AÖL Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 6 Dersi Notları Özeti

AÖL Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 6 Ders Kitabı Online Test

İNANÇLA İLGİLİ MESELELER

1. İNANÇLA İLGİLİ FELSEFİ YAKLAŞIMLAR

İnsan kendi varlığı, içinde yaşadığı kainat, olgu ve olayların sebep sonuçları üzerine fikir yürütmüştür. “İnsan bu dünyada niçin var? Nereden gelmiş ve nereye gidiyor? Ölüm ve sonrasında nelerle karşılaşacak?” sorularının yanıtlarını aramıştır. Bu süreçte farklı düşünce anlayışları ortaya çıkmıştır.

Bu çaba bazen peygamberlerin rehberliğine uygun olarak gerçekleşmiş bazen de insanlar çeşitli sebeplerle inanç konusunda değişik yol ve tutumlar benimsemişlerdir.  

İnanç konusundaki felsefi yaklaşımlar, bilişim çağının imkânlarıyla küresel boyutta yayılma alanı bulmuştur. Bu felsefi yaklaşımlardan bazıları teizm, deizm, materyalizm, pozitivizm, sekülarizm, agnostisizm ve ateizmdir.

Teizm

Yunancada “Tanrı” için kullanılan “teos” kelimesinden türetilen teizm, âlemin yaratıcı sebebi olan ve varlığı mutlak bir Tanrı inancını savunan felsefî düşünceyi ifade eder.
Türkçede “Tanrıcılık” şeklinde ifade edilen bu düşünceyi benimseyene teist denilir.

Teizm; Tanrı’nın varlığıyla birlikte, O’nun yaratıcılığını, gerçek, şuurlu ve iradeli bir varlık olduğunu kabul etmektir. Bu düşüncede Tanrı’nın vahiy göndererek insanlarla iletişime geçtiği, aleme ve insana daima müdahil olduğu benimsenir.

İslam dinine göre yaratıcı inancı tevhide dayanır. Bu inancın temeli de vahiy ile oluşmuştur. Yaratıcı seçmiş olduğu peygamberler aracılığıyla kendini “Allah” olarak tanıtmıştır.

Deizm

Deizm, Latincede Tanrı anlamında kullanılan “deus” kelimesinden
türemiş olup teizmle aynı sözlük anlamına sahiptir. Fakat deizm, Tanrı’nın
varlığına inanmakla birlikte zamanla Tanrı’nın yaratma dışındaki sıfatlarını reddeden bir düşüncedir ve bu düşünceye sahip kişilere deist denir.

Deistlerin bazıları, dünyayı yaratan ama dünyada olup bitenle ilgilenmeyen bir Tanrı’ya inanırken bazıları ise Tanrı’nın evrenle ilgilendiğine ama insandan gelen taleplerle ilgilenmediğine inanmaktadır.

Materyalizm

“Maddecilik” anlamına gelen Latince “materya” kelimesinden türeyen materyalizm; var olan her şeyin maddeden ibaret olduğunu, maddeden bağımsız fizik ötesi bir alanın bulunmadığını iddia eder.

Materyalizm; başta Tanrı inancı olmak üzere yaratılış, melek, vahiy, peygamberlik, kutsal kitaplar ve ahiret gibi dini inançları kabul etmez.

Materyalizm günümüzde siyasi, sosyal, ekonomik, vb. birçok alanda etkisini gösterir. Pahalı ev, lüks araba, yüksek makam, hayattaki başarının göstergeleri olmaktadır.

Pozitivizm

Pozitivizm, Fransızcada “gerçek, kanıtlanmış, olumlu” gibi anlamlara gelen “positif” kelimesinden türetilmiştir. Auguste Comte tarafından kurulan Pozitivizm (olguculuk); dini ve metafiziği, insanlığın ilerlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarzları olarak gören ve sadece modern bilimi temele alan dünya görüşünün adıdır.

Dini ve metafizik düşünceye dayanan verilerin yerini sadece akla, gözleme ve deneye dayalı pozitif bilginin almasını öngörür.

Sekülarizm

Latincede “dünyevileşme” anlamına gelen sekülarizm; hukuki konularda, toplumu ilgilendiren sosyal kararlarda ve siyaset biliminin işleyişinde din merkezli görüşlerin tamamını reddeden düşüncedir. Sekülarizm, dinî otoritenin günlük hayatı ilgilendiren konularda esas alınacak bir irade olmadığını ifade eder.

İnançtan kaynaklanan düşünceleri dünya işlerine karıştırmama anlamına gelen sekülarizm, dünyevileşme hareketi olarak da bilinir. 

Dini ve dinî duyguyu, hiçbir işe karıştırmadığı için dinden bağımsız ve uzak bir hareketi temsil eder.

Agnostisizm

Sözlükte “bilinmezcilik ya da bilinemezcilik” anlamına gelen agnostisizm, insanların mutlak bilgiye ve hakikate ulaşamayacağını ifade eder. Agnostisizm, özellikle Tanrı hakkında kesin bilgi elde etmenin mümkün olmadığını savunan felsefi yaklaşımın adıdır. Pozitivist ve materyalist akımların dayanak noktalarından birisi olarak kullanılabilen bir akımdır.

