AÖL DİN KÜLTÜRÜ ve AHLAK BİLGİSİ 3

1. ALLAH İNANCI VE İNSAN

Allah (c.c.) inancı, inanç esaslarının başında gelir. İslam’ın temeli olan inanç esasları altı başlık altında toplanmıştır:

  • Allah’a (c.c.),
  • meleklere,
  • peygamberlere,
  • kitaplara,
  • ahirete,
  • kader ve kazaya inanmaktır.

Yaradanımız Kuran-ı Kerim’de;

“Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyât suresi, 56. ayet.)

“… Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz…” (Bakara suresi, 156. ayet.)

“Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk suresi, 2. ayet.)

buyurmaktadır. Allah (c.c.) inancı olmaksızın insanda üstün bir ahlak gelişemez. Sadece gösteriş ve menfaate dayalı ilişkiler yumağı meydana gelir.

2. ALLAH’IN VARLIĞI VE BİRLİĞİ

Temiz bir kalple Allah’a (c.c.) yönelen her insan sade bir gözlem ve basit çıkarımlarla O’nun varlığını kavrayabilir. Kur’an-ı Kerim’in ayetleri bu konuda bize yol gösterir.

Örneğin bir ayette, “Size işaretlerini gösteren, sizin için gökten rızık (yağmur) indiren O’dur. Ama Allah’a yönelenden başkası (bundan) ders çıkarmaz.” (Mü’min suresi, 13.ayet.) buyurularak Allah’a (c.c.) yönelen bir insanın, gözlem yoluyla O’nun varlığının işaretlerini bulabileceği vurgulanır.

Vahiy ve kâinat, yaradılışın iki boyutudur. Yaratıcımız, kendini tanıtmak için Kur’an-ı Kerim’i indirmiş her bir ayeti ile vahyin bilgisini ikram etmiştir. Bunun yanı sıra gökler, yerler ve içinde bulunan her nesne, her canlı ve her oluş da Allah’ın (c.c.) birer ayetidir.

Büyük İslam âlimlerinden İmam Gazali, evrenin nasıl meydana geldiğini şöyle izah etmektedir: “Gazali’nin ortaya koyduğu şekliyle bu kanıt üç basit adımdan oluşuyordu: Varlığı başlayan her şey bir nedene dayanır. Evrenin varlığı başlamıştır. Öyleyse o da bir nedene dayanır.”(Strobel, 2011: 131.)

Allah’ın varlığının aklî delilleri nelerdir?

Kâinatta gözlemlenen harikulade amaç ve düzen, bir düzenleyici olduğu sonucunu çıkarmamızı gerektirir. Bu ispat, gaye ve nizam delili olarak isimlendirilmiştir. Bu delil İslam âlimlerince tespit edilmiş aklî delillerden biridir. Kâinattaki her şey hassas bir ölçü ve mükemmel bir ahenk içindedir. Hiçbir şey gelişi güzel ve tesadüfi değildir.

Varlıkların faydaları üzerinde biraz düşündüğümüzde, bir şeyin hangi gaye için yaratıldığını anlayabiliriz. Örneğin, başparmağımız üzerinde düşünelim: Bir kâğıt ve kalem alın ve başparmağınızı kullanmadan bu cümleyi yazmaya çalışın. Yazabildiniz mi? Çok zor değil mi? Yemek esnasında kaşığı, çatalı onun yardımı olmadan kullanabilir misiniz?

Akıl, şuur, bilgi, yetenek ve güç ancak Allah’tandır. Hiçbir varlığın kendine ait ve bağımsız bir gücü yoktur. Kutsal kitabımızda “Bütün kuvvet ve kudret yalnız Allah’a aittir.” (Bakara suresi, 165. ayet.) buyrulmuştur. Bu ayet, öfkemiz kabardığında ağzımızdan çıkıveren “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyül azîm” cümlesinin mealidir. Biz birşey yapmak istediğimizde, Allah (c.c.) kuvvet veriyor. O hâlde elinize aldığınız bu kitabı tutarken harcadığınız kuvvet sizin değildir!

Allah’ın (c.c.) varlığı ve birliğiyle ilgili bir diğer akli delil de ekmel (mükemmel) varlık delilidir. Bu delile göre insanın zihninde, fıtraten mükemmel bir varlık düşüncesi mevcuttur. İnsan, yüce bir yaratıcıya inanma eğilimindedir. Mükemmel varlık düşüncesi,Yaratıcının insanın zihnine kodladığı yaratılıştan gelen bir inançtır.

Yaradanımız, “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle yerin ve göğün düzeni bozulurdu.” (Enbiyâ suresi, 22. ayet.) buyurmaktadır.

Tüm varlıklar Allah’ın (c.c.) varlığını ve birliğini gösteren kanıtlardır. Kâinatın tesadüfen oluşması mümkün değildir. Tüm varlıklarda büyük bir gaye ve nizam görülmektedir. Varlıklardaki bu amaç ve düzen, varlıklara bir amaç belirleyen, düzen veren bir gücü göstermektedir. 

