Devletin başındaki kişiye cumhurbaşkanı denir ve cumhurbaşkanı hükümeti kurar.

Türk Kültüründe Hukuk Yapısı

Osmanlı döneminde ise hukuk sistemi şeri hukuk kuralları ve örfi hukuk kuralları olarak ikiye ayrılırdı:

Şeri Hukuk: İslam hukuku olup Kuran, sünnet, İcma ve kıyas gibi kaynaklardan çıkarılan hükümlerden oluşurdu.

Örfi Hukuk: Şer’i hukuka aykırı olmamak kaydıyla halkın örf ve adetleri de hukuk sistemini oluşturmaktaydı.

  • Fatih Sultan Mehmet döneminde kapsamlı bir kanunname çıkarılmış olsa da en çok kanunların yapıldığı dönem Kanuni Sultan Süleyman dönemidir.
  • Fatih Sultan Mehmet döneminde hazırlanan Kanunname-i Al-i Osman ile örfî hukuk kuralları oluşturuldu.
  • 1800 yıllara gelindiğinde Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı, Senedî İttifak gibi kanunnameler yayımlanmıştır.
  • Osmanlıda davalara kadılar bakardı. Kadıları ise Divanı Hümayun üyesi olan kazaskerler atardı.
  • Cumhuriyet döneminde ise 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılması ile halk egemenliğine dayanan yeni Türk devleti kurulmuştu.
  • 1921Anayasası ile hâkimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğu kabul edilmiştir.
  • Avrupa ülkelerinden alınan İsviçre Medeni Kanunu ile Borçlar Kanunu tercüme edilip düzenlenerek yürürlüğe girmiştir.
  • Cumhuriyetin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye 1924 yılında kabul edilen anayasa ile yürürlükten kaldırılmıştır.
  • 1961’de ve 1982 yılllarında yeni anayasalar hazırlanmıştır.

Türk Kültüründe Ordu Düzeni

  • Türklerin tarih boyunca birçok büyük devlet kurmalarının temel etkenlerinden birisi güçlü ordulara sahip olmalarıdır.
  • Bozkır kültürü hâkim olan Türklerde mücadeleci ruha sahip olmaları, ata binme ve ok atmadaki yetenekleri onları savaşçı bir millet olma kimliği kazandırmıştır.
  • Ücretli askerlik sistemi yoktur.
  • Ordu yaya ve atlı birliklerden oluşurdu.
  • İlk ordu düzeni Hun hükümdarı Metehan tarafından onluk sisteme göre kurulmuştur.
  • Hükümdar ordusunun başında savaşa gider ve orduyu yönetirdi.
  • Savaşlarda hilal taktiği, kurt kapanı ve sahte ricat gibi teknikler kullanırlardı.

Türk Kültüründe Dinî İnançlar

  • Eski Türklerde Gök Tanrı inancı hâkimdi ve Şamanizm bu inancın içinde olan bir takım tören ve ayinlerin düzenlendiği inançtı.
  • Gök tanrı tekti ve en yüce varlıktı.
  • Ahiret inancı olan bu dinde iyi insanların cennete kötülerin ise cehenneme gideceklerine inanılırdı.
  • Din adamlarına kam denirdi.
  • Ölen kişi için yuğ törenleri yapılır ve yemekler verilirdi.
  • Ölen kişinin mezarı başına balbal denilen taşlar dikilirdi.
  • Türkler 751 yılında yapılan Talas Savaş‘ı sonrasında İslamiyet’i kabul ederek Müslüman bir toplum hâline gelmiştir.

Türk Kültüründe Örf ve Âdetler

  • Türkler giysilerinde daha çok kırmızı ve yeşil renkleri tercih etmişlerdir.
  • Kadınlar geniş elbiseler giyerken takı olarak inci, gümüş ve altın küpeler ile gerdanlık, bilezik ve yüzük kullanmışlardır.
  • Erkekler ise vücuda yapışık dar kıyafetler giyiyorlar başlarına da çene altından bağlanan kırmızı bir börk takıyorlardı.
  • Düğün ve nişan törenlerinde yemekler verir, eğlence düzenlerlerdi.
  • Kopuz en çok çalınan çalgılar arasındadır.
  • Avcılık, çöğen eğme, kuş uçurma, top kapma en çok tercih edilen sportif etkinlikler arasındaydı.
  • Ata binme, ok atma, yay çekme gibi talimlerin yanında cirit ve güreş gibi bütün Türk dünyasında yaygın olarak yapılan ortak oyunlar da vardı.

Türk Kültüründe Dil Yapısı

  • 13 yy. gelinceye kadar Türk dili eski dönem olarak adlandırılır.
  • Türk dili Ural-Altay dil ailesine mensuptur.
  • Türkler, Kök Türk alfabesini, Uygur alfabesini, Arap alfabesini ve Latin alfabesini kullanmışlardır.
  • Orta Asya’da Türkler doğu ve batı dillerini oluşturmuştur. Doğu dilleri bugün Özbekçe’ye, batı dilleri ise Anadolu Türkçesine dayanmaktadır.
  • Dilimizde Arapça, Farsça ve Latince kelimeler çok bulunur.

Türk Kültüründe Sanat

  • Türklerde sanat mimari yapılar ve el sanatları şeklinde kendini gösterir.
  • Sanat, Bizans, İran, Selçuklu ve Osmanlı sanatından etkilenmiştir.
  • Mimari yapılarda dinî inançlar önemli olmuştur.
  • Mimari olarak cami, medrese, çeşme, kervansaray, köprü, han ve bedestenler (çarşı), saray ve köşkler yaptırmışlardır.
  • Osmanlı devletinde birçok esere damgasını vuran ve adını kültürümüze kazıyan ünlü mimar başı, Mimar Sinan‘dır.
  • Hat, ebru, tezhip, çinicilik, oymacılık ve ahşap işçiliği gibi süsleme sanatlarını mimari eserlerde kullanmışlardır.
  • El sanatları olarak; Dokumacılık, bakır işlemeciliği, ağaç işleri, cam işleri yaygın olarak yapılmaktaydı.
  • İslamiyet inancında resim ve heykel yapmanın yasak olması minyatür sanatını geliştirmiştir.
  • Eski Türkler zamanında kalma Orhun Anıtları, destanlar, Dede Korkut Hikâyeleri ve Osmanlı zamanındaki birçok yazma eser edebî anlamda kültürel zenginliğimiz ortaya koymaktadır.

MEDENİYETLERİN BULUŞMA NOKTASI: ANADOLU

  • Türkiye, orta kuşakta yer alır.
  • Türkiye 26˚- 45˚ doğu meridyenleri ile 36˚ – 42˚ kuzey enlemleri arasında kalır.
  • Türkiye fiziki yapısı itibariyle dağlık bir ülkedir. Ovalık alanları daha çok kıyıda ve akarsu kenarlarında görmekteyiz.
  • Üç tarafı denizlerle çevrili olan bu yarımadada iki tane stratejik boğaz bulunur; İstanbul ve Çanakkale Boğazı.
  • Yer altı ve yer üstü kaynakları açısından zengindir.
  • Üç kıtayı birleştiren bir konum sahiptir.
  • Arkeolojik kazılar sonucunda birbirinden faklı kalıntıların ortaya çıkarılması kültürel miras zenginliğinin bir göstergesidir.
  • Anadolu coğrafyasının özellikle doğusunda dağların yüksek olması, buraya yerleşmek için gelen kavimlerin doğuya yerleşmelerinin sebebidir.
  • Anadolu’ya Türkler tarafından ortaya çıkan ilk ilgi Hunlar zamanında olmuştur.
  • Türkler Anadolu’da tutunabilmek için Rum, Ermeni, Moğol ve Haçlılarla mücadeleler etmiştir.

HAMMADDE, ÜRETİM VE PAZAR ARASINDAKİ İLİŞKİ

Üretilen mal veya hizmetin tüketici ile buluşması, ekonomik değeri olan başka ürünlerle değiştirilmesine ya da paraya çevrilmesine ticaret denir.

Ülke içinde yapılan ticarete iç ticaret, ülkeler arası olan ticarete dış ticaret, kıtalar arası yapılan ticarete ise küresel ticaret denir.

Dünya üzerinde ticaretin gelişmesinde hammadde, üretim ve pazar alanlarının oluşmasında etkili olan fiziki ve beşerî faktörler vardır.

FİZİKİ FAKTÖRLER BEŞERî FAKTÖRLER
.İklim
.Su kaynakları
.Yer şekilleri
.Toprak yapısı
.Doğal bitki örtüsü
.Maden ve Enerji kaynakları
.Ulaşım
.Sanayileşme
.Teknolojik Gelişmeler
.İş gücü
.Eğitim

  • Bugün ticaretin gelişmesinde en önemli unsur ham madde kaynağının mevcut durumudur.
  • Dünyada ham madde dağılışına bakıldığında homojen bir dağılışın olmadığı görülür.
  • Sadece ham madde kaynağına sahip olmak gelişmişlik için yeterli değildir. Ham maddeyi işleyecek tesislerin olması ve üretilen ürünün alıcı ile buluşması lazımdır.
  • Orta Çağ’da Türklerin elinde bulunan Baharat ve İpek yolları doğu ile batı medeniyetleri arasındaki en önemli iki ticaret yoluydu.
  • Avrupalıların yeni ticaret yolları arama arayışı sonucunda Ümit Burnu, Hint deniz yolu gibi güzergâhlar bulunmuş böylece kıtalar arası ticarettin yönüde değişmiş oldu.
  • Sanayi üretim alanı olan bir bölge ham madde alanları ve pazar alanları ile olan bağını korumak durumundadır.