“Agnostiklere göre Tanrı’nın varlığı kesin olarak bilinemeyeceği gibi yokluğu da kesin olarak bilinemez”.

Agnostik bakış açısında, Tanrı’nın varlığı yanında ahiretle ilgili
meselelerin de doğrulanması mümkün görülmez ve herhangi bir dini benimsemek anlamsızdır.

Ateizm

Ateizm veya tanrıtanımazlık, Yunanca’da olumsuzluk bildiren “a”
ön ekiyle Tanrı anlamına gelen teizmin birleşiminden oluşan ve Tanrı’nın var olmadığı inancına dayanan felsefe akımıdır.

“Ateizm, sadece Tanrı’ya değil metafizik alana ait her şeye karşıdır.” Bu akımı benimseyenlere ateist denir.

Nihilizm

“Hiççilik” şeklinde Türkçeye tercüme edilen nihilizm, hayatın anlamını boşluk, hiçlik, anlamsızlık gibi kavramlara indirger. 

Anlam, değerler, inançlar, ahlak, siyaset, düzen gibi kavramları yerinden ederek bunları geçersiz kılmaya çalışan; felsefi, sosyal, siyasi, ahlaki tutumları ifade eden yönelişe nihilizm denir.

Karamsar dünya görüşüne dayanan bu felsefede anlamsızlık, saçmalık, kötümserlik, umutsuzluk hakimdir.

Kötülük Problemi

Ateizm, agnostisizm, nihilizm gibi akımlara yönelmede etkili olan meselelerden biri de kötülük problemidir. Türkçede “kötülük problemi” şeklinde ele alınan bu mesele; İslam’da “şer” kavramıyla ifade edilmiştir. Kötülük problemi, günümüzde “Dünyada bu kadar kötülük olduğuna göre demek ki Tanrı yoktur.” önermesi üzerinden Tanrı’yı inkâr etmenin bahanesi olarak kullanılmaktadır.

2. YENİ DİNİ HAREKETLER

Modernleşme süreci ile birlikte hızlı şehirleşme, insandaki dünyevileşme arzusu, bireyci düşüncenin hakim olması, dini sorumluluklardan kaçma eğilimi, aile kurumunun zayıflaması ve insanların birbirlerini çıkar ilişkisine göre değerlendirmeleri gibi nedenler yeni dini hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Mahrumiyet duygusu, bireysel ilişkiler, ahlaki ve sosyal belirsizlikler, siyasi veya sosyal anlamda ortaya çıkan krizler ise
insanların bu hareketlere yönelmesine sebep olmaktadır. Bu sebepler aynı zamanda hareketlerin çoğalıp yaygınlaşmasına da etki etmektedir.

Yeni dini hareketler, toplumdaki yaygın din anlayışına karşı çıkarlar. Kendilerine göre birtakım ahlaki kuralları vardır. Dine karşı akli yaklaşımı reddedip sezgisel bir bilinç halini savunurlar. Bu hareketler, karizmatik ve otoriter bir lidere sahiptir. Üyeler, hareketin liderine itaat etmek zorundadırlar. Üyeler arasında hiyerarşik bir sistem vardır. Yeni
üye kazanabilmek için misyoner faaliyet anlayışı hakimdir

Milenyum Tarikatları”, “Kıyamet Tarikatları” gibi adlarla sınıflandırılan ve kıyamet senaryoları ile etkisini gösteren bu yeni dini hareketlere ülkemizde de rastlanmaktadır.

Ülkemizde de yeni dinî hareketlerden etkilenenler olmuştur. Reiki, Sahaja Yoga, Transandantal Meditasyon gibi dinî hareketlere bağlı olanlar bulunmaktadır.

Din İstismarı

Dini değerleri benimseme konusunda samimi olmayan kimselerin siyasi,
ekonomik ve sosyal kaygılarla menfaat ve güç elde etmek için din üzerinden söylem ve davranış geliştirmesi din istismarıdır.

Din istismarı tarih boyunca çeşitli toplumlarda farklı şekillerde görülmüştür. Selçuklular döneminde tarihin en acımasız olaylarına sahne olan din istismarı örneği Hasan Sabbah ve adamları tarafından oluşturulan haşhaşiler örgütüdür. Hasan Sabbah, insanları din adına kandırmış, suikast timleri kurmuştur. Diğer yandan Haçlı Seferleri (9-13. yüzyıllar) o dönem Avrupa’daki ekonomik sıkıntıları ve siyasi bunalımları aşmak amacıyla insanların dini duygularının istismar edildiği somut örneklerden birisidir.

Yakın zamanda ülkemizde yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda “örgütlü din istismarına” en somut örnek şüphesiz Fethullahçı Terör Örgütü’dür (FETÖ). Bu örgüt Selçuklular dönemindeki Haşhaşilerle benzer özellikler taşımaktadır.