3. ALLAH’IN İSIM VE SIFATLARI

Allah’ın (c.c.) zatını akılla kavramamız mümkün değildir. İnsan, kendisi gibi yaratılmış varlıkları tam olarak kavrayabilir. Oysa Allah (c.c.), yarattıklarına benzemez.Allah (c.c.) birdir, zamandan ve mekândan bağımsızdır,benzersizdir, hiçbir şey O’na denk değildir. Dolayısıyla Allah’ın (c.c.) zatını kavramak mümkün değildir ancak O’nu, varlıklara yansıyan isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Rabbimiz, Kur’an ayetlerinde, kâinat kitabının ayetlerini okumamızı ve üzerinde fikir yürütmemizi emreder. Bu yolla isim ve sıfatlarını öğrenerek kendisine gereği gibi iman etmemizi ve gönülden bağlanmamızı ister.

Rabbimiz, ilk indirdiği ayette “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak suresi, 1. ayet.) buyurmuştur. Kâinatı, Allah’ın (c.c.) adıyla, O’nun namına okuyan bir insan, varlıklarda tecelli eden isimleri görebilir.

Kayyûm, Müheymin

Kâinattaki nizam her an Allah’ın (c.c.) iradesi altındadır, Kayyûm’dur. Her şeyin varlığı O’na bağlıdır. Her şeyi koruyup gözetir, Müheymin’dir. Kâinatın milyonlarca yıldır bozulmaktan korunmuş olannizamı, her şeyi her an gözetim altında tutan Allah’ın (c.c.) Kayyum ve Müheymin isimlerinin yansımasıdır. Kayyum ismi, Bakara suresi, 255. ayette geçmektedir: “Allah, kendisinden başka hiçbir ilah olmayandır. Diridir, kayyumdur.”

Hâlık, Bârî

Kâinat ve içindekiler, Hâlık (yaratan, yoktan var eden) isminin bir yansımasıdır. Allah’ın sübûtî sıfatlarından olan Tekvin, yaratmak demektir. Allah (c.c.), Bârî ismiyle “Kusursuz olan,yoktan var eden, örneksiz ve modelsiz yaratan.”dır. Haşr suresinin son ayetinde, bu isimlerden bahsedilmektedir: “O, takdir ettiği gibi yaratan, canlıları örneği olmadan var eden, biçim ve özellik veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur…” (Haşr suresi, 24. ayet.)

Musavvir

Canlı cansız tüm varlıkların görenleri hayrette bırakan hikmetli tasarımları, sanatlı şekilleri Musavvir (Şekil ve özellik veren) isminin yansımasıdır.Sanatlı her eser, sanatkârını gösterir.

Rezzâk

Kâinatı kuşatan engin bir rahmetin neticesi olarak, tüm canlılara ihtiyaç duyduğu gıdanın yerinde ve zamanında ulaştırılması Rezzâk (kesintisiz biçimde çokça rızık veren) isminin bir yansımasıdır. Rızık Allah’tandır.

Muhyî

Allah’ın (c.c.), kışın âdeta ölmüş vaziyette bulunan yeryüzünü, baharda yeniden canlandırması, bitkileri ve ağaçları diriltmesi Muhyi (hayat veren ve dirilten) isminin yansımasıdır.

Rahman

Allah’ın (c.c.), yarattıklarına şefkat ve merhametinin hissedildiği her iyiliği, Rahman (tüm yaratılmışlara merhamet eden) isminin tecellisidir.

Vâhid

Allah (c.c.), bir ve tektir. O, benzersizdir, hiç birşey O’na denk değildir. Eğer Allah’tan (c.c.) başka O’na denk bir şey olsaydı, kâinatta bir nizam ve intizam gözlemleyemezdik. Halbuki gayet incelikli ve hassas bir nizam görülmektedir. O hâlde Allah (c.c.) tektir, O’na denk bir varlık yoktur. O, Vâhid’dir.

ALLAH’IN ZÂTİ SIFATLARIZâti sıfatlar, başka varlıklarda bulunmayan, yalnız Allah’a özgü sıfatlardır.
VücudVar olmasıdır; olmaması ya da yok olması düşünülemez.
KıdemBaşlangıcının olmamasıdır; ezelden beri vardır ve varlığı sonradan ortaya çıkmamıştır.
BekaSonsuz olmasıdır
VahdaniyetBir ve tek olmasıdır.
Muhalefetün li’l-havadisYaratılmışlara benzememesidir.
Kıyam bi-nefsihiHiçbir şeye ve hiç kimseye ihtiyacı olmamasıdır.
ALLAH’IN SUBÛTİ SIFATLARISubûti sıfatlar ise başka varlıklarda da bulunabilmektedir. Ancak Allah’ın bu sıfatları diğer varlıklardaki sıfatlardan farklıdır.
İlimBilmek (Her şeyi bilmesi ve her şeyden haberdar olmasıdır.)
İradeDilemek
KudretGücü yetmek (Her şeye gücünün yetmesidir.)
HayatDiri olmasıdır. (O’nun için ölüm söz konusu değildir.)
Semiİşitmek (Her şeyi duyması ve işitmesidir.)
BasarGörmek (Her şeyi görmesidir.)
KelâmKonuşmak (Doğru ve güzel söz söylemesidir.)
TekvinYaratmak (Dilediğini, dilediğince yaratmasıdır.)