Ham Madde:Sanayi tesislerinde kullanılmak üzere üretilen maddelere denir.

Üretim:Ham maddelerin işlenerek mamül madde haline getirilmesine denir.

Pazar:Mal ve hizmetlerin alıcı ile buluştuğu zemine pazar denir.

Ticaret için gerekli olan bu üç unsurun herhangi birinde oluşan bir olumsuzluk diğerlerini de etkiler.

Dünyadaki Önemli Üretim Alanları ve Bölgeler

HAM PETROLDOĞAL GAZ
Ülke AdıDünya
toplam
rezervindeki payı %
Ülke AdıDünya
toplam
rezervindeki
payı %
Venezuella17,9Rusya24,2
S.Arabistan16,1İran17,1
Kanada10,4Katar12,6
İran9,4S.Arabistan4,1
Irak8,4Türkmenistan3,8
Kuveyt6,2B.A.
Emirlikleri
3,1
TAŞ KÖMÜRÜORMAN
Ülke AdıDünya
toplam
rezervindeki payı %
Ülke AdıDünya
toplam
rezervindeki
payı %
ABD26,3Rusya22,1
Rusya17,6Brezilya14,1
Çin12,8Kanada6,3
Avustralya8,5ABD5,8
Hindistan6,8Çin4,2
Almanya4,5Kongo4,1
Tarımsal Ham Madde
Alanları
Toprak Ürünleri Üretim
Alanları: ABD, Rusya, Çin
ve Hindistan
Orman Ürünleri Üretim
Alanları: Kongo Havzası,
Amazon Havzası, Kuzey
Avrupa ve Kuzey Amerika
Balıkçılık Ürünleri Üretim Alanları: Kanada’nın
batısı, Peru ve çevresi, Japonya, ABD’nin doğusu
Hayvancılık Ürünleri
Üretim Alanları: Kuzeybatı Avrupa, Avustralya,
Orta ve Güney Afrika

Hizmet Üretim Alanları
• Avrupa
• ABD
• Japonya
• Güneydoğu Asya

Pazar Alanları
• Avrupa
• ABD
• Japonya
• Güneydoğu Asya

Sanayi Üretim Alanları
• Kuzey Amerika
• Batı Avrupa
• Japonya
• Çin
• Rusya
• Güneydoğu Asya

Madenler ve Enerji Kaynakları Üretim Alanları
• Kuzey Amerika
• Orta Asya
• Büyük Sahra
• Kongo Havzası
• Güney Amerika (Orta
kesimi )
• Orta Avustralya (Çöl
alanı)
• Orta Doğu Bölgesi

  • Dünya ticaretinin oldukça önemli bir bölümü Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Doğu ve Güneydoğu Asya’da yoğunlaşmıştır.
  • Gelişmiş ülkelerde ihracat oranı ithalattan yüksektir çünkü ticaretin gelişmesi ulaşım sistemindeki yapısal ve teknolojik yeniliklerdir.
  • Ticari ürünler kara yolu dışında gerek deniz yolu gerek demir yolu gerekse hava yolu ile dünyanın öbür ucuna götürülmektedir.
  • Genel Ağ hizmetlerinin genişlemesiyle ürünlerin reklamında, satışında ve alıcı ile buluşmasında bazı kolaylıklar yaşanmaktadır.
  • Rekabet hâlinde olan firmalar kendilerini değişen piyasa koşullarına göre uyarlamak adına dağıtıma daha çok önem vermektedirler.
  • Tüketicinin istek ve ihtiyaçları üretici firmaları harekete geçiren en önemli unsurdur.
Küreselleşmenin Olumlu Tarafları
• İstihdam alanını genişletmiştir.
• Teknolojik yenilikler dünyaya yayılmıştır.
• İletişimde alt yapı hizmetleri
hızlanmıştır.
• Daha modern toplumlar ortaya
çıkmıştır.
Küreselleşmenin Olumsuz Tarafları
• Büyük sermaye şirketleri ortaya
çıkmıştır.
• Sömürge düzeni baş göstermiştir.
• Zengin sınıfı olarak belli bir zümre ortaya çıkmıştır.
• Serbest ticaret ortamı gelişmekte
olan ülkelerde ekonomik krizlere
neden olmuştur.

TURİZM VE ETKİLERİ

İnsanları Turizme Yönelten Faaliyetler

Genel turizm hareketinin başlangıcı meraktır ve bununla birlikte çeşitli sportif aktiviteler, olimpiyat oyunları, yarışmalar, turnuvalar, kampçılık vb. gibi etkinlikler insanları seyahat etmeye yönelten spor çalışmaları turizmin gelişimine katkı yapar.

Turizmin Ekonomik Etkileri

Turizm sektöründeki büyümeler olumlu ve olumsuz etkileri bir arada bulunur.

Turizmin Olumlu Etkileri

  • Gelir getirir.
  • Ödemeler dengesi üzerinde etkilidir.
  • Bölgeler arası gelişme sağlanır.
  • Alt ve üst yapı yatırımcılarına etki eder.
  • Yeni iş alanları oluşturur.
  • Diğer ekonomik sektörler üzerinde etkilidir.

Turizmin Olumsuz Etkisi

  • İthalatı arttırma etkisi.
  • Mevsimlik olma etkisi.
  • Sektöre bağımlılık etkisi.
  • Fırsat maliyeti etkisi
  • İhracata etkisi

Turizmin Politik Etkileri

  • Uluslar arası sevginin olması ve birbirine karşı anlayışın gelişmesi kültürel bağları güçlendirir.
  • İnsani ilişkilerin yaygınlaşmasında turizim evrensel bir kimlik kazanır.
  • Bu anlamda turizim, uluslararası barışın ve dostluğun korunmasında ve devamlılığını sağlanmasında önemlidir.
  • Geleneksel olarak düzenlenen festivaller bulunduğu yerin tanınmasında önemli rol oynar.

Turizmin Sosyal ve Kültürel Etkileri

  • İnsanların yaşadıkları yerin dışına çıkmaları yeni yerleri gezip görmesi ve kurdukları sosyal ilişkiler sayesinde toplumsal yapıyı etkiler.
  • Bu durum folklor kültüründe gelişmelere neden olur.
  • Turistik merkezlerde el işleri, ahşaptan yapılmış araç gereçler ve değişik süsler yaparak yerel anlamda ekonomiye katkı sağlamaktadır.
  • Bu hâliyle turizm kültürlerin taşınmasında bir aracı olmaktadır.
  • Farklılıkların tanınmasında ve yayılmasında etkili bir unsurdur.

Turizmin Çevresel Etkileri

  • Çevre bilincinin oluşması, doğal ve kültürel miraslara sahip çıkma gibi olgular, turizm sektörünü canlı tutacağı gibi ekonomik anlamda ülkenin görünmez gelirlerinin de devamlılığını sağlamaktadır.
  • Turizm kaynağını oluşturan çevre şartları sürekli ve dengeli bir şekilde yönetilmeli ve bu kaynakların kalitesi artırılmalıdır.
  • Doğal çevrenin tahrip edilmesi turizm sektörünün cazibesini yitirmesine neden olacağından çevresel gelişmede olumsuz etkilenir. Hatta bu durum turizmle ilgili olan diğer sektörleri etkiler.

Milli Parklar ve Dünya’nın Yedi Harikası

Dünyada önemli güzelliklerin korunması adına UNESCO’nun da katkılarıyla 1948 yılından bu yana tedbirler alınmaya başlanmıştır. Koruma çalışmaları; tarihî kalıntılar, antik şehir yapıtları, kaleler, surlar, kiliseler gibi beşeri unsurları içerir.
Koruma kapsamasındaki alanın yüz ölçümü dikkate alınmaksızın milli park bölgesi olarak ilan edilir. Bugün millî park bölgesi olarak geniş sınırlara sahip olan yerler Afrika ve Amerika’da bulunur.

  • Ulusal park uygulamasına ilk kez ABD’nin Yosemite (yusımayt) Vadisinde başlamıştır.1872 yılında ulusal park olarak ilan edilen Yellowstone Parkı ABD’nin kuzey eyaleti olan Wyoming (Yoming), Montana ve Idaho (Aydoha) arasında bulunmaktadır. 8879 km² lik bir alan kaplar.
  • Tanzanya’da yer alan Serengeti Ulusal Parkı ile Selous Ulusal Parkı en gözde mekânlardır. Savan ekosistemine ait zebralar, çıtalar, aslanlar, zürafa ve filleri bu ortamda görebilirsiniz. Bu park alanları yerel halk tarafından hayvanların bilinçsizce avlanması sonucu tehlike altındadır.