İslamofobi

Günümüzde Batı dünyasında bu şiddetten olumsuz şekilde etkilenenler Müslümanlardır. İslamofobi, İslam’dan ve Müslümanlardan gerekçesiz şekilde korkulması anlamını taşır.

İslamofobiyi besleyen önemli kaynaklardan birisi terördür. Kendini “Müslüman” olarak tanımlayan DEAŞ gibi şiddet odaklı marjinal, illegal terörist grupların eylemleri; can ve mal kayıpları nedeniyle toplumlarda gerginliği artırmaktadır.

3. KUR’AN’DAN MESAJLAR: EN’ÂM SURESİ 59. AYET ve LOKMAN SURESİ 27. AYET

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez.
O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile
düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne
varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En’âm suresi, 59. ayet)

Gayb; göz önünde olmayan, gizli olan anlamına geldiği gibi duyularla algılanamayan, deney ve gözlemlere konu olmayan varlık alanı şeklinde de tarif edilebilir. Allah (c.c.), melekler, cennet, cehennem, ahiret gibi gerçekler duyularla algılanamaz. Bunların bilgisi, Allah’ın (c.c.) katındadır ve insanlar bu bilgilerden ancak Allah’ın (c.c.) peygamberleri aracılığıyla bildirdiği kadarını öğrenebilir.

Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsaydı, deniz de -ardından ona
yedisi daha eklenmek üzere- mürekkep olsaydı yine de Allah’ın sözleri
tükenmezdi; Allah azîzdir, hakîmdir.” (Lokman suresi, 27. ayet)

Ayet-i kerime Yahudilerin Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Tevrat’ta sınırsız bilginin olduğunu söylemeleri üzerine nazil olmuştur. Bu ayette Allah (c.c), kendi ilminin zengin ve sınırsız olduğunu somut bir örnekle açıklamaktadır. Ayette geçen “üzerine yedi misli daha eklense” ifadesi, çokluğu anlatmak için kullanılmıştır. Buna göre ne ölçüde çok olursa olsun sınırlı olan tükenecek, sınırsız olan eksilmeden sınırsız olarak kalacaktır.

YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIK

1. YAHUDİLİK

Yahudiliğin Tarihi Gelişimi

Yahudileri ifade etmek için geçmişten günümüze kadar kullanılmaya devam eden bazı kavramlar vardır. Bunların her birinin tarihsel bir arka planı olduğu gibi kullanımlarında da birtakım farklar bulunmaktadır.

İbrani:

Filistin bölgesinde göçebe olarak yaşayan Yahudilerin ismidir. Yahudilere bu ad, Filistin bölgesinde yaşayan yerli halk tarafından verilmiştir.

İsrail:

Hz. Yakub’un (a.s.) sıfatıdır.
Hz. Yakub’un (a.s.) oğullarına ve onların soyundan gelenlere de İsrailoğulları denilmiştir. İsrail ismi Yahudiler için günümüze kadar
kullanılmaya devam etmiştir.

Yahudi:

Hz. Yakub’un (a.s.) 12 oğlundan dördüncüsünün ismi Yahuda’dır. Yahudi
ismi de Hz. Yakub’un (a.s.) oğlu Yahuda’nın isminden türetilmiştir. Başka bir görüşe göre Filistin’in güneyinde kurulan Yahuda krallığından dolayı İsrailoğulları, Yahudi adını almıştır.

Musevi:

Yahudi dininin peygamberi olarak kabul edilen Hz. Musa’ya (a.s.) izafeten
Yahudilere Musevi, dinlerine ise Musevilik denilmiştir.

Yahudiler, millet olarak kökenlerini, Hz. İbrahim’e (a.s.) ve onun soyundan gelen Hz. İshak (a.s.) ve Hz. Yakub’a (a.s.) bağlar. Dinlerinin başlangıcını ise Hz. Musa’ya (a.s.) gelen vahye dayandırırlar.

Yahudiler, Yeşu zamanında Kenan bölgesine girmişler fakat devlet
kuramamışlardır. Yeşu’dan sonra Yahudileri, “hâkimler” denilen seçilmiş liderler yönetmiştir. Hâkimler Dönemi’nden sonra sırasıyla Saul, Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman (a.s.) dönemleri yaşanmıştır. Yahudiler, bu kişileri kral kabul ettikleri için bu döneme de Krallar Dönemi denilmiştir. 

Krallar Dönemi’nden sonra Yahudi devleti, Kenan Bölgesi’nin kuzeyinde
İsrail; güneyinde Yahuda Krallığı adıyla ikiye bölünmüştür. Yahudi kutsal metinlerinde, kuzeydeki İsrail Krallığı’nın o dönemki peygamberlerinin uyarılarına rağmen tek tanrı inancından uzaklaşıp çok tanrı inancına geçtiği anlatılmaktadır.
Kuzeydeki İsrail Krallığı, Asurlular tarafından MÖ 722 yılında yıkılmıştır. Güneydeki Yahuda Krallığı ise MÖ 587 yılında Babilliler tarafından yıkılmış, mabet tahrif edilmiş ve Yahudiler Babil’e gönderilmiştir. Böylelikle Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi sona ermiştir.