4. KUR’AN-I KERİM’DE İNSAN VE ÖZELLİKLERİ

Yoklukta bırakmayıp var eden, var ettikleri içinde en üstünü kılan, her şeyi emrimize amade kılan Rabbimize hamd olsun! Allah (c.c.) “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”(Tîn suresi, 4. ayet.) buyurmuştur. İnsanı diğer varlıklardan ayıran özellikleri tespit edilirse Allah’ın (c.c.) insana verdiği önem daha iyi anlaşılır.

Bizi, yeryüzünün halifeleri kıldı. Tüm varlıkların üstünde bir makam ve beraberinde ağır bir sorumluluk verdi. Allah’ın (c.c.) emirleri doğrultusunda bir yaşam sürmek veilahi adaleti sağlamak üzere ‘yeryüzünün halifeleri’ ünvanıyla şereflendirdi. Bu gerçeği şöyle bildirdi: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz rabbinin cezası çok çabuktur; yine O’nun bağışlaması ve rahmeti boldur.” (En’âm suresi, 165. ayet.)

Kur’an-ı Kerim’de insanın yeryüzü serüveninin başlangıcı şu şekilde geçmektedir: “Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı da bulundukları yerden onları çıkardı. Biz de ‘… Bir zamana kadar sizin için yeryüzünde kalacak bir yer ve ihtiyaç maddeleri vardır.’dedik.” (Bakara suresi, 36. ayet.)

İnsan, en güzel şekilde yaratılmıştır. Buna rağmen o,tercihleri neticesinde aşağıların aşağısına da düşebilecek bir irade (tercih) gücü ile yaratılmıştır. İnsanın her eylemi kaydedilmektedir. İnsan imtihan alanından ayrıldıktan sonra bunlarla karşılaşacak, yaptıklarına göre karşılık bulacaktır. Yaptığı iyilikler de kötülükler de karşılıksız kalmayacaktır: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu(karşılığını) görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür.” (Zilzâl Sûresi, 7 – 8. ayetler.)

5. İNSANIN ALLAH İLE İRTİBATI

Mahlukatın nefesleri sayısınca Allah’a giden yollar vardır lakin burada dört konu üzerinde duracağız: Dua, ibadet, tövbe ve Kur’an okuma.

Dua; insanın, Allah’ın (c.c.) yüceliği ve büyüklüğü karşısında kendi zayıflığını kavrayıp ona yalvarması, şükretmesi, onu övmesi ve Allah’la (c.c.) her an beraber olduğunun bir göstergesi olarak onunla iletişim kurma eylemidir.

Duanın kabulü için nelere dikkat etmeli?

  • Duada yalnızca Allah (c.c.) rızası gözetilmelidir.
  • Duada samimi olunmalıdır.
  • Duada sabırlı olunmalı.
  • Duada, iyi ve güzel olan şeyler istenmelidir.
  • Duada ısrarcı olunmalı; niyaz ve yakarış, kalp inceliğiyle ve gözyaşlarıyla süslenmelidir.

İbadet,insanın hür iradesi ile Allah’a (c.c.) yönelmesi, Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sürmesidir.

Allah (c.c.) için yapılan her davranış, ibadettir.

İslam’ın beş şartı vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)“İslam beş esas üzerine kurulmuştur:

  • Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet etmek,
  • Namaz kılmak,
  • Zekat vermek,
  • Haccetmek
  • Ramazan orucunu tutmak.’’ (Buhari, İman, 2.)

İbadette nelere dikkat etmeli?

  • İbadetler, Allah’ın (c.c.) huzurunda olduğu bilinciyle yapılmalıdır.
  • İbadetlerde devamlılık esastır.
  • İbadetle sağlanan irtibat, insanı Allah’a (c.c.) yakınlaştırır.
  • İbadetler, yalnızca Allah (c.c.) için yapılmalıdır.

Tövbe, işlenen bir günahtan dolayı pişmanlık duyarak Allah’a (c.c.) yönelmek ve O’ndan bağışlanma dilemektir.

İşlenen günah yalnız Allah’a karşı olup kul hakkını içermiyorsa bu tür günahtan tövbe etmenin üç şartı vardır:

1. O günahı kesin olarak terk etmek,

2. Onu işlediğine pişman olmak,

3. O günahı bir daha işlememeye azmetmektir.” (Nevevî, 2014: 37.)

Kur’an Okuma, Rabbimizden bir rahmet, öğüt, kalplere şifa ve bir rehberdir.

Kur’an okumakla alakalı iki kavram vardır: Kıraat ve tilavet.

Her ikisi de Kur’an okumak anlamında kullanılmakla birlikte aralarında bir fark vardır. Kıraat, Hz. Peygamber’in(s.a.v.) okuma biçimini örnek alarak Kur’an-ı Kerim’i harflerin çıkış yerlerine ve tecvit kurallarına uygun olarak okuma anlamına gelir. Tilavet ise, anlamı üzerinde düşünerek,emir ve yasakları uygulamayı amaç edinerek okumak demektir.