Dünya’nın Yedi Harikası

Dünya’nın yedi harikası diye bilinen bu yapılardan sadece Mısır’daki piramitler günümüze kadar gelebilmiştir. Diğerleri yangınlar, depremler, savaşlar gibi değişik nedenlerle yıkılmışlardır. Bu yapıları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Keops Piramidi
  • Babil’in Asma Bahçeleri
  • Zeus Heykeli
  • Artemis Tapınağı
  • Rodos Heykeli
  • İskenderiye Feneri

100 milyon kişi Genel Ağ üzerinden altı yıl boyunca oy kullanarak dünyanın yeni yedi harikasını seçmiştir. 7 Temmuz 2007’de sona eren oylamada seçilen dünyanın 7 harikası listesi:

  • ChichenItza Piramidi
  • Çin Seddi
  • Taç Mahal
  • MachuPicchu Antik Kenti
  • Kolezyum (Roma Antik Tiyatro)
  • Kurtarıcı İsa Heykeli
  • Petra Antik Şehri

2017 yılı itibariyle Dünya genelinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kayıtlı 1073 kültürel ve doğal varlık bulunmakta olup bunların 832 tanesi kültürel, 206 tanesi doğal, 35 tanesi ise karma (kültürel/doğal) varlıktır.

Ülkemizin, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün sorumluluğu altında yürüttüğü çalışmalar neticesinde bugüne kadar UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 17 adet varlığımızın alınması sağlanmıştır.

• İstanbul [1985] • Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı (İzmir) [2014] • Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas) [1985] • Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa) [2014] • Hattuşa (Boğazköy)-Hitit Başkenti (Çorum) [1986] • Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri [2015] • Nemrut Dağı (Adıyaman-Kahta) [1987] • Efes (İzmir) [2015] • Xanthos-Letoon (Antalya-Muğla) [1988] • Ani Arkeolojik Alanı (Kars) [2016] • Safranbolu Şehri (Karabük) [1994] • Afrodisias (Aydın) [2017] • Troya Antik Kenti (Çanakkale) [1998] • Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir) [1985] • Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) [2011] • Pamukkale-Hierapolis (Denizli) [1988] • Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) [2012]

Küresel Ortam ve Bölgeler

Ülkeleri Tanıyalım

İNGİLTERE’NİN SANAYİLEŞME SÜRECİ

  • Dünya ekonomi tarihine baktığımızda sanayileşme sürecini ilk yaşayan ülkenin Manchester – İngiltere olduğunu görmekteyiz.
  • Sanayileşme sürecinin ilk olarak İngiltere’de başlamasında, sahip olduğu donanma ve özellikle 15 yy. dan sonra sömürgeleştirdiği ülkeler sayesinde olmuştur.
  • İngiltere bir ada devletidir.
  • İngiltere’yi dünya ülkeleri arasında birinci sıraya getiren faktör pamuk ve demir sanayisinde göstermiş olduğu gelişmeler olmuştur.
  • Manchester fabrikaların toplandığı ve sanayileşmenin başladığı ilk şehir olmuştur.
  • Sanayileşme sürecinde demir, kömür ve buhar gücünün kullanımı demir yolu ağının yaygınlaşmasını sağlamıştır.
  • İngiltere de sanayinin başladığı yıllarda nüfusu altı milyon iken seksen yıl sonra yapılan sayımda nüfusu 14 milyona çıkmıştır. Nüfusundaki bu artışın nedeni erken evliliklerin sık yaşanması ve fabrikalarda çocuk iş gücünden faydalanmalardır.
  • Sanayinin artması tıp alanında yenilikleri de beraberinde getirmiş ve özellikle çocuk ölümlerinde hızla azalmalar yaşanmıştır. Hastane ve dispanser sayısı artmıştır.
  • 1700’lü yıllarda nüfus daha çok güney İngiltere’ de bulunurken kuzeydeki maden ocaklarının işletilmesi ve özellikle Manchester ile Liverpool’daki fabrikaların varlığı nüfusun burada toplanmasının en önemli nedeni hâline gelmiştir.
  • 1800-1900 yılları arasında şehirde yaşayan nüfusun oranı %27 den % 64’e yükselmiştir. 1750 yılında 159 olan şehir sayısı yüz yıl sonra 1850’de 460’a çıkmıştır.
  • Kömür, demir ve petrol sanayi için vazgeçilmez olmuştur çünkü bu üçü bugün hâlâ sanayinin belkemiğini oluşturmaktadır.

TARIM EKONOMİ İLİŞKİSİ

  • Tarım, yeryüzündeki ilk temel geçim faaliyetleri arasında bulunur.
  • Gıda maddeleri ve kumaş üretimi için gerekli olan malzemeler topraktan elde edilir. O yüzden toprağın verimliliği ve yakınında su kaynağının olup olmaması ticari anlamda önemli bir kriterdir.
  • Dünya nüfusunun bir kısmı kırsal yerlerde yaşar ancak sanayileşme ve şehirleşme hızındaki farklılıklar bu durumun dünya geneline homojen bir şekilde dağılmasını engeller.

Burada dikkati çeken durum tarımla geçinen kırsal nüfusun iki farklı yapıyı sergilemesidir.

Birincisi geri kalmış ya da henüz yeni gelişmeye başlamış yerlerde görülen kırsal nüfusun uğraştığı tarımsal metotlardır. Bu tip tarımda insan ve hayvan gücüne dayalı bir üretim ön plana çıkmaktadır.

İkinci grupta yer alan kırsal nüfus ise, tarımda modern yöntemler ve son teknoloji tarım makinelerini kullanmaktadır. Bu tip ülkeler için birim alandan elde edilen verimin yüksek olması önemlidir ve bunun için tohum üretimi, tohum ıslahı, gübreleme, ilaçlama gibi yöntemlere başvururlar.

İki gruba örnek olabilecek Hindistan ve Hollanda örneklerini inceleyelim:

Hindistan

  • Devletin Adı: Hindistan Cumhuriyeti
  • Başkenti: Yeni Delhi
  • Yüzölçümü: 3.287.590
  • Nüfusu: 889.700
  • Resmi Dili: Hindu dili ve İngilizce
  • Dinî İnanış: Hinduizm ve İslam
  • Para Birimi: Rupee
  • Hindistan, fiziki yapı olarak üç bölgeye ayrılır. Bunlar kuzeyde Himalaya Dağları bölgesi, Güneyde Dekkan Plato sahası ve ortasında Ganj Ovası’dır.
  • Ülkenin kuzeyinde yer alan yaklaşık 2400 km uzunluğa sahip Himalaya Dağlar’ı, Hindistan’ı Tibet Yaylası’ndan ayırır.
  • Everest Tepesi (8.882 m) bu dağlar üzerindeki en yüksek zirvenin adıdır.
  • Güneyde yer alan Dekkan Platosu iki taraftan da Gat Dağları ile çevrilidir. Dekkan Platosu ülkeyi ikiye ayıran Vindiya Dağları ile Ganj Ovası’nı ayırır.
  • Ülkenin kuzey batısında Tar Çöl’ü bulunur. Himalaya Dağları’ndan doğan Ganj Nehri ülkenin en önemli akarsuyudur.
  • Muson Rüzgârları’nın ortaya çıkardığı Muson iklimi ülke geneline hâkimdir.
  • Yaz ayları hem sıcak hem de yağışlı geçer. Kış mevsiminde ise yağışlar azalır ama güçlü esen rüzgârlar vardır.
  • Yaz Musonları Racastan dışındaki bölgelerde kuvvetli yağışlara sebep olmaktadır. Bu durum sel felaketinin oluşmasına ve maddi zararların yanında can kayıplarının da yaşanmasına da neden olur.
  • Ülkede görülen iklim çeşitliliği doğal bitki örtüsünün zengin bir flora sergilemesinde önemli rol oynamıştır.
  • Hindistan Çin’den sonra dünyanın ikinci büyük nüfusuna sahip ülkesidir.
  • Sahip olduğu fiziki koşullar nüfusun yüzölçümüne düzensiz dağılmasına neden olmaktadır.
  • Hindistan gibi nüfus artış hızı büyük olan ülkelerde nüfusa bağlı yatırımlar diğer yatırımların önüne geçmektedir.
  • Hindistan halkının 3/4 tarımla uğraşır ve Görsel 1.110 Hindistan’da Çay Tarımı yıllık gelirlerinin yarısını tarımdan karşılamaktadır.
  • Tarımda modern yöntemler yerine geleneksel yöntemler kullanılır.
  • Ülkede yetiştirilen en önemli tarım ürünü pirinç (çeltik) dir.
  • Hindistan pirinç tarımında Çin’den sonra dünya ikincisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca kahve tarımı, şeker kamışı ve tütün ve nohut üretim alanlarını da görmekteyiz. Mısır üretiminde dünyanın ilk yedi ülkesi arasında yer alan Hindistan, mercimek ve nohut üretimi ile dünyada ilk sırada yer alır.
  • Hindistan’ın batısı doğusuna göre daha gelişmiştir.
  • Ülkede tarım dışında küçükbaş hayvancılık ve balıkçılık da yapılan diğer faaliyetler arasında bulunur. İneğin kutsal sayılması bu hayvanlardan yeterince faydalanmayı önlemiştir ancak sütünden ve gücünden faydalanılmaktadır.