Yetmiş yıllık sürgün hayatından sonra Yahudiler, Kudüs’e dönmüş ve Babilliler tarafından yıkılan mabedi onarmışlardır. Mabedin onarılmasıyla Yahudi tarihinde II. Mabet Dönemi başlamıştır. Bu dönemde Yahudiler için en önemli kişilerden biri Ezra’dır. 
Ezra, mabedin onarımında önderlik yapmış, kaybolan Tevrat’ı tekrar yazmış, Yahudilerin uymadıkları şabat (cumartesi) yasaklarını yeniden tesis etmiş ve Yahudi olabilmek için Yahudi anneden doğma şartını getirmiştir. Ezra, yaptıklarıyla Yahudiliğin bugünkü yapısının oluşmasında önemli rol oynamıştır.

II. Mabet Dönemi’nden sonra Yahudiler üzerinde etkili olan rabbiler (Yahudi din adamları) tarafından Tevrat’ın sözlü yorumları yapılmış, Talmud (Yahudi sözlü geleneği) oluşturulmuştur.

Yahudiler, MS 5. yüzyıldan itibaren bulundukları bölgelerde kurdukları sinagogların etrafında yaşamış ve varlıklarını günümüze kadar devam ettirmişlerdir.

Musa b. Meymun Tarafından Belirlenen Yahudi İnanç Esasları

  • Tanrı, var olan her şeyi yaratan ve onlara hükmedendir.
  • Tanrı, birdir ve ondan başka tanrı yoktur.
  • Tanrı, bir cisim değildir ve hiçbir şekilde tasvir edilemez.
  • Tanrı, ezeli ve ebedidir.
  • İbadet, sadece Tanrı’ya mahsustur; ona ortak koşulamaz.
  • Tanrı, insanın bütün işlerini ve düşüncelerini bilir.
  • Peygamberlerin bütün sözleri haktır.
  • Efendimiz Musa’nın peygamberliği gerçektir. O, kendisinden önce ve sonra gelen bütün peygamberlerin en büyüğüdür.
  • Elimizde olan Tevrat, tamamıyla tanrı tarafından Musa’ya verilenin aynısıdır.
  • Tevrat değiştirilmeyecektir ve gelecekte Tanrı başka bir Tevrat da göndermeyecektir.
  • Tanrı, emirlerini yerine getirenleri mükafatlandırır; ihlâl edenleri cezalandırır.
  • Tanrı’nın bildiği bir zamanda ölümden sonra dirilme gerçekleşecektir.
  • Mesih gelecektir, geciktiği hâlde her gün onun gelmesini bekleyeceğim.

Yahudi inancında ilk peygamber Hz. İbrahim (a.s.), son peygamber ise Yahudilerin Melaki dedikleri peygamberdir. Hz. Musa’nın (a.s.) Yahudilikte ayrı bir yeri ve önemi vardır. Çünkü o, Yahudilere kutsal kitapları Tevrat’ı
(Tora) getirmiş ve onları Firavun’un zulmünden kurtarmıştır. Yahudiler, Hz. İsa’yı (a.s.) ve Hz. Muhammed’i (s.a.v.) peygamber olarak kabul etmezler. İslam’ın peygamber olarak kabul ettiği Hz. Davud (a.s.) ve Hz. Süleyman’ı (a.s.) ise kral olarak kabul ederler.

ON EMİR

1. Benden başka ilahların olmayacak.
2. Put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın.
3. Rabbin ismini boş yere anmayacaksın.
4. Cumartesi günü hiçbir iş yapmayacaksın.
5. Annene ve babana hürmet edeceksin.
6. Öldürmeyeceksin.
7. Zina etmeyeceksin.
8. Çalmayacaksın.
9. Komşuna karşı yalancı şahitlik yapmayacaksın.
10. Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.

Yahudi kutsal kitapları, yazılı ve sözlü olmak üzere iki kısımdan oluşur. Yahudilikte kutsal kitapların yazılı kısmına Tanah (Tanak), sözlü kısmına da Talmud denir.

AÖL Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 6 Yahudi Kutsal Kitapları
AÖL Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 6 Ders Notları Yahudi Kutsal Kitapları

Ölümden sonra dirilme, Yahudi kutsal metinlerinde iki yerde anlatılmasına rağmen bir iman esası olarak zikredilmez.

Kendilerini seçilmiş millet olarak gören Yahudilerin en önemli inançlarından biri de mesih inancıdır. Hz. Davud (a.s.) olduğu için mesihin de Hz. Davud’un (a.s.) soyundan geleceğine inanırlar.