Rûm Suresi 18-27. Ayetlerin Tefsiri:

 Rûm suresi 18-27. ayetlerde verilen mesajları değerlendirdik.Rûm suresinde ağırlıklı olarak Allah’ın (c.c.) varlığının ve birliğinin kanıtları olarak nitelenen örnekler verilmektedir. İnsanın bunlar üzerinde düşünmesinin istendiğini belirtmiştik.Tüm varlığın kendileri için belirlenmiş gayeleri gerçekleştirmekle Allah’ın (c.c.) hükmü ve iradesi altında olduğunu gösterdiğini değerlendirdik. Allah (c.c.) kâinatı yaratmış her an yaratmaya devam etmektedir. Tüm varlıklarda görünen değişim ve yenilenme bunun en önemli göstergesidir. Bu değişim ve yenilenme, insanın ölümünden sonra yeniden diriltilmesinin de delili olarak verilmiştir.

6. HZ. MUHAMMED VE GENÇLİK

Kur’an-ı Kerim’de, müminlerin özelliklerinden bahsederken, onların iffetlerini koruduklarından övgüyle söz edilir. Gençlik dönemi, bu konudaki imtihanın en yoğun yaşandığı bir dönemdir. Hz. Yusuf ’un (a.s.), hizmetçi olduğu evin hanımının gayrimeşru teklifi karşısındaki duruşu da övgüyle anılmıştır.

BİR GENÇ OLARAK HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

Mekkeliler, doğruluğundan asla şüphe etmedikleri bu asil ve tertemiz gence emîn dediler. Onu Muhammedü’l-Emîn yani “güvenilir Muhammed” diye çağırdılar çünkü o aslayalan söylemezdi ve asla emanete ihanet etmezdi. Çalışmayı çok sever, başıboş dolaşmayı sevmezdi. Kötü alışkanlıklardan ve cahiliyenin çirkin âdetlerinden uzak durmuştu. Rabbimiz, elçisini, gençlik döneminde de gösterdiği üstün ahlakıyla, tüm insanlığa özellikle de gençlere “en güzel örnek” olarak nitelemiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yirmi yaşında iken Hilfü’l-fudûl (Erdemliler Topluluğu) adı verilen bir birliktelik için yapılan toplantıya katıldı. Bu hareket içinde yer alanlar, yerli veya yabancı olsun haksızlığa uğrayan herkesi koruyacaklarına, hakkı verilinceye kadar birlikte hareket edeceklerine dair yemin etmişlerdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kâbe’nin onarımı sonrasında Hacer’ül-Esved’in yerine konulmasında hakem olarak seçilmiştir. Doğruluğu ve dürüstlüğü ile tanınan Peygamberimizin (s.a.v.) hakem olması sevinçle karşılanmıştı. O’nun hakem olarak seçilmesiyle ortaya çıkabilecek büyük bir çatışma engellenmiştir.

HZ. MUHAMMED VE GENÇLER

Hiç şüphesiz Hz. Peygamber (s.a.v.) gençlerin ilim alanında yetişmesine özellikle büyük bir önem vermişti. İlk inen ayet “Oku!” emriydi. Peygamberimiz (s.a.v.) “İlim öğrenmek, kadın erkek her Müslümana farzdır.” (İbn Mace, Mukaddime, 17.) buyurmuştu. Hz. Peygamberin (s.a.v.) hikmet ve rahmet yüklü ikliminde ders almış, bizzat onun eğitiminden geçmiş öğretmenler yetişti.

Hz. Peygamber (s.a.v.), genç sahabileri, ordulara komutan olarak görevlendirmiştir. Örneğin, Suriye’ye gönderilecek orduya Üsame’yi(r.a.)* başkomutan olarak ataması, Peygamberimizin (s.a.v.) gençlere verdiği önemi göstermesi açısından dikkat çekici bir olaydır.

Bilge ve Kahraman Bir Genç: Hz. Ali(r.a.)

Hz. Ali’nin (r.a.) ilim, cömertlik, kahramanlık, sadakat, vefakarlık vb. yönleriyle üstünlüğü Müslümanların tümünün ittifakıyla kabul edilmiştir. Hz. Ali (r.a.), çocukluğundanitibaren Hz. Peygamber’e (s.a.v) hizmet etmiş, ömrünü İslam’ın tüm cihana yayılmasına adamıştır.

Hz. Ali (r.a.), Hz. Peygamber’e (s.av.) ilk iman edenler arasında yer almakla Müslümanlar arasında müstesna bir konuma sahip olmuştur. Üstelik Resûlüllah’ın (s.a.v.)hem yeğeni hem de damadıdır. Peygamberimizin (s.a.v.) kızlarının en küçüğü olan Hz.Fatıma (r.a.) ile evlenmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye hicret ettiğinde müşrikleri müşrikleri oyalamak için Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yerine Mekke’de kalmıştır. İlk dört İslam hâlifesinin sonuncusudur.

Hz. Ali’yi (r.a.) seçkin kılan özelliklerinin başında ilim sahibi olması geliyordu. Hz. Ali (r.a.) şüphesiz en çok da cesaret ve kahramanlığıyla anılmıştır. Bu yüzden ona “Allah’ın aslanı” denilmiştir.