Hollanda

  • Devletin Adı: Hollanda
  • Başkenti : Amsterdam
  • Yüzölçümü: 41.548 km²
  • Nüfusu: 15.163.000
  • Resmi Dili: Hollandaca
  • Dinî İnanış: 2014 itibariyle halkın % 50 herhangi bir inanışa mensup olmadığını beyan etmekle birlikte,% 43 Hristiyan ve % 8 müslüman nüfustur.
  • Para Birimi: Avro
  • Hollanda yüzey şekilleri bakımından üç coğrafi ana bölgeye ayrılır. Rüzgârların yığdığı kum tepeciklerinin bulunduğu saha, sahildeki alüvyon dolguların geniş yer kapladığı alan ve doğu ile güney doğudaki sellenme sahalarıdır.
  • Hollanda denizden kazanılan polder alanları ile de dikkati çeker. Zeeland (Zeyland) Adası denizin doldurulması ile elde edilmiş yapay bir adadır.
  • Ilıman Okyanusal iklimin hâkim olduğu ülkede kışlar ılık yazlar ise oldukça sıcaktır. Gulfstream sıcak su akıntısı iklimi yumuşatır.
  • Ortalama yağış 558 mm ile 864 mm arasındadır. Batı rüzgârlarının etkisinde kaldığı için her mevsim yağışlı geçer. Yıllık ortalama yağışlar 600-700 mm civarındadır.
  • Hollanda yüzölçümünün % 40 çayır ve meralar %18 ise ormanlardan oluşur. Geriye kalan yerler ise tarım arazisi olarak kullanılır.
  • Otlakların geniş yer kaplaması inekçiliği geliştirmiştir.
  • Avrupa ülkeleri içinde Hollanda nüfus yoğunluğu en fazla olan ülkedir.
  • Nüfusun toplandığı yer ‘’Randstand Holland” denilen kıyı bölgesidir.
  • Nüfus artış hızı çok azdır.
  • Toplam nüfusun % 89 kentlerde yaşarken % 11 kırsal yerlerde yaşamaktadır.
  • Önemli Şehirleri: Amsterdam, Rotterdam(Rottırdam), Lahey, Eindhoven, Harlem’dir.
  • Hollanda modern tarım yöntemlerinin kullanıldığı gelişmiş ülkeler arasında yer almaktadır.
  • Aktif nüfusun büyük bir kısmı hizmet ve sanayi sektöründe iştigal etmektedir. Tarımda çalışan nüfus miktarı azdır.
  • Ülke arazisinin % 77’si tarım topraklarına ayrılmıştır.
  • Makineli tarım sayesinde insan gücüne duyulan ihtiyaç azalmaktadır.
  • Başlıca tarım ürünleri arasında tahıl, sebze, meyve, patates ve şekerpancarı vardır. Hollanda esas olarak lale yetiştiriciliği ile dünya lideridir. Dünya çiçek üretiminde ilk sırada yer alır.
  • Hollanda, tarımsal faaliyetlerden başka hayvancılık da ve entegre süt ürünleri tesisleri ile öne çıkmaktadır.
  • Süt verimi yüksek olan Hollanda inekleri dünyaca ünlüdür.
  • Hollanda’da otuz tane süt fabrikası yüz elli adet süt tozu fabrikası mevcuttur.
  • Hollanda Kuzey Denizi’nden elde ettiği balıkları ihraç etmektedir.

BÖLGESEL VE KÜRESEL ÖRGÜTLER

Küresel Siyasi Örgütler

Birleşmiş Milletler

  • II. Dünya Savaşından sonra çıkan anlaşmazlıkları çözmek için
    51 ülke ile bir araya gelerek kurulmuştur.
  • Bugün 193 üye ülkeden oluşan BM Teşkilatı, 24 Ekim 1945 tarihinde resmen faaliyete geçmiştir.
  • 24 Ekim her yıl BM Günü olarak kutlanmaktadır.
  • ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere alınan kararları veto etme hakkına sahiptir.
  • Birleşmiş Milletler’in ana organları:
    Genel Kurul, Güvenlik Konseyi (BMGK), Ekonomik ve Sosyal Konsey (EKOSOK), Vesayet Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve BM Sekretaryası’dır.

Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)

  • Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği’nin dağılmasının ardından on bir tane cumhuriyetin bir araya gelerek oluşturduğu örgüttür. Azerbaycan, Ermenistan, Belarus, Kazakistan, Moldova, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan, Ukrayna bu grubun içinde yer alan üye devletler arasında bulunmaktadır.
  • 1993 yılında bağımsız devletler topluluğuna katılan Gürcistan daha sonra 2008 yılında bu topluluktan ayrılmıştır. Türkmenistan ise 2005 yılında üyelikten ayrılmış ve bu topluluğa daha sonraki süreçte gözlemci olarak katılmıştır.
  • Siyasi bir birlik olarak kurulan BDT yapılan ortak anlaşmalar ile ekonomik bir kimlik kazanmıştır.
  • Üye ülkeler ile toplam nüfusu 240 milyonu bulan bu örgütün dünya doğal kaynaklarının % 25’ine ve sanayi üretiminin ise % 10’una sahiptir.
  • Bağımsız Devletler Topluluğu Organları:
    Devlet Başkanları Konseyi, Hükümet Başkanları Konseyi, Parlementolar arası Asamle, Dışişleri Bakanları Konseyi, İcra Komitesi, Ekonomik Konsey, Savunma Bakanları konseyi, Sınır Muhafız Komutanları Konseyi, Terörle Mücadele Merkezi, Devletler Arası Banka olmak üzere on bölüme ayrılır.

Küresel Askeri Örgütler

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü)

  • NATO, üye ülkelerin özgürlük ve güvenliğini korumak amacı ile kurulmuştur.
  • 4 Nisan 1949 tarihinde faaliyete geçen örgütün merkezi Brüksel’dir.
  • Üye ülkelerin herhangi birinde ortaya çıkan güvenlik zafiyeti, siyasi bağımsızlığın tehdit edilmesi ya da toprak bütünlüğünün bozulması gibi durumlarda ülkelerin birbirlerine yardım etmesi esasına dayanır.
  • 1952 yılında üye olan Türkiye, Kore Savaşı’na asker göndermiştir.

Küresel Ekonomik Örgütler

OPEC (Petrol İhraç eden Ülkeler)

  • Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC); İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezüella’nın 10–14 Eylül 1960 tarihinde Bağdat Konferansı’nda oluşturduğu sürekliliği olan, hükümetler arası bir örgüttür.
  • Başlangıçta beş kurucu üyeden oluşan örgüt daha sonra on üye tarafından birleştirildi.
  • OPEC’ in amacı petrol üreticileri için adil ve istikrarlı fiyatlar sağlamak amacıyla üye ülkeler arasındaki petrol politikalarını koordine etmek ve birleştirmektir.
  • Tüketicilere verimli, ekonomik ve düzenli bir petrol kaynağı sunar, ve sektöre yatırım yapanlara sermaye konusunda adil bir düzen getirir.
  • Katar (1961), Endonezya (1962), Libya (1962), Birleşik Arap Emirlikleri (1967), Cezayir (1969), Nijerya (1971), Ekvador (1973), Gabon (1975), Angola tarafından birleştirildi. Bugün 14 tam üyesi bulunur.

OECD (Ekonomik Kalkınma İş Birliği Örgütü)

  • 1946 yılında kurulan ekonomik kalkınma iş birliği örgütünün temel yapılanması 1960 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile olmuştur.
  • Bu örgütün amaçlarını şu şekilde sıralamamız mümkündür: 1. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki halkın yaşam standardını yükseltmek için politikalar üretmek, 2. İşsizlik problemini ortadan kaldırmayı amaçlar. 3. Dünya ticaretinin gelişmesi için ülkeler arasındaki dengeyi sağlamaya çalışır.
  • OECD üye ülkelerin temel felsefesi insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak ve bu prensipleri bir devlet politikası hâline getirmektir.
  • 35 üye ülkesi bulunan OECD örgütünde 18 Avrupa ülkesi ABD ve Kanada gelişmiş ülke olarak bulunmaktadır.
  • Bunun dışında Latin Amerika ve Asya Kıtası’ndan da üye ülkeleri sıralayabiliriz. Şili, Letonya, Kore, Slovenya bunlardan bazılarıdır.

D-8

  • D-8’in kurulmasına yönelik ilk adımların atılmasında Türkiye önderlik etmiştir. İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Mısır, Malezya ve Nijerya’nın katılmasıyla 22 Ekim 1996 tarihinde İstanbul’da düzenlenen ‘’Kalkınmada İşbirliği Konferansı” oluşturulmuştur.
  • D-8 üyesi olan ülkelerin hepsi aynı zamanda İKÖ (İslam Konferans Örgütü) üyesi olup, kalkınma düzeyleri, ticari potansiyelleri ve nüfus bakımından ileri olan ülkeler arasında yer alır.
  • D-8 çerçevesinde işbirliği yapan ülkelerle sektörel bazda çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye sanayi, sağlık ve çevre, Bangladeş kırsal kalkınma; Endonezya yoksullukla mücadele ve insan kaynakları, İran bilim ve teknoloji; Malezya, finans, bankacılık ve özelleştirme; Mısır, ticaret; Nijerya, enerji; Pakistan ise tarım ve balıkçılık alanında çalışmaları koordine eder.