Yahudiliğin Ritüelleri

  • Yahudilikte erkekler, 13 yaşını doldurduktan sonra ritüellerden sorumludurlar ve ritüel esnasında başlarına “kippa” denilen şapkayı takmak zorundadırlar. 
  • Kadınlar ise ritüellerden sorumlu değildirler, ancak ritüelleri başları örtülü bir şekilde takip edebilirler.
  • Yahudilerde ritüeller günlük, haftalık ve yıllık olarak yapılır.
  • Ritüeller esnasında kutsal metinlerden bölümler okunur ve dua edilir.
  • Günlük ritüeller sabah saatlerinde, öğle ve ikindi arasında ve akşamdan sonra yapılır.
  • Haftalık ritüeller Kur’an-ı Kerim’in “sebt” dediği, Yahudilerin ise “şabat” diye isimlendirdikleri cumartesi günlerinde sinagoglarda yapılır.
  • Yahudiler, şabat günü çalışmazlar ve bu günü tatil olarak kabul ederler.
  • Yahudilerin dinî bayramları, yıllık ritüel özelliği taşır.

Yahudiliğin Sembolleri ve Kutsal Mekânları

  • Yahudiliğin Davud yıldızı ve menora (yedi kollu şamdan) olmak üzere iki sembolü vardır:

İbranicede Davud isminin yazılışını ifade eden ve Hz. Davud’un (a.s.) zırhlarının üzerine işlediği altı köşeli yıldıza Davud yıldızı denir.

Menora, Yahudiliğin ikinci sembolüdür. Yahudilere göre menoranın yedi kolu, yedi günü ifade eder. Menoradaki merkez kolla diğer kollar arasındaki mesafe ve yükseklik eşittir.

  • Sinagog, Süleyman Mabedi ve Ağlama Duvarı Yahudilerin kutsal mekânlarındandır.
  • Yahudilikte ibadet yeri olan sinagog Türkiye’de “havra” olarak bilinir.
  • Süleyman Mabedi, Hz. Süleyman’ın (a.s.) yaptırdığına inanılan Kudüs’teki mabettir. Yahudiler, kutsal emanetlerini bu mabedin içindeki bir odada muhafaza ederlerdi. 
  • Yahudilikte kutsal kabul edilen mekânlardan biri de Yahudilerin Ağlama Duvarı olarak adlandırdıkları Süleyman Mabedi’nin batı duvarıdır.

Günümüz Yahudi Mezhepleri

Ortodoks Yahudilik:

  • Ortodoks Yahudiler, Hz. Musa’nın (a.s.) getirdiği ve değişikliğe uğramadığına inandıkları kanunlara uymaya çalıştıklarını ifade ederler.
  • Dünya üzerindeki Yahudilerin çoğunluğunu oluşturan bu grup, dinin emirlerine uyulduğu takdirde Hz. Davud (a.s.) soyundan bir mesihin geleceğine ve Yahudiliği egemen bir güç hâline getireceğine inanırlar.
  • Bu sebeple cumartesi yasaklarına uyarlar ve Tevrat’ın Hz. Musa’ya (a.s.) geldiği şekliyle aslını koruduğunu kabul ederler.

Reformist Yahudilik:

  • Avrupa’daki Yahudiler arasında ortaya çıkan, din ile dünya
    işlerini birbirinden ayırılmasını savunan laik bir anlayışı temsil eden Yahudi mezhebidir.
  • Reformist Yahudiler, Tevrat’ın hükümlerinin pek çoğunun geçerliliğini yitirdiğine ve Tevrat’ın vahiy ürünü olmadığına inanırlar.
  • Şabat günü yasaklarının bazılarını ve Mesih inancını kabul etmezler.

Muhafazakâr Yahudilik:

  • İlk dönemlerde Ortodoks Yahudiler gibi bir anlayışa sahip olan bu grup Reformist Yahudiliğe tepki olarak ortaya çıkmıştır.
  • Sonraki dönemlerde ise inanç açısından Ortodoks ve Reformist Yahudiliğin ortasında bir görüş benimsemişlerdir.
  • Yahudiliğin ana prensiplerine bağlı olmakla birlikte dinin kurallarını katı ve değişmez olarak görmezler.

Yeniden Yapılanmacı Yahudilik:

  • Muhafazakâr Yahudilikten ayrılarak oluşan bu grup, Yahudiliği Yahudi milletinin tarihleri boyunca oluşturduğu bir kültür olarak değerlendirir.
  • Mesih inancını kabul etmezler.

Samiriler:

  • Kendilerinin Yahudi olduklarını söyleyen ancak diğer Yahudi grupları tarafından Yahudi olarak kabul edilmeyen mezheptir.
  • Samiriler, Asurluların MÖ 722 yılında Kudüs’ün kuzeyindeki İsrail Krallığı’nı yıkmasından sonra ortaya çıkmışlardır.
  • Samiriler, Yahudi kutsal kitaplarından sadece Tevrat’ı kabul ederler.
  • Diğer Yahudi mezhepleri, Samirileri gerçek Yahudi ırkından olmadıkları için Yahudi olarak kabul etmezler.

Günümüz Yahudi mezhepleri dışında 19. yüzyılda ortaya çıkan, Kudüs ve çevresinde Yahudi devleti kurmayı amaçlayan yahudi hareketine siyonizm denir.