Genç Bir Davetçi: Erkam b. Ebi’l-Erkam

Ruhu, hidayetle dirilmiş davetçilerden sadece biriydi o: Erkam b. Ebi’l-Erkam (r.a.).Henüz 17-18 yaşlarında bir delikanlı… Gönlü Resûlüllah (s.a.v.) aşkı ile dolmuş, cesur ve fedakâr bir yiğit. Evi, kendisiyle beraber inanmışların sığınağı, Hz. Peygamber’in(s.a.v.) ağzından Allah’ın (c.c.) ayetlerin ikana kana içtikleri bir çeşme… Resûlüllah’ın (s.a.v.) açıktan davetine, bu dinin sahibinden henüz izin çıkmadığı yıllardı. Müslümanlar bu evde gizlice buluşup, İslam’ı öğreniyorlardı. Sonraları Erkam’ın (r.a.) evi “Daru’l-Erkâm” diye anılacaktı.

Genç Bir Öğretmen: Mus’ab b. Umeyr

Resûlüllah (s.a.v.) yetiştirdiği bu öğretmenleri farklı şehirlere ve ülkelere öğretmen olarak görevlendirmişti. Mus’ab b. Umeyr (r.a.), o öğretmenlerden biri, İslam’ın ilk öğretmeniydi.Çok güzel bir gençti. Omuzlarına dökülen saçları vardı. Herkesin dikkatini çekecek kadar bakımlıydı. Ailesi, kendisini çok severdi. Özellikle annesi çok zengin bir kadındı.  Şam’dan, Hind’den en güzel kumaşları getirtir ve oğluna hayranlık celbedecek elbiselerdiktirirdi. Özel kokular sürer, Hadramut’tan getirilen özel terlikler giyerdi. Resûlüllah(s.a.v.) onun bu hâlini hatırlar ve “Mekke’de Mus’ab b. Umeyr’den daha güzel saçlı, dahagüzel giyimli, daha çok nimetler içinde yaşayan birini görmemiştim.” buyururdu.

Resûlüllah (s.a.v.), Bedir ve Uhud harplerinde, İslam sancağını Mus’ab’a (r.a.) vermişti. Uhud’da Allah Resûlü’nün (s.a.v.) çevresinden ayrılmayan bir avuç yiğidin arasında Mus’ab da vardı. Şehit düşene kadar İslam sancağı onun elindeydi.

Genç Bir Komutan: Üsame b. Zeyd

Üsame b. Zeyd (r.a.), Resûlüllah’ın (s.a.v.) peygamberlik görevinin beşinci yılında doğdu. Üsame (r.a.), Peygamberimize (s.a.v.) ilk iman eden genç Zeyd bin Hârise’nin (r.a.) oğludur. Annesi Ümmü Eymen (r.a.), Efendimizin (s.a.v.) dadısıydı. Bundan dolayı Üsame (r.a.), Resûlüllah’ın torunu gibiydi. Onu diğer torunlarından ayırt etmezdi. Üsame b.Zeyd (r.a.) anlatıyor: “Resülullah (sav) beni alır, bir dizine oturtur, (torunu) Hasan b.Ali’yi de öbür dizine oturturdu. Sonra bizi bağrına basıp şöyle derdi: Allah’ım, bu ikisine merhamet et! Ben de onlara merhamet ediyorum!” (Buhari, Edeb, 22.)

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) terbiyesi ile yetişen Üsame (r.a.), sahabe arasında “Resûlüllah’ın sevdiği kişi” olarak anıldı. İslam ordusu içinde küçük yaşlardan itibaren önemli görevler üstlendi, on dokuz yaşında bir delikanlı olarak bir ordunun komutanı olma şerefine erişti.

Genç Bir Yönetici: Muaz b. Cebel

18 yaşındayken Hz. Peygamber’e (s.a.v.) iman eden Muaz b. Cebel (r.a.), 33 yaşında iken vefat ettiğinde bu kısacık ömrüne çok şeyler sığdırmıştı. Muaz (r.a.), Kur’an- ı Kerim’i ve fıkhı (helal ve haramı) en iyi bilenlerdendi. Hz. Peygamber (s.av.), onu hâkimlik görevi ile insanlar arasında çıkan sorunları çözmesi için Yemen’e göndermişti. Şehitlik arzusu ile yanıp tutuşan Muaz (r.a.), Resûlüllah (s.a.v.) ile bütün gazvelere katılmıştı. İslam’ı öğretmek için vatanından, ailesinden uzaklarda, başka diyarlarda son nefesini verdi.

Âlim kime denir?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Âlimler, peygamberlerin varisleridir .” (Buhari, ilim,10.) buyurmuştur. Kısaca “bilgin” olarak tanımlanan âlim kavramı, dinimizde Kur’an-ı Kerim’i ve Resûlüllah’ın sünnetini en iyi şekilde bilen ve uygulayan kişi anlamında kullanılır. İlim sahibi olan âlim, bizzat Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından, peygamberlerin mirasçısı olarak nitelendirilmiştir.