G-20

  • G-20 uluslar arası sistemde başlıca gelişmiş ülkelerin ekonomilerini yükseltmek için ve aynı zamanda uluslararası mali dengenin korunması adına 1999 yılında oluşturulan bir platformdur.
  • Türkiye, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Meksika, Arjantin, Brezilya, Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore, Endonezya, Avustralya, Güney Afrika ve Suudi Arabistan üyeleridir.
  • Dünya ekonomisinin % 90’ı ve ticaretin % 80’i ile nüfusun 2/3’ünü temsil eden G-20 farklı kıtalardan gelişmiş ve yükselen ekonomileri aynı platformda bir araya getiren, kaplayıcı yapısıyla giderek yükselen bir gidişat gösterir.
  • G-20’nin hâli hazırda bir sekretaryası yoktur. G-20’nin dönem başkanlığını üstlenen ülke bir yıl boyunca sekretarya görevini üstlenmektedir. Bölgesel Örgütler

Küresel Bölgesel Örgütler

AB (Avrupa Birliği)

  • Avrupa Birliği kömür ve çelik sektörünü güçlendirmek ve kontrol etmek amacıyla 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kurulmuştur.
  • Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa, Lüksemburg ve İtalya arasında imzalanan Paris Anlaşması ile kurulmuştur. Sonraki yıllarda üye olan ülkeler Avrupa Atom Enerjisi topluluğunu kurmuştur.
  • Roma Anlaşması’nın imzalanması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak ad değiştirmiş ve uzun süre AET olarak anılmıştır.
  • 1958 yılında imzalanan Roma Anlaşması ile AET ülkeleri gümrük birliği uygulamasını hayat geçirmişler ve tarım, ulaşım ve rekabet gibi alanlarda ortak politikalar oluşturmuşlardır.
  • Bu ortak politikalar zamanla dış politikaya da yansımıştır. Günümüzde Maastrich Anlaşması Avrupa birliğini kuran anlaşma olarak tarihe geçmiştir.
  • Amsterdam ve Nice anlaşması sonrasında Avrupa Birliği bazı ülkelerin dışında ortak para biri olarak Euro(Avro ) kullanmaya başlamıştır.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)

  • 1969 yılında Fas’ın başkenti Rabat’ta toplanan 57 üyeden oluşan örgüttür. Bu örgütün amaçları arasında İslam kimliğine sahip olan ülkeler arasında yakınlaşmayı sağlamak, toplumsal sorunların çözümüne katkı yapmaktır.

NAFTA ( Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Bölgesi)

Kuzey Amerika Kıtasında yer alan Kanada, ABD ve Meksika arasında 1994 yılında kurulan bölgesel bir örgüttür. Kuzey Amerika ülkelerinin ticari yatırımlarını artırmak ve bu ülkelerin ekonomik anlamda daha güçlü hâle gelmesini sağlamaktır.

Küresel Çevresel Örgütler

Yeşil Barış Örgütü (Greenpeace)

  • Dünya genelinde meydana gelen çevre kirliliği konusunda duyarlılığı artırmak amacıyla 1971 yılında kurulan bu örgütün merkezi Hollanda’nın Amsterdam Greenpeace’dır.
  • Greenpeace’in ilk eylemi Alaska’daki nükleer santrali protesto etmek olmuştur.
  • Üyeleri ülkeler, şirketler ya da siyasi hareketler değildir. Tamamen bireysel katkılar ile ayakta duran bir örgüttür.
  • Örgütün başlıca çalışma alanları okyanuslar ve ormanların korunması, fosil yakıt tüketiminin azaltılması, nükleer kirlenmelere izin verilmemesi, genetiği bozulmuş organizmaların doğaya bırakılmaması, küresel ısınmaya karşı tedbirler alınması, kutup bölgelerindeki canlıların korunması ve maden arama çalışmalarına son verilmesi, nesli tükenen canlıların koruma altına alınması gibi çevre sorunlarıdır.
  • Bu amaçları gerçekleştirmek için şiddet içermeyen eylemler, bilimsellik, bağımsızlık ve tabiata saygı prensipleri çerçevesinde çalışmalarını yapar.

Türkiye’nin Üye Olduğu Örgütler

  • 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Birleşmiş Milletlere üye olmuştur.
  • Türkiye’nin üye olduğu diğer bir örgüt NATO’dur. Türkiye bu askerî örgüte 1951 yılında katılmıştır. Kuzey Atlantik bölgesinde barış ve güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuş olan bu örgüt, özellikle Doğu bloğu ülkelerinden gelebilecek saldırılara karşı üye ülkeleri korumayı hedeflemiştir.
  • 1950 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kurulan birlik 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğuna, 1958’de Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu ve 1967 yılında Avrupa Topluluğu adını almıştır. 1991 yılında Avrupa Birliği olarak varlığını sürdürmektedir.1987 yılında tam üyelik için başvuran ülkemiz hâlâ AB’ye aday ülkeler arasında yer almaktadır.

Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel parasal işbirliğini güçlendirmek, finansal istikrarı sağlamak, uluslararası ticareti kolaylaştırmak, yüksek istihdam ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi teşvik etmek ve dünyadaki yoksulluğu azaltmak için çalışan 189 ülkenin bir organizasyondur.

IMF’nin amaçları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Dünya para meselesinin çözüme kavuşması için ülkeler arasında işbirliği yapmak
  • Dünya ticaretindeki gelişmeyi dengede tutarak üye devletler arasındaki istihdamı artırmak
  • Ülkelerin ödeme güçlüğü çekmemeleri için çözüm önerisi üretmek
  • Devalüasyonu önlemek

Dünya Bankası 189 üye ülkeden oluşan bir kooperatif olarak faaliyet göstermektedir. Bu ülkeler veya hissedarlar, kurumdaki politikaları oluşturmaktan sorumlu en yüksek kurum olan bir yönetim kurulu tarafından temsil edilmektedir. Genel olarak, valiler üye ülkelerin maliye veya kalkınma bakanlarıdır.

Dünya Bankası Grubu ve Uluslararası Para Fonu’nun Yönetim Kurulu Yıllık Toplantıları’nda yılda bir kez toplanmaktadır .

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)’ye olan üyeliğimiz 1976 yılında gerçekleşmiştir. 1971 yılında kurulan örgütün amacı İslam ülkeleri arasında birlik ve dayanışmayı güçlendirmektir.

KEİK örgütü Türkiye önderliğinde kurulmuş olup, Karadeniz’e kıyısı olan ve bu denizle ekonomik bağları olan ülkeler arasındaki işbirliğini sağlamaktır.

Ayrıca Türkiye G-20 ve D-8 ülkeleri arasında da yer almaktadır.

2. Çevre ve Toplum

KÜRESEL ÇEVRE SORUNLARI

  • Küresel Isınma
  • Asit Yağmuru
  • Ozon Seyrelmesi
  • Bitki ve Hayvan Türlerini Tahribi
  • Orman Tahribi ve Yangınları
  • Çarpık Kentleşme
  • Erozyon ve Yozlaşma
  • Çevre Kirliliği

ÇEVRE KİRLİLİĞİ

  • Nükleer Kirlilik
  • Hava Kirliliği
  • Gürültü Kirliği
  • Elektromanyetik Kirlilik
  • Su Kirliliği
  • Toprak Kirliliği

MADENLER VE ENERJİ KAYNAKLARININ KULLANIMININ ÇEVRE SEL ETKİLERİNE ÖRNEKLER

  • Özellikle açık arazide gerçekleşen maden işletmeciliği yakın çevredeki verimli tarım arazilerine, doğal bitki örtüsünün tahrip edilmesine ya da tarihi kalıntıların yok olmasına neden olmaktadır.
  • Fosil yakıtların şehirlerde çeşitli sebeplerle tüketilmesi ve termik santrallerde enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılması hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği ve radyoaktif kirlenme gibi olayların baş aktörü olmaktadır.
  • Çin ve Hindistan’da kontrolsüz biçimde gelişen sanayileşme benzer sorunların yaşanmasına zemin hazırlamıştır.
  • Gelişmiş ülkelerde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım alanlarının genişlemesi ve teknolojik yeniliklere uyum sağlaması çevre kirliliği sorununu kısmen de olsa çözmektedir.
  • Dünyada kirlenme sadece karalar üzerinde değil denizlerde de görülür. Denizlerin kirlenmesinde kaza yapan petrol tankerlerinin payı oldukça büyüktür.
  • Granit, Mermer gibi bayındırlık işlerinde çokça kullanılan taşların işlenmesi esnasında da bazı çevre sorunları baş göstermektedir.
  • Taş ocaklarının yakın çevresindeki yerleşme sakinleri ve taş ocağında çalışan işçilerde solunum yolu hastalıkları sıklıkla karşılaşılır.

