AÖL İNGİLİZCE 6 – 3. ÜNİTE SPORTS

İlk olarak bu kelimeleri öğrenelim:

table tennis : masa tenisi

sailing : yelkencilik

helmet : koruyucu başlık

rollerblading : patenle kayma

gymnastics : jimnastik b

adminton : tenis benzeri bir oyun

rugby : ragbi

football : futbol

water-volleyball : deniz voleybolu

skating : paten yapma

dancing : dans etme

indoors : içeride; ev içinde

basketball : basketbol

rodeo : rodeo

outdoors : dışarıda; açık havada

horse riding : binicilik

teakwondo : tekvando

individual : ferdi, bireysel

ice skating : buz pateni

yoga : yoga

team sport : takım sporları

skiing : kayakçılık

karate : karate

start : başlamak

volleyball : voleybol

judo : judo

have training : eğitim almak

cycling : bisikletçilik

wrestling : güreş

never : hiç; asla

swimming : yüzme sporu 

boxing : boks 

sometimes : bazen, ara sıra

parachuting : paraşütçülük

ring : gösteri alanı

often : sık sık, sıklıkla

athletics : atletizm

court : spor sahası

usually : çoğunlukla, genellikle

baseball : beyzbol

pitch : saha

always : daima, her zaman

scuba-diving : tüple dalış

net : file

rarely : seyrek olarak

snowboarding : karda kayma

sporubat : raket

suggest : önermek

windsurfing : rüzgâr sörfü

racket : tenis raketi

spectator : seyirci

climbing : tırmanış

glove : eldiven

equipment : donanım, ekipman

medal : madalya

cup : kupa

team : takım

then : sonra

after that : ondan sonra

traning : idman, antreman.

jogging : yavaş koşu

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

I like jogging and swimming. (Ben, yavaş koşu ve yüzmeyi severim.)

You don’t like cycling and volleyball. (Sen, bisiklet sürmeyi ve voleybolu sevmezsin.)

Ali likes swimming. (Ali, yüzmeyi sever.)

Does he like eating fast food? (O, fast food yemekten hoşlanır mı?)

John doesn’t like going climbing with her sister. (John, kız kardeşi ile tırmanışa gitmeyi sevmez.)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

I am fond of traning. (Ben idman yapmaktan hoşlanırım.)

He isn’t fond of going ice skating. (O, buz patenine gitmeye düşkün değildir.)

Are they fond of playing volleyball? (Onlar, voleybol oynamayı severler mi?)

She isn’t fond of going baseball . (O, beyzbola gitmeyi sevmez.)

– be good at (bir şeyde başarılı olmak)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

I am good at football. (Ben, futbolda başarılıyım.)

Mary isn’t good at doing horse riding. (Mary, at binmede başarısız.)

Is Tony good at playing basketball? (Tony, basketbol oynamada başarılı mı?)

You aren’t good at dancing. (Sen, dansta başarısızsın.)

Are they good at volleyball? (Onlar, voleybolda başarılı mı?)

be interested in (ilgi duymak, ilgilenmek)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

You are interested in swimming. (Sen, yüzmeye ilgi duyarsın.)

I am not interested in climbing. (Ben, tırmanmaya ilgi duymam.)

Is Jack interested in doing yoga? (Jack, yoga yapmakla ilgilenir mi?)

They aren’t interested in swimming. (Onlar, yüzmeye karşı ilgi duymaz.)

We are interested in doing team sport. (Biz, takım sporları yapmaya ilgi duyarız.)

– be keen on (düşkün olmak; hevesli olmak)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

He is keen on climbing. (O, tırmanmaya hevesli.)

Tracy isn’t keen on eating fast food. (Tracy, fast food yemeğe düşkün değildir.)

Is Marta keen on going sailing? (Marta, yelkenciliğe hevesli mi?)

– be crazy about (-e bayılmak, deli olmak)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

She is crazy about doing yoga. (O, yoga yapmaya bayılır.)

I’m not crazy about going swimming. (Ben, yüzmeye gitmeye bayılmam.)

Is he crazy about playing football?(O, futbol oynamaya bayılır mı?)

– can’t stand (dayanamamak, katlanamamak)

(Bu kalıptan sonra bir nesne veya sonuna -ing almış bir fiil gelir.)

He can’t stand scuba-diving. (O, tüple dalışa katlanamaz.)

I can’t stand eating candy. (Ben, şekerleme yemeğe katlanamam.)

Bella can’t stand watching a football match. (Bella, futbol maçı seyretmeye dayamaz.)

Always, never, usually, vb. gibi süreklilik zarfları (frequency adverbs) eylemin hangi sıklıkta yapıldığını bildirirler.

The Simple Present Tense – Basit Geniş Zamanda kullanılanlar.

Always (daima)

Bjorn always sleeps six hours in a day. (Bjorn, daima günde altı saat uyur.)

Elvis always has swimming on weekend. (Elvis, daima hafta sonu yüzer.

I always do training ten hours a week. (Ben, daima haftada on saat antrenman yaparım.)

Usually (genellikle)

She usually have yoga practice in the mornings. (O, sabahları yoga çalışması yapar.)

Bill usually works very hard at work. (Bill, işte genellikle çok sıkı çalışır.)

I usually runnig two times a week. (Ben, genellikle haftada iki defa koşarım.)

Often (sık sık)

They often go climbing on weekends. (Onlar, hafta sonlarında sık sık at tırmanmaya gider.)

He often do training at gymnasium. (O, sık sık spor salonunda antrenman yapar.)

Sometimes (bazen, ara sıra)

Gary sometimes plays table tennis. (Gary ara sıra masa tenisi oynar.)

We sometimes do yoga at nature. (Biz bazen doğada yoga yaparız.)

Never (hiç,asla)

He never play football. (O asla futbol oynamaz)

We never go snowboarding together. (Biz asla birlikte karda kaymaya gitmeyiz.)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*