  • Siyonizm hareketinin birçok çeşidi olmasına rağmen politik ve dinî siyonizm ön plana çıkmıştır.
  • Politik siyonizm, Yahudi milliyetçiliğini ve seçilmişlik iddiasını kullanarak Filistin’de devlet kurmayı amaçlar.
  • Dini siyonizm ise mesih düşüncesini önemser ve mesihin gelip Yahudileri diğer milletlere egemen kılacağını savunur.

2. HIRİSTİYANLIK

Hıristiyanlık, Kudüs bölgesinde ortaya çıkan ve günümüzde yaşayan dinlerden biridir. Hıristiyan kelimesi, Hz. İsa’ya (a.s.) bağlı ve onun yolunda giden anlamlarına gelir.
Hıristiyanlar, Hz. İsa’ya (a.s.) nispetle dinlerine İsevilik adını vermişlerdir.

Hıristiyanlığın Tarihi Gelişimi

Hıristiyanlık, MS 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altındaki Kudüs bölgesinde ortaya çıkmıştır. Hz. İsa (a.s.), Yahudi kültürünün hakim
olduğu bir ortamda dünyaya gelmiştir. Kudüs bölgesinde Yahudiliğin birçok
mezhebi varlığını devam ettirmekteydi. Ayrıca bu bölgede Roma ve Yunan
kültürleri de etkiliydi.

Hıristiyan inancına göre Hz. İsa (a.s.), bozulan Musa şeriatını tekrar tesis etmeye çalışmıştır. Buna karşı Yahudi din adamları ise beklenen mesihin Hz. İsa (a.s.) olmadığını iddia ederek Hz. İsa’ya (a.s.) ve öğretilerine karşı düşmanca hareket etmişlerdir. Yahudi din adamlarının bu tutumu Roma İmparatorluğu’nun Hz. İsa’yı (a.s.) çarmıha germesine neden olmuştur.

Hıristiyanlar, Hz. İsa’ın (a.s.) çarmıh olayından sonra dirildiğine, havarilerine göründüğüne ve onları kendi öğretilerini yaymak üzere görevlendirdiğine inanırlar.

Havariler döneminde, Hz. İsa’yı (a.s.) Hz. Musa’nın (a.s.) şeriatına bağlı bir Yahudi ve bu şeriata uymayı öğütleyen Mesih olarak gören Yahudiler vardı. Bunların aksine Hz. Musa’nın (a.s.) şeriatına uymanın önemli olmadığını düşünenler de vardı. Bunlar Hz. İsa’nın (a.s.) insanlığın günahları için kurban olduğuna inanmış ve kurtuluş için buna iman etmenin yeterli olduğunu savunmuşlardır. Bu görüşü savunanların başında, günümüz Hıristiyanlığının şekillenmesinde ve yayılmasında önemli rolü olan Pavlus (Saul) yer alır.

Hz. İsa’nın (a.s.), kendisine yardımcı olarak seçtiği, İncil’in içerisindeki hükümleri ve öğütleri insanlara bildirmekle görevlendirdiği on iki kişiden her birine havari denir.

Pavlus, Hz. İsa’nın (a.s.) da tanrı olduğunu savunarak Hıristiyan tanrı inancı olan teslisin temellerini oluşturmuş ve tanrının rızasının da Hz. İsa’nın (a.s.) tanrı olduğuna inanmaktan geçtiğini ifade etmiştir.

Genişleyen Hıristiyan coğrafyasında inanç birlikteliğinin sağlanması için Hıristiyan din adamları, 325 yılında İznik konsilinde bir araya gelmişlerdir. Bu konsilde Pavlus’un görüşleri benimsenmiş ve Hz. İsa’nın (a.s.) tanrı olduğu fikri kabul edilmiştir.

380 yılında ise Roma’nın Hıristiyanlığı resmî din olarak kabul etmesi, bu dinin daha hızlı yayılmasına zemin hazırlamıştır

381 yılında yapılan İstanbul konsilinde bazı merkezlerdeki kiliselerin de otoritesi tanınmış ve Kutsal Ruh’un Tanrı olduğu kabul edilmiştir.

1054 yılında Roma (Katolik) ve İstanbul (Ortodoks) kiliselerinin bağımsızlığını ilan etmesi, Hıristiyanlar arasında en büyük ayrılığa yol açmıştır. 16. yüzyılda Protestanlık hareketinin, Roma kilisesinin uygulamalarına karşı çıkması üzerine Hıristiyanlar arasında
ikinci büyük ayrılma ortaya çıkmıştır.