DOĞAL KAYNAKLARIN TÜKENEBİLİRLİĞİ

Yenilenemeyen (Tükenen) Kaynaklar

  • Doğada çeşitli yollarla oluşmuş ve tekrar oluşma imkânı olmayan kaynaklara yenilenemeyen ya da tükenen kaynaklar denir.
  • Bir ülkede çok tüketilip öne çıkan kaynak başka bir ülkede az miktarda kullanılabiliyor. Örneğin nükleer enerji en çok Fransa’da kullanılıp tüketilirken Hindistan’da kömür madeni öne çıkmaktadır.
  • Tükenen kaynaklar içinde kömür, Dünya’ Görsel 2.8 Termik Santral da en çok kullanılan ikinci enerji kaynağı olarak önemini korumaktadır.
  • Petrol rezervleri dünya’nın belli bir bölgesinde toplanmış ve taş kömürüne göre rezervi daha az olmasına karşın kullanım alanı geniştir.
  • Genel manada küresel ısınma olarak adlandırdığımız bu olayın tek nedeni atmosferdeki karbon birikimi değildir. Karbon dışındaki diğer metan gazları da aynı etkiyi yapar ancak karbon, oran olarak en çok açığa çıkan gazların başında gelir.
  • Enerji üretiminde kullanılan toryum ve uranyum madenleri ile çalışan Nükleer reaktörler de enerji üretiminde kullanılan kaynaklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır.

Yenilenebilen (Tükenmeyen) Kaynaklar

Çevre dostu olarak en çok bilinenleri sıralayalım:

  • Akarsular, hidrolojk kaynaklar arasında yer alır. Akarsulardan enerji elde edilirken suyun aktığı yatağın yapısal durumu önemlidir. Akarsular, elektrik üretmek için kullanılan türbinlere suyu yüksekten akıtarak düşürür ve türbinlerin çalışmasını sağlar.
  • Hidrolojik gücün toplandığı alanlara baraj denir. Hidrolojik olarak elektrik üretimi gerek ülkemizde gerekse dünyada yaygın olarak kullanılır.
  • Norveç su gücünden elektrik üretmede lider ülke iken Venezuella, Peru, Avustralya ve Yeniz Zelanda’da elektrik üretiminin % 50’si akarsu gücünden sağlanmaktadır. Ülkemiz içinde oldukça önemli olan hidrolojik kaynaklar toplam elektrik üretiminin % 23’ünü karşılamaktadır.
  • Barajların pek çok olumlu faydaları vardır ancak ekolojk dengeyi kesintiye uğratmaları bakımından bir dezavantaj olarak görebiliriz.
  • Son yıllarda tüm Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de yaygınlaşmaya başlayan bir başka enerji kaynağı rüzgârlardır.
  • Danimarka ve Almanya’da sık görülen rüzgâr türbinleri ile Avrupa ülkelerinin bu enerji üretiminde önder olduğu anlaşılır.
  • Dünyamızın ısı ve ışık kaynağı olan güneş her gün enerjisini Dünya’ya ulaştırır.
  • 1970’li yıllarda Güneş’ten elektrik enerji üretilmeye başlanmıştır.
  • Güneş enerjisi için gerekli olan maliyetin yüksek olması bu enerji kaynağının yaygınlaşmasını engellemiştir.
  • Almanya ve Fransa bu anlamda güneş enerjisini en çok kullanan ülkelerdir.
  • Jeotermal kaynaklar, çoğunlukla fay hatlarının aktif olduğu sahalarda görülür.
  • Bu kaynaklar seraların ısıtılmasında, konutların ve sanayi tesislerinin ısıtılmasında kullanıldığı gibi sahip olduğu ülkenin termal turizimini de geliştirmektedir.
  • Bu kaynağı en çok kullanan ülkelerin başında ABD, İzlanda, Japonya ve Yeni Zelanda gelmektedir.
  • Bu enerji kaynağına bağlı olarak çıkabilecek çevre sorunlarını şöyle sıralayabiliriz:
  1. Gaz emisyonları
  2. Su kirliliği
  3. Katı emisyonlar
  4. Arazi çökmesi
  5. Depremsel sismik tetiklemeler
  6. Heyelan tetiklemeleri
  7. Doğal manzaraların bozulması
  8. Bitki florasının bozulması
  9. Gürültü kirliliği
  • Son yıllarda yaygınlaşan Biyokütle enerjisi, organik maddelerin çeşitli işlemlerden geçirilerek sağlanan enerji türüdür.
  • Bitki atıklarının oksijen ile teması kesilerek fermante edilmesi sonucu biyogaz elde edilir.
  • Biyokütle enerjisini ABD ve Avrupa ülkelerinde görmekteyiz.
  • Biyokütle için mısır, buğday gibi özel olarak yetiştirilen bitkiler, otlar, yosunlar, denizdeki algler, hayvan dışkıları, gübre ve sanayi atıkları, evlerden atılan tüm organik çöpler (meyve ve sebze artıkları) kaynak oluşturmaktadır.

DOĞAL KAYNAKLARIN KULLANIMINDAKİ FARKLILIKLAR

  • Gelişen teknoloji ile çeşitlenen ihtiyaçlar doğal kaynak kullanımında bazı kaynakların önemini arttırmaktadır.
  • Ülkelerin gelişmişlik düzeyleri kaynakların kullanımında sürdürülebilir olması ve en etkili şekilde faydalanma açısından son derece önemlidir.
  • Bir ülkedeki doğal kaynak potansiyeli yapılacak ekonomik faaliyetin biçimini de belirlemektedir.
  • Kömür madeni geri kalmış ülkelerde ham olarak çıkarılırken gelişmiş ülkelerde bu maden demir çelik sanayisinde kullanılarak her türlü alet ve makine yapımında tercih edilir.
  • Bir toplumun ihtiyaçları arttıkça doğal kaynağın alanı da genişler.

Doğal Kaynakların Kullanımı Sonucu Ortaya Çıkan Çevre Sorunları

  • Dünya nüfusu her an artmakta ve doğum oranları ölüm oranından yüksek olduğu için nüfus sayımız katlanarak büyümektedir.
  • Sanayileşmenin artmasıyla hava, toprak, su gibi doğal ortamlarda kirlilik oranı yükselmiştir.
  • Bataklık alanların kurutulup tarıma açılması ilk etapta tarımsal üretimde verimliliğin artmasını sağlasa da bataklık ekosistemlerinin bozulmasına ve oradaki canlı hayatın yok olmasına neden olur.
  • Tarımın insan hayatında yer almasıyla Dünya yüz ölçümünde ormanların oranı giderek azalmıştır.
  • Dünyada en zengin floraya sahip yer olan Amazon Ormanları Brezilya sınırlarındadır.
  • Ülkemizde Çay ve Fındık sanayisinin gelişmesiyle karma ormanlar dağların zirvelerine doğru çekilmiş etekler ise çay ekim alanı yada fındık bahçesi olarak tarıma açılmıştır.
  • Ormanların tahrip edilmesi sel,heyelan, erozyon gibi başka doğal afetlerin yaşanmasında önemli bir rol oynamaktadır.
  • Doğal kaynakların bilinçsizce kullanılması tüm dünyayı her geçen gün tehdit eden ve ekolojik anlamda bunalımlara yol açan bir sorun olmaktadır.
  • Fosil yakıtlar ve değerli madenler kendisini yenilemesi mümkün olmadığından bu kaynakları ihtiyaca göre kullanılması gerekmektedir. Buna yetinme seviyesi denir.

KÜRESEL ÇEVRE SORUNLARININ OLUŞUMU, YAYILIMI VE ETKİLERİ

Günümüzde küresel etkiye sahip başlıca çevre sorunları, nedenleri ve sonuçları şu şekildedir:

Küresel Isınma

Küresel ısınma insanların birçok değişik aktiviteler sonucunda ortaya çıkan sera gazı olarak bildiğimiz bir takım gazların atmosferdeki oranının artmasına bağlı olan ısınmadır.

Küresel ısınmanın hayata olan etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kutuplardaki buzullar aynı zamanda Dünyamızın en büyük tatlı su depolarıdır. Temiz su kaynağının denizlere karışması Dünya’yı ciddi anlamda su sorunu ile karşı karşıya bırakır.
  • Deniz seviyesindeki yükselmeler kıyı çizgisinin değişmesine ve toprak kaybına neden olmaktadır.
  • Dünyanın ısısının artması denizlerde ve okyanuslardaki buharlaşma şiddetini arttıracağı için havadaki rutubet artacaktır. Bu durum aşırı yağışlara ve sel olaylarına neden olacağı gibi tarım ürünlerine de zarar verecektir. Bazı bölgeler ise kuraklığın şiddetinin artmasına neden olacaktır.
  • Sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması kurak sahalardaki otların tutuşmasına ve yangınların başlamasına zemin hazırlar.
  • Kuraklık göl ve akarsulardaki suların çekilmesine neden olacağı için bu sularda yaşayan canlıların azalmasına ve su ekosistemlerinin bozulmasına da katkı sağlar
  • Sıcaklıkların yükselmesi salgın hastalıkların yayılmasına yeni virüslerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Küresel ısınmayı gösteren kanıtlar:

  • Buzullardaki incelmeler
  • Deniz seviyesindeki yükselmeler
  • Jeolojik kanıtlar
  • Göllerdeki su sıcaklığının artması
  • Güncel ölçümler
  • Matematiksel modeller ve aerosollerdir

Kyoto Protokolü Nedir? Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda, dünyanın bir bütün halinde sorumluluk alması ve sonuçları engellemesi için, birleşmiş milletler iklim değişikliği çerçeve anlaşması kapsamında 38 ülkenin yaptığı anlaşmanın adıdır.