İslami ilimleri doğrudan Hz. Peygamber’den (s.a.v.) öğrenme imtiyazına sahip olup en çok hadis rivayet eden sahabiler arasında yer alan Hz. Aişe’nin (r.a.), pek çok ilmî meselede kendisine danışılan bir âlim olmasının temelinde, bitmek bilmeyen bir anlama gayretinin yattığı şüphe götürmez bir gerçektir.

Sorumluluk Sahibi Bir Genç: Esma binti Ebi Bekir

Hz. Esma (r.a.), Peygamberimizin sadık dostu Hazreti Ebû Bekir’in (r.a.) kızı, müminlerin annesi Hz. Aişe’nin (r.a.) kız kardeşidir. Aynı zamanda Abdullah ve Urve gibi iki büyük âlim ve şehidin annesi, dünyadayken cennetle müjdelenen Zübeyir bin Avvam’ında eşidir. O, İslam’ın ilk dönemlerinde Müslüman olmuş, son nefesine kadar da İslam’a hizmet etmiştir. (Gazel, 2014: parag.1.)

Habeş Kralının Huzurunda Bir Genç: Cafer b. Ebi Talib

Cafer b. Ebi Talib (r.a.), Peygamberimizin (s.a.v.) amcası Ebu Talib’in oğlu, Hz. Ali’nin(r.a.) ağabeyidir. Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ilk iman edenler arasındaydı. Mekkeli müşriklerin eziyet ve baskıları artınca Habeşistan’a hicret eden ikinci grupta yer aldı. Cafer b. EbiTalib (r.a.), bu ikinci Habeşistan kafilesine başkan olarak görevlendirilmişti. Mekke müşrikleri, Habeşistan kralına iki elçi göndererek Müslümanları kendilerine teslim etmesini istediler. Hükümdar, Müslümanları dinlemek istediğini bildirdi.

7. KUR’AN’DAN MESAJLAR: ÂL-İ İMRÂN SURESİ 159. AYET

Âl-i İmrân Suresi 159. Ayetin Türkçe Meali:

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.”

8. DİN VE HAYAT

DİN VE AİLE

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım…” (Tirmizi, Menakıb, 63.) Bu hadise göre İslam dininde aileye verilen önemi açıklayınız?

Bu dünyada maddi ve manevi pek çok zorlukla karşılaşan kadın ve erkek birbirine destek olduğunda daha güçlü olurlar.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de kadın ve erkeği “bir bütünün benzeşen ve diğerini tamamlayan iki yarısı” (Ebu Davud, Tahâret, 94.) olarak tanımlamıştır.

Sosyal hayatın temelini oluşturan aile; anne, baba ve çocuklardan oluşur. Aile toplumun en küçük birimidir. Aile, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem (a.s.) zamanından beri var olan bir kurumdur. Hz. Âdem (a.s.) ve eşi Hz. Havva yeryüzündeki ilk aileyi oluşturan bireylerdir. Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Lokman(a.s.),Hz. Nuh (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi bazı peygamberlerin hayatlarından örnekler vererek Müslümanlara aile konusunda emir ve tavsiyelerde bulunur.

İslam’da Karı, Koca ve Çocukların Sorumluluk ve Görevleri

İslam dininde karı ve kocanın birbiri üzerinde hakları olduğu gibi birbirine karşı bazı sorumlulukları da vardır. Eşler bu haklarını bilmeli ve saygı göstermelidir. Allah (c.c.) bu konuda “Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır.” (Bakara suresi, 228. ayet.)buyurur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aile içindeki sorumlulukla ilgili “Sizin en hayırlınız ailesine en çok faydalı olandır.” (Tirmizi, Rada, 11.) buyurmuştur. Eşler sorumluluklarını yerine getirerek aile hayatlarını güzelleştirmeli ve kolaylaştırmalıdır

Eşler birbirine karşı iyi ve merhametli davranmalıdır. Kırıcı veya kötü söz söylememelidir. Birisi hata yaptığında diğeri onu uyarmalı ve ona karşı affedici ve merhametli olmalıdır. Allah (c.c.) eşler arasındaki ilişkiler hakkında şöyle buyurur: “Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.” (Bakarasuresi, 237. ayet.)

İslam dininde çocukların da aile içinde bazı görev ve sorumlulukları vardır. Çocuklar anne ve babalarının maddi ve manevi desteklerini unutmamalı onlara karşı minnettar olmalıdır. En önemlisi dini iyi öğrenmeli, güzel ahlaklı olmalıdır. Aile içinde kendine verilen görevleri yerine getirmelidir.Çocuklar aile büyüklerine ve akrabalarına saygılı olmalıdır. Allah (c.c.) bu konuda şöyle buyurur: ‘‘Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki:“Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”(İsrasuresi, 23-24. ayetler.)

DİN, KÜLTÜR VE SANAT

İslam dini temelde kendi inanç, ibadet ve ahlak prensipleri ile hareket edilmesini emrederken İslam’ın yasaklamadığı alanlarda da gelişmesine izin vermiş; hat, tezhip, ebru ve minyatür gibi sanat dallarının da gelişmesine yardımcı olmuştur. İslam medeniyeti bu özelliği sayesinde çeşitli zenginlikleri içinde barındıran bir kültür ve medeniyet inşa etmiştir.