Hıristiyanlığın İnanç Esasları

  • Hıristiyanlığının inanç esasları, Hz. İsa’dan (a.s.) sonra Pavlus tarafından belirlenmiştir.
  • Hıristiyan inanç esaslarının en önemlisi teslis inancıdır. Üçleme anlamına gelen teslis, terim olarak Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan meydana gelen Hıristiyan tanrı düşüncesini ifade eder. Baba yaratıcı, Oğul kurtarıcı, Kutsal Ruh ise takdis edicidir. Hıristiyan inancına göre bu üçlü, özde bir olmasına rağmen ayrı ayrı üç şahıstır.
  • Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes; Ahd-i atik (Eski söz) ve Ahd-i ceditten (Yeni söz) oluşur.
  • Ahd-i atik (Tanah), Hıristiyan kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes’in ilk bölümünü oluşturur.
  • Ahd-i cedit ise Kitab-ı Mukaddes’in ikinci bölümünde yer alır.
    Ahd-i cedidin içinde Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri, Pavlus’un Mektupları, Diğer Mektuplar ve Yuhanna’nın Vahyi bölümleri bulunur.
  • İncillerin Hz. İsa’dan (a.s.) sonra kaleme alındığı Luka İncili’nin giriş bölümünde ifade edilmektedir.
  • Hz. İsa (a.s.), Hıristiyanlığın doğuş döneminde Hz. Musa (a.s.) şeriatına bağlı Yahudiler tarafından peygamber olarak kabul edilmiştir.
  • Pavlus döneminde ise Hz. İsa’nın (a.s.) tanrı olduğu görüşü kabul edilmiştir.
  • Hz. İsa’dan (a.s.) önce gönderilmiş olan peygamberlere inanırlar.
  • Hıristiyanlığın temel inançlarından biri de Adem ve Havva’nın cennette işlediği günah nedeniyle dünyaya gelen her insanın günahkâr olarak doğduğu düşüncesidir.
  • Hıristiyanlar, işledikleri günahlardan dolayı pişman olduklarında tanrının kendilerini bağışlayacağına, kişinin öldükten sonra Tanrı’nın yargısıyla karşılaşacağına inanırlar.

Hıristiyanlığın Ritüelleri

  • Hıristiyanlıkta günlük, haftalık ve yıllık ritüeller vardır.
  • Zorunlu olmamakla beraber günlük ritüeller, sabah ve akşam vakitlerinde kilisede yapılır.
  • Günlük ritüellerde Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan Kitab-ı Mukaddes’ten bölümler okunur ve bununla beraber ilahiler söylenir.
  • Haftalık ritüeller ise pazar günü sabah ve akşam yapılır. Bu ritüellerde Kitab-ı Mukaddes’ten bölümler okunur, dualar edilir ve ilahiler söylenir.
  • Hıristiyanlıkta pazar gününe önem verilmesinin en önemli sebebi, Hz. İsa’nın (a.s.) öldükten sonra bu günde dirildiğine olan inançtır.
  • Hıristiyanlıkta ayrıca bu ritüellerin yanında Noel, Paskalya, Meryem Ana Günü ve Haç Yortusu gibi yıllık yapılan bazı ritüeller de vardır.

Hıristiyanlığın Sakramentleri

Hıristiyan inancına göre tanrının aktif olarak katıldığına inanılan dini ayinlere sakrament denir.

Hıristiyanlıkta günlük, haftalık ve yıllık ritüellerin yanında birtakım sakramentler (ayinler) vardır. Sakramentlerden bazıları şunlardır:

Vaftiz: Suya daldırmak, vücudun bir kısmını yıkamak veya su serpmek şeklinde yapılan bir ayindir. Bu ayin, diğer ayinlerin kabulünün
temel şartıdır. Hıristiyan inancına göre her doğan çocuk günahkar olarak dünyaya gelir. Hıristiyanlar, çocuğun günahlarından vaftizle
temizleneceğine inanırlar.

Kuvvetlendirme (Konfirmasyon): Hıristiyanlıkta vaftiz edilen çocuğun 13-16 yaş aralığına geldiğinde kutsanmış yağ ile vücudunun çeşitli yerlerinin yağlanmasıdır. Bu sakrament, Hıristiyanlığa kabulün ikinci aşamasını oluşturur.

Ekmek Şarap Ayini (Evharistiya): Hıristiyan inancında Hz. İsa’nın (a.s.) havarileri ile yediği son yemeğin anısına ekmeğin şaraba batırılarak yenildiği ayindir. Bu ayindeki ekmek, Hıristiyanlıkta insanlığın kurtuluşu için çarmıha gerilen Hz. İsa’nın (a.s.) bedenini; şarap ise Hz. İsa’nın (a.s.) kanını sembolize eder.

Günah İtirafı (Penitence): Bir Hıristiyanın işlemiş olduğu günahları, papaza itiraf edip tövbe etmesidir. Bu görev din adamlarına Hz. İsa (a.s.) tarafından verilmiştir.

Hıristiyanlığın Sembolleri ve Kutsal Mekânları

  • Hıristiyanlıkta da kutsal olarak kabul edilen sembollerden en önemlisi haçtır. Hz. İsa’nın (a.s.) haç şeklindeki çarmıha gerilerek öldürüldüğüne olan inanç zamanla haçı, Hıristiyanlığın kutsal sembolü haline getirmiştir.
  • Hıristiyanlıkta çan da dini bir sembol olarak kabul edilir. Hıristiyanlıkta çan; ayinlere çağırmak, önemli gün ve ölüm gibi olayları halka duyurmak için kullanılır.
  • Kilise, Hıristiyanlar için kutsal mekânlardan biridir. Hıristiyanlar, kilise kavramını hem ayin mekanını hem de Hıristiyanlık içindeki grupları belirtmek için kullanır.
  • Kiliseler büyüklüğüne bağlı olarak bazilika, şapel, manastır veya katedral olarak da isimlendirilir.
  • Kilisenin toplumda önemini artıran etkenlerden biri de kilisede “ruhban sınıfı” denilen din adamlarının bulunmasıdır.
  • Hıristiyanlığın kutsal mekânları arasında Hz. İsa’nın (a.s.) doğduğu, yaşadığı ve Hıristiyanlığın öğretilerini yaymaya çalıştığı Kudüs şehri ve burada bulunan Süleyman Mabedi de yer alır.
  • Katolik kilisesi ve Hıristiyanlığın yayılmasında büyük öneme sahip
    olan Pavlus ve Petrus’un mezarlarının bulunduğu Vatikan, Hıristiyanların değer verdiği mekânlar arasında yer alır.

Hıristiyan Gruplar

  • MS 4. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun resmi din olarak Hıristiyanlığı kabul etmesi, Hıristiyanlığın yayılmasını hızlandırmıştır.
  • 11. yüzyıla gelindiğinde Hıristiyanlar Doğu (Ortodoks) ve Batı (Katolik) şeklinde iki gruba ayrılmıştır.
  • 16. yüzyılda ise Batı Kilisesi’ndeki reform hareketleri Protestanlığın doğuşuna yol açmıştır.

Katoliklik:

  • Hıristiyanlıkta en kalabalık ve tarihî açıdan en eski bu grubun merkezi Vatikan’dır.
  • Katolikler, görüşlerini Hz. İsa’nın (a.s.) vekili olarak kabul ettikleri Petrus’a dayandırırlar.
  • Bu grupta din adamları bekâr olmak zorundadır.
  • Katolik inancına göre yanılmaz bir otoriteye sahip olan papa, Hz. İsa’nın (a.s.) vekili ve Petrus’un varisidir.
  • Katolikliğin başında yer alan papa, kardinaller arasından seçilir.
  • Aralık’ta Noel’in dinî bayram olarak kutlanır
  • Katolik Hıristiyanlıkta, haç sembolünün alt ucu daha uzundur ve sakramentlerin tamamı kabul edilir.

Ortodoksluk:

  • Katolik kilisesinin üstünlüğü ve papanın yanılmazlığı gibi bazı konularda yaşanan siyasi ve dini ihtilaflar sonucunda Katoliklikten ayrılan bir gruptur.
  • Müstakil kiliseler halinde varlığını devam ettiren Ortodoksluğun başında patrik yer alır.
  • İstanbul, İskenderiye, Antakya ve Kudüs patrikliği şeklinde dört büyük patrikliği vardır.
  • Üst düzey din adamlarının evlenmesi yasak iken rahiplerin evlilik konusunda serbest olduğunu savunurlar.
  • Ortodokslar, Noel’i 6 Ocak’ta kutlarlar.
  • Ortodokslukta haç sembolünün kolları eşittir.
  • Sakramentlerin tamamı kabul edilir.

Protestanlık:

  • 16. yüzyılda Martin Luther tarafından başlatılan reform hareketleri
    sonucunda ortaya çıkmıştır.
  • Bu grup; Katolik kilisesinin günahları bağışlamasına, bunu
    malî bir kaynak hâline getirmesine ve Vatikan’ın kutsal kitap yorumunu kendi tasarrufunda tutmasına itiraz eder.
  • Hıristiyan sakramentlerinden sadece vaftiz ve ekmek şarap
    ayinini kabul ederler.
  • Kiliselerinde resim ve heykellere yer vermezler.
  • Protestanlığın bir kolu olan Anglikan Kilisesi hariç, haçı sembol olarak kullanmazlar.

Hıristiyanlıkta bu grupların dışında reform hareketleri sırasında Avrupa’da ortaya çıkan Amerika’ya yayılan ve günümüzde varlıklarını sürdüren oluşumlardan biri de “evanjelik akımlar”dır.

  • Bu akımların amacı, İncil’in mesajını bütün dünyaya ulaştırmaktır.
  • Bu amacı gerçekleştirmek için 19. yüzyıldan itibaren bir araya gelerek ittifak kurmuşlardır.
  • Amerika’daki evanjelik akımlar, İncil’in öğretilerini yaymakla birlikte Amerikalılık bilincini de yaymaya çalışırlar.
  • Evanjelikler Ortadoğu merkezli büyük bir şiddetin yaşanacağına,
    Süleyman Mabedi’nin üçüncü kez inşa edileceğine ve iyilerle kötüler arasında “Armegedon” isimli son savaşın yaşanacağına inanırlar.
  • Bu anlamda tanrı olarak kabul ettikleri Hz. İsa’nın (a.s.) yeryüzüne gelişini hızlandırmak için çalışmalarını sürdürürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*