Ozon Tabakasının İncelmesi

  • Yerden 19-45 km arasında ozon gazından oluşan katmana ozon tabakası adı verilir.
  • Ozon tabakasının dünya ve canlılar için en temel faydası güneşten gelen mor ötesi veya ultraviyole ışınları süzerek canlıları korumasıdır.
  • 1940 ve 1950 yıllardan itibaren otomobillerin klimaları, soğutucular ve spreylerde soğutucu özelliği nedeni ile kullanılan klorofloro karbon gazları atmosfere karıştıklarında temas ettikleri ozon gazını parçalayarak yok etmektedir. Bu da ozon tabakasının incelmesine neden olmaktadır.
  • Ozon tabakasının incelmesi veya yok olması ile güneş ışınlarının filtre edilmeden dünyaya ulaşması yeryüzündeki hayvanları ve insanları olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu gazların üretimi ve kullanılması tamamen durdurulmadığı takdirde ortaya çıkan ve çıkacak başlıca sorunlar şunlardır:

  • Yeşil bitkilerin fotosentez hızı yavaşlar, bunun sonucu olarak gıda üretiminde yetersizlikler ortaya çıkar.
  • Denizler ve okyanuslarda yaşayan bitkisel ve hayvansal planktonlar zarar görür, bunun sonucunda deniz canlıları beslenemediği için deniz mahsüllerinde azalma yaşanır.
  • Filtre edilmeden Dünyaya ulaşan Güneş ışınlarına maruz kalan hayvanlar ve insanlarda katarakt veya cilt kanseri gibi rahatsızlıklarda artış yaşanır.
  • Küresel ısınmanın hızı artar.

Asit Yağmurları

  • Günümüzde yaşanan en önemli çevre sorunlarından biriside asit yağmurlarıdır.
  • Araçların egzoz gazları, fabrika bacalarından çıkan dumanlar, fosil kökenli kömür ve petrolün yakılması ile oluşan gazlar ve madenlerin eritilmesi sırasında açığa çıkan gazlar atmosfere karışarak önemli bir kirlilik yaratırlar.
  • Atmosferde biriken bu gazlar nem, güneş ışığı ve sıcaklığın etkisi ile bir takım karmaşık tepkimeye girerek sülfürik ve nitrik asitleri meydana getirirler.
  • Atmosferdeki bu asitler yağmur damlaları ile birleşerek asit yağmurları olarak yeryüzüne düşerler. Yeryüzüne düşen bu asit yağmurları temas ettikleri doğal çevredeki bitki ve hayvanlara ciddi oranda zarar vermektedir.
  • Asit yağmuru kavramı ilk defa İngiltere’nin en önemli sanayi bölgelerinden birisi olan Manchester (Mençıstır) kentinde ortaya çıkmış ve tanımlanmıştır.

Asit yağmurlarının neden olduğu başlıca olumsuzluklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Yağışların karıştıkları akarsu ve göllerdeki canlı türlerinin yok olmasına,
  • Asit yağmurları ile temas eden salyangoz, tırtıl ve solucan gibi hayvan türlerinin yok olmasına,
  • Ormanlardaki ağaç, dal ve yapraklarının çok hızlı çürümesine,
  • Ormanlardaki ağaç türlerinin kurumasına,
  • Tarım topraklarının verimsizleşmesine ve bitkilerin bünyesine yerleşen ağır metallerin insanlara geçmesine ve hastalanmasına,
  • Asit yağmurları ile temas eden tarihi kalıntıların taşlarının veya metallerin çok hızlı aşınarak zarar görmelerine neden olur.

Erozyon ve Çölleşme

Erozyon, yeryüzünde bulunan toprakların dış kuvvetler tarafından süpürülerek taşınması olarak tarif edilir.

Erozyonu artırıcı etki yapan başlıca insan faaliyetleri:

  • tarım alanı açma,
  • eğimli yamaçların tarıma açılması,
  • nadas uygulaması,
  • aşırı hayvan otlatılması,
  • yangınlar ve imar faaliyetleri olarak sayılabilir.

Erozyonun çok şiddetli olarak yaşandığı bölgelerde toprak örtüsü yok olurken aynı zamanda bitki örtüsü de çok hızlı bir şekilde tahribata uğrar veya tamamen yok olur. Bunun sonucu:

  • Tarımsal üretimin düşmesi ve hayvansal üretimin azalması,
  • Bitki örtüsünün yok olması ve hayvan türlerinin yok olması
  • Ekonomik olarak gelir seviyesi düşen insanların diğer bölgeler veya ülkelere göç etmesidir.

Çarpık Kentleşme

Kentlerin kontrolsüz ve plansız bir şekilde çok hızlı büyümesi ile nüfusun çok hızlı artmasına çarpık kentleşme adı verilir.

Çarpık kentleşme ile birlikte ortaya çıkan en önemli problemler şunlardır:

  • Verimli tarım arazileri üzerine meskenlerin ya da fabrikaların inşa edilmesi,
  • Sanayi kuruluşlarının şehirlerin içinde kalması,
  • Hatalı alt yapı hizmetleri ile yeşil alanların ve ormanların tahrip edilmesi,
  • Betonlaşma neticesinde suların yer altına sızma miktarının ve yer altı su seviyesinin değişmesi
  • Atıkların depolanması gibi birçok sorun, şehirlerin doğal çevreye zarar vermesine neden olmuştur.

Ormanların Tahribi ve Yangınlar

Ormanların en önemli özellikleri ekolojik dengenin devam etmesi sağlaması, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilmesi ve ekonomik değeridir. Ormanların tahribatı, çağımızın önemli çevre sorunlarından birisidir.

Ormanların tahribatının en önemli nedenleri;

  • Tarım arazisi kazanmak,
  • Yerleşim yeri açmak,
  • Yangınlarla tahrip edilmesi,
  • Ham madde elde etmek için kesilen ormanlar hızlı bir tükenme sürecine girmiştir.

Orman alanlarının tahrip edilmesi ile birlikte ortaya çıkan ve ortaya çıkması muhtemel başlıca sorunlar şu şekilde sıralanabilir:

  • Biyolojik çeşitliliğin risk altına girmesi,
  • Birçok hayvan türünün yok olması,
  • Erozyonun şiddetlenmesi ile tarım topraklarının verimsizleşmesi,
  • Tarımsal ve hayvansal üretimin azalması,
  • Fotosentezin azalması ile birlikte hava kirliliğinin artması,
  • Yer altı su seviyesinin düşmesi,
  • Yağışların azalması ve yağış düzenin bozulması,
  • Sellerin ve heyelanların artması,
  • Çölleşme riskinin yükselmesi şeklinde sıralanabilir.

Bitki ve Hayvan Türlerinin Yok Olması

  • Zaman içerisinde doğal koşulların değişmesine bağlı olarak jeolojik zamanlarda birçok bitki ve hayvan türü yok olmuştur ancak geçmişte bu türlerin yok oluşları daha çok doğal nedenler ile ve çok uzun zaman içerisinde gerçekleşirken günümüzde bu süreç oldukça kısadır.
  • Küresel ısınma, asit yağmurları, kentleşme, çölleşme, yangınlar ve orman tahribatı gibi birçok küresel çevre sorunu bitki ve hayvan türünü yok etmiş, bazılarının da nesillerini tükenme noktasına kadar getirmiştir.

Su Kirliliği

  • Tatlı su kaynakları içme suyu ve tarımsal sulama suyu olarak insanın yaşamında oldukça önemli bir kaynaktır.
  • Su kirliliğinin en temel nedenleri olarak evsel atıkların, kentsel atıkların, sanayii üretimi sırasında oluşan atıkların, tarımsal üretimde kullanılan gübre ve ilaç kalıntılarının yüzey sularına karışması daha sonra bu suların yeraltı sularına karışması veya akarsular tarafından göller denizler ve okyanuslara karışmasıdır.
  • Evsel ve kentsel atıklarda su kaynaklarını birinci derecede kirletici özelliğe sahiptir. Evlerimizde kullandığımız sabun, deterjan, yumuşatıcı ve diğer kimyasal atıklar kanalizasyon sistemi ile önce yer altı ve yer üstü sularını kirletirler.
  • Su kaynaklarının kirlenmesinde tarımsal faaliyetlerde önemli bir yer tutmaktadır. Tarım üretimde kullanılan kimyasal içerikli gübreler, ilaçlar ve diğer maddeler suların içerisinde erimekte su kaynaklarını kirletmektedir.

Toprak ve Besin Kirliliği

  • Toprakların kirlenmesinin en temel nedenleri olarak sanayi kökenli atıklar, evsel atıklar ile tarımsal faaliyetlerde kullanılan kimyasal gübre ve ilaç kalıntıları başta gelmektedir.
  • Sanayi tesislerinden kaynaklanan katı ve sıvı atıklar toprak ve dolayısıyla besin kirlenmesinin en başta gelen nedenleridir.
  • İnsan sayısının çok hızlı artması ve kentlerin çok hızlı bir şekilde büyümesi ile birlikte açığa çıkan evsel ve kentsel atıklarda toprak kirlenmesinin nedenleri arasında yer almaktadır.
  • Tarımsal faaliyetlerin bilinçsiz ve kontrolsüz bir şekilde yapılması da toprakları ve besin maddelerini kirletici bir etkide bulunur.
  • Ağır metaller veya diğer kirleticiler ile kirlenen topraklarda yaşayan bitkiler kökleri ile bu kirleticileri bünyelerine alarak beslenme yoluyla diğer canlılara aktarır.

Hava Kirlenmesi

  • Atmosfer tek bir gazdan oluşmaz % 78 azot, % 21 oksijen ve yaklaşık % 1 civarında diğer gazlardan meydana gelen bir karışımdır.
  • Karbondioksit gibi miktarı yere ve zamana göre değişen gazların oranlarında meydana gelen değişimlere hava kirlenmesi adı verilir.
  • Hava kirliliğini meydana getiren en önemli nedenler olarak kömür, petrol, egzoz gazları ve termik santrallerden çıkarak atmosfere karışan atıklardır.
  • Evlerin ve kentlerin ısıtılmasında kullanılan fosil kökenli yakıtlardan özellikle kalitesiz kömürler atmosfere büyük miktarda zararlı gaz çıkışına neden olduğu için büyük şehirlerin yakınlarında yaşanan hava kirliliği kırsal yörelere göre daha fazladır.

Radyoaktif Kirlilik

  • Dünya üzerinde ilk nükleer çalışmalar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği tarafından yapılmaya başlandı.
  • Tarihte ilk atom bombası ABD tarafından ikinci dünya savaşının sonunda Japonya’ya karşı Hiroşima ve Nagazaki’ye atıldı.
  • 1960’lı yıllardan sonra hızlı bir şekilde yaygınlaşmaya başlayan nükleer enerji santralleri büyük çevre sorunlarını da beraberinde getirdi.
  • Radyoaktif kirlenmenin bir diğer şekli ise nükleer atıkların yok edilmesi veya depolanmasıdır.

Elektromanyetik Kirlilik

  • Bu tip kirlenmenin en temel kaynakları cep telefonları, baz istasyonları, radyo dalgaları, elektrik akımları, elektrik ileten kablolar, yüksek gerilim hatları, mikro dalga fırınlar ve çeşitli ev aletleridir.

Gürültü (Ses) Kirliliği

  • Ses veya gürültü kirliliğinin ortaya çıkmasını sağlayan en temel faktörler ise sanayi tesislerini varlığı, trafikteki araç sayısının artması, bilinçsiz araç kullanımı, iş makineleri ve inşaat işleri olarak sayılabilir.
  • Sürekli olarak bu ses seviyesine maruz kalan insanlarda sinirlilik, baş ağrısı ve uykusuzluk gibi rahatsızlıklara neden olmaktadır.

Madde Döngüleri ve Bu Döngülere İnsan Müdahaleleri

  • Ekosistem temelde canlı unsurlar ve cansız unsurlar olarak iki temel kısma ayrılır.
  • İnorganik hâldeki maddelerin kullanıldıktan sonra tekrar aynı hâle dönmesi için gerçekleşen sürece madde döngüleri adı verilir.
  • Bu döngü sistemi ile oksijen, azot, fosfor ve karbon gibi inorganik maddeler sisteme dahil edilir.

İnsanların madde döngülerine olan başlıca etkileri şu şekilde gerçekleşmiştir.

Su Döngüsüne İnsanların Müdahaleleri

  • İnsanların tarihsel süreçte su döngüsüne yaptıkları ilk müdahalelerin başında tarımsal faaliyetlerde suyun kullanılması ile başlar.
  • Dünyada nüfusun çok hızlı bir şekilde artması, şehirleşmenin çoğalması ile artan ihtiyacın karşılanabilmesi için insanlar başlangıçta kaynak sularını, daha sonra ise göl, akarsu ve yer altı sularını daha fazla kullanmaya başlamışlardır.
  • Bir etki insan ise betonlaşma ve yer altı sularının beslenmesinin engellenmesidir.
  • Sanayide kullanılan su içerisinde ağır metaller barındırdığı için su ve toprak kirliliğine neden olurken aynı zamanda sıcak olduğu için su kaynağında yaşayan bitki ve canlılar için risk oluşturur.
  • İnsanın su döngüsüne diğer bir müdahale şekli ise akarsular üzerine inşa ettikleri barajlar ve göletlerdir.
  • İnsanın su döngüsüne diğer bir olumsuz etkisi ise tarım alan veya yerleşim alanı elde etmek amacıyla karalar üzerinde yer alan bataklık ve sulak alanların kurutularak yok edilmesidir.
  • Bir bölgede yer alan ormanlar ve doğal bitki örtüsünün insan tarafından çeşitli nedenlere bağlı olarak yok edilmesi de çeşitli çevre sorunlarını beraberinde getirmektedir.

Karbon ve Oksijen Döngüsüne İnsan Müdahaleleri

  • Sanayi devrimi ile birlikte fabrikalarda kömür kullanımının artması, içten yanmalı motorların icadı sonra petrol kullanımının çoğalması ve konutların ısıtılmasın fosil yakıtların kullanılmaya başlaması ile birlikte atmosfere karışan fosil kökenli yakıtlardan kaynaklanan karbondioksit ve karbonmonoksit karışımı çok yüksek boyutlara ulaşmıştır.
  • Başta yağmur ormanları olmak üzere fotosentez ile birlikte karbondioksiti oksijene döndüren orman alanlarının yok edilmesi bu döngüyü olumsuz etkileyen faktörlerden birisi olmuştur.

Azot Döngüsüne İnsan Müdahaleleri

  • İnsanların tarımsal faaliyetleri doğadaki azot döngüsünün bozulmasının en önemli nedenidir.
  • Doğadaki yüksek miktardaki azotun ortaya çıkardığı sorunlardan biriside, azot bakımından zengin ortamlarda bakteriler ve mavi-yeşil algler çok hızla gelişerek çoğalır.
  • Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde çevresel duyarlılık yeterince gelişip anlaşılamadığından azotlu gübre kullanımı yaygındır.

ATIKLAR VE SINIFLANDIRILMASI

Günümüzde ortaya çıkan ve doğal ortama bırakılan atık maddeler katı, sıvı ve gaz atıklar olmak üzere üç gruba ayrılarak incelenirler.

ATIKLAR
Katı AtıklarSıvı Atıklar Gaz Atıklar
  • Evsel kökenli katı atıklar (Yiyecek atıkları, tekstil atıkları, idari atıklar, Pazar atıkları, zirai ve hayvansal ürün atıkları vb)
  • İnşaat kökenli katı tıklar (Yıkıntı, beton ve molozlar)
  • Sanayi kökenli katı atıklar (Pil, makine, lastik, plastik vb)
  • Tıbbi kökenli katı atıklar (Bulaşıcı atıklar, iğne, bez,
    İlaç vb)
Kanalizasyon suları, evsel atık yağlar, sanayi atık yağ ve sıvıları, atık petrol türevi yağlar, cıva atıkları, asitler vb.Sanayi tesislerinden çıkan gazlar, fosil yakıt kaynaklı gazlar, egzoz gazları, metan gazı, spreyler vb gibi.

Atıklardan Korunma Yöntemleri

  • Öncelikle kendimize ait çöpleri ve kişisel atıklarımızı mutlaka çöp kutusuna atmalı, atmayanları bu davranışı göstermeleri için uyarmalıyız.
  • Doğal ortama atılan katı, sıvı ve gaz hâlinde bulunan atıkların çevreye çok fazla zarar vermeyecek şekilde depolanması ise yerel ve ulusal yöneticilerin sorumluluğundadır.
  • Atıkların bertaraf edilebileceği geri dönüşüm tesisleri kurulmalı, fabrika bacalarına filtreler takılmalı, kanalizasyon atıkları çok iyi şekilde arıtılmalı, radyoaktif ve zehir, içeren atıklar sızdırmaz varillerin veya ambalajların içerisinde toprağın çok derinliklerine gömülmeli, fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı, halk çevre koruma, atıklar ve geri dönüşüm konularında eğitilerek bilgilendirilmelidir.

DOĞAL KAYNAKLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİR KULLANIMI VE GERİ DÖNÜŞÜM

  • Geri dönüşüm sürecinin ilk aşamasını atıkların sınıflandırılması oluşturur. Böylece geri dönüşüme gönderilecek aynı tür maddelerin aynı yerde biriktirilmesi ve geri kazanılması sağlanır.
  • Geri dönüşümün ikinci aşaması ise türlerine ve özelliklerine göre sınıflandırılarak biriktirilen veya elde edilen atıkların geri dönüşüm tesislerine uygun şekillerde taşınmasıdır.
  • Üçüncü ve son aşaması olan atığın tesislerde geri dönüşme tabi tutulmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*