İslam kültür ve sanatı yeni bir medeniyet oluştururken bazı temel prensipler üzerine kurulmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. İslam kültür ve sanatı Kur’ân ve hadis kaynaklıdır. Başta Allah (c.c.) inancı olmak üzere İslam’ın temel esasları kültür ve sanatı etkilemiştir.

2. İslam medeniyetindeki mimari süslemelerinde soyutluk ön plandadır. İslam sanatının en özgün niteliği tevhid, soyut bir varlık olan Allah (c.c.) inancı etrafında gelişir.

3. İslam medeniyeti tefekkür (düşünce) ve geometriye dayanır. İslam sanatında tefekkürün en önemli amacı sonsuzluğa ulaşmaktır.

4. İslam medeniyeti inancın temel ilkelerinden olan dünyanın faniliği (geçici), ahiretin bakiliği (sonsuz) üzerine kurulmuştur.

5. Müslümanlar, mimari eserlerinin hemen her karesini muhakkak fonksiyonel, dinî veya sosyal bir ihtiyaç üzere yapmışlardır.

İslam sanat ve kültüründe öne çıkan bazı prensipler:

1. Sanat eserlerinde Allah’ın (c.c.) birliği (tevhid) vurgulanmıştır.

2. Süslemelerde somut şekil yerine soyut ve şekil kavramlara yer verilmiştir.

3. Mimaride özellikle sadelik, sağlamlık, fonksiyonellik ve estetik ön planda tutulmuştur.

4. Doğal dengeyi ve kültürü bozan eserlerden uzak durulmuştur.

5. Kullanılan malzemenin doğal ve sağlam olmasına dikkat edilmiştir.

Mimari

Mimari, insanların barınma, ibadethane ve çalışma gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılayacak şekillerde yapılar bina etmesidir. Müslüman topluluklar mimari alana önem vermiş;zamanla medeniyet ve kültürel olarak ilerlemesiyle ihtiyaçlar farklılaşmış ve yeni binalar yapmıştır. Cami, çeşme, sebil, külliye, şadırvan, han, hamam, köprü, medrese, darüşşifa, darülaceze, ev, yol ve yetimhane bunlardan bazılarıdır.

Edebiyat

Edebiyat, insanların düşünce ve duygularını insanlarda estetik duygular uyandıracak bir biçimde söz ve yazıyla anlatan bir sanattır. İslam medeniyetinin en başarılı olduğu alanlardan biri de edebiyattır. İslam dini okuma, yazma ve ilim öğrenmeye çok önem vermiştir. Bu konuda pek çok ayet ve hadis vardır.

13. yüzyıldan sonra edebiyat alanındaki gelişme, divan, tasavvuf ve halk edebiyatı olmak üzere üç farklı yönde ilerlemiş ve bu alanlarda ünlü ve müstesna eserler yazılmıştır.

Divan edebiyatının meşhur şairlerinden bazıları Fuzuli, Baki, Nâbi, Nedim ve Şeyh Galip’tir.

Tasavvuf edebiyatında Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayram Veli, Mevlana ve Yunus Emre ünlü mutasavvıflardandır.

Halk edebiyatı sözlü edebiyatın gelişmesine katkıda bulunmuştur. Saz eşliğinde söylenen şiirler halk arasında hızla yayılmış ve ezberlenmiştir. Köroğlu, Kaygusuz Abdal, Karacaoğlan halk edebiyatının tanınan isimleridir.

Musiki

Ülkemizde ezan ve sala hangi makamlarda okunmaktadır? Müslümanların önem verdiği sanat dallarından biri de musikidir. Musiki duygu, düşünce ve hayallerin güzel, etkileyici ve ahenkli bir sesle ifade edilmesidir.

Müslümanların ezanı saba, uşşak, hicaz gibi farklı makamlarda okumaları musikiye verdiği önemi göstermektedir. Mevleviler sema törenini, Aleviler ve Bektaşiler semah törenini belli müzik aletleri eşliğinde yapmaktadırlar. Nişan, düğün, sünnet ve cenaze törenlerinde Süleyman Çelebi’nin Mevlit adlı eseri belli makamlara göre okunmaktadır.

Hat

İslam medeniyetinde Arap harfleriyle güzel yazı yazma sanatına Hat veya Hüsnühat (güzelyazı) denir. Hat sanatıyla uğraşan kişiye de Hattat denir. Hat kelimesi, Arap harfleriyle yazılmış güzel el yazısı anlamında kullanılır. Hat sanatında Arapça harfler belli kurallar ve ölçüler içerisinde yazılır.Hat sanatında birçok yazı çeşidi vardır. Kufî, nesih, sülüs ve rik’a bunlardan en çok bilinenleridir.

Tezhip

İslam medeniyetinin önemli sanat dallarından biri de süsleme sanatı olan tezhiptir. Tezhip Arapça’da “altınla yapılan süsleme” anlamına gelir. Tezhip sanatıyla uğraşan kişiye müzehhip denir.Tezhip genelde Kur’an-ı Kerim ve diğer el yazması eserlerin kenarlarının süslemesinden ve levhaların süslenmesinde kullanılmıştır.

Ebru

İslam medeniyetinde gelişen sanat dallarından biri de ebrudur. Farsça’da “su yüzü resmi” anlamına gelen ebru, kitreli su üzerine serpilen boyalarla bezenmiş kâğıt ve bunu hazırlama sanatına denir. Ebru sanatında kullanılan fırça at kılından, sapı ise gül ağacından yapılır, çeşitlerine göre biz veya tarak kullanılarak boyaya şekil verilir. Geçmişi 8. yüzyıla dayanan daha sonra Osmanlı döneminde yapılan ebru sanatı, hazırlanışı ve hızlı sonuç alınması itibariyle bilinen geleneksel bir sanattır.

Minyatür

Minyatür, el yazması kitapları süslemek için sulu boya ile yapılan resim sanatıdır. Minyatür sulu boya, altın ve gümüş yaldızla yapılan, ışık ve gölge oyunlarıyla derinlik duygusu yansıtılmayan küçük boyutlu resimlerdir. Minyatür yapan kişiye nakkaş denir. Minyatür, kâğıt ve deri üzerine sulu boya veya altın suyu kullanılarak çok ince fırçalarla yapılır. Minyatürdeki insanların tipi genellikle Orta Asya insan tipini andırır. Resimlerdeki renkler parlak ve canlıdır.

DİN VE ÇEVRE

Allah (c.c.), evrendeki her şeyi belirli bir ölçüye ve düzene göre yaratmıştır. Kur’an’da “Yeri ve göğü Allah yükseltti. Dengeyi o koydu. Sakın o dengeyi bozmayın.” (Rahman suresi, 7- 8. ayetler.) ayetiyle evrenin işleyişinde tüm canlı ve cansız varlıklar belirli bir düzen ve intizam içerisinde hareket ettiği belirtilmiş ve dengenin bozulmaması gerektiği emredilmiştir.

Müslüman bir kimse çevreyi Allah’ın (c.c.) bir emaneti olarak görmeli, çevrede sadece insanların değil hayvanların ve bitkilerin de yaşam hakkı olduğu unutmamalıdır.Bu konuda Peygamberimizin (s.a.v.) bize emrettiği ve tavsiye ettikleri hatırlanmalıdır.Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Benim için yeryüzü temiz ve namaz kılmaya uygun hâle getirildi.” ( Müslim, Mesacid, 5.) buyurarak yeryüzünün temiz olduğunu vurgulamıştır.

DİN VE SOSYAL DEĞİŞİM

Toplumsal hayat, dinamik bir yapıya sahiptir ve sürekli bir değişim hâlindedir. Toplumlar zaman içerisinde değişime uğrarlar. Bazen bu süreç çok yavaş ilerler bazen de çok hızlı olmaktadır. Değişme, toplumların hayatında her zaman gözlemlenen bir olgudur. Değişen koşullara, ihtiyaçlara bağlı olarak onlara uyum sağlamak için tutum ve davranışlar da değişir. Toplum, her gelişme ve değişimi yönetecek ve onu iyi olana yönlendirecek bilgi ve güce sahip olmalıdır.

İslam dininin korumayı amaçladığı beş temel esas:

  • Akıl
  • Din
  • Nesil
  • Can
  • Mal

İslam alimleri, bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan değişim ve gelişmeler karşısında canlılığını ve dinamizmini koruyarak çözümler üretmek durumundadır. Özellikte tıp, ziraat ve iletişim alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler insanların hayatlarında birçok problemlere çözüm olmuştur. Fıkıh alimleri bu gelişmeler karşında özellikle organ nakli, tüp bebek, genetik kopyalama, estetik ameliyat, protez kullanımı, otopsi,sinema ve televizyon, sosyal medya kullanımı, ekonomi alanında borsa, hisse senedi, tahvil, döviz alım ve satımı, bitcoin gibi konuları tartışarak İslam’a uygun yeni görüşler ortaya koymuşlardır.

  • Güzel sanatlar hangi başlıklar altında sınıflandırılır?

    GÜZEL SANATLAR Fonetik (İşitsel) Sanatlar   Plastik (Görsel) Sanatlar Ritmik (Dramatik) Sanatlar Edebiyat Müzik Resim Heykel Fotoğraf Mimari Hat Ebru Marangozluk… Tiyatro […]

  • “Fiilimsilerin özellikleri” nedir?

    Fiilimsilerin özellikleri • Fiilimsiler ek fiil alarak yüklem olabilir. • Fiilimsiler cümle içinde isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılabilir. • […]

  • Tarih2

    Ders Özetleri Konu Testleri Ders Özetleri TARİH 2 – 1. ÜNİTE ÖZETİ TARİH 2 -2,3. ÜNİTE ÖZETİ Konu Testleri Hazır […]

  • “Sait Faik Abasıyanık” kimdir, eserleri nedir?

    Sait Faik Abasıyanık (1906-1954) Edebiyatımızda durum hikâyesinin (Çehov tarzı) temsilcilerindendir. Sait Faik’in hikâyeleri; ele aldığı konulara göre insan ve toplum, […